Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY


HARF İNKILABININ 91. YILDÖNÜMÜ


“Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Yeni Türk harflerini her vatandaşa, kadına, erkeğe, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanseverlik, milletseverlik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki bir milletin yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olanların utanması lazımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün uygarlık âleminin yanında olduğunu gösterecektir.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

Tarihte en eski Türk yazısı kalıntıları 1889'da Ladrinsef tarafından, Mogolistan'da Orhon ırmağı bölgesinde bulunmuştur. Bunlara Orhon yazıları denir. Bu yazılar birtakım mezar taşları kalıntıları ve anıtlar üzerindedir. İsa'dan sonra VIII. yüzyıla, 733-735 yıllarına aittir. Göktürkler Devleti zamanına rastlar (552-745). Mesela Türk Göktekin'in mezar taşı 732 tarihine uyar.

         Anıtlar ve kalıntılar, Çinceye benzer bir yazı ile ve ayrıca Çince ile beraber yazılmışlardır. Bu yazıları ilk defa ve nispeten tam olarak Danimarkalı Tomson okudu, neşretti (1892). Ondan sonra Türk yazılarına ilgi arttı. Bu defa da Almanlar, Turfan şehri harabelerinde bu yazının alfabesini buldular. Bu alfabe 1890'da Le Coq tarafından neşredildi. Anlaşıldı ki, bu yazılar Çinceden başka bir yazıdır. Türk alfabesi 38 harfli idi. Buna Altay alfabesi de denildi. Gerek Necip Asım'ın En Eski Türk Yazısı, gerek Hüseyin Namık Orkun'un En Eski Türk Yazıları (iki cilt), gerek Rıza Nur'un Türk Tarihi eserlerinde bu yazılar hakkında etraflı bilgiler, tercümeler ve fotokopiler vardır. Bilhassa H. N. Orkun'un ikinci cildi bu konuda, dünyaca bilinen bütün malumatı özetler ve vesikalar verir.

         Türk medeniyeti başlıca üç medeniyetle temas haline gelmiştir:

         1 — Çin medeniyeti,

         2 — Arap ve aynı zamanda Fars medeniyeti,

         3 — Batı, yahut Yunan-Latin medeniyeti.

         Bu sebeple Türkler tarih içinde üç alfabe kullanmışlardır:

         1 — Çin tesiri devresinde Altay alfabesi (bundan farklı gelişen Uygur edebiyatı da ayrıca dikkate alınmalıdır).

         2 — Arap harfleri (edebl hayatta Farsçanın tesiri hesaba katılmalıdır).

         3 — Latin alfabesi ve Batı kültürü.

LATİN HARFLERİNE GEÇİŞ NASIL BAŞLADI?

         1923'den 1928 yılına kadar dil konusuyla ilgili olarak yapılan tartışmaların odağında "imla" ve "alfabe" gelmektedir. Alfabenin Türk dilini ne kerte ifade edebildiği ve yaygınlaştırabildiği tartışması eskilere dayanmaktadır. Münif Paşa 1862'de, Cem'iyyet-i İlmiye-i Osmaniyye'de verdiği bir konferansta ilk defa olarak alfabe meselesine değinmiştir.

         Tarih boyunca kullanılan Soğut, Göktürk, Uygur ve Arapçaya dayalı yazı şekillerinin değişikliği bir devletin yıkılması ve İslamiyet'e geçiş neticesinde olmuştur. Eski yazı diye anılan Arap kökenli yazı şekillerinin en büyük özelliği sessiz harflerin az oluşuydu. Namık Kemal, 1869'da Latin alfabesinin alınmasını savunmuştu.

         4 Şubat 1923'de İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'nde işçi delegelerden İzmirli Nazmi ve iki arkadaşı Latin harflerinin kabulü ile ilgili bir önerge vermişler, fakat önerge okunmadan reddedilmiştir.

         Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde birinci komisyon 20 Mart 1926'da Eğitim Bakanı Necati'nin teklifi ile kurulmuştu.

         Bir dizi toplantı ve çalışma sonucunda kabul edilebilecek türde bir alfabe hazırlayamayan bu komisyondan sonra, asıl komisyon Mayıs 1928'de kuruldu. Atatürk'ün direktifi ile harekete geçen Eğitim Bakanı Necati, 20 Mayıs 1928'de Başbakanlığa "Latin harflerinin incelenmesi için bir komisyonun kurulmasına izin verilmesi" yönünde bir dilekçe sunmuş ve bu istek Başbakanlıkça 23 Mayıs 1928'de onaylanarak Dil Encümeni resmen teşekkül etmiştir. Bizzat Atatürk tarafından seçilen şu üyeler Dil Encümeni'ni oluşturmaktadır: Falih Rıfkı Atay, Fazıl Ahmet Aykaç, Ruşen Eşref Ünaydın, Ragıp Hulusi Özden, Ahmet Cevat Emre, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Emin Erişirgil, İhsan Sungu ve İbrahim Grantay.

ATATÜRK LATİN HARFLERİNE GEÇİŞ İÇİN NE ZAMAN KARAR VERDİ

         Gazi Mustafa Kemal, 1928'de başlayarak, kendisini ölüm yatağına kadar gece gündüz meşgul iki harekete kendini verdi. Bu hareketler şunlardır.

  1. Türk alfabesi ve Türk dili hareketi.
  2. Türk tarihi hareketi.

         Atatürk'ün teşebbüslerine gelince? Bu konuda, Dil Encümeninin aktif ve en bilgili üyelerinden Ahmet Cevat Emre bir eserinde Gazi'nin, evvela İzmit'te İstanbul gazetecilerine yaptığı bir konuşma hakkında ve Atatürk'ten naklen şunları yazar: Atatürk der ki:

         "— Memleketin kalem sahipleri ile artık beraberdik. Uyanıklıklarına güvenerek dedim ki:

         "— Ben hilafeti kaldıracağım!

         Biri müstesna (Hüseyin Cahit Yalçın) hepsi görüşümü kabul ettiler. Ne dereceye kadar dindar olduğunu bilmem, ama Hüseyin Cahit bana dedi ki:

         "— İşte en büyük hata bu olacaktır. Hilafeti kaldırmak... Bu akıl karı (akıl işi) değildir. Bunu yapmayın ve sizden bu derece mantıksız bir iş çıkacağım beklemiyorum...

         "Ve bu gazeteci zat, Halifenin makamın, muhafaza etmesi hususunda birçok ısrar ettikten sonra dedi ki:

         "— Halife kalmalıdır. Fakat siz ki bu kadar inkılapların yaratıcısısınız, millete Latin harflerini kabul ettiriniz.

         "— Henüz bu hususta kimseye katl söz veremem. Daha beklemeye mecburum..."

         A. C. Emre, o gece Gazi'den dinledikleri sözlerden şu cümleleri de nakleder:

         "Ben o adamım ki ordunun, memleketi ve milleti muhakkak bir neticeye götürebileceği noktalarda emir veririm.

         "Fakat ilim ve bilhassa içtimai ilim sahasına dahil işlerde, ben kumanda vermem. Bu vadide isterim ki, beni âlimler (bilginler) irşad etsinler (aydınlatsınlar, yetiştirsinler). Siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz. İçtimaî ilmin güzel istikametlerini gösteriniz. Ben takip edeyim..."

         A. C. Emre'ye göre Gazi, bu son sözleri bilhassa Hüseyin Cahit'e (Yalçın) karşı söylediğini bildirmiş, fakat Hüseyin Cahit bu sözlere karşı Halifeliğin kaldırılmasının akıl karı olmadığını bildirmekten başka bir karşılık vermemiştir. Ahmet Cevat Emre şöyle devam eder:

         "Gazi'nin derin bir kanaatle izah ettiği üzere, Arap harflerinden Latin alfabesine geçmek için, Hilafetin kalkmış olması, milletin daha serbest ve daha derin, meseleyi incelemesi, milli ihtiyacın açık surette kendini duyurması lâzımdı...

         " Gene bu nakledilen konuşması sırasındadır ki Gazi, şunları da açıklamıştır:

         "— Eğer ben size bu meseleyi ancak son senelerde düşündüm dersem, inanmayınız. Ben tâ çocukluğumdan beri bu davayı düşünmüş bir adamım."

ATATÜRK ALFABENİN ÖĞRENİLMESİNİ KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN CUMHURBAŞKANLIĞI ORKESTRASI ŞEFİ ZEKİ BEY'E NASIL BİR TALİMAT VERDİ?

         GAZİ alfabe gezisi sırasında yazım kurallarının aksayan yanlarını saptamıştı. Aksaklıkları ve önerilerini bir yazıyla İsmet Paşa'ya bildirdi. Yazı Alfabe Kurulu'nda görüşülecek, Gazi'nin haklı olduğu görülerek, önerileri kabul edilecekti.

         Alfabe Kurulu alfabe, dilbilgisi ve yazım kurallarıyla ilgili 6 kitap hazırlamıştı. Bazı üyeler de alfabeyi tanıtan broşürler yayımlıyorlardı. Kurulun üyesi sayısı artırıldı, adı Dil Kurulu oldu.

         Gazi yazıyı yolladıktan sonra, Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Zeki Bey'i çağırttı. Oturmasını istedi.

         "Zeki Bey, musiki sözleri ezberlemeyi kolaylaştırır: Düşündüm ki yeni alfabeyi halkımıza müzik yardımıyla daha kolay ezberletebiliriz:"

         Zeki Bey'e hazırladığı harf listesini verdi. Baş kısımda yalnız sesli harflerin bulunduğu, sonra alfabedeki sırayla sessiz harflerin dizildiği bir listeydi bu:

         a, o, u,ı

         e, ö, ü, i,

         be, ce, çe, de,

         fe, ge, he, je,

         ke, le, me, ne,

         pe, re, se, şe,

         te, ve, ye, ze

         "Bu, düşündüğüm marşın güftesi. Senden ricam bu güfteyi, harflerin okunuşunu dikkate alarak, basit bir biçimde bestele.Kolayca ezberlenip söylenebilsin. Haydi burada çalışmaya başla!"

         "Peki efendim"

         Zeki Bey çalışma odasındaki piyanonun başına geçti..Harflerden oluşan güfteyi bestelemeye başladı. Sofracı bir kadeh rakı getirip piyanonun üzerine bıraktı. Besteyi bitirmeden piyanonun başından kalkmadı. Bitirince çalıp söyledi. Gazi beğenmişti:

         "Teşekkür ederim!"

         Sofra arkadaşlarını, aşçılar, sofracıları, memurları, şoförleri, nöbetçileri topladı. Zeki Bey çaldı, korobaşılık yapan Gazi'ye uyarak marşı söylemeye başladılar. Öğreninceye kadar tekrar ettiler.

         Marşın adı Harfler Marşı oldu. Okullara ve birliklere dağıtılması için notası ve güftesi Eğitim Bakanlığına, Milli Savunma Bakanlığına, ayrıca gazetelere yollandı. Marşın notası ilk kez 29 Eylül de Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı.

ATATÜRK HARF DEVRİMİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN NASIL BİR STRATEJİ UYGULADI?

         Yıl 1921... Mustafa Kemal bir yandan savaşın kazanılabilmesi için olağanüstü bir çaba harcarken, bir yandan da çağdaş eğitim sistemi üzerinde araştırmalarını sürdürüyordu. Bunun en önemli kanıtı savaşın en zor günlerinde yani 16 Temmuz 1921 tarihinde Ankara'da Maarif Kongresi'ni toplamasıdır.

         Kurtuluş Savaşı'nın kazanıldığı ilk günler... Mustafa Kemal İzmir'de düşmanı denize dökmenin keyfini çıkartıyor. O sıralar yanında ünlü yazar Halide Edip Adıvar da bulunuyordu.' Atatürk zaman zaman Halide Edip Adıvar'a, Türkiye'nin bu günü ve geleceğiyle ilgili düşüncelerini açıklıyordu...

         Israrla: "Bundan sonra Batılılaşacağız. Bunun için de inkılablar (devrimler) yapacağız. Latin harflerini kabul edeceğiz" diyordu. Zaten bunu yıllar öncesinden görmüş ve planlamıştı. Bunu gerçekleştirebileceği ile ilgili ise hiç bir kuşkusu yoktu!..

         Latin harflerini kabul ettirmek için Cumhuriyetin ilanından sonra, bir süre beklemek zorunda olduğunu çok iyi biliyordu.

         Önce alt yapıyı hazırlamalıydı. O da öyle yaptı.

1906 tarihinde Selanik'te Bulgar kökenli Türkolog Manalof'a söylediği kehanetinde şöyle diyordu:

         — "Batı Uygarlığı'na girebilmemize engel olan yazıyı atarak kılık kıyafetimize kadar herşeyimizde Batılılara uymalıyız. Emin olunuz ki, bunların hepsi bir gün olacaktır.

         Gazi M. Kemal, 13 Mayıs 1914'te Sofya'dan Madam Corinne'e gönderdiği Fransızca mektubun sonundaki Türkçe notu Latin harflerini kullanarak yazmış, 28 Haziran'da ise Türkçe okunması gereken bir mektup daha göndermişti..

Bu hedefine de 14 yıl sonra 1928'de ulaşacaktı.

         8 Ağustos 1919'da, Mazhar Müfit Kansu'ya geleceğe yönelik girişimlerini yazdırırken beşinci sırada "Latin harflerin kabulü" bulunuyordu.

         1928 yılı Gazi M. Kemal için devrimler yılı olacaktı. 9 üyeli Dil Encümeni kuruldu. Yeni harfleri öğrenen Gazi M. Kemal 5 Ağustos günü Başbakan İnönü'ye yazdığı mektupta ilk kez Latin harflerini kullandı.

         27 Temmuz 1928 günü Dil Encümeni/Harf Komisyonu Dolmabahçe Sarayı'nda son kararlarını Gazi M. Kemal'e izah etti. O günkü görüşmeyi Falih Rıfkı Atay şöyle nakletmiştir:

         "Yeni yazı yalnız Arap yazısı dediğimiz eski yazının değil, Osmanlıcanın da tasfiye edilmesi demekti.

         Atatürk, karşı tarafın tekliflerini gözden geçirdi. Sonra:

         — Yeni yazının eskisi yerine geçmesi için müddet olarak ne düşündünüz? diye sordu.

         Müddet, arkadaşlardan azlığına göre beş, bir haylisine göre on beş yıl olmalıydı. İlk zamanlar okullarda iki yazıyı da öğrenecektik. Gazeteler birkaç fıkrayı yeni yazı ile dizdirmekten başla-yarak, yavaş yavaş artıracaklardı.

Atatürk dedi ki:

         — Ya üç ayda yapabiliriz ya da hiçbir zaman...

         Buna ben de şaştım doğrusu. Üç ayda bir millete yazı değiştirtmek! Bunu da başarabilecek miydi?

         Sonra Anadolu'ya köylere çıktı. Bir kara tahta üzerinde yeni yazının ilk derslerini verdi. Ve üç ayda yaptı."

Atatürk, Harf Devrimi'ni 9 Ağustos 1928'de Sarayburnunda halka verdiği bir söylevle başlattı. Atatürk devrimin ulusal yanını vurguladığı konuşmasının son kısmında şöyle söylemekteydi:

         "Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa, bu hata bizde değildir; Türk'ün seciyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarım kökünden temizlemek zorundayız. Hataları tashih edeceğiz. Bu hataların tashih olunmasında bütün vatandaşların faaliyetini isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk hey'et-i ictimaiyyesi yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyle, kafasıyle bütün âlem-i medeniyetin yanında olduğunu görecektir."

LATİN HARFLERİ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE NASIL KABUL EDİLDİ VE UYGULAMAYA NESIL GEÇİLDİ?

1 Kasım 1928, Meclisin yıllık toplantısının açılma günüydü. O gün Gazi, Meclisi açış nutkunda yeni harfleri de bahis konusu etti: "Büyük Türk milletine, onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol dışında, kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır. Bu okuma yazma anahtarı ancak, Latin esasından alınan Türk alfabesidir.

         "Milletler ailesine, münevver (aydın) yetiştirmiş büyük bir milletin dili olarak girecek olan Türkçeye, bu yeni canlılığı kazandıracak olan üçüncü Büyük Millet Meclisi, yalnız ebedi Türk tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde mümtaz bir sima olacaktır..."

         Artık hazırlık gelişmeleri son kertesine gelmiş demekti. Açış nutkundaki sözler, Gazi'nin millete bir taahhüdüydü. Bu taahhüt yerine getirilmeliydi.

         Meclisin açılış töreni bitip de Meclis toplantısı sona erince, gerekli Encümen derhal toplandı. Meseleyi konuştu. Kararlaştırdı. Tasarı hazırlandı. Bu yeni harfli kanun tasarısı aynı gün toplanan Büyük Millet Meclisine sevk edilerek, itirazsız kabul edildi. Tarih 1 Kasım 1928 ve kanun numarası 3153...

         Kanun 3 Kasım'da Resmi gazete'de yayınlandı ve kesinleşti.

         Yasada uygulama için 19 aya kadar varan 3 aşamalı geçiş süreleri öngörüldü. Devlet yazışmalarında 1 Ocak 1929'la yani tam iki ay süreyle sınırlanan süre, ticaret defterleri, mahkeme ilamları ve dilekçeler için, 1 Haziran 1929, basılı evrak ve tutanaklar için de 1 Haziran 1930 olarak belirlendi. 2 ya da 4 aylık okuma-yazma kursunu yürütecek Millet Mektepleri, 1 Ocak 1929'da öğretime başladı. İlk yıl yurtiçinde 20.487 derslik açıldı ve buralara devam edenlerin sayısı 1.075.500 kişiye ulaştı. İlköğretime kaydolma yaşını aşmışlar ise kurslara devama zorlandı. Bir yıl sonunda bu kurslardan okuma-yazma belgesi alanların sayısı 597.010 oldu. 5 yıl içinde de bu rakam 1.217.144'e ulaştı. Bu sayı küçümsenemeyecek bir başarıyı gösteriyordu.

         Harf devrimini gerçekleştiren 1 Kasım 1928 gün ve 1353 sayılı yasa, devrim yasaları arasına alınmıştır.

SONUÇ OLARAK

         Gazi M. Kemal, burada da devrimlerin gerçekleşmesinde zamanın ne kadar önemli olduğuna dair, tarihe geçen bir örnek vermiştir. Liderler aynı zamanda kararlılıkla risk almaktan da kaçınmamalıdır.

         Gazi M. Kemal için bundan sonra yapılacak iş, Latin alfabesinin halka benimsetilmesi, öğretilmesiydi. Bunun için de çok çaba göstermesi gerekiyordu. O, bıkmadan, usanmadan inatla ve kararlılıkla aldığı kararın doğrultusunda, adeta tek başına yürümeyi sürdürdü.

         1928'de yeni harflerin kabulünden sonra bu harfleri halka öğretmek ve yaşama sokmak gibi zorlu bir çalışmaya sıra gelmişti. Bu konuyla ilgili Atatürk'ün Bakanlar ve Profesörlerle yaptığı geniş araştırmadan çıkan sonuç, Atatürk'ün zihnindeki tarihten çok farklıydı... Profesör ve Bakanlar 5 ila 15 yıl arasında bir sürenin gerekli olduğunu ileri sürüyorlardı. Atatürk ise yine inanılmaz bir kehanette bulunuyordu:

         " Bu iş ya 3 Ay içinde olur, ya da hiç olmaz!..."

         Türkçe harflere karşı olanların sayısı son derece fazlaydı. İstanbul'da yayınlanan Akşam Gazetesi'nin anketine cevap veren 16 kişilik aydın kitlesinden bile sadece 3 kişi (Dr. Abdullah Cevdet, Mustafa Hamit ve Refet Avni) Latin Harflerini savunuyor, geriye kalan 13 kişi ise şiddetle karşı çıkıyordu...

         Ancak... Evet... İnanılacak gibi değil ama bir mucize daha gerçekleşmiş ve 1 Kasım 1928'de resmen ilan edilen yeni harflerin kabulünden sadece 3 ay geçmişti ki halkın büyük bir çoğunluğu bu yeni harfleri öğrenmeye başlamıştı...

3 ay gibi son derece kısa bir sürede "İnanılmaz İnsan"ın bir inanılmazı daha gerçekleşmişti.

         Bu olayın tarihte bir eşi benzeri daha yoktur..

KAYNAKÇA

  1. ATATÜRK HAKKINDA HATIRALAR VE BELGELER PROF. DR. AFET İNAN
  2. TEK ADAM C.3 ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR,
  3. CUMHURİYET C.2 TURGUT ÖZAKMAN
  4. 20. YÜZYILIN EN BÜYÜK LİDERİ ATATÜRK  E. ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ
  5. ATATÜRK VE LİDERLİK SAMİ ÇELİK
  6. ATATÜRK’ÜN KEHANETLERİ ALİ BEKTAN,
  7. GAZİ PAŞAM CEVAT ŞENOL,
  8. ANADOLU GÜNEŞİ KAHRAMAN YUSUFOĞLU
  9. NÜKTE YERGİ VE FIKRALARIYLA ATATÜRK NİYAZİ AHMET BANOĞLU
  10. BİR ÖMRÜN ÖTEKİ HİKAYESİ SİNAN MEYDAN
  11. ATATÜRKÇÜLÜK NEDİR YAŞAR NABİ
  12. ATATÜRK LORD KİNROSS


YAZARLAR

  • Çarşamba 34 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cuma 32 ° / 21 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.123%0,00
  • DOLAR

    7,7650% -0,66
  • EURO

    9,1252% -0,58
  • GRAM ALTIN

    472,45% -0,86
  • Ç. ALTIN

    779,5425% -0,86