Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


İSMAİL HAKKI TONGUÇ ANISINA (5)

Tüm bu başarıların altında, Köy Enstitüsü projesinin uygulanmasında, büyük emeği geçen İsmail Hakkı Tonguç’un hakkını teslim etmek gerekir. Seçkin Özsoy’un (Yeniden İmece, Eylül 2008) if


Tüm bu başarıların altında, Köy Enstitüsü projesinin uygulanmasında, büyük emeği geçen İsmail Hakkı Tonguç’un hakkını teslim etmek gerekir. Seçkin Özsoy’un (Yeniden İmece, Eylül 2008) ifade ettiği gibi O bir eğitim ütopyacısıdır, adanmış bir aydındır. Tonguç kendi ülkesinde bile büyüklüğü henüz yeterince kavranamamış bir eğitim düşünürü ve eylem adamıdır: Tonguç sadece öğrenme ya da öğretim sorunlarıyla ilgilenen pedagog olmaktan çok genel olarak ülkenin eğitim sorunlarıyla ilgilenen bir eğitim teorisyeni ve pratisyenidir. Tonguç’un ‘’Canlandırılacak Köy’’ yapıtını okuyanlar onun köy sorunlarını ne kadar iyi bildiğini ve sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini de tek tek gösterdiğini göreceklerdir. Tonguç’un ilgilendiği sadece Köy Enstitüleri de değildir. O bir keresinde der ki: ‘’Geleceğin okulunu çocuklar için bir cennet haline getirmek ülküsü zafer çelenkleriyle süslenebilirse Köy Enstitüleri denemesinin kazandırdığı değerlerden de faydalanarak ulusumuzun karakterine en uygun eğitim kurumları yaratılabilir.’’ Bu okullardan çıkacak yeni insan tipi Tonguç’ göre: 1) doğayı ve kaderi yenebilen 2) Hayata olanaklar yaratabilen 3) Topluma gerekli, kendi kendini yönetebilen, meslek hayatına başarı ile tutunabilecek 4) Yaşayış, dil, hayat anlayışı ve zihniyet bakımından köylüden ve halktan kopmamış 5) Ne ezen ne de ezilen, ne sömüren ne de sömürülen, hakça bir düzeni savunun anlayışa sahip olmalıdır.

Tonguç’un demokrasi anlayışı da çok ilginçtir ve gerçekçidir. Der ki: ‘’Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olan. Öbürü de kolayı, oyun olanı. Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklik ister. Bu zor ama gerçek demokrasidir. İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma-yazma bilsin bilmesin; toprağı-işi olsun olmasın, demagoji ile serseme çevrilmiş halk bir sandığa elindeki kağıdı atar, böylece kendi kendini yönetmiş sayılır, bu oyundur, kolaydır, Amerika bu demokrasiyi yayıyor dünyaya. İşte biz de demokrasinin kolayını seçtik, çok şeyler göreceğiz daha.’’ Ne yazık ki bugün Tonguç’un söyledi sandık demokrasisinin sonuçlarını,1950 den beri yaşayarak görüyoruz.

Tonguç’un eğitim anlayışını sadece iş hayatı içinde, iş vasıtasıyla iş için eğitim biçiminde değil, işine güvenerek yaşayacak kültürlü bir kuşak yaratmak için eğitim biçiminde formüle ettiği söylenebilir. Zira Tonguç bir keresinde şöyle der: ‘’İnsanın sadece önüne konulan sorunları çözecek biçimde değil, kendine hep yeni sorunlar yaratacak ve bunları aşma yetkinliği sağlayacak biçimde eğitim görmelidir.’’ Özellikle söylemek gerekirse, Tonguç’un eğitim ütopyası radikaldir, eğitime çok yönlü yaklaşır ve sorunların kökenlerine inmeye çalışır. Olanakların el verdiği ölçüde düşüncelerinin bir kısmını Köy Enstitüleri’nde gerçekleştirmeyi başarmıştır. Tonguç’un düşündüğü okul özgürleştirici bir dünya okuludur. Bu okullardan özgürce düşünebilen yaratıcı kuşakların yetişmesi O’nun en büyük arzusudur.

Köy Enstitüleri’ndeki öğretmen gereksinimini gidermek amacıyla 1942’de Ankara- Hasanoğlan ’da Yüksek Köy Enstitüsü açılmıştır. Yüksek Köy Enstitüsü bizde halka dönük üniversitenin köy kaynağından gelen ilk çekirdeği idi. Köy Enstitülerinde mezun olan en çalışkan seçme öğrenciler bu enstitüye alınıyor ve üniversite öğretim üyeleri tarafından özel bir eğitim ve öğretimden geçiriliyorlardı. O ünlü şair ve yazarların büyük çoğunluğu Yüksek Köy Enstitüsü’nde okuyan kişilerdir. 27 Kasım 1947’de Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmış ve öğrencileri çeşitli yüksekokullara dağıtılmıştır. Bu enstitü kapatılmamış olsaydı, ilerde Halk Üniversitesi’ne dönüştürülmesi planlanıyordu. Belki de giriş kapısına ‘’Köylü Milletin Efendisi’’ yazılacaktı.

Köy Enstitüleri projesinde Yücel’in başarısı, bu projeyi Büyük Millet Meclisi’nde- ki şiddetli eleştirilere ve karşı koymalara karşın gerçekleştirmiş olmasıdır. Bakanlıktan istifa ettirildiği 1946 yılına kadar da bütün gücüyle bu projenin başarılı olması için çalışmıştır. 1946’da bu girişim durdurulur ve sonraki yıllarda hiç karşı dayanışma olmaksızın 1954’te ortadan kaldırılır ve ilköğretmen okullarına dönüştürülür.

Köy Enstitüleri’nin kuruluş ve gelişme sürecinde İsmet İnönü’nün büyük ağırlığı olmuştur. İnönü’nün bu desteği savaş bitene, memleketimizde ve dünyada yeni bir güç dengesi kurulana kadar sürmüştür. Çok partili döneme girilince İnönü artık eski gücünü bulamamış ve ‘’en büyük eserim’’ dediği enstitülere sahip çıkamamıştır. Bunun birçok nedenleri olduğu söylenmektedir:1946 seçimlerinde Demokrat Parti, Köy Enstitüleri’ne karşı ağır eleştiriler getirdi. Bu eleştiriler eğitsel-bilimsel gerçeklere dayanmıyordu. Genellikle tutucu, devrim karşıtı çevrelerin dayanaktan yoksun, art niyetli iddialarıydı. Kız-erkek aynı yerde okutuluyor, birlikte çalışıyorlar, bu okullarda din düşmanı yetiştiriyorlar, komünist yuvası oldular, vb. temelsiz iddialardan oluşuyordu. CHP içindeki karşıtların başında Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer ve Tahsin Banguoğlu geliyordu. Meclis Başkanı Kazım Karabekir’in bu okulların kapatılması konusundaki sürekli telkinleri, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın İsmet İnönü’ye ’’bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksınız’’? Biçimindeki uyarıları, CHP içinde ve Bakanlar Kurulunda oluşan yoğun olumsuz tepkiler üzerine İnönü’nün geri adım atmak zorunda kaldığı anlaşılıyor. Nedenleri sadece bunlara bağlamanın yeterli olmadığını bu gün daha iyi görüyoruz.

Köy Enstitüleri de, Türkiye’nin öteki reform girişimleri gibi yukarıdan geldiği, tabanda itici bir kuvvete dayanamadığı için, İnönü desteğinin ortadan kalkması enstitülerin oturduğu temellerden en önemlisinin yıkılması olmuştur. Bundan başka, kırsal kesim halkı böyle bir kuruluşun gerekliliğine yeterince hazırlanmamıştır. Bu yüzden Köy Enstitüleri’yle ilgili sürdürülen kötü propagandalara karşı koyacak bir güç oluşturulamamıştır. Böylece proje dinamizm geliştirememiş ve kendi kendini yürüten bir sürece dönüşememiştir. Dönüşmesine de izin verilmemiştir. Atatürkçü eğitimin en iyi uygulama alanı bulduğu Köy Enstitüleri köylünün uyanmasından ve köy çocuklarının okuyup bilinçlenmesinden korkanlar, kişisel çıkarları ağır basanlar, türlü asılsız iftiralarla suçladıkları Köy Enstitüleri’nin sonunu getirmek için seferber olmuşlardır. Kimdi bunlar? Kırsal kesimde orta çağ düzeni içinde köylüleri “bedava birer iş hayvanı gibi” çalıştırmak isteyen ağalar, artık köylüleri rahatça güdemeyeceği kaygısına düşen softalar, başarısız ve kıskanç bürokratlar, akıl hocalığı işe yaramayan eylemsiz akademisyenler, enstitülere yeterli satış yapamayan esnaf, Türkiye'yi kendilerine bağımlı hale getirmek isteyen yabancı güçler ve bunların ortaklaştığı çevrelerdi.   Bunlar demokrasi maskesi altında sömürü düzeninden en çok payı alabilmek için bir iktidar olma yarışı içindeydiler. Bunun için her şeyi yapabilirlerdi. 



YAZARLAR

  • Perşembe 30 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cumartesi 33 ° / 18 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.198%-1,09
  • DOLAR

    7,9484% 1,74
  • EURO

    9,4016% 1,48
  • GRAM ALTIN

    486,22% 0,57
  • Ç. ALTIN

    802,263% 0,57