Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


KADINA YÖNELİK ÖNLENEMEYEN ŞİDDET

Medyada, hemen her gün, vahşete varan görüntülerle bir şiddet haberi yer alıyor.


Şiddet haberleri içinde en yoğun olan ve özellikle dikkat çekenler ise kadınlara yönelik olanlar. Üstelik haberlerdeki detaylara dikkat edildiğinde, bunların tesadüfe dayalı değil, oldukça planlı olduğu ve önceden kurgulandığı çok açık. Bu vahşet, gerçekten aşk ya da sevgi gibi duygulara sahip bir insan tarafından yapılabilir mi? daha da ötesi, insan, başka bir insana, böylesine şiddet uygulayıp, kolaylıkla öldürebilir mi? Bunu yapan, insan olarak tanımlanabilir mi?

Kadınlara karşı yapılan şiddet eylemlerindeki uygulamaları görünce, vicdanı olan her insan dehşete düşüyor. Çünkü yapılanlar dikkate alındığında ortaya çıkan sonuç, bunun doğrudan, kin ve nefret duygularından kaynaklandığını gösteriyor. Üstelik vakaların çoğunluğunda, her şeyin sevgi dolu birlikteliklerle başladığı anlaşılıyor ki birbirini seven İki insan arasına, böylesine acımasızlığa varan bir kin ve nefret duygusu nasıl girebilir?

Araştırmalar, Anadolu’da, otuzun üzerinde benimsenmiş ve katı olarak uygulanmakta olan evlilik yöntemini ortaya koyuyor. Bu evlilik türlerinin bir kısmının, genel ahlaka ve inanca aykırı olmasıyla, muhafazakâr, mütedeyyin bir toplum yapısında kabul görmesi ilginç gelirken, dogmatik yapıdaki geleneklerin saptırılmış inanca dayalı biat kültürü etkisinde yetişmiş bireylerin bunu kabullenmesi, esasen çok da şaşırtmıyor.

Anadolu’da halen, muta evliliği, çok eşli evlilik, kan parası karşılığı evlilik, oldubitti evliliği, ölen kardeşin karısıyla evlilik, baldızla evlilik, öç alma karşılığı evlenme, para karşılığı evlenme, kuma, berdel, kepir gibi isimlerle anılan birçok evlilik türünün kabul gördüğü bir realite. Uygulanmakta olan evlilik türlerinin birçoğunun, kesinlikle, insan haklarına aykırı olarak, doğrudan kadınları hatta çocukları istismara yönelik uygulamalar olduğu gerçeği ortadayken kabul görüyor olması, toplumun katı etik değerleri dikkate alındığında oldukça ironik.

Toplumda yerleşik öylesine yanlışlar var ki anlamlandırmak neredeyse mümkün değil.  Çünkü toplumsal yapıda bulunan bireylerin bir kısmı, sevgi kavramının anlamını çoktan unutmuş görünüyor. İnsan, sevdiğini ifade ederek titizlikle büyüttüğü bir çiçeği kolaylıkla koparabiliyor. Sevdiğini söyleyerek, besleyip büyüttüğü bir hayvanı kolaylıkla öldürüp, yiyebiliyor ya da uzun yıllar kafeste tutarak, özgürlüğünü kısıtlayabiliyor. Sevdiğini söylediği tabiata, basit çıkarlar uğruna zarar vermekten çekinmiyor. Tüm bu eylemlerinin ardında gizli bir dürtü var: Önce ben ve benim olmalı. Yani, her şeye sahip olma isteği. Tüm diğer duyguların ve değerlerin önüne geçerek, kadını sahiplenmesi istek ve dürtüsüyle, özellikle de vücut kimyasal tepkimelerinin doğal istemlerinin önüne toplum yapısı tarafından sürekli barikat kurulan erkek, kadına şiddet uygulamaktan çekinmiyor.

Oysa bilinçli bir birey sevdiğine zarar vermekten imtina ederken, onu, ona zarar vermeksizin, hak ve hukukunu gözeterek, özgürlüğünü ihlal etmeksizin gözetir. Bu arada her sevgi karşılık bulmak zorunda da değildir. İnsan ihtiyaçlarının ve duyguların değişiminde, başlamış bir ilişkinin sona ermesi de gayet doğaldır. Kimse bir başkasını bir ömür boyu sevmek, ona bağımlı olmak zorunda da değildir.

Bu bağlamda, ülkede kadına şiddet hız kesmeksizin devam eder ve alınan yasal tedbirler görüldüğü kadarıyla yetersiz kalırken, bu konuda, uzmanlarınca detaylı ve kapsayıcı bir çalışma yapılması gerekliliği çok açık. İstanbul Sözleşmesinin yeniden tartışmaya açılarak, gerekirse imzanın geri çekileceği yönünde söylemlerle destek aranması da oldukça düşündürücü ve geleceğe yönelik hiç de umut vermiyor.



YAZARLAR

  • Pazar 33 ° / 23 ° Fırtına
  • Pazartesi 32 ° / 24 ° Fırtına
  • Salı 34 ° / 24 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.061%2,53
  • DOLAR

    7,2915% 0,87
  • EURO

    8,5355% -0,89
  • GRAM ALTIN

    477,15% -0,48
  • Ç. ALTIN

    787,2975% -0,48