Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


İDLİB GERGİNLİĞİ ARTARAK DEVAM EDİYOR


İdlib gelişmeleri ardından, Türkiye’nin verdiği sürenin dolmasına bir hafta kala gerilim tırmandırma süreci devam ederken, sinirler oldukça gerildi. Cumhurbaşkanı, 12 Şubatta AKP grup toplantısında, Suriye rejim kuvvetlerinin İdlib bölgesinde devam ettirdiği harekâta son vererek, Astana protokolü esaslarına uygun olarak geri çekilmediğinde, Soçi mutabakatına uygun davranmadığında ve sahadaki TSK unsurlarına herhangi bir şekilde saldırı yapıldığında, rejim kuvvetlerinin yer gözetilmeksizin vurulacağı açıklamasını yaptı. Ardından, 19 Şubatta da artık her harekât öncesi gelenekselleştirdiği şekliyle, “Bir gece ansızın gelebiliriz” dedi ve tüm harekât planlarının hazır olduğunu da ekledi. Daha önceki harekât süreçlerinde olduğu gibi, İdlib bölgesinde de gerekli ve yeterli şartlar sağlandığında, beklenmeksizin harekâtın başlatılacağı çok açık. Bu gelişmelerin ardından, Türkiye’nin geri adım atması mümkün değil ve kesinlikle de atmamalı. Türkiye’nin bölgede yapacağı herhangi bir geri hamle, küresel izleyenlerce ve tüm bölge güçlerince güç kaybı olarak algılanacak ki bu kesinlikle istenmeyecek bir gelişme.
İdlib’te rejim kuvvetlerinin ilerlemesi devam ederken, rejim tarafından, bölgede bulunan örgütlere ve yerel halka yönelik hareket tarzlarının sertliği de dikkat çekici boyutta ve bu hareket tarzları Rusya tarafından da desteklenirken, görüldüğü kadarıyla, Türkiye ile Rusya arasında, İdlib konusunda bir mutabakata da varılamıyor. Rusya ve Suriye rejimi, bölgede bulunanları, aralarında fazlaca bir ayrım gözetmeksizin terör unsuru olarak tanımlayıp, neredeyse tamamını imhaya veya bölgeyi terke yönelik bir harekât planı uyguluyor. Üstelik Rus yetkilerce, Türkiye’nin İdlib’e yapacağı müdahalenin kötü bir karar olduğu doğrultusunda açıklamalar yapılıyor. Yani, Rusya böyle bir müdahaleye karşı duruş sergilerken, rejim kuvvetlerinin harekâtına destek veriyor. Bu arada, ABD başta olmak üzere, AB ülkelerinden de Türkiye’nin desteklendiği yönünde açıklamalar gelirken, bu açıklamaların, Türkiye’nin bölgesel hedefiyle değil, muhtemel Türkiye-Rusya çatışmasının önüne geçme maksatlı ve Rusya’yı caydırıcı nitelikte olduğu anlaşılıyor. Peki, Rusya bu açıklamaları dikkate alır mı? Çünkü Çarlık Rusya’sından bu yana, beş yüz yıllık hedefi olan, sıcak denizlere inme idealini gerçekleştirmiş durumda ve bu noktada kaybetmeye, kesinlikle tahammülü yok görünüyor.
20 Şubatta, İdlib bölgesindeki muhaliflerin rejim kuvvetlerine saldırısıyla başlayan gelişme de oldukça önemli sonuçlarla gündemdeki yerini aldı. Her ne kadar muhalifler bu ileri harekât sonrası kazanımlar elde ettiyse de Rusya’nın tavrı önemliydi. Rusya doğrudan rejim kuvvetlerini desteklemekten çekinmezken, rejim kuvvetleri, TSK unsurlarını da hedef aldı ve şehitler var. Bu şu anlama gelebilir: Rusya bölgesel hedefinden kesinlikle vazgeçmezken, Türkiye’nin ileri harekâtında, TSK’yı da çekinmeksizin hedef alabilir. Böyle bir gelişmenin getirileri, bölgeyi, hatta Dünyayı, bir anda çok büyük sıkıntılara sürükler. Bu kesinlikle istenmeyen bir durum ve diplomasi böyle bir gelişmeyi engelleme doğrultusunda muhteşem bir çaba sarf ediyor. Türkiye-Rusya bağlamında, her iki taraf da kararlı ve taviz vermeyecek duruş sergilerken, işin yükü diplomasinin üzerinde kilitlenmiş durumda.
Türkiye, İdlib bölgesinde göçe hazır nüfusun da Türkiye sınırları içine girmesine müsaade ettiğinde, çok büyük boyutta bir demografik değişimle, ortaya çıkacak sosyal ve ekonomik sorunlarla baş başa kalmak istemiyor. Bölgedeki nüfus da Türkiye’de iskân edilecek olursa, özellikle sınır bölgelerinde Türkiye aleyhinde bir demografik değişim oluşurken, yeni doğumlarla birlikte neredeyse 7-8 milyona ulaşacak geçici sığınmacıyla, Savaş öncesi 22 milyon olan Suriye nüfusunun, 1/3’ü de kabullenilmiş olunacak. Bu durumda da Türkiye’deki etnik köken dağılımındaki değişim, yakın geleceğin önemli sorunlarından birinin öngörülebilmesine imkân sağlıyor.
Türkiye, İdlib bölgesinde direnek noktaları halinde tertiplenmiş mevcut güçlü kontrol noktaları ve halen devam ettirdiği askeri yığınaklanmayla, bölgede önemli bir kuvvet yoğunluğu sağlamış durumda. Şubat sonunda yapılması muhtemel bir harekâtla ve ABD desteği de sağlanarak bölge kontrol altına alındığında, buradaki nüfusun hareketliliği önlenirken, Türkiye’den geri dönüşün de önü açılmış olacak. Aynı zamanda bölge kontrolü devam ettirildiği sürece Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla önü kesilmiş olan terör koridoru oluşumunun güneye kaymasının da önüne geçilerek, tamamen ortadan kaldırılması veya mümkün olduğunca planların ötelenmesi sağlanacak. Bu durumda, güç odaklarınca planlı koridoru öngörerek, kuruluş yıllarında alınan tedbirle, Türkiye’ye dâhil edilen Hatay’ın da güvenliği sağlanmış olacak. Başka bir açıdan bakıldığında da ABD ile temkinli bir işbirliğinde, Rusya da karada sahil hattında bir nevi sıkışmış olacak. İsrail ile yapılabilecek stratejik anlaşmalarla, Doğu Akdeniz mücadelesinde de kazanımlar sağlanması mümkün olabilecek. ABD ve Rusya’nın bölgesel etkinliğinde de yeniden bir denge değişimi sağlanırken, İran’ın gelişmeler karşısında panikleyerek, yeni planlamalarla ortaya çıkması da kuvvetle muhtemel ki İran, bu maksatla, Mart ayı içinde İran’da yapılacak bir görüşmeyi önerdi bile. Çünkü ABD’nin bölgesel etkinliğinin Rusya’nın önüne geçmesi ve Türkiye’nin denklem dışına itilmesi, İran’ın savaş alanı konumuna getirilmesinin önünü açabilecek gelişmelere gebe ve böyle bir gelişme, İran’ın bölgedeki tüm kazanımlarına ket vurabilecek özellikte.
Şubat ayının son günleri, oldukça önemli gelişmelere gebe izlenimi ortaya çıkarken, kuvvetle muhtemel, Mart 2020, Dünya siyasi tarihine damga vuracak nitelikte bir görünüm sergileyecek.



YAZARLAR

  • Pazar 36 ° / 24 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Pazartesi 36 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Salı 36 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • BIST 100

    114.809%-0,85
  • DOLAR

    6,8684% 0,11
  • EURO

    7,7716% 0,29
  • GRAM ALTIN

    397,12% -0,21
  • ÇEYREK ALTIN

    655,248% -0,21