Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


İSMAİL HAKKI TONGUÇ ANISINA (4)


Eğitim konusunda bakın Einstein ne demiş? ‘’Bir memleketin geleceği, o memleketin gördüğü eğitime bağlıdır.’’ Einstein neden böyle söylüyor? Tabii ki eğitimin öneminden dolayı. Çünkü bir ulusun gerçek kurtuluşu, Atatürk’ün deyişiyle, ‘’eğitim alanında kazanılan zaferlerle mümkündür.’’ Eğitim, kalkınmanın, hatta uygar olmanın bir ölçüsüdür. Derler ki halk ne istiyorsa o olur. Doğru değildir. Halkın her dediği doğru olsaydı ya da akıllar toplanabilseydi eğitime gerek kalmazdı. Ümmet toplumu olarak hiç kalınmazdı.

Oysa eğitim o kadar önemlidir ki, Amerika’da her ulustan insanların ‘’Amerikalıyım’’ bilincinde ve inancında kaynaştıran, kuşkusuz bu ülkede uygulanan eğitimdir. Eğitim sayesinde Amerika’da duygular özel sınırlara çekilerek kişiselleştirilmiş, yasalar ve kurallar egemen kılınmıştır. Demokrasi ise vasat insanlar rejimidir. Eğitimi düşük, yetersiz toplumdan demokrasiyi kurum ve kurallarıyla çalıştırmaları pek beklenemez, eğitimde ilerde olan bir ulus da demokrasiyi içselleştirmiş olarak geri kalmış olamaz.

İşte çok önemli, bütün bu nedenlerden dolayı Atatürk’ün başlattığı; Ulusal, laik ve bilime dayanan çağdaş eğitim sisteminin başarıyla uygulanabilmesi için Köy Enstitüleri, 3803 sayılı yasa ile 17 Nisan 1940’da kurulmuştur. Köye eğitim hizmetinin götürülmeye başlandığı 1936’da, ülkemizdeki 40 bin köyün 35 bininde ilkokul yoktu. 1935 yılı nüfus sayımına göre, nüfus 16 milyondu. Bunun 12 milyonu köylerde yaşamaktaydı. Erkeklerin % 76,7 si, kadınlarınsa % 91,8 i okur-yazar değildi. 1936 yılında deneme amaçlı başlayan Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940’da yasalaşarak Türk Eğitim tarihinin en özgün ve kendi küllerinden doğan bir eğitim kurumu idi.

Köy Enstitüleri belki de kalkınmakta olan ülkeler için insan soyunun bulduğu en iyi eğitim-öğretim biçimiydi. Burada köylerden devşirilip, enstitülerde eğitilen zeki öğrenciler, eğitimlerinin sonunda tekrar köylerine dönerek içinden geldikleri topluma hem eğitim hem de üretimlerini geliştirme yöntemlerini öğreterek toptan bir aydınlanma ve kalkınma hareketi başlatıyorlardı.

Bu yasaya göre Köy Enstitüleri’nin görevi sadece köy öğretmeni yetiştirmekle sınırlı olmayıp öğretmenle birlikte sağlık görevlileri, teknisyenler vb. meslek elemanları yetiştirmektir. Köy Enstitüleri’nde devletin az bir yardımıyla öğretmen adayları, iş içinde çalışarak hem kendi barınaklarını, dersliklerini ve diğer gereksinimlerini, çalışma yerlerini yapmışlar hem de gereken genel kültür ile meslek bilgileri ve tarım çalışmaları yaparak köy için gerekli olan beceriyi kazanmışlardır. Bunlar, en kötü koşullar içinde, iş bilen öğretmen ve usta öğrencilerin rehberliği altında gerçekleşmiştir. Köy Enstitüleri’nin açılmasına gerekçe olarak Hasan Ali Yücel der ki: ‘’Büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek istedik. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardı. Bu imamdır. İmam insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiğinde mezarının başında telkin vererek, doğumundan ölümüne kadar manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine devrimci düşüncenin adamını göndermek istedik. İşte Köy Enstitüleri böyle doğdu.’’

Köy Enstitülerinde okuyan çocukların tümü yoksul köy çocuklarıydı. Gerçekten, öğretmen yetiştiren kurumlar, bütün dünyada olduğu gibi, bizde de bir ‘’yoksullar okulu’’ özelliği taşımaktadır. Bunun yanı sıra, en yetenekli çocukların toplaştığı bir okul olma niteliğini de korumuştur Köy Enstitüleri. Bu görünümü ile Enderun benzeri, bir tür ‘’devşirme geleneği’ ’ni sürdürerek, süze- eleye devletin üst yönetiminde yoksul çocuklarına da yer vermenin kapılarını açmıştır. Enstitülere, sonraki yıllarda gösterilen düşmanlığın kaynaklarından biri de budur.

Köy Enstitülerinde ulaşılmak istenen hedef, Atatürk’ün halkçılık ilkesine uygun olarak, köylerde yatan insan potansiyelini harekete geçirmek, köyün içinden gelen insanın eğitilip yetiştirilerek köye önder olarak göndermek. Böylece, geniş halk kitlelerinin eğitim düzeyini yükseltmek, yapılan reformların yerleşmesi için gerekli koşulları yaratmak, halkın politik, ekonomik ve kültürel yaşama aktif olarak katılmasını sağlamak ve aynı zamanda kendi halkları ve demokrasi konusunda bilinçlendirmektir.

İkinci Paylaşım Savaşı’nın dünyayı bir yangın yerine çevirdiği yokluk ve kıtlıkla mücadele edilen bir sırada kurulan ve daha başlangıç noktasında kalan bu eğitim modelinin başarısı istenen hedeflere hızla ulaşılacağını göstermiştir. 1946’ya kadar köylerdeki öğretmen açığını kapatan 16400 kadın -erkek öğretmen ile 7300 sağlık memuru ve 8756 eğitmen yetiştirmiştir. Binlerce köye ışık götürmenin yanında bu enstitülerde yetişen Mahmut Makal (1930-) yazdığı ‘’Bizim Köy’’ adlı yapıtıyla önce Türkiye’nin sonra dünyanın ilgisini bir anda çekmiş, Çankaya Köşkünün davetlisi olmuştur. Köy Enstitülerinin yetiştirdiği diğer ulusal ve uluslararası yazarlar, aydınlar içinde Fakir Baykurt’u (1929-1999), Mehmet Başaran’ı (1926-2015), Emin Özdemir’i(1931-2017), Talip Apaydın’ı (1926-2014), Adnan Binyazar’ı, Dursun Akçam’ı(1930-2003), Ali Yüce’yi (1928-2015), Pakize Türkoğlu’nu, Behzat Ay’ı (1936-1999), Ümit Kaftancıoğlu’nu(1935-1980), Osman Şahin’i, bir şaheser olan ‘’Kara Çadırdan Aksu Köy Enstitüsüne’’ kitabının yazarı, sevgili öğretmenim Mustafa Şanlı’yı (1930-2019),’’Yaşamak Sorumluluktur” ’kitabının yazarı, Zekeriya Bulut’u ve daha nicelerini unutabilir miyiz? Şiir, hikâye ve romanlarında köy sorunlarını işleyen bu yazarlar sosyal, kültürel ve siyasal etkinlikler de göstererek köy insanının dünyası için bilinç yaratmışlardır. Hayatta olanlar çalışmalarını sürdürmektedirler.



YAZARLAR

  • Cumartesi 33 ° / 25 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Pazar 33 ° / 23 ° Fırtına
  • Pazartesi 32 ° / 24 ° Fırtına
  • BIST 100

    1.061%2,53
  • DOLAR

    7,2914% 0,87
  • EURO

    8,5251% -1,01
  • GRAM ALTIN

    476,23% -0,67
  • Ç. ALTIN

    785,7795% -0,67