kitaplık-elş.deneme YASEMİN BÜLBÜL-“SON SALTANAT ERTUĞRUL”(*)
Tarih: 15.10.2018 10:42:51 / 318okunma / 0yorum
ALİ TAŞ ADN.

             Yasemin Bülbül´ün, “Son Saltanat Ertuğrul” adlı kitabı “Sakal”, “İstanbul´a Veda”, “Yahudi Kılavuz”, “Gelin Çeyizi Bombay”, “Panik”, “İstanbul´a Dönüş”, “Gemideİnfaz”, “Devvar Fırtınası”, “Yokohama”, “Kolera” ve “Son Çığlık” adlı bölümlerden oluşuyor.  Yasemin Bülbül gerçekçi bir bakış açısıyla tarihsel olayları kaleminin süzgecinden geçiriyor. “Son Saltanat Ertuğrul” da bunlardan biri. Ertuğrul faciasının üzerindeki örtüyü açarken padişahlık döneminde yaşanan tek adam hükümranlığının vardığı bir felaket noktası olmanın yanı sıra; hırsın aklı gölgelediği bir acı sonuç olarak Ertuğrul faciası belleklere kazınır.

Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa Ali Bey´i Japonya´ya gidecek olan Ertuğrul Fırkateyni´nin kaptanlığına atar. Hüsnü Paşa´nın damadı Albay Osman Bey de gemi komutanıdır. Aslında gemiye komutan olarak atanan Osman Bey´in büyük kardeşi Albay Mehmet Raşit geminin durumunun berbat olduğunu söyleyerek bu görevi kabul etmez. Hüsnü Paşa´nın damadı Albay Osman Bey de Port Said´den ağabeyine gönderdiği mektupta; ”Ertuğrulun komutanlık vazifesini kabul etmemekte çok haklısın, Japonya´ya gitmek şöyle dursun bu gemi ile şurdan şuraya gidilemez… Ben de bunu kabul etmeyecektim ama! Hem kayınbabamın sözünden çıkmak istemedim hem de bir türlü geçinemediğim karımdan kurtulmak istedim. Ölürsem de gam yemeyeceğim.” (s.86) diye yazar. Mehmet Raşit Bey kaza haberini Ceride-i Bahriye gazetesinden okuyunca kardeşi olan Ertuğrul´un kaptanı Albay Osman Bey´in de öldüğünü de anlar. Doğru Bahriye Nezareti´ne giderek Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa´nın yakasına yapışarak, “Kaatil! der fısıltıyla, sonra da tüm gücüyle bağırarak:”Sen bir kaatilsin!... Sana söylemiştim! Bu gemi gitmez demiştim!..” der. Hasan Hüsnü Paşa´nın, ”Takdir-i ilahi…” yanıtı üzerine de; “Takdir-i ilahi falan değil, senin kariyerinin hırsının kurbanı bunlar. Kendi ihtirasların yüzünden harcadın beş yüz insanı! Sen katilsin! Ve bu yaptıklarının hesabını vereceksin” diye bağırır.  

Çarkçıbaşı Harry sürgün yese de doğruluk yönünde bildiğinden şaşmaz… Gemiyi denerken kazan patlar ve Hüsnü Paşa kendisine sorduğunda, normalde verilmesi gereken buharın dörtte birini verdiği halde kazanın patladığını ve bu gemiyle çıkılamayacağını söyleyince, Hüsnü Paşa onu Adalar hattında çalışan vapura atar. Jurnalcilerin harekete geçirdiği padişah Abdulhamit´i de, kendisine yakın isimlerden kurdurduğu inceleme komisyonunun verdiği olumlu raporla yatıştırır.

 *JAPONYA´YA DOĞRU

Ertuğrul´un ikinci gemide hediyeler gidecek lafını yaysa da böyle bir şeyin olmadığı ve armağanların birinci gemiyle gideceğini öğrenirler. Bu ara gemide Japon İmparatoru´na verilecek armağanlarla ilgilenen bir de İngiliz ajanı vardır. Mösyö Aden´in yönlendirdiği ajan Serhat, Albay Osman bey tarafından bilinmeden seçilir ve sonun onun da güvenini kazanarak emir eri olur. Port Said de, Süveyş kanalından geçmek için tarih almaya ve aralarında Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa´ya yazılan mektubun da bulunduğu gönderilecek mektuplar postaya verilmek üzere ona teslim edilir. Serhat aslında Osmanlı´ya başkaldırdığı için evleri yandığı belirtilen bir Dersim köyündeki ağanın çocuğudur. Serhat ve yangından kurtardığı iki kız kardeşi İstanbul´a gönderilir. Kız kardeşleri bir ailenin yanında kalırken kendisi de kışla gibi bir yerde kaldığı ilk geceden sonra kaçar, sokaklarda, köprü altında yaşamaya başlar. Mösyö Aden ise kendisini köprü altından alıp sahip çıkmıştır. Ertuğrul, Singapur´a doğru ilerlerken, Japon İmparatoruna verilecek armağanları koruyan Osman Efendi hastalanınca onun yanına en güvenilir adam olarak casus Serhat´ı verir. Serhat´ın casusluğu anlaşılınca da Osman, Serhat´ı tabanca ile öldürüp, açık denize atarlar. Gemi Singapur´a gelince Osman Bey Tuğamiralliğe terfi ettiğine dair bir telgraf alır. Bu ara gemi Singapur´da da halkın ilgi odağı olur. Hatta “…Sumatra, Cava ve Siyam Müslümanları, Felemenklilerin yaptığı zulmünü dile getiren iki adet yazıyı Osman Paşa´ya vermişler ve Osmanlı Devleti´nden yardım istenmişlerdir.” (s.212) 

*SÜVEYŞ KANALI

Süveyş kanalının kimliği yer alır… Akdeniz sahilindeki Port Said de başlayıp, Kızıldeniz kıyısındaki Süveyş´de son bulan 88 mil uzunluğunda, 1859-1869 yılları arasında yapılan, en geniş yerinde iki yüz, derinliği ise 36 kadem (ayak) olan bir kanaldır. Akdeniz´le Kızıldeniz´i birleştirme düşüncesi ise eskidir… İlk kanal, Nil´in kollarından yararlanılarak  Milattan bin yıl kadar önce açılsa da tıkanmış. Sonrasında ise Firavunlar, Romalılar, Araplar, Abbasiler, Türkler ve Fransızlar tarafından dokuz kez daha kanal açma girişimleri olmuş. İki denizin en dar olduğu noktadan bir kanal açma fikri ilk kez Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa zamanında ortaya atılmış. Ondan iki yüz yılı aşkın bir zaman sonrasında da Napolyon Bonapart, Mısır´ı işgali sırasında kanal açma konusunu Lepere adlı bir mühendisine inceletse de, inceleme, Akdeniz´de suların yükselme, Kızıldeniz´de suların alçalma zamanına denk geldiği için sonuç olarak önemli bir düzey farkına götürmüş olduğundan, incelemeyi yapan mühendis, eğer kanal açılırsa Akdeniz´in sularının Kızıldeniz´e akacağını ve Akdeniz´in kuruyacağı gibi bir yanlış kanıya kapılmış. Daha sonra, Fransa Mısır´ı terk ettiğinden, düşünülen bu kanal açılamamamış. III. Napoleon  döneminde Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps´in gözetiminde Süveyş Kanalı 1869 yılında açılmış. (s.89-90-91) 

*SÜVEYŞ SONRASI    

Padişah Abdülhamid yazdığı tezkerede Süveyşe Erkânı Harbiye Reisi Paşa veya onun seçeceği bir kişinin gönderilerek durumun incelettirilmesi; havuz işlerinin birkaç ay süreceğini ve okyanuslarda sefer yapma mevsiminin geçeceğini belirtip, Albay Osman Bey ile yanına alacağı iki subayla birlikte bir posta vapuruna binerek, padişahın nişan ve hediyelerini Japon İmparatoru´na sunmasını kararlaştırır. Daha sonra gemi personelinin isteği üzerine iyimser bir rapor yazılır ve geminin havuzdan çıktığında karar verilmesi sonucuna varır Padişah Abdulhamid. 

Derken yola çıkarlar. Geminin rotası “Gelin çeyizi” olarak anılan Bombay´a çevrilir. Bombay,  İngiltere Kralı II. Charles ile Portekiz Kralı´nın kız kardeşi Catherine ile evlendiğinde (1661) İngiliz Kralı´na hediye olarak verilmiş. İngilizler ise bu armağanı çok basit bulduklarından kullanmak istememişler ve İngiliz Doğu Hindistan Kampanyası´na (1688) yıllığı on altına kiraya vermişler.

Süveyş kanalı açıldıktan sonra şansı değişen, halkının yarısı Müslüman olan Bombay´da kalabalık tarafından sevinçle karşılanırlar. Gemiye gelen kalabalık içerisinde genç bir Türk kızı da vardır, Halil onun fotoğraflarını uzaktan çeker ve kendine gösterir, kız giderken adını sorar, Zeynep´tir. Ertesi gün yine gelir kız ve mektubu verir Halile, “Bunu oku, yarın yine geleceğim.” der. Kız, yazdığı mektup da Van´ın Tatvan ilçesinden yoksul bir dokuz çocuklu ailenin altıncı çocuğu olduğunu, ailesinin kendisine bakamadığı için zengin birine evlatlık verildiğini, onların İstanbul´a taşınmasıyla ailesiyle iletişiminin kesildiğini; daha sonra zengin bir yaşlı adama verildiğini ve buralara kadar geldiğini söyler. Dediği gün değil de, sonraki gün geldiğinde Halil ona yarın gelmesini söyler. Dediği saatte geldiğinde ise kimseler görmeden fotoğraf tab ettiği karanlık odaya kızı almayı başarır. Gemi hareket ettikten bir hafta kadar sonra başaltından su almaya başlar. Personel su akışını kesmek için seferber olduğun da korkan, ağlayan Zeynep´in sesini duyan bir subay onu Osman Bey´e getirir. Kız isim vermese de, daha sonra Halil de durumu komutana itiraf eder. Bunun üzerine Kolombo´dan ikisini İstanbul´a göndermeye karar verirler.  Kaptan Osman Bey epeyce araştırmadan sonra Bombay´da yaşayan Türk ailesi Sadıkoğulları´na teslim eder ikisini. Evin hanımı Münevver Hanım da ikisini birbirine yakınlaştırması sonucunda Halil Zeynep´e evlenme teklif eder.

Saygon´a varınca Çin filosunu ziyaret ederler. Çin denizinde Devvar Fırtınasına yakalanan Ertuğrul, Ali Bey´in doğru teşhisi ve önlemleri sayesinde barometre değerlerini yükseltip, dümeni etkili hale getirerek tehlikenin merkezinden uzaklaşırlar. Sonra, yırtılan yelkenler ve geminin onarım, bakım ve ikmalinin yapılması için Saygon´a dönüp, daha sonra da ikinci kez Hong Kong´a hareket ederler. Nagazaki ve  Kobe limanlarını aşan Ertuğrul 14 Temmuz 1889´da İstanbul´dan başladığı uzak deniz yolculuğunu 7 Haziran 1890´da Japonya´da tamamlar.  

*ERTUĞRUL FACİASI

Görevini başarıyla tamamlayıp, Japonya İmparatoruna armağanları sunulup, bir süre de orda kaldıktan sonra Japonya´nın Urago, Hyogo, Nagazaki limanları ile Kalküta´da da birer ay kalıp, sonra yola çıkmasını Saray onaylar. Bunun ardından, gemi komutanı Osman Bey´in talebi sonucu geminin Nagasaki´den sonra Batavya ve Felemenk limanlarına uğraması kararlaştırılır. Daha sonra gemide kolera salgını başlar, gemi karantinaya alınır. Otuz yedi kişide görülen kolera olayı sonucunda on üç kişi yaşamını yitirir. Yakılması gereken ilk cesedin denize atılmasına izin çıktıktan sonra, denizden cesedi bulan japon balıkçılar cesedi toprağa verince, olayın geçtiği yer olan Nagoya´da da hastalık baş gösterir. Bu olaydan sonra cesedler denize atılmayarak yakılır. Kolera salgını yüzünden de Yokosuka´daki tersaneler Ertuğrul´un dönmeden önceki tamirat istemini reddedince geminin marangozlarının tamiratı sonucu gemi Eylül ayında sefere çıkmaya hazır hale getirilir. Eylül ayı Japonya´da tayfun ayı demek olduğundan, Japon yetkililer geminin sefere çıkmasının birkaç hafta ertelenmesini talep etseler de, sarayın emriyle denize açılmaları istenir. Ayrıca başka sorunlar da vardı… Karantina bölgesi olan Nagoya Yokohama´ya yedi mil mesafede olduğundan ikmal yönünden sıkıntılar yaşanmış, hatta elli ton eksik kömür yüklenmişti. Ayrıca Japon kömürünün ısı düzeyi yüksek olduğundan kazanların bu ısıyı iyi ayarlanmadığı takdirde kaldıramayacağı da konuşuluyordu. Bu ara Japon İmparatoru Meiji kendi adamlarından masraflarını da karşılayarak 130 kişiyi Padişah Abdülhamid´e vereceği hediyeler için Ertuğrul´la göndermek ister.  Nagoya´dan demir alıp Yokohama´dan uğurlanan Ertuğrul,   yolculuğunun ikinci gününde çıkan fırtınada önce grandi direği kırılır, ardından geminin omurga kemerlerinden birkaçının kırılması ve daha sonra da kömürlüğün su almasıyla, en yakın olan Hyago limanına doğru rotayı çevirirler. Geminin boyunu aşan dalgalar ve fırtınada Funakura kayalıklarına doğru sürüklenen gemi Oşima adasının Kaşinozaki burnu ve aynı ismi taşıyan fenerin açıklarına doğru sürüklenir. Daha sonra, su alan gemide bir patlama sesi duyulur ve Ertuğrul ikiye bölünerek  Kaşinozaki-Kashinozaki burnundaki Oşima Fener Kulesi´nin çok yakınında sulara gömülür. 530´dan fazla insan yaşamını yitirir. Altmış dokuz kişi kazadan yaralı olarak kurtulur. Sabaha kadar 69 defa Oşima Fener Kulesi´nin kapısı çalınır.

*DİL, SANAT

Dil, anlatım çok önemli tabii ki… On günde vardıkları Port Said limanı kast edilerek; “…Gemi günde ortalama üç buçuk mil sürat yaparak gelebilmişti buraya…” (s.87) tümcesi yanlış anlamaya yol açmakta. Sanırız saatte üç buçuk mil sürat yapan Ertuğrul firakteyni için yukardaki tümceyi kullanmak doğru bir şey olmasa gerek. Çünkü o tümceden, geminin günde üç buçuk mil sürat yaptığını anlıyoruz ki, İstanbul´la Port Said arasındaki on günde alınan mesafeye oranla geminin hızı düşünüldüğünde bunun oldukça komik bir yanlış anlamaya yol açtığı görülür. Oysa söylenmek istenen geminin saatte üç buçuk mil süratle yol aldığıdır.  Bir de tezat olan bir şey var bu konuda… Süveyş kanalını geçmek için gemiye gelen kılavuz saatte beş mil seyretmeleri gerektiğinde Kaptan Ali Bey, “İyi de bu sürat çok az değil mi?” (s.93) der. Oysa belirtilen hız göz önüne alınarak düşünüldüğünde, geminin Akdeniz´deki sürati saatte üç buçuk mildir. Ayrıca, yüzlerce imlâ hatasının bulunduğu romanda,  şapka sorunu da vardır… Örneğin: Kâsede kullanıyoruz şapkada ama hala da kullanmıyoruz. Bunun gibi önemsiz gözüken diğer noktalar.  Ertuğrul´un Singapor´dan hareket tarihi olarak yazılan 22 Mart 1980 tarihi ise yanlış, 22 Mart 1880 olması gerekir. (s.224)

 

*(Son Saltanat Ertuğrul/Süreç Yayınevi/Nisan 2013/338 sayfa)

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
GÜHERİ VE “YANARGÜN” (08 Ekim 2018 - Pazartesi)
kitaplık (24 Eylül 2018 - Pazartesi)
“YAŞAMAYA GEÇ KALDIM”(*) (03 Temmuz 2018 - Salı)
YASEMİN BÜLBÜL - “BEN ŞEMS” (25 Haziran 2018 - Pazartesi)
“KISASLI ÂŞIK SEFAİ”(*) (07 Mayıs 2018 - Pazartesi)
“GİRİTLİ ÖKSÜZLER” (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Volgada 11 gün-23
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
ADANA DEMİRSPOR´A BAŞARILAR DİLERİZ
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
EMİRGAN´DAN ADANA RADYOSU´NA GÜL AVALAN´LA KONUŞTUK
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
İSTATİSTİKLER BİLE UTANDI!
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
ADANA´NIN GÖZÜNÜ SEVEYİM
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ATATÜRK´ÜN EDEBİYETE İNTİKALİNİN 80.YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
ÇAĞDAŞ BİR TOPLUM YARATMAK ÜZERİNE
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
YENİ ADANA GAZETESİNİN KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA 100. YILI
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Dost acı söyler sayın Kılıçdaroğlu
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Düğün Sunucusu…
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SAVCI DOĞAN ÖZ´Ü SAYGIYLA ANARKEN...
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
AVRUPA´DA SOSYAL DEMOKRASİNİN BUNALIMI
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
EKONOMİ YÖNETİMİNİN SORUMLULUĞU ARTIYOR!
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
ATATÜRK´Ü DÜŞÜNCELERİYLE ÖĞRENİYOR, ANLIYOR VE ANLATIYOR MUYUZ?
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
HASTA VELİNİMETİMİZDİR !
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
ABD´yi Yerli Malı ile Protesto Etmek Yerine Beyin Göçünü Engellemek ve Bilimin Öngörüsü ile Geleceği Kurmak Gerekir
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Ata Alp And
Ata Alp And
ALTIN ÇAĞIN SANATÇILARI
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
İDLİP
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
ABD´NİN SON HAMLESİ
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
31 MART YEREL SEÇİMLERİ PARTİLİ CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNİN GÜVEN OYLAMASI OLACAKTIR
ALİ TAŞ ADN.
ALİ TAŞ ADN.
kitaplık-elş.deneme YASEMİN BÜLBÜL-“SON SALTANAT ERTUĞRUL”(*)
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
ATATÜRK 30 AĞUSTOS´U ANLATIYOR
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
HÜLYA ŞENKUL VE EDEBİYAT
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Cumhuriyetin Önderleri Neden Askerlerdi?
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
DERBİ ÖNCESİ TEMSİLCİLERİMİZ TATSIZ TUZSUZ
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
LOKMAN HEKİM EFSANESİ
Adil OKAY
Adil OKAY
ADİL OKAY YAZDI: “ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*
Özcan İNCEOĞLU
Özcan İNCEOĞLU
DÜNDEN BUGÜNE ADANASPOR
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
ADANASPOR İYİ YOLDA
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
ATATÜRK VE VASİYETİ
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
SEÇİM RENKLİ GEÇİYOR
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
10 °C
Perşembe
11 °C
Cuma
8 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2018-11/6/1543177992495.jpg