KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (4) 23 NİSAN´IN ANLAMI
Tarih: 25.4.2016 11:12:20 / 446okunma / 0yorum
Ahmet ERDOĞDU

/resimler/2016-4/22/1120557667415.jpgKurtuluş Savaşı yıllarının işlendiği yazı dizimizde yazarımız Ahmet ERDOĞDU sordu, konunun uzmanı Sayın Zeki SARIHAN yanıtladı.

Emperyalist ülkelerce, Ortadoğu haritasının yeniden çizilmeye çalışıldığı şu günlerde Yeni Adana Gazetesi, Kurtuluş Savaşı yıllarını tekrar incelemenin yararlı olacağını düşünerek yeni bir yazı dizisini bu konuya ayırdı.

Altı asırlık imparatorluk kurtlar sofrasında paylaşılıyordu...

Başta emperyalist güçler olmak üzere, tüm dünyanın: “Hasta Adam ölüyor!” dediği anda silkindi Anadolu halkı. Çelik gibi bir iradeyle, sarsılmaz bir inançla, Kuvayı Milliye ruhuyla dikildi işgalcilerin karşısına.

Türk Kurtuluş Savaşı, dünya tarihinin inanılması en güç olaylarından biridir...

Mustafa Kemal´in önderliğinde Türk Halkının yarattığı bir mucizedir...

Ölümden korkmadan, ölümü yenen hürriyet aşıklarının yazdığı destandır...

Düşmanla birlikte, ezilmişliğin ve ihanetin de mağlup edildiği, şanlı bir başkaldırıdır...

Ahmet ERDOĞDU´nun Sayın Zeki SARIHAN ile yaptığı “23 Nisanın Anlamı” adlı söyleşiyi 5. Sayfamızda okuyabilirsiniz.

KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (4)

23 NİSAN´IN ANLAMI

Değerli okurlar, Sayın Zeki SARIHAN´la Kurtuluş Savaşı günleriyle ilgili söyleşimize “23 Nisan´ın Anlamıyla” devam ediyoruz.

Z. SARIHAN- 1877´de 115 mebusla başlayan parlamento geleneğimizde 23 Nisan 1920 Meclisinin çok önemli bir yeri olduğu ortadadır. 23 Nisan 1920´den önce toplanan altı meclisin başta gelen görevleri, Osmanlı ülkesinde yaşayan milliyetleri bir parlamento çatısı ve Osmanlı milliyetperverliği çevresinde toplayarak imparatorluğun dağılmasına engel olmak, padişahın yetkilerini kısıtlayarak bütçeyi denetlemek, İdare usullerinde reform yaparak Avrupa´nın beklentilerine cevap vermekti.

1877´den sonra Türkiye, birçok savaşlara girdi fakat bu dönemde toplanan altı Meclis´ten hiç birinin asıl görevi vatanı savunmak için gerekli çareleri düşünmek değildi. Zira Türkiye´nin yaşadığı en geniş çaplı, korkunç ve imparatorluğun yapısını baştan ayağa değiştiren Birinci Dünya Savaşı´nda Meclisi Mebusanın karar verici ve savaşı yönlendirici bir rolü olmamıştır.

İlk defa olarak, vatan topraklarının ve millî bağımsızlığın düşmana karşı savunulması amacıyla bir meclis toplanması zorunluluğu 1919´da ortaya çıktı. 30 Ekim 1918´de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla imparatorluk yenilgiyi kabul etti. Barış anlaşmasında son şekli verilmek üzere ülke yer yer işgal edilmeye başlandı. 1914´te açılan Meclis padişah tarafından kapatıldı. Galiplerin İstanbul´daki tercihi bir Hürriyet ve İtilaf Partisi hükümetiydi.

/resimler/2016-4/22/1121285785253.jpgŞimdi, ülkenin geleceğini kim karar verecekti? Padişah, onun topladığı Saltanat Şûrası mı, Damat Ferit Hükümetleri mi? Yoksa milletin seçilmiş temsilcilerinden oluşan bir Meclis mi? Balıkesir, Alaşehir, Erzurum, Sivas kongresi gibi oluşumların temsilcileri, iradelerini bir parlamento ile ortaya koymak istediler. Yeni seçimler yapılarak yeni bir Meclis toplanmalıydı. Bu konuda ayak sürüyen Damat Ferit Paşa Hükümeti de yıkılınca İstanbul´da kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti, seçim yapılmasını sağladı. Bu seçimi azınlıklar ve İtilafçılar boykot ettiler. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti´nin adayları ezici bir üstünlük sağladı.

VATANI SAVUNMAK İÇİN TOPLANAN MECLİS

12 Ocak 1920´de açılan Son Osmanlı Meclisinin amacı, gene de doğrudan doğruya silahlı bir mücadeleye girişmek değil, vatanın esaret ve bölünme kabul etmeyeceğini dünyaya ilan etmekti. Meclis bunu Misakı Millî´yi ilan ederek yerine getirdi. Fakat İngilizlerin İstanbul´u işgal ettikleri 16 Mart 1920´den sonra çalışmalarını güvenlik içinde yapabileceği bir zamana erteleyerek dağıldı. Padişah Vahdettin, bu Meclisi de feshetti. Şimdi görev, İstanbul dışında, padişahın ve işgalcilerin elinin uzanamayacağı güvenli bir yerde Meclis´i yeniden toplamaktı. İstanbul´da kapanan Meclis´in üyeleri ve Anadolu´da yeniden yapılan seçimlerde belirlenen mebuslar, Ankara´da toplantılar. Bu meclis, bir ordu toplayacak, yeni kanunlar çıkaracak, imparatorluktan elde kalması mümkün olan topraklar üzerinde yeni bir devletin temellerini atacaktı.

/resimler/2016-4/22/1126143290855.jpg23 Nisan Meclisinde, bundan önceki meclislerden farklı olarak Hıristiyan azınlıkların temsilcileri yoktur. (Seçime sokulmamışlardır). Hürriyet ve İtilaf taraftarları da yoktur. 23 Nisan Meclisi gene de çok sesli bir meclistir. Bu Meclisi oluşturan üyelerin meslek dağılımı yayımlanmıştır. Askerler, idareciler, din adamları, aşiret şeyhleri veya toprak sahipleri, tüccarlar, eğitimciler… Meclisin sınıfsal yapısı hakkında bunlar tam bir görüş veremez. Gene de bu Meclis´te işçilerin, yoksul ve orta, hatta zengin köylülerin, üniversite gençliğinin, küçük esnaf ve zanaatkârların temsilcilerinin olmadığı ortadadır. Tek işçi olarak görünen Zeytinburnu fabrikalarından ustabaşı Numan Efendi, 1919 seçimlerinde İttihatçı olduğu için seçilmiştir.

Birinci Meclis üyelerinden birçoğu, Sovyet devrimiyle doruğa çıkan sosyalizm akımından ve bunun bir sonucu olarak Rusya´da kurulan işçi, köylü ve asker meclislerinden haberdar oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu eksikliğini hissettiler ve açıkça da dile getirdiler. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere bazı mebuslar ve idareciler, TBMM´nin de Sovyet sistemiyle eş olduğunu ileri sürdüler.

İDAREYİ DOĞRUDAN DOĞRUYA HALKA VERMEK

TBMM, içlerinde işçi ve köylülerin temsilcisi olmayışını, sosyalizme yakın görüşler savunarak gidermeye çalışıyordu. Meclis´te kurulan Halk Zümresi, Meclis içinde ve dışında var olan Yeşilordu, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, Mustafa Kemal Paşa´nın kurdurduğu Türkiye Resmi Komünist Fırkası, hatta 1921 Anayasası, bu eğilimin ürünüdür. “idarenin doğrudan doğruya halka verilmesi” o yılların en çok telaffuz edilen siyasi ilkesidir.

Kurtuluş Savaşı´nı komutanlar, idareciler, eşraf temsilcileri yönetti. Fakat bu savaşta en önde çarpışanların, vatanı için canını verenlerin en yoksullar, yani köylüler olduğunu teslim etmeyen yoktur. Mustafa Kemal Paşa´nın 1 Mart 1922´de Meclis kürsüsünden söylediği, o zaman da çok olumlu yankılar yapan “Türkiye´nin efendisi köylüdür!” sözü köylülere karşı bir şükran ifadesidir. Temmuz 1920´de Bursa düştüğü zaman Celal Bayar´ın bundan Bursa burjuvazisini sorumlu tutması, çözüm olarak Meclis´te “İdareyi doğrudan halka verme”nin önerilmesi de gösteriyor ki vatanını en kararlılıkla savunacak olan eşraf, ağa, tüccar zümreleri değil emekçilerdir.

Tarihte bazı olayların önemi zamanında anlaşılmaz. Bu olayların yol açtığı büyük sonuçlar sonradan görülür. Fakat millet, 23 Nisan 1920´te yaptığı işin büyüklüğünü biliyordu. Ankara´daki Meclis, birkaç yüzyıldır süren büyük devletlerin tasallutundan ve vesayetinden temelli kurtuluşun başlangıcı olacaktı. Türkiye imparatorluk olmaktan çıkıyor, milli bir devlet oluyordu. Padişahlık kalkıyor, onun yerine bir cumhuriyetten başka bir şey olmayan millet egemenliğine geçiyordu. Dahası bu bir ‘´Halk devleti´´ olacaktı. Henüz resmen ilan edilmemiş olmakla birlikte başkent bile değişiyordu. Türkiye Fransız İhtilali´nin başlattığı yeni bir siyasi devre giriyordu.

Bu olgulardan ötürüdür ki, açılışından bir yıl sonra Meclis, 23 Nisan´ı Millî bayram olarak ilan etti. Bu, 23 Temmuz 1908 Hürriyet Bayramı´ndan sonra Türkiye´nin ikinci millî bayramıydı. Hürriyet Bayramı önemsiz olmamakla birlikte zaman içinde kutlanmaz oldu. Böylece 23 Nisan milli Türkiye´nin ilk bayramı olma özelliği kazandı.

VATAN NİÇİN SAVUNULUR?

/resimler/2016-4/22/1123114693435.jpgBağımsız bir vatanın sahibi olmak,  o vatanın nimetlerinden hakkıyla yararlanma isteğini ve umudunu da içinde taşır. Örneğin Batı Anadolu´yu Yunanlıların işgal etmesi, bölgenin servet kaynaklarının da Yunanlıların eline geçmesi demektir. Her sınıf halk vatan savunmasına kendi sınıflarının çıkarları doğrultusunda katılır. Bağımsız bir vatan özlemi, içi boş bir kavram değildir. Emekçiler de vatan savunmasına, daha refah içinde yaşamak, daha hakça bir bölüşüm umuduyla katılırlar. Kendileri savaşta ölürse bundan çoluk çocukları yararlanacaktır. Bu fırsatı yakalamaları onların sınıf bilinciyle ve örgütlülükleriyle orantılıdır.

Savaş yalnızca hâkim sınıfların çıkarlarına hizmet edecekse, zafer kazanılsa bile bundan emekçilere bir pay düşmeyecekse askerden kaçma eğilimleri artar.  Birinci Dünya Savaşı´nda bundan ötürü dağ taş asker kaçaklarıyla doludur. Kurtuluş Savaşı bu bakımdan Birinci Dünya Savaşı´ndan farklıdır. Emekçiler, bu savaşa bağımsız vatanın sağlayacağı nimetlerden kendilerine de pay düşeceğini hissederek katıldılar. Savaşı yönetenler de halka bu konuda vaatlerde bulundular.

Kurtuluş Savaşı döneminde sınıfların örgütleri ve temsilcileri arasında bazı itiş kakışların yaşanması, Savaştan sonra da emekçilerin örgütlerinin yasaklanması tamamen bu bölüşüm hesaplarıyla ilgilidir. Burjuva tarihçileri ve politikacıları bu gerçeği örtmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Halk, her fırsatta hamasi nutuklar atan ve fakat vatanın nimetlerini kendilerine ayıran politikacılarla alay etmek için “Vatan, millet, Sakarya” söylemiyle alay etmiştir. Neyzen Tevfik´e veya Sakallı Celal´e atfedilen şu ifade bir darbımesel haline gelmiştir.

“Kalkın ey ehli vatan dediler

Kalktık

Bir de baktık yerimize başkaları oturmuş!”

Nazım Hikmet de bu gerçeği Kurtuluş Savaşı Destanı´nda Kartallı Kâzım´ın hikâyesinde şu dizelerle anlatır:

“Dövüştü pir aşkına

Yaralandı birkaç kere

Ve saire.

Ve kavga bittiği zaman

Ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman

Kavgadan önce Kartal´da bahçıvandı,

Kavgadan sonra Kartal´da bahçıvan.”

Türkiye Savaşı Demokrasiyle kazandı

/resimler/2016-4/22/1123443756618.jpgTürkiye´nin bu savaşı zaferle sonuçlandırmasının nedeni nedir biliyor musunuz? Demokrasi. Türkiye, Birinci Dünya Savaşı´nı demokrasinin yokluğu nedeniyle kaybetti. İttihat ve Terakki yönetici kliği, değil meclise, hükümete bile haber vermeden ülkeyi emperyalist bir ülkenin zaferine güvenerek ve onun zaferine bel bağlayarak ülkeyi sonu belirsiz bir maceranın içine attılar. Yüz binlerce genç Anadolu köylüsü, Turancılık ve İslamcılık hayalleri nedeniyle Kafkaslarda, Çanakkale´de, Çöl´de, hatta çok uzaklardaki Galiçya´da ateşin içine atıldı ve canını verdi veya sakatlandı. Kadınlar dul, çocuklar yetim kaldı. Servetler harap oldu. Millete sorulsaydı, ülkede demokrasi olsaydı, kim böyle dibi görünmez bir göle atlamak isterdi?

/resimler/2016-4/22/1121580004530.jpgBir de Kurtuluş Savaşı´na bakalım: Daha Mondros Ateşkes Anlaması imzalanır imzalanmaz, yurdun üstünde kara bulutlar dolaşmaya başlayınca kurulan Müdafaai Hukuk dernekleri, Balıkesir´de, Nazilli´de, Alaşehir´de, Erzurum ve Sivas´ta aşağıdan yukarıya doğru toplanan kongreler. Bunların yurdun her yerinde açılan şubeleri. Anadolu´nun her kentinde ve kasabasında işgallere karşı ve ordunun zaferi için miting yapıp dua eden kalabalıklar. Ve milletin hemen her eğiliminin temsil edildiği Büyük Millet Meclisi. Kendi kaderini eline aldığını bilen bir millet. Gerektiğinde başkumandana bile kök söktüren bir muhalefet.

Kurtuluş Savaşı´nın ülkedeki bütün unsurları birleştiren millî birlikle başarıya ulaştığını da unutmamak gerekir.

Kurtuluş Savaşı, onu yöneten komutan ve siyasetçilerin kumar oynamaktan şiddetle kaçınan, maddi ve moral kuvvet toplamaya dayalı, ezilen Doğu dünyasını arkasına alan, düşmanın zayıf ve güçlü yanlarını hesaba katan ve haklılığı elden bırakmayan politikalarıyla zafere ulaşmıştır.

Sözün özü: Bir savaşta haklı olmak savaşanlara kuvvet verir. Kurtuluş Savaşı Türkler için tamamen haklı bir savaştır. Kurtuluş Savaşı bize yalnız vatanı için dövüşüp kendinden sonraki kuşaklara bağımsız bir vatan bırakan kahramanlara teşekkür etmeyi değil, onunla birlikte, halkın kendi örgütleri eliyle vatanın kaderine el koyması gerektiğini, savaşla devrimin birleşmesinin halk için daha mutlu sonuçlar doğuracağını da hatırlatmalıdır.

 Zeki SARIHAN´ın 23 Nisan´la ilgili görüşlerinden sonra konuyla ilgili olarak Cemil SÖNMEZ´in “ATATÜRK´TE ÇOCUK SEVGİSİ” adlı kitabından şu alıntıları yapalım.

ATATÜRK VE ÇOCUK

“Küçük Hanımlar, Küçük Beyler,

Sizler hepiniz yarının bir gülü, yıldızı, geleceğin nurlu ışığısınız. Memleketi ası aydınlığa kavuşturacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz kızlar, çocuklar.”

                                                                     MUSTAFA KEMAL (17 Ekim 1922)

ADANA, 15 MART 1923

Adana Darüleytamında (Yetimler Mektebi)

Mustafa Kemal Paşa akşamüstü İstasyon semtindeki Darüleytamı gezdi. Oradaki yetim çocukları sevdi, onlar hakkında, ilgililere sorular sorarak bilgi aldı.

Okulun geniş avlusunda misafirlerin inişini düzgün sıralar haline; bekleyen Darüleytam çocuklarını görünce üst katta yanındaki ilgililere şu direktifi verdi:

“Canım, bu çocukları niye böyle tutuyorsunuz, bırakınız oynasınlar.” Derhal aşağı koşanların inip çocukları dağıtmalarını beklemeyerek yukardan bağırdı:

“Haydi dağılın çocuklarım, hoplayın, oynayın.”

“Paşa Hazretleri, ilgililere büyük bir yardım vaat ederek okuldan ayrıldı.”

16 MART 1923 ADANA SANAYİ MEKTEBİNDE

Ulu Cami´den çıktıktan sonra cami yakınındaki Sanayi Mektebini germek isteyen Mustafa Kemal Paşa, burayı da gezdi. Okulun tarihi hakkında verilen bilgileri dinledi.

Müdür İbrahim Vehbi (Ayan) Bey´in okul tarihi hakkında verdiği bilgileri dinledikten sonra okulun eski tezgahlarını yakından inceleyerek: “Mektebi modern hale getirelim.” dedi.

Emme basma tulumbalara ve demirin örste vurulmasına dikkat çekerek:

“ Suyu yerde kullanalım (artezyen olarak); yalnız çekiç vurmayı değil teknik öğretelim.” dedi.

MERSİN, 17 MART 1923

Gazi Mustafa Kemal Paşa Adana´dan sonra 17 Mart 1923 günü Mersin´e geldi. Beraberinde yine eşi Latife Hanım, milletvekilleri. Başyaver, Muhafız Birliği Komutanı ve gazeteciler vardı. Bu O´nun Mersin´e ilk gelişiydi.

Burada da halk O´nu coşkun sevgi gösterileriyle karşıladı. Karşılama töreni sırasında meydana gelen ilginç bir olay Gazi´yi çok duygulandırdı.

Karşılama töreninde biri kız, diğeri erkek iki küçük çocuk, çevresini kuşatan protokolü yararak Gazi Mustafa Kemal Paşa´nın karşısına çıkmayı başardı. O, bundan çok duygulandı. Çocukları sevdi, onlara da yakınlık gösterdi.

TARSUS, 18 MART 1923

Mersin´den Tarsus´a gelen Gazi Mustafa Kemal Paşa, burada da halk tarafından sevgi ile karşılandı.

Her gittiği yerde fırsat buldukça okulları da gezen, öğretmen ve öğrencilerle yakından ilgilenen Gazi, buradaki bu gezisinde Zükür İptidai Mektebine (Erkekler İlkokulu) gitmiştir. Okul bahçesinde sıra olan öğrencilerle yakından ilgilenerek onlara koşulu oyunlar oynatmıştır. Daha sonra sınıflara girmiş, dersleri ile ilgilenmiştir.

Bir sınıfta zeki bir çocuğun daha çok Arapça olan bir okuma parçasını okuması dikkatini çekmiştir.

Ezberciliğin sakıncaları üzerinde duran Gazi Mustafa Kemal Paşa, kendi çocukluk anılarından da örnekler vererek şöyle demiştir:

“Ben çocukken hiç ezberleyemezdim. Öğretmenlerimden ceza alırdım. Lâkin bundan memnunum. Her ezberlettiklerini belleseydim, dimağımda düşünmeye yer kalmayacaktı.”

                                                                                        Devam Edecek

Anahtar Kelimeler: KURTULUŞ, SAVAŞI, GÜNLERİ, NİSAN, ANLAMI
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (4) (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (3) (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (2) (25 Ekim 2016 - Salı)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (1) (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (8) (24 Mayıs 2016 - Salı)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (7) (16 Mayıs 2016 - Pazartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (6) (07 Mayıs 2016 - Cumartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (5) (02 Mayıs 2016 - Pazartesi)
“MİSAK-I MİLLİ ASGARİ PROGRAMDIR” (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
KIBRIS NEREYE GİDİYOR? (22 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (3) (08 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (2) (05 Şubat 2016 - Cuma)
CHP NEREYE GİDİYOR? (1) (05 Şubat 2016 - Cuma)
DR. SEDA BAYINDIR ULUSKAN´LA SÖYLEŞİ (25 Ocak 2016 - Pazartesi)
TÜRKİYE VE DÜNYADA ENERJİ SORUNU (01 Ocak 2016 - Cuma)
KURTULUŞ SAVAŞININ KAHRAMAN GAZETESİ (25 Aralık 2015 - Cuma)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (28 Kasım 2015 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA 29 EKİM ÖZEL YAZISI (29 Ekim 2015 - Perşembe)
HEPİMİZ OSMANLICA ÖĞRENİYORUZ! (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
ÇANAKKALE CEPHESİ (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
NEDEN 29 EKİM? (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
TELEFON ISTIRABI
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
MÜZİSYEN BİR AİLENİN TEMSİLCİSİ ALİ CANBOLAT
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
“…NOW GIVE ME THE WORD AYAS, AYAS, AYAS.”
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
18 MART ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
İNANMAK BU OLSA GEREK.
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Celal TOPKAN- CUMHURİYETİN 93. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE ATATÜRK´Ü ANLAMAK VE KAVRAMAK
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
ŞIMARIK VE ŞAŞKIN AVRUPA
Ahmet  DUMAN
Ahmet DUMAN
Medyanın Halleri
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
YOL AYRIMINDA, DÜŞÜNME ZAMANI…
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
AKP´NİN KORKUSU
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Cihat OVALI-SPOR YORUM
OLMADI MI OLMUYOR
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
BÜYÜK TEHLİKE: SÜNNİ-Şİİ SAVAŞI
İlhan ALPER
İlhan ALPER
ARABESK
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
İnsanlığın Derinleşen Sosyal Sorunlarını Çözecek Olan İnsan Beyni mi? Yapay Zeka mı?
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
DEMOKRASİ VE YURTSEVERLİK
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
“ARTIK MECLİS VAR !”
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Celal Topkan
Celal Topkan
GELECEK SENİN DÜŞÜN VE ÖYLE KARAR VER
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
BAĞDAŞTIRMACILIK VE EĞİTİM
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
İNTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
GALİLEO GALİLE
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
CUMHURİYETİN DÖNÜM NOKTALARI (20)
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Takdir Senin Türkiye!
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
ZÜBEYDE HANIM
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
KÖMÜR TAŞIMA VE DAĞITIM İHALESİ
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
BİR EVET HİKAYESİ
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
İHTİYARLAR PERİŞAN EDİLMESİN
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
13 °C
Salı
12 °C
Çarşamba
11 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-3/20/1347519475780.jpg