Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


MESLEKLERİ KIYASLAMA YANLIŞI

Günümüzde, önemli bir toplumsal travma olma yolunda ilerleyen, mesleki kıyasa yönelik bir söylem var.


İnsanlar, kendilerinin ya da yakınlarının meslekleriyle, gözlerine kestirdikleri farklı mesleklerin kazanımlarını kıyaslayarak, her durumda kendilerini mağdur olarak tanımlamaya başladılar. Ülkede, bu yöndeki eleştirel söylemler öylesine arttı ki bireysel bazda, meslek sahiplerinin birbirlerine bakışlarında, negatif rekabete yönelik değişimler başladı. Kıyaslama, tartışma boyutlarına taşınarak, farklı meslekler arasında, maaşlar ve sunulan sosyal imkânlar üzerinden devam ederken, sosyal medyada, hemen her gün, bu yönde kıyaslamalarla yapılan paylaşımları görmek mümkün.

Ekonomik dengesizliğin baskısı altındaki birey, çevresinde bulunan ve yaşam tarzını kolaylıkla gözlemleyebildiğini düşündüğü, farklı meslek mensuplarının maddi kazanımları ile kendi mesleğinin maddi kazanımı arasında bir kıyaslama yaparak, diğerinin daha yüksek olan kazancını gördükçe, kendini psikolojik bir kısır döngü içine sokma yanlışına yönlenirken, diğer meslek sahibine, her durumda, neredeyse düşmanı gözüyle bakmaya başlıyor. Bir süre sonra da zihninde oluşturduğu kendi doğrularıyla, kendi mesleğinin, yaptığı işin daha fazla eğitim ve emek gerektirdiğinden, daha yüksek gelir de getirmesi gerekliliğinden hareketle, bir anda kendini mağdur konumuna sokarken, diğerlerini haksız kazanç sahibi olarak kabul etmeye başlıyor. Üstelik bir süre sonra devreye giren manipüle veya ajite edilmiş bilinçli söylemlerle, meslekler arası, hatta meslek içi farklı statülerde düşmanlık boyutlarında tartışmalar başlıyor. Bu gelişmenin sonuçları, temelde sadece toplumsal ya da meslek içi gerginlikleri tırmandırırken, düşüncesine katı olarak inanıp, sahiplenmiş bireylerin moral ve motivasyonunda düşüşle, önemli travmalar yaratıyor. Bu gelişme bir yandan toplumu ayrışıma sürüklerken, bir yandan da ortaya çıkan istemler konusunda hedef saptırıyor. Çünkü kazanımlar, sağlanan haklar meslek sahibinin istemleri olsa da esasen, işveren olarak tanımlanan tarafından tahsis edilirken, yasal düzenlemeler devlet tarafından yapılıyor. Ancak tartışan taraflar, nedense her defasında meslek sahipleri oluyor ki bu tartışmalar toplumsal sıkıntılar yaratırken, yapılan mücadele de yanlış hedefe odaklanmakla boşa gidiyor.

Bu konuda bilinmesi gereken en önemli husus, meslek gruplarının icra ettiği görevlerin, birbirleriyle kıyaslanmasında hatalı sonuçlara ulaşılacağı olmalı. Çünkü hemen her meslek grubunun, yaptığı işler arasında mutlaka ki ortak konular olabilir ama iş, icra ve çıktı aşamasına geldiğinde görülür ki esasen yapılan iş, kabul edilen risk, gerekli tecrübe, üstlenilen sorumluluk ve amaçlanan, üretilen bazen kısmi benzerlik gösterse de esasta farklı.

Öğretmen, polis, asker, sağlıkçı, işçi, memur ve daha birçok farklı isimle anılan meslek grubu, yaptığı iş ve kazanımı konusunda kıyaslamaya kalkışıldığında, ortaya çıkan sonuçlar gösterir ki her birinin esasen yaptığı iş farklı iken, her bir meslek grubu da olmazsa olmaz konumda. Çünkü tüm meslekler, toplumsal yapıda bir puzzle parçası gibi. Herhangi birinin eksikliği, oluşması gereken resmin bütünlüğünü bozuyor. Bu durumda da meslekler arası kıyaslama yapmak doğrudan hataya götürüyor.

Olması gereken, öncelikle meslek seçiminde fırsat eşitliğinin sağlanması ve bir meslek grubu için gerek ve yeter şartları taşıyan her bireyin, ilgili mesleği seçebilme özgürlüğünün tanınması. Doğaldır ki her mesleği, her bireyin yapması mümkün değil ve meslekler arası bireysel dağılım olması gerekliliği de var. Bu durumda da ortaya liyakat kavramı çıkar. İster liyakat ister gerek ve yeter şartlar ilişkisi nedeniyle, birey bir mesleğe ulaşamamışsa, burada sorunu kendinde aramalı. Ayrıca, her meslek grubu içinde, yönetimsel bir kademelenme olmak zorunda ve doğal olarak yönetimsel piramidin üst seviyelerine çıkıldıkça, artan sorumluluk, bilgi, tecrübe, risk üstlenimi ihtiyacıyla, gelir seviyesinin artarak değişim göstermesi de normal.

Meslek grubu içinde işçi, usta, teknisyen, mühendis, müdür, genel müdür gibi kademelenme doğalken, kademelenmede değişen kazanımlar için tartışma, bireyi sadece çatışmalarla huzursuzluğa götürür. Ancak şu da bir gerçektir ki her çalışanın insanca yaşayabilmesi için gerekli kazanımı dikkatle tespit edilmeli ve hak olarak tanımlanıp, ilgiliye, daha o talep etmeden verilmelidir. Çalışanın haklarının korunması için kanunlarla güvence altına alınmış sendikaların görevi de yapılan iş, emek-ücret dengesini sağlayarak, çalışan adına işveren ve devlet ile gerekli girişimleri, gerekiyorsa yasal çerçevede mücadeleyi yapmaktır.

Tarihsel süreç incelendiğinde, güç sahiplerinin, birçok kez, çalışma hayatını sömürüye çevirmekten ve insanları köle konumunda kullanmaktan çekinmedikleri gözlemlenir. Sermaye sahibinin böyle bir davranış sergilemesi, insanın ben egosu kapsamında, anlaşılması mümkün bir eylemdir. O halde bu konuda bir tedbir alınıp, çıkarılacak kanunlarla, iş hayatının her kademesinin, kurallarla kontrol altına alınması gerekir ki bu da sosyal devletin en önemli görevlerindendir.

Meslekler arası ve daha da kötüsü meslek içi yönetimsel kademelenmeyle, bireysel kazanıma yönelik kıskançlığa, düşmanlığa varan davranış şekilleri, yanlışlığıyla sadece sorun yaratır. Doğru olan, sağlanan fırsat eşitliğinde, liyakat esasıyla mesleklere ulaşabilme imkânının her bireye sağlanması, emek-ücret dengesinin makul seviyeye getirilmesi ve her bireyin asgari seviyede kazanımının, insanca yaşama imkân sağlayacak şekilde düzenlenmiş olmasıdır. 



YAZARLAR

  • Cumartesi 38 ° / 22 ° Güneşli
  • Pazar 36 ° / 23 ° Güneşli
  • Pazartesi 34 ° / 23 ° Fırtına
  • BIST 100

    115.748%-0,99
  • DOLAR

    6,8672% 0,21
  • EURO

    7,7212% 0,23
  • GRAM ALTIN

    392,38% 0,27
  • ÇEYREK ALTIN

    647,427% 0,27