ALİ TAŞ ADN.


“HAYDAR’I  ÖLDÜRMEK” (*)


Çetin Yiğenoğlu, yıllardır yazınsal dostluğunu sürdürdüğü; “Ocaktaşı”, “Bok”, “Atmaca”gibi romanları yayımlanan yazar İbrahim Sarıibrahimoğlu’na duyduğu yazınsal güven ve saygınlıktan kaynaklanan bir duyarlılıkla, onun romanını yayımlatmak istese de, çabası sonuçsuz kalır.Hatta, bu konu için, Sarıibrahimoğlu’nun yakınlarıyla da olumsuzlukla sonuçlanan görüşmeler yapar.Yiğenoğlu sonunda, “Günaydın Dedi Ölüm”ün  açılım verdiği, “Haydar’ı Öldürmek” adlı son romanını yazmaya koyulur.

Yazarın, “…Yaşar Kemal’in onun için ‘Türkçeyi en iyi kullanan yazarlardan biri’ dediğini de biliyorum.Yaşar Kemal, romanlarını daktilo eden eşi Tilda Hanım’ın bazı yerel sözcüklerle ilgili sorularını yanıtlayamayınca yükü sırtından atarak İbrahim Bey’i aramasını söylermiş.Türkçeye, özellikle yöre ağzına son derece hâkim biriydi.Böyle bir yazarın Türk edebiyatında hak ettiği yeri bulamaması anlaşılır gibi değil.” yolundaki bir değer yargısı da taşıyan vurgulaması boşuna değildir denebileceği kadar; Adana 4. Noteri İbrahim Sarıibrahimoğlu adına da çok anlamlıdır.  

 Çetin Yiğenoğlu’nun romanı “Haydar’ı Öldürmek”, yazar İbrahim Sarıibrahimoğlu’nun, Haydar’ın öldürülmesi ile ilgili “Günaydın Dedi Ölüm” adlı yayınlanmamış romanıyla sıkı bir iletişimle gelişimini sürdürür...Zor olan bir kurgusal yolu seçen Yazar Çetin Yiğenoğlu, iki roman arasındaki geçişlerle iç içeliği sergilerken; Arif Abi’nin babası olan Köy Enstitülü Şerif Amca’nın elli/altmış  yıl öncesine ait olduğu anlaşılan “Katran Efsanesi” adlı anı/not ile birlikte Gılgamış’tan  Templiye Şövalyeleri’ne, Haçlı Seferlerine uzanan tarihsel/mitolojik kişi, olay ve epopeler ile besler romanını.  

“Haydar’ı Öldürmek”in en önemli kahramanı gazeteci Çetin (Çe)’dir.Ayvagediği’nde işlenen ve failini bulana ödül de verilecek olan seri cinayetler Çe’nin ilgisini çeker.Yaz tatillerini Ayvagediği’nde, Arif ağabeylerin yanında geçiren yazar, Arif Abi’nin de teşvik etmesiyle, İbrahim Sarıibrahimoğlu’nun yayımlanmamış romanı “Günaydın Dedi Ölüm”ü araştırmak ve seri cinayetleri çözebilmek için Ayvagediği’ne gider sonunda.Torosların ilk romanındaki, tarihsel ve mitolojik olgularla da beslenen ‘kırsal polisiye’,  böylece yazınsallığa geçit vermiş olur.   

Gazeteci Çetin’in, Adana İnönü Parkı’nda bulunan katran ağacı gölgesinden, Arif Abi’nin babası Şerif Amca’nın “Katran Efsanesi” ile güncel/tarihsel sentezli yolculukla sürüklenen romanda yazar, polisiye bir roman kahramanı gibi belinde tabanca ile daldığı obada kelle koltukta dolaşırken sergilediği Mike Hammer görüntüsünü, yazınsal anlamdaki duyumsatmasıyla da destekler.  

Romandaki düğüm noktasına doğru ilerlersek, obalının mitleştirdiği, ölümsüz Haydar’ı(!) gerçekten kim öldürmüştür?...

Bu soruyla birlikte, romandaki geleneksel yerinin aksine ama romanla tezat oluşturmayacak bir biçimde, yazınsal mesafe alındıktan sonra ortaya konan, Haydar/Gülsüm (Moza Bey) aşkı da vardır…Haydar/Gülsüm/Musa üçgeninin gizli kahramanı olarak ortaya çıkan Haydar ile Emin Ağa’nın kızı Gülsüm’ün aşkı gibi bir yasak ilişkinin mi bir sonucudur; ya da, “at kuyruğu kesme” sorunsallığından kaynaklanan bir töresellikten mi kaynaklanmaktadır Haydar’ın ölümü?..Yoksa,  tahtacılık yapan  Haydar’ın  orman muhafaza memuru Cıba Mehmet ile aralarında geçen olumsuzluklardan mı kaynaklanmaktadır?

Aziz Nesin’in anımsatan eleştirel/ironi karışımı bir akılcı gönderme, ”İnsanların işporta tezgahlarında zekâ protezi satılacağı günü beklemeleri”(s.232) tümcesinde, hayli  anlamlı ve düşündürücü bir genellemeyle yer alır. Kürselleşme/globalleşme, yozlaşma gibi etkenlerle yaşamsal çöküşün yaşanması sonucu kentlerden kaçışı da sorgulayıcı bir eleştirellikle parantez açılan romanda işçi önderi, defineci, tarikatçı ve odun kaçakçılarının buluştuğu bir insan manzarası gözlenir. 

Eleştirelliğin yanında, diğer bir etken erotik öğe sayılabilir…Halk söylemi rahatlığıyla ortaya konan yerel oba dilinin,  bütün açıklığıyla kabullendiği erotizm, gerçekçi yazınsallık ve folklorik eğilimin ana etkenlerinden biri sayılır.“çağlayan doğanın orgazmı” gibi somut bir imgesellikte bile, konuya özgü farklı bir yansıma görülür. 

           

*TARİH/MİTOLOJİ/FOLKLOR  

Yazar, tarihsel/mitolojik/folklorik etkenlerle zaman kaymalarını ilişkisel bir tarihsellik biçiminde, yazınsal bir zeminde bütünleştirir…Yaklaşık elli yıllık yakın tarih bakış açısından; destansı/antik/mitolojik etkili uzak tarihin koridorlarına uzanan aşamalı bir geçiş yapar. 

 “Haydar’ı Öldürmek”in dil, düzlem, tarih gibi kendi içerisinde de çok ve zamansal boyutları olan, devingen bir bütünsel yapıda olduğu görülür...Yazar, polisiye bir roman havasına zaman zaman da yaslanan yapıtında, elastikiyet özellik de taşıyan derin tarih koridorundaki folklorik, otantik ve mitolojik olguları merak uyandıracak bir ustalıkla örtüştürür.Şimdiki zaman ile antik/mitolojik geçmiş zaman arasındaki gelgitlerin sanatsal bir özellik olarak, algısal seçicilik gerektiren gizemli bir flu görsellikle ‘okurunu seçtiği’ fark edilir.Kozan definesi, Nuh’un hazinesi, Templiye şövalyelerinin hazinesi gibi bir gömü zenginliğinde olan “Haydar’ı Öldürmek” Utnapiştim, Humbaba, Enkidu, Gılgamış’ın oğlu Urlugal, Pisagor, Dareios, İskender, Mithridates, Sezar, Puduhepa, Fransa  Kralı Güzel Filip (IV. Filip), Papa V. Clementhus, Hitit Kralı 3. Hattuşili, Hızır Paşa, Yavuz ve Mısırlı İbrahim Paşa gibi tarihsel figürlerin öyküleştirmeleriyle tarihselliğini güçlendirme yanında renklendirir.“Nuh’un gemisini katrandan yapması”(s.167), “Çukurova’ya Altınova diyen Heredot”(s.132), “Yakılarak öldürülen, Templiyelerin lideri Jacgues de Malay (22 Eylül 1312)”, “katran ormanlarında ölümsüzlüğü arayan Gılgamış’ın yarı tanrı, yarı insan görselliği,” gibi çok yönlü ilginç, tarihsel/mitolojik geçişlerin albenisindeki kişi ve olaylar yanında;Haydar, mitolojik söylemle özdeşleştirilerek yüceltilir.Öyküler, olaylar, kahramanlar, mitoloji ve pastorallık görselliğindeki folklorik etkili bir yakın zaman tarihinin atmosferinde yöreselliğe uygun öyküleştirmelerle verilir.

İnanç, batıl düşünce, hurafe, gelenek, adet ve töreleriyle Toroslardaki Tahtacı Alevilerinin oba yaşamını anlatan otuz bölümlük romanda, geçen yıl yayımlanan, 188 kez usta sözcüğünün geçtiği “Menekşeli Konak”a (Nihat Ziyalan), 288 kez usta sözcüğünün “Haydar’ı Öldürmek”in ilginç bir biçimde fark attığı da görülür.Romanın sonunda yer alan alfabetik “Sözlükçe”de ise, romanda geçen yöresel ve folklorik özellikle 379 adet yerel sözcük karşılıklarıyla yer alır ki, bu da, Tahtacı Alevileri’nin Toroslar’daki yayla/oba yaşamına dilbilim anlamında da önemli bir sayfa açılmasının yanı sıra; yapıtı folklorik derinliği olan bir kaynakça durumuna getirmesine rağmen;“alcı”(s.257), “atmıklamak”(s.266),baldırcan”(s.48),”cangıl”(139),cesamet(s.374),cüda(s…),donayazmak,(s.70)“evlenseklik”(S.185),“hayız”(s.153),gılılım(s.115/119),kamalak(s.),kıranta(s.243),köpürgöz(s.38),kösnül(s.68),”musahip”(184),“neşeğal”(s.190),“ölçermek”(s.308),”perestişetmemek”(s.368),“peşkeşini(s.39),“saik”(s.303),”serpentik”(s.38),(merdut(s.368),“sısak.”(s.130),“tangadak”(14),”taygeldi”,s.161),tan-gadak(s.14)“tebelleşolmak”(s.243),“tirşe”(s.52),“ubudiyet”(s.368),“uğruk”(s.151) ve “zirzop”(s.112) gibi bazı sözcüklerin ise “Sözlükçe”de yer almadığı görülür.“gııı”,“anlayak.”,”ellahem.”,” ötağan, heyyee”ve bayak.” örneği yöresel deyiş farklılığına uğrayan sözcükler ile yöreselliğe özgü tümce dolgularının desteklediği folklorik nitelikli oba dilinde; ”Çardağın sibiğine sekilendiği yerden”(s.151), “Gövdenin cesameti karşısında apırcın oluyor.”(s.92-93 ) örneği konuşma dilindeki tümcelere de rastlanır. “efin tefin olmak”(s.303) “Gert gert gerinmek”(s.287),”mıdığını mırtıp gitmek”(s.190);”Deli kız ağıdı gibi yağan yağmur.”(s.129), ”İmirin iti gibi singildemek.”(s.208), ”Bişşek yüzlü Emin Ağa’nın gettoş gettoş oturuşu.”(s.191) gibi deyimler de folklorik varlığa dikkat çeker. Folklorun diğer bir kaynağı olan ”İti an, taşı eline al.”(s.285) “Kör itin öldüğü yer”(s.189), “Köyden köye it ürmez.”(s.243),“Yelen itin yelkesi, uyuz itin halkası.”(s.185),”Yol bitmez! Kan batmaz”, (s.313) gibi özdeyişlerin ise, dilbilimi güçlendirip, özgünleştirdiği görülür.  

Ağıt, âşıklama ve destan gelenekselliği ile mitoloji olguların da yer aldığı romanın tümceleri  ise bu folklorik yapıya uygundur. 

“…Kutnudan zıbının üzerine gökbezden dolamasını geçirir, ayaklarına da narçiçeği rengindeki küllüşeftali ediklerini giyerdi.”(s.118)

-“Emin Ağa’nın  genç diye aldığı bacak nedeni bilinmez bir maraza tutuluk da külenmez oluk, ana halından kalık” (s.211)

-”Ebeş’in dramını başına yıkar, hanes könes ederdi. Emin Ağa’nın adamlarını gıfıttırır, gün dışlık göstermezdi. Teker teker farçını çıkarırdı.”(s.217)

Romanda güzelin tarifi ise, betimlemelerle oluşturulan folklorik bir imge gibidir.

            -”Bir kız ancak bu kadar güzel olur. Koluncu yassı, döşü enli, çiğni düşük, gerdanı kalkık, kirpikleri ok, ağzı kalemis kutusu, teni akımsı bir yavruağzı renginde, burnu bir nohut, kaşları yay, alnı açık, kimseyi incitmez, konuksever, er kıymeti bilir.”(s.178)

-“Haydar’ı Öldürmek”te bir harç özelliğindeki dili sağlamlaştıran diyaloglar biçemi güçlenirden bir nitelik yansıması verirken,  batıl inançlara da eleştirel bir gönderme yapar:

            -”Çinçik Havva, ‘Her şey bu kara haberin habercisiydi sankim’ dedi, altına üç beş odun çattığı sacayağının üzerine kazanı yerleştirirken, ‘o gatlak söyledim Kele Dezze’ye Cuma akşamı kimseye ateş verilmez, ocağın külü bile alınmaz, bilmen mi’ diye. ‘biliyom yavrım, amma komşuluk işte’ dedi de verdi.” (s.146)

            Folklorun can damarı sayılan, sıcak bir içtenlik taşıyan diyaloglar ise romanın özgünlüğündeki önemli bir etken olarak varlığını sürdürür:      

 “Haydar ölmüüüş…”

“De siktir, lan.Daş gibi herif ölür mü?”

“Vallaha ölmüüüş…”

“Nahal ölmüş gııı?”

“Vuruklar?”

“Haydar’ı vuruklaaaar…”

 “Haydar’ı vuruklar?”/ “Hayle vuruklar?” / “Kim vuruk?” (s.116)

 

*DİL/BİÇEM/SANAT 

Klâsik roman kurgusuna aykırı bir yönelimle,  ilk sayfada romana ani bir giriş yapan yazar; Arif Abi’nin babası olan Köy Enstitülü Şerif Amca’nın “Katran Efsanesi” adlı anı/notun etken olmasıyla da, “Günaydın Dedi Ölüm”den, “Haydar’ı Öldürmek”e uzanan bir yazınsal alanı konum edinir…”Haydar’ı Öldürmek”te açtığı parantezlerle “Günaydın dedi Ölüm”den izler yansıtan yazar; Haydar’ın ölümü ile kahramanı ve yazarı ölen bir romanın ortasında kalan okuru, soru ve gizemlilikle kendi romanına taşır.Romanın düğüm noktası özelliğindeki karmaşık kurgunun, biraz olsun yerli yerine oturmasını sağlayan, haliyle de romanın en zor bölümü sayılabilecek ilk bölüm, romana yol veren güçlü bir yapı kurar.   

Böylece romanda; Çe, İbrahim Sarıibramihoğlu ve Şerif Amca olmak üzere üç farklı yazar; yöresel oba dilinin de eklenmesiyle dört farklı dil, dolayısıyla kültür; mitolojik, yakın tarih ve şimdiki zaman olmak üzere ise, üç de farklı mekân sergilendiği görülür.Yine buna ek olarak, romanda İbrahim Sarıibrahimoğlu “Günaydın Dedi Ölüm” ile Haydar cinayetini, Şerif Amca’nın “Katran Efsanesi” ile Haydar cinayeti sonrasını; Çetin Yiğenoğlu ise güncel yaşam ve olaylarda kurgusunu geliştirdiği görülür.

Romandaki düşsel bir bölümde, İbrahim Sariibrahimoğlu’nun:”Nasıl yazıyorsun?” yönündeki sorusunu,  “Sizi izleyerek, sizinle söyleşerek, sizin yol göstericiliğinizde.” (s.42) diyen Yiğenoğlu’nun romanın kurgu ve biçemi hakkında da bir anlamda fikir verdiği görülür.

“Haydar’ı Öldürmek”de kır hafiyeliğine soyunan Çetin, yazınsal başarının gerektirdiği inandırıcılıkla, yazarla birlikte okuru da, Haydar’ı öldürenlerin ardına salarak, yaşanmışlık olgusunu arama gafletine düşürür ki, bu aldanış romanı roman yapan bir sanatsallık olarak algılanabilir.Biçemsel anlamda bir yanılsama yapabilecek olgu ise, postmodern tekniğin güdümündeki zaman kaymaları, bilinç akışı, flu görsellik; romanı sağlamlaştıran geri dönüşler gibi kapalılığa yol veren ama folklorla da örtüşen kurgunun yol açabileceği yanılsamayla, ‘alıntı/belgesel kaygısı’, ya da, ‘postmodern roman’ gibi, yazarın da yoluna atılmak istenebilecek bazı öznel kaygılardır…Kuşkusuz ki, böyle bir varsayıma da, hepsinden önce başat bir içerik olgusu haline gelen tarih ihanet eder.Diğer yandan…Yazarın yazınsal konuda yaptığı bir gönderme var ise, o da, ‘benim diyen okuru eleştirel tuzağına düşürebilecek derinlikteki’ “Kırmızı Koku”nun tekniğine yönelik verdiği işaretlerdir..Yazar, mensur bir şiir elde edercesine, gramer kurallarını dışlayan anlatımında, (s.73/77), bir sonraki romanı olan “Kırmızı Koku”nun tekniğine yönelik olarak bazı ipuçlarını verir gibi algılanır. .  

“Haydar’ı Öldürmek”te somut bir folklor/dil içiçeliği görülürken; biçemsellik konusundaki can alıcı noktanın, baş döndürücü bir hızla gelişen hareketlilik ve çoğulculuk olgusunda yattığı anlaşılır…Özellikle de, böylesine devingen ve akıcı bir yapısı olan bir yapıtta da, onu dizginleyip, kıvamını sağlayacak bir biçemin söz konusu olabilmesi çok önemlidir…Bunu biraz da,  fiziksel üstünlüğü ile kondoksiyonu iyi olan bir futbol ekibinin süratli futbol oynayabilmesi için gereksinim duyduğu teknik özelliklere benzetmek yanlış olmasa gerek.        

Çetin Yiğenoğlu’nun, farklı bir yöntem ve düzlemle girdiği  “Haydar’ı Öldürmek”, Toroslar gibi, Çukurova tablosunun henüz bakir bir içeriği olması nedeniyle, Türk edebiyatında farklı bir yer edinir.Kuşkusuz bu özellikli yerin temel dayanağı, tarihsel ağırlık taşıyan mitolojik/folklorik/otantik yapıdaki Tahtacı Alevilerinin oba yaşamını yansıtabilen  dil yetkinliğinin, nitelik boyutlarına erişebilen kaynakça özelliğine gelebilecek yetkinlik ve birikimde olabilmesidir.

Zaman kesitlerinden güncelliğe uzanan bir süreçte sanatsallığı tartan eleştirel gerçek ise, yazarın sanatsal bakış açısındaki yerini zaman zaman alır.Küreselleşme, globalleşme gibi evrensel etkilerin olumsuzluğuna göndermeler yapan yazar; yaşamsal ve insancıl değerlerin önceliğiyle yozlaşmaya direnirken de; yazarın, sanatçının olması gereken, aydın tavrıyla çağa tanıklığa göndermede bulunur.

“Haydar’ı Öldürmek”te görülen çoğulcu dilin, folklorik ağırlığıyla bir kaynakça durumuna gelmesi yazar adına pek de şaşılacak bir durum değildir…Dilbilim konusunda duyarlı olan yazar,  hemşehrileri olan dilci/ozan Ali Püsküllüoğlu’nun yolundan gidercesine,  geçtiğimiz yıllarda yitirdiğimiz, hakkında yazı yazdığım “Düş Yürüyünce” adlı bir şiir kitabı da bulunan ozan Pekşen  Tamdoğan’la birlikte hazırladıkları, “Kozanca” ile dilbilime de yöresel bir katkı koymuşlardır…Toroslardaki Tahtacı Alevilerinin yaşamını bu denli ilgi ve dikkat çekici bir biçimde folklor adına kaydetme gibi bir sanatsal başarıyı gösteren yazar hakkında ilk akla gelen, bu yörelerde uzun süre yaşamış olduğu kanısı ise, yazarın sanatsallığını olumlayan bir diğer etken olarak anımsanabilir. . 

Folklor ve geleneğin önemli bir sözlü anlatımı olan destan gelenekselliğinden de yararlanan yazar; Yaşar Kemal romanlarındaki destansı söylenceleri anımsatan sanatsal düzeydeki mitolojik bir esintiyi yer yer duyumsatır.Sözü edilen bu folklorik kaynaklı destan geleneğini “Katran Efsanesi”ndeki Ağıtçı Hürü gibi figürel tiplemelerin dörtlükleriyle de güçlendirir.Arkaik/mitolojik/otantik etkilerin özümsendiği yapısallığının söylencelerindeki gizil ironik bildirimler ve doğa duyarlılığının güdümündeki eleştirel yaklaşımlarla ilginç bir güncel eleştirellik taşıdığı da fark edilir.

Yazar açık ve yalın anlatımında yer yer ilginç ve imgesel dizeler de sergiler.“…Minibüsü, bir Kalender klonu vekâleten kullanıyordu sanki.”(s.235) dizesindeki nadir imgeselliğini; ”Kendimi merakımın vicdanına teslim etmekten başka bir şey gelmezdi elimden.”(s.17),  ”Merakım, bu cinayet araştırmasında da asistanlığımı yapacak, ben sadece verileri değerlendirecektim.”(s.22) örneği soyut imgelemli dizelerle sergiler.Yiğenoğlu, özellikle son romanlarıyla yazınsallıktaki Adana ve Çukurova fotoğrafının bir parçası olduğunu yadsınmaz bir biçimde ortaya koyar.Bu yeti onu, kenti anlatan Orhan Kemal ile köyü anlatan Yaşar Kemal’in yanına yavaş yavaş yerleştirir. .

Toroslar/Çukurova kaynaklı tarihsel sıçramalar yapan yazar; küreselleşme/globalleşme/liberalleşme erozyonuna uğrayan kent yaşamında, günümüz teslimiyetçiliğine koşut bir kolaycılığa kaçmaz.Çağa tanıklık gibi, yazınsal anlamda olmazsa olmaz bir duruşu sürdüren yazar, paradoks anlamların aykırı buluşmalarındaki gizil eleştirelliğini de sürdürür.Yazar, ironiyi de kullanarak, insan/yaşam faktörüne dikkat çeken bir önemle, son romanlarında sıkça bu yola başvurur.

 

*ÇUKUROVA/TOROSLAR/OBA 

Toroslar, “Haydar’ı Öldürmek”le”, edebiyattaki Çukurova  bütünlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu somut bir biçimde anımsatır…“Kırmızı Koku” nasıl “Adana’nın ağıdı” ise “Haydar’ı Öldürmek” Kele Dezze’den Acar Anşa’ya, Hobilik Mustafa’dan Püsü Sadık’a Torosların bir ağıdı olarak algılanabilir.Tekilden tümele, katrandan ormana, mitolojiden güncele, tarihsel mecrası içerisinde sürgit bir ağıtın varlığı olarak değerlendirildiğinde de, yüzünü insana dönen bu yazınsal tavrın, bir şoven duygulanımdan öte, Toroslardaki Tahtacı Alevilerinin özlü hıçkırıklarını da duyumsatırcasına, destansı bir yazınsal duruşa ivme kazandırdığı görülür.  

Çukurova hakkında eklenmesi gereken  bir diğer nokta Belemedik konusudur...

”Belemedik:”Bölgede görev yapan Almanlar, o günlerde çat pat öğrendikleri Türkçeyle ‘belemedik, belemedik’ deyip duruyorlarmış Böylece istasyonun adı Belemedik olmuş.Aslında Almanlar “Bilemedik, Bilemedik” demişler..Acaba neyi bilememişlerdi dersiniz.”(s.298) Burada, roman dışına çıkarak “bilemedik, bilemedik” konusuna da açıklık getirmemiz gerektiğine inanıyorum…18. yy’ın sonlarında Bağdat demiryolu için yıllarca Türkiye’de çalışan ve Türkçeyi de biraz öğrenen Almanların Toroslardaki  bir yaşanmışlığının ürünüdür bu “bilemedik…” konusu…”Alman demiryolcular  Belemedik civarına geldiklerinde üç taraflarının dağ ile çevrili olduğunu görüp; yönlerini kestirememişler..Bunu sonradan kendi aralarında anlatırken “…bilemedik, bilemedik” diyerek tümcelerini noktalıyorlarmış…Bu, “bilemedik, bilemedik” sözcüklerinin daha sonra, halk dilinde kaçınılmaz bir biçimde değişime uğrayarak yinelenmesi sonucunda da, yörenin adı Belemedik olarak anılmaya başlamış…”(*)Bununla birlikte…Sırası gelmişken vurgulamak gerekir ki…Belemedik, yakın tarihimiz açısından da son derece önemlidir...Bu yöreler anıldığında Toroslarda gerçekleşen Pozantı kongrelerini de anımsamak gerekir ki…’Bende bu vakiyyenin ilk hissi teşebbüsü burada, bu güzel Adana’da vuku bulmuştur’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı adına, Güney Kurtuluş Hareketi ve Adana’nın önemine dair tarihe düştüğü bu not sonrasında, topladığı Pozantı Kongresi’nde ‘ilk ulusal iradenin gerçekleştiğini de’ bilmeyenimiz yoktur kuşkusuz.(**)

Toplumsal duyarlılıktan kaynaklanan eleştirellikte, çevreci yaklaşımın etkisi de görülen “Haydar’ı Öldürmek”te, naif ve pastoral bir görselliğin yansıması da  yadsınmaz…Toroslar’dan kesitler veren yazar, Çukurova edebiyatındaki yazınsal boşluğu görülen bakir bir konuya el atarak; Çukurova yazınsallığının şimdiye dek eksik kalan bir cephesini de tamamlar. İçten bir yalınlığın yansıttığı dille, yer yer imgeselliği örtüştüren yazar, Çukurova’nın yoksulluğuyla, Torosların görselliğini birbirine yaklaştırır.

”…yaprak uçlarında birer pırlanta gibi görünen zomzom artığı sayısız çiy damlalarında cıngılar saçarak söküyordu şafak.”(s.221) dizesinde olduğu gibi, yazar, yalın ve  duru anlatımında yer yer, betimlemelerle örülen imgesel bir dantel gibi, Torosların güzelliğini yapıtına .

“…sarı ışıltılı,   kadifemsi çiçekleriyle sığır kuyruklarının gölgesi düşer karlar. Çok değil, ikinci cemreden sonra mini çiçekli sarı kantaronlar, sarı mantuvarlar, sarı azganlar birer birer patlar. Çirişler, çakırdikenleri çiçeğe durur. Peryavşanların yaprakları parıl parıl parıldar, burcu burcu kokarken. Nasıldı o tekerleme, ‘Azganların açımı, kızların kaçımı’ diye bir şey miydi? Kızlar kaçmasın da ne yapsın, nasıl dayansın o mevsimde? Sarı, ak papatyalar, ak çiğdemler, al gelincikler, mor menekşeler, mor pürenler, yavruağzı pürenler, mavi damarlı mor kuskuslar, sümbüller, pampalar, alıyla akıyla bu dağlarda çığlık çığlığa ortalığa çıkıp oynaşacak da kızlarla oğlanlar bakışıp uslu uslu duracaklar, öyle mi?”(s.35) 

Yiğenoğlu, “Haydar’ı Öldürmek”le, Çukurova edebiyatından şimdiye dek dışlanan Toroslar adına otantik/folklorik/mitolojik değerlerle görselleşen bir güzellikle yazın evrenine sokar.Diğer bir yönüyle ise, insan/bilim/us gibi yaşamın çağdaş temel ölçütlerine insancıl kaygıyla gönderme yapan, psikolojik ve felsefi derinliğin görüldüğü roman, Adana için, bir kent efsanesine dönüşen Eğe Bağatur’a yönelik biyoğrafik bir roman boşluğunu da anımsatır gibi olur..

 

*(Haydar’ı Öldürmek/Cumhuriyet Kitapları/448 sayfa/Ocak 2010)

*İnsancıl dergisi/Sayı:246/Ocak 211)

*(Cumali Karataş/Gezi Notu/”Adım Adım Adana”/”Kanal’dan Klan’a Bir Yaz Gezmesi”)

*(Ali Taş/Mahmut Makal Adana Toplantılarında/Söylem Dergisi/Ocak 2009/Sayı:112) 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



YAZARLAR

  • Cuma 34 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cumartesi 33 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Pazar 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • BIST 100

    1.113%0,18
  • DOLAR

    7,5673% 0,27
  • EURO

    8,9638% 0,11
  • GRAM ALTIN

    474,82% 0,66
  • Ç. ALTIN

    783,453% 0,66