ODUNUN KURUSU SUYUN DURUSU
Tarih: 26.6.2016 11:15:59 / 502okunma / 0yorum
Hüseyin ÖZBEK

Oduna giderken köyden kuşluk vakti çıkar, oğul uşak, öküz eşek yola revan olurduk. Erken çıkan yol alır, erken evlenen döl alır misali gün ensemizi kızdırmadan yokuşa vurup uçsuz bucaksız ağaç denizine dalıverirdik. Ormanın gün vuran yerlerinde sabah çiğinin buharı göğe yükselirken değişik şekillere girer, masal dünyasının figürlerine dönüşürdü. Gün görmeyen yerler ise yağmur yağmışçasına ıpıslak dururdu. 

Her adımla biraz daha uzaklaştığımız Yazı Köyü´nün gittikçe küçülen evlerini, harmanları, tarlaları iki de bir geri dönüp seyretmekten tuhaf bir keyif duyardım. Kayın ormanının bitimiyle çam deryasına dalarken köy temelli  kaybolur, gökyüzünden gayrısı görünmez olurdu. 

Özbel yaylasını aşıp ormanın derinliklerine girdikçe çamların, köknarların uğultusu daha bir artar, iki yana salınan ulu ağaçlar anlaşılmaz bir dilden durmaksızın homurdanırdı. Dağın yücelerine çıktıkça, gökçeoğlak kuşunun;  “ oğul oğul gitti gitti”  çığlığı, dağ güvercinlerinin boğuk sesleriyle içimdeki ürperti büsbütün artar, babama daha bir yaklaşırdım.

O ise dost hanesine konmuş itibarlı konuğun rahatlığı içinde yolun önünü ardını, etrafı kollayarak yürürken ormanla karşılıklı tek kelam etmeksizin süren derin bir sohbetin hazzını yaşardı.

İlk gördüğünü baltasıyla devirmeyip, ağaç denizi içinde odunluk ağaç arayan babama çok kızardım. Tahsin Çavuş´la yan yana yürürken farklı düşlerin, başka  alemlerin insanları olarak birbirimize ne kadar uzaktık. Ben tez elden hazırlanacak odunla ikindiyi bulmadan köye inip, gün batımına kadar harmanlarda koşup oynamayı düşlerdim.  Babamsa daha köyden çıkarken tasarladığı yere gelmeden asla mola vermezdi. Ormanın, doğanın onun için ne anlama geldiğini bilemediğim deli toy yıllarımdı.

Babamın öküzlere oha, eşeğe çüş demesiyle menzile ulaştığımızı anlardım. Yükümüzü indirip azığımızı hayvanların uzanamayacağı bir dala astıktan sonra azıcık soluklanırdık. Kısa süren molanın ardından Tahsin Çavuş etrafı kolaçan etmeye başlar, behlediği ağaçların etrafını dolanır, dipten doruğa inceler, baltanın tersiyle hafiften vurduğu ağaca kulağını yapıştırıp sesini dinlerdi. O günkü kısmetimiz gövdesini, dallarını, kabuğunu iyice gözden geçirip elle de muayene ettikten sonra belli olurdu.

Babamın ağırkanlılığı, sakinliği, ağaçları hekim misali muayenesi beni hepten  usandırırdı. Ormanı yüzlerce yıldır ayaklarının basmadığı yer kalmamış Yörük atalarının kutsal mirası bellediğini bilemediğim yıllardı.  Hastalıklı, vadesi dolmuş, öz suyu çekilmiş ağaçlara ayağın kuru denir. Tanrının toprağa salıp can verdiği ağaçlar gün gelip ömür tamam olunca  ayakta ölürler.  Tahsin Çavuş gibilerin ayağın kurulara doğanın hükmünü icra edip bir çeşit defin merasimi yaptığını anlayabilmem için  epey zaman geçmesi gerekiyormuş.

Ayağın kuru da olsa ağaç baltaya direnir, her vuruşta çıkardığı inilti ormanın yankısıyla büyüyerek geri dönerdi. Son darbede inilti büsbütün yükselir, diğer ağaçlara çarparak yıkılırkenki feryadı ayaktakilerle yaslı figanlı bir helalleşmenin yerine geçerdi.  Yıl yıla ulandıkça başı göğe erecek gibi hep yukarıları gözleyen ağacın yerle ilk buluşması çok acı olurdu. Gövdesiyle, dallarıyla gacırdayarak ilk düşüşün ardından ortalığı kaplayan toz duman arasında sanki yeniden ayaklanmaya çabalardı. Birkaç yekinmeden sonra olduğu yere sessizce uzanır, kadere rıza gösterip kendisini  Koca Çavuş´un baltasına teslim ederdi.

Babam balta sapıyla ölçtüğü ağacın gövdesini  öküz arabasına yüklenebilecek parçalara ayırırdı. Eşeğin hakkı ise ağacın dallarıydı. Tahsin Çavuş öküzün, eşeğin harcını bilir, taşıyabileceğinden fazlasını asla yüklemezdi.

Öküzlerin, eşeğin yükünü ayrı ayrı istifledikten sonra azığı indirip yer sofrasını kurardık. Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar misali, öküzlerin, eşeğin yemini, samanını ihmal etmez, Tanrının verdiğini hakça paylaşırdık.

Ocağımızı yakıp, bacamızı tüttürecek hane hakkımızı teklifsiz verip bizi gözü tok ev sahibi misali uğurlayan ormanla helalleşip yola çıkardık. Dönüş hep yokuş aşağı olurdu. Yükünü almış eşeğimiz, koşulu öküzlerimiz köyün yolunu gözü kapalı bilirlerdi. Zifiri karanlığa kaldığımızda bile o şaşmaz sezgileriyle yoldan milim ayrılmadan, erinip yüksünmeden yüklerini menzile ulaştırırlardı.

Yazı Köy harmanlarında cirit atma hayalim İkipoyralı´ya, Tokmaklı´ya varmadan sona ererdi. Bakacak doruğundan aşağı sarkarken Çoban yıldızının ardından diğerleri de ışımaya başlar,  çocuk gözümde ağaçların kimi kurda, kimi boz ayıya dönüşürdü. Babam her zamanki sükuneti içinde öküzlere “gah” eşeğe “çüş” diyerek yola devam eder, korkumun farkına varmamış gibi davranırdı.

Çölmekçiler yokuşundan aşağı sarkarken Yazı köyünün cılız ışıkları görünmeye, köpek havlamaları duyulmaya  başlardı. Yanan ocakların duman kokusu burnumuza kadar gelince acıktığımı hisseder, anamın sıcak ekmeğini, oğmaç çorbasını düşlerdim. Hayvanlar da köye yaklaştıkça gayrete gelir hızlanırlardı. Onlar da can taşıyorlardı. Çift çubuk öküzün boynuzunda döner, ekimden dikime, sürümden ambara her iş onların boyunlarına binerdi. Ocağımızın, evimizin emektarlarının yemine samanına, nalına mıhına durmak ta bize düşerdi. Bundan gayrısının nankörlük olduğunu her köylü bilir, sofradaki ekmeğinin aşının emektarının hakkını bir tamam gözetirdi.

Köyün üst başından girdiğimizde anam çoktan aşağı inmiş, kardeşlerimle geliğimizin kapısını açmış olurdu. Önce eşeğin yükü yıkılır teri soğumadan semeri alınmazdı. Öküzlere oha dedikten sonra boyunduruktan boşandırılır, biraz soluklandıktan sonra oluğa suya götürülürdü. Hayvanlar ahırda yerlerine bağlanıp, samanı katığı verilmeden yukarı çıkılmazdı.

Dünyanın en güzel yemeği herkes için anasının yemeğidir. Oğmaç çorbası olsun, arpa yarması olsun o mübarek ellerin yaptığı aşımızı, ekmeğimizi keyifle yerken daha sofradan kalkmadan uyku omuzlarıma çöker, gözlerim kapanamaya başlardı. Sofradan döşeğe zor gider, uzanır uzanmaz Zümrüdüankanın kanadına  atlayıp Kaf dağının ardındaki düşler alemine dalardım.27 Nisan 2016

 

 

 

Anahtar Kelimeler: ODUNUN, KURUSU, SUYUN, DURUSU
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
MANİCİ BAŞI (27 Temmuz 2016 - Çarşamba)
GÜL DESTİ GÜLÜM DESTİ (13 Temmuz 2016 - Çarşamba)
MEZHEP MAKYAJLI ETNİK STRATEJİ (04 Ekim 2015 - Pazar)
BENİ BURAYA GÖMÜN OĞLUM ÜŞÜR (28 Eylül 2015 - Pazartesi)
MEHMET´İ HANGİ KURŞUN ÖLDÜRDÜ (14 Ağustos 2015 - Cuma)
PROVASI YAPILAN ŞAHADET (02 Temmuz 2015 - Perşembe)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
HAŞA MİN HUZUR
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
MÜZİSYEN BİR AİLENİN TEMSİLCİSİ ALİ CANBOLAT
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
İNSANI YÜCELTEN İZLER BIRAKTILAR
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
18 MART ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
İNANMAK BU OLSA GEREK.
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Celal TOPKAN- CUMHURİYETİN 93. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE ATATÜRK´Ü ANLAMAK VE KAVRAMAK
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
DEVLETLER VE İNSAN
Ahmet  DUMAN
Ahmet DUMAN
Medyanın Halleri
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
YOL AYRIMINDA, DÜŞÜNME ZAMANI…
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
AKP´NİN KORKUSU
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Cihat OVALI-SPOR YORUM
OLMADI MI OLMUYOR
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
BÜYÜK TEHLİKE: SÜNNİ-Şİİ SAVAŞI
İlhan ALPER
İlhan ALPER
ARABESK
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
İnsanlığın Derinleşen Sosyal Sorunlarını Çözecek Olan İnsan Beyni mi? Yapay Zeka mı?
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
DEMOKRASİ VE YURTSEVERLİK
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
“ARTIK MECLİS VAR !”
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Celal Topkan
Celal Topkan
GELECEK SENİN DÜŞÜN VE ÖYLE KARAR VER
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
BAĞDAŞTIRMACILIK VE EĞİTİM
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
İNTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
GALİLEO GALİLE
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
CUMHURİYETİN DÖNÜM NOKTALARI (20)
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Takdir Senin Türkiye!
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
ZÜBEYDE HANIM
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
KÖMÜR TAŞIMA VE DAĞITIM İHALESİ
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
BİR EVET HİKAYESİ
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
İHTİYARLAR PERİŞAN EDİLMESİN
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
11 °C
Pazartesi
12 °C
Salı
11 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-3/20/1347519475780.jpg