GİDİP DÖNEMEYENLERİN HİKÂYESİ ADI YEMEN´DİR – 4
Tarih: 5.10.2013 10:09:38 / 363okunma / 0yorum
Ahmet ERDOĞDU

Değerli okurlar, Adanalı şehitlerle ilgili listemize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yemen´in bugün Suudi Arabistan toprakları içerisinde kalmış olan Jizan bölgesinde 12 Nisan 1911 tarihinde şehit olan Adanalı askerlerimizin listesini aşağıda bulacaksınız. Daha öncede belirttiğimiz gibi bu liste Milli Savunma Bakanlığından alınmıştır.

ADI

BABA ADI

D. TARİHİ

RÜTBESİ

ŞEHİT OL. TAR.

BEKİR

MUSTAFA

1890

ER

30/03/1327

BESLİ MEHMET

MEHMET

1890

ER

30/03/1327

HAMDİ

VELİ

1890

ER

30/03/1327

KÜÇÜK AHMET

HÜSEYİN

1890

ER

30/03/1327

MUSTAFA

ABDÜLKERİM

1890

ER

30/03/1327

MUSTAFA

ALİ

1890

ER

30/03/1327

MUSTAFA

DURMUŞ

1890

ER

30/03/1327

MUSTAFA

HACI

1890

ER

30/03/1327

TALİP

HAMZA

1889

ER

30/03/1327

VELİ

AHMET

1886

ER

30/03/1327

YUSUF

YUSUF

1888

ER

30/03/1327

 

Değerli okurlar, Milli Savunma Bakanlığından aldığımız bu liste, çok eksiktir ve tam olarak orada şehit olan Adanalı askerlerimizin hepsini yansıtmamaktadır.

Şimdi sizlere dedesi Malatya´dan Yemen´e giden ve 18 yıl sonra geri dönen Özel Gültekin arkadaşımın benimle dedesi hakkında paylaştıklarını sizlere aktarıyorum.

NE YAMAN YEMEN

 

 

Bazı şeylerin yazıya dökmenin zor olduğunu anlamak, olayı hissetmek gerektiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Yıllarca, annemden dinlediğim yaşam öyküleri içinden bu satırları yazarken bu kadar çok zorlanacağımı düşünmemiştim. Ne ülkeydik. Babam; dedesi dâhil yedi amcasını Çanakkale´de şehit vermiş. Kefensiz olan mezarları bilinmediğinden hala onların mezarları olarak; biz, yaşayan torunları olarak, Temsil edildikleri abide; Çanakkale Şehitler anıtıdır.

Ben, çocukluğumdan genç bir insan oluncaya kadar, Rahmetli Gazi dedemin Yemen´de 18 yıl süren askerlik görevi süresince savaşlara katılmışlığını esir kaldığını, zindanlarda yatmış olduğunu, Yemen´ deki tüm askerlerin sıkıntılarını rahmetli annemden çok dinledim. Annem bizlere,  dedemin hatıralarını kendisine anlattıkları gibi bize hep anlatırdı.

Annem hikâyeyi anlatırken çoğu zaman hep hıçkırarak ağlardı. Yemen deyince; şu dizeleri tekrar ederdi: “Gün vurdu da uldu m´ola, Memed´imin gözlerine, Karıncalar doldu m´ola”

Babasından dinlediği tam 18 yıl süren, bitmek bilmeyen Yemen dramını ve Arapların nasıl Osmanlı askerlerine acımasızca saldırdıklarını babasının anılarından dönemin hatırlanması ve unutturulmaması için bizlere devamlı anlatırdı. Ne zaman Yemen türküsü radyodan çalınsa rahmetli annem işine ara verir dua okur ve türkü bitinceye kadar beklerdi. Söylenen bu türküde Türk insanının yaşam biçimi, acıları, sevgileri, tabiatla olan bağları, işgal yıllarının çilesi ve yurt sevgisi annemin anlattıklarıyla ete kemiğe bürünüyordu.

Babam Anadolu´nun özellikle doğu bölgelerinde görev almış bir jandarma komutanıydı. Annem ise Malatya´nın ileri gelen Kaysı tüccarlarından Mişmişci Mehmet Beyin beşinci çocuğu olarak 1925 yılında doğmuştu. Malatya da evlenmişler ve bizler dört kardeş olarak babamın görev aldığı Doğu Anadolu´nun 1953´lerden başlayarak Anadolu´nun çeşitli vilayetlerinde hayata gözlerimizi açtık.

Yemen, ah Yemen ne de yamanmış.1870 yılında doğan dedem,1960 yılında öldüğünde 90 yaşındaydı. Annem dâhil tüm çocuklarına yaşadıklarını hep anlattı. Yemen savaşı ve tüm savaşlarda Anadolu kadınının bağrına nasıl taş bastığını görüyoruz, içimiz dağlanıyordu.

Dedem bir redif askeriymiş. Yemen´e gönderilen bu askerler, Redif askerleriydi, Redif askeri demek; Evli, barklı, çoluk çocuk sahibi, askerliğini de 5 sene olarak yapmış, ancak herhangi bir durumda çağırıldıklarında, tekrar askerlik görevine koşmakla mükellef askerlerdi. 5 seneden sonra 7 sene daha askerlik yapmaları gerekiyordu. Anadolu´nun dört bir yanından çağırıldıklarında, koşup gelen bu askerler, Yemen´e gittiklerinde, arkalarında bıraktıkları çoluk, çocuk, iş, güce bakmadılar. Emanet ettiler eşlerini, çocuklarını yola koyuldular…

 

Bir alay asker gemiye bindirilerek İskenderun´dan Yemen´e götürülürken acıda başlamıştır. Yemen´e gönderilen daha yirmisindeki tomurcuk gül gibi koç yiğit gençlerimiz Türk tarihinin en anlamsız, Yemen savaşında yitip gitmişler acıları ise günümüzde bile yüreklerimizi parçalamaya devam etmektedir. Ateş düştüğü yeri yaka yaka Yemen acısı tüm Anadolu´ya ağıttır, kahramanlık destanıdır ve bizlerin geleceği için acı bir derstir. Yemen yolu çukurdur, dönemin karavanı bakırdır, dönemin zengini oğlunu göndermez bedel verir, fakiri ise redif olur. 

 

Dedem dâhil gönderilen askerler Süveyş Kanalı´ndan geçecek olan küçük gemilere balık istifi dolduruldular. Seyir boyunca yere oturup, bacaklarını karınlarına çekiyorlar ve sırtlarını başka askerlere dayıyorlardı. Komutanları vücut dolaşımları düzelsin diye, iki saatte bir onları sırayla kaldırıp, sonra tekrar oturmalarını sağlıyorlardı…

Redif askerlerine verilen kumanya yalnızca ekmek, soğan ve zeytindi. Bu yiyecekler susuzluğa sebep olduğundan, gemi Yemen´e varıncaya kadar birçok asker yolda ölüyorlardı. Gemide sulu bir şey yeme imkânı yoktu. Yaklaşık 1 ay süren bu uzun asker ve lojistik nakliyatı, maalesef Osmanlı´nın Süveyş kanalına verecek parayı denkleştirememesinden 1,5 ayı buluyordu.

Vatan evlatları Yemen´e vardıklarında da, açlık ve sefalet onları daha kötü yakalamış. Yiyecek bulamadıkları için, günde 250–300 kişinin öldüğü oluyormuş. Bir ay içinde 6000 kişilik redif askerlerinden 2000 kişiye düştüğünü dedem söylemiş. Yiyecek yokluğundan taşıyıcı hayvanlar bile yenilerek mücadeleye devam etmişler. En çok da onları arkalarından hançerleyen İngilizlerin altın vererek kandırdığı Arap kavimleri olmuş. Askerlerimizin bazılarını Anadolu´ya geri dönüş yollarında kazıklara sokarak öldürmüşler, bazılarına da; işkence yaparak öldürmüşler. Yol boyunca kullanılabilecek birçok su kaynağını da İngilizlerle birlikte zehir atarak askerlerimizi şehit etmişler.

Çarpıcı bir gerçek ise dedemin dediğine göre Yemen´e giden ve bir şekilde az da olsa Yemen´de kalan askerlere bir daha kimselerin sahip çıkmaması olmasıymış. Olayın acı tarafı burada başlıyor. Hayatta kalan ve ülkelerine dönmek isteyen askerleri yıllarca kimse arayıp sormamış. Kendi imkânlarıyla ülkelerine dönemeyen askerlerimiz Yemen´de kalmak, yaşamak zorunda kalmışlar. Onlar kendilerine bir ev kurmak zorunda kalmışlar. Zaten, ümidi de kesmişler memleketten… Anadolu kadını yüreğine taş basmış, beklemiş de beklemiş kocasını yıllarca. Ama gelen giden olmamış. İşte bu sırada, yaşadıkları memlekette, mal mülk başkalarına gitmesin diye, evin oğluyla evlendirilmiş kadınlar. Filmlerde izlediğimiz gibi, 5 yaşındaki çocukla bile evlendirmişler gelinlerini. Bu adet nereden gelmiştir diye düşünürüz ya hep… İşte Redif askerleri zamanından, Yemen savaşları zamanından kalmış üzerimizde, bu mantıksız töre.

Sılada, kendilerini bekleyenleri de Yemen´de mücadele veren yiğit vatan evlatları, hiç unutmamışlar. Tüm ülke yangın yeri, yedi düvel savaş açmış Osmanlıya. İngilizler başta olmak üzere bölgedeki herkes tuzağın bir parçası diyordu annem ; ”Yiğitler dönmemişler, dönememişler” diyordu. Sırf eksik uzuvlarıyla bekleyenlerini şaşırtmamak, üzmemek için, geldiklerinde, aradan geçen zamanın uzun olması nedeniyle onları ya başka bir şekilde görmemek, yâda olası olumsuz ihtimalleri de düşlenerek az sayıda da olsa hayatta kalabilen yiğitlerin bazıları dönmediler, orada kaldılar” diyordu ağlayarak.

Malatya‘nın Zaviye semtine dönen1918 yılının Ağustosunda iki gazi asker vardı. Tam 18 yıl sonra yüzlerce gidenden. Birisi Annemin babası yani Gazi Mehmet dedem, diğeri de Gazi Ahmet çavuştu. Onlar dönmek için çok mücadele vermişlerdi. Felek onlara yanılmış, yardım etmişti. Ya diğerleri… Onların döndüğünü öğrenen, yıllardır yakınlarının da dönmesini bekleyen tüm Malatyalılar, uzak diyar Yemen de kalan evlatlarının kokusunu duyabilmek için sıraya girmişler bu iki yiğit askere sarılmışlar ki hasretleri biraz olsun geçsin diye. Günlerce acısı olanlar, özleyenler nişanlılar anneler acısı ve bekleyeni olan her yaştan insan başka yerlerden de gelerek bu özlem dolu, yürek yakan dokunuşa devam etmişler. Annem bunları ablalarından ve komşularından 1930´lu yıllarda dinlemiş. Tanıklık etmişler. Yaşanan olayları bizzat onların ağzından dinleyerek çok üzülmüşler. Ağıtlar yakmışlar. Kazanlar kurarak, cesetleri zalim Yemen´de olan evlatlarının cenaze namazlarını kılmışlar. Şehit evleri o kadar çokmuş ki Malatya dâhil çoğu redif askerlerinin gittiği vilayetlerde, yaz günü bile dumandan sokaklarda görüş mesafesi çok azalmış. Gerçekten de mahallede ölü yoktur cenazeler Yemen´dedir. “Bulutsuz Ağustos gününde ki duman ise cenaze evleri için yemek yapmak üzere yakılan ocakların dumanıdır.” Diye ekliyordu annem;

Yemen´e giden redif alayından hemen, hemen çok azı geri dönmüştü. Bu kara haberin askerlerin doğup büyüdükleri Malatya ve bölgelere ulaşmasıyla (halk arasında Şivan denen) ağıtlar yakılmış, feryatlar yükselmiş. Türk geleneklerinde komşularca cenazesi olan evlere başsağlığına gelenlere ve cenaze evinin halkına günümüzde de devam ettiği gibi yemek gönderilir. O zamanlar teknik gelişmediğinden, yemekler fırınlarda değil kazanlarda, odun ateşi yakılarak pişirilirdi. Cenaze evi birden çok olduğundan, şehrin birçok yerinde cenaze evlerine yemek göndermek amacıyla büyük ocaklar kurulmuş, odunlar ocağa sürülmüştür. Bu ocaklardan çıkan yoğun duman gökyüzüne doğru yükselmiş asumana. Yakını, evladı, nişanlısı komşusunun oğlu veya tanıdığı redif alayı ile birlikte Yemen´e giden ve bu kara haberi alanlar pırıl pırıl bir Ağustos günü bu ağlamaları ile ve vilayetlerde bu dumanla acılarını katlamışlar, ağıtlar yakmışlar. Ve ondan sonra boğazında düğümlenen hıçkırık gözyaşı oluyor akıyordu… Annem ağlıyor, bizler ağlıyorduk…

 

Annem, Gazi dedemin Yemen´deki çektiği acıları ve askerlikte başından geçen olayları anlatırken boğazı düğümleniyordu. 1870 yılında doğan dedem, 1900 yılında Yemen´e gönderilmiş. Senelerce evlerine dönmeye çalışıp da günün birinde1918 yılında Memleketimiz olan Malatya´ya dönme imkânı yakalayan askerlerden biriydi.

Çok azı gazi olarak dönme şansını yakalamıştır. Yemen cehenneminden az da olsa dönebilenlerden dedem gibi şansı yaver gider de geri gazi olarak dönebilenlere felek başka oyunlar hazırlamıştı. Askerlerimiz döndüklerinde; kendileri ve sevdikleri yaşlanmış, hatta bazıları ölmüş, çocuğu kız ise gelinlik çağa gelmiş, erkekse koskoca delikanlı olmuş bulurlardı.  Bizde bu hikâyeyi bu dönebilen kahramanların ağzından perde arkasını öğrenebildik.

1900 yılında gittiği Yemen´den 1918 yılında döndüğünde sağ bacağının topuğunu Yemen´de bir kale savunmasında kaybettiğinden askere gittiğinden tam 18 yıl sonra bir uzvu eksik olarak da dönebilen ender şanslı bir askermiş. Diğer arkadaşları bu zorlu dönüş yolunda pes etmişler veya Arap-İngiliz oyunlarıyla öldürülmüşlerdir. Dönüş yolu uzun ve tehlikeli olduğundan az sayıda hayata tutunabilen bazı vatan evlatları evlerine Anadolu´dan geldikleri yerlere dönmekten vazgeçmişler. Acılar, yokluklar, ihanetlerin hepsi Yemen´de vardı.

Yemen; acılı, elemli ve yaslı bir savaşın, bir anlamsız yaşanmış tarihin öyküsüdür. Çemen; Yemen´de yetişen bir bitkidir. Anadolu insanının ne işleri vardı Yemen çöllerinde? Oraya gönderildiklerinde bazıları nişanlıydılar, yeni evliydiler. Bıyığı yeni çıkmaya başlayanlar bile vardı aralarında. Geride sevdiklerini, geleceklerini, genç eşlerini, kundakta yavrularını kısaca her şeylerini bırakarak gönderilmişlerdi.

Aradan uzun yıllar geçmiş hala unutulamayan, pek çok hatıraları olan içimize işlemiş öyle bir yer vardır ki, o da memleketimizden binlerce uzaktaki, yine binlerce Anadolu Türk´ünün oranın çöllerinde ve topraklarında şehit olarak yattığı, uzak ülkelerden biri olan Yemen çölleridir. Binlerce Anadolu evladını, genç yaşında şehit olarak almış olan bu Yemen çölleri, bu gün bile hala hiç unutulmamıştır ve anlatılmaktadır.

 Askerlerimiz Yemen´e gitmiş ve bir daha çoğu geri dönmemiştir. Bölgeden Yemen´e çok sayıda genç “ölürsek şehit kalırsak, gazi oluruz” diyerek askere gitmiştir. Yemen´in öldürücü sıcağı ve düşmanı ezici çoğunluğu nedeni ile gidenlerin hemen hepsi geri dönmemiş şehit düşmüştür.

O günlerde, değeri yeni, yeni anlaşılan petrol ile daha sonra da Yemen kıyılarından geçen Hindistan deniz yollarının önemi İngiliz ve Fransızlar tarafından iyice anlaşılıncaya kadar. Buraların önemini iyi kavrayan, İngilizler ve onun müttefiki olan Fransızlar önemli bir maden olduğu anlaşılan Arap yarım adası topraklarını, İngilizler ve müttefikleri Osmanlıların elinden alabilmek için, çeşitli dalavereler entrikalar çevirmişlerdir. Arapların içlerine casuslar yerleştirerek, nifak sokarak onların şeyhlerini, imamlarını, aşiret reislerini kışkırtarak, Osmanlı´nın oralardaki görevli olan vizyonsuz idarecileriyle yıllarca uğraşmışlardır. Bölgede yaşayan Arap aşiretleri çuvallarla altınlar saçmışlar, çeşitli vaatlerle onları kandırıp Yemen´deki askerlerimize saldırtmışlardır. Yemen halkını o zamanki basiretsiz, Osmanlı idarecilerine karşı isyana teşvik etmişlerdir. Osmanlının ellerinde tuttuğu toprakları,  daha sonrada İngiliz ve çıkarcı devletler onlardan alıp oralarda kendi hâkimiyetlerini kurmuşlardır ya da bu topraklarda Araplara özgürlük tanıyarak sözde özgürlükçü dost ülke olmuşlardır.

Yemen´in dağlık kesiminde yaşayan Zeydiler, Osmanlı Devleti´ne düşmandılar. Kendi imamlarının yönetiminde yaşamak istediklerini öne sürerek 1889 yılında isyan ettiler. Hicaz valisi Müşir Ahmet Feyzi Paşa tarafından bastırılan isyan neticesinde Feyzi Paşa Yemen´e hâkim oldu. Bir süre temin edilen asayiş, 1895´te Zeydiler tarafından çıkartılan ikinci bir isyan ile tekrar bozuldu. Hüseyin Hilmi Paşa´nın komutasındaki Osmanlı ordusu iki yıl süren şiddetli mücadele sonunda isyanı bastırabildi. Yemen´de otoritesi zayıflayan Osmanlı, zaman içinde burayı terk etmek zorunda kaldı.

Bu Yemen ve kutsal topraklarımızın bulunduğu Arabistan diyarlarını elinde tutmaya çalışan, Osmanlılar, kendi kontrolü altında tutabilmek için asırlarca devamlı mücadele etmişler, oralardaki şehirlere kaleler yaptırmışlar, tren yolları döşetmişler, fakat hiç bir zaman bu mukaddes toprakları düşman eline çok uzun süre, 1918 yılına kadar teslim etmemişlerdir.

Gazi dedemin anlattığına göre o tarihte Osmanlı Yemen çöllerinde zorlu bir savaşa tutulmuştur. Divanlar kurulmuş, savaş ve şartları haftalar boyu tartışılır olmuş. Sonunda çözümün Yemen ellerine Anadolu´da ki vilayetlerden birinde oluşturulacak bir alayla gidilmesinin mümkün olduğuna karar verilir. Düşünülür ki; bir tek vilayetten birlik oluşunca bunlar hep akraba ve hısım olacakları için birbirlerine bağlılığı ve dayanışmaları ile savaş alanından kaçmaları söz konusu olamaz. Haberler salınır. Osmanlının dört bir yanından uzun beklemelere karşın istekli çıkmaz bu oluşuma. Aslında istek olmasına olur da Osmanlının istediği gibi olmaz. Değişik vilayetlerden çıkan bu gönüllü sayısı da yeterli olmaz. Bu sırada doğu Anadolu bölgesinden; Malatya´dan, Muş´tan Bulanık, Malazgirt ve Varto´dan bir halk sesi yükselir Osmanlıya; “Hepimiz varız, gönüllüyüz Yemen çöllerine gitmeye”

Osmanlıya, İstanbul´a haber iletilir. Yetkililer bakar sayı yeterli, karar verilir ve Yemen çöllerine bölgeden oluşturulan bir redif alayı gönderilir. İşte bu yaman Yemen kanlı topraklar; gidip de gelemeyen o isimsiz kahramanların Anadolu´da kalan yakınlarının, sevgilisinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır. Türkün unutmaması gereken bir acı destanıdır.

Bu durum ta ki, zayıf düşen Osmanlı ordusunun İngiliz ve onların müttefiklerine yenildiği ve topraklarımızın yabancı işgalciler tarafından parçalandığı 1918 yılına kadar sürmüştür.

Bu savaşlardan, sadece Yemen´deki savaşlarda ve buralara giden yollardaki zayiatlar da, en az üç orduyu kuracak kadar Anadolu genci oralarda şehit olmuşlardır. Bunların çoğu savaşlarda şehit olurken, bu askerlerin büyük bir kısmı da oralardaki savaşların olduğu cepheye bile daha giderken, cepheye bile ulaşamadan, yollarda, çöllerde, susuzluktan ve hastalıklardan ölmüşlerdir. Bunların en önemlisi de, İngiliz askerleri ve onların Arapların içindeki casusları tarafından kışkırtılmış olan Arapların, yol boylarındaki vahalarda bulunan zehirlenmiş su kuyularından içilen sulardan hastalanıp ölmüşlerdir. Bu cephelerde savaşmaya gidenlerin, yüzde doksanı evine geri dönememiş, oralarda şehit olup kalmışlardır. Yemen´den geri dönmeyi başaranlar da, ya sakat kalmışlardır ya da pek çoğu akli dengesini yitirmiştir.

Yemen savaşlarında Anadolu´dan gönderilen vatan evlatları çok kayıplar verdiler. Yemenlilere Türk askerinin koynunda Osmanlı parası aratan İngilizler, para çıkmayan şehit düşmüş Türk evlatlarının karnını yardırıp sarı lira arattılar. Yemen, Anadolu insanı tarafından gidip geri dönülmeyen, adeta bir cehennem olarak nitelendirilmeye başlandı. Anadolu yiğidi buralarda Arap´ın ihaneti, açlık, eksik silah ve donanımsızlıklarla eridi gitti. Birçok gelin, kız, sevdiğini, ana-baba fidan gibi evlatlarını bu hain topraklarda yitirdi. Küçük körpe yavrular babasız kaldı. Yemen; Anadolu insanının yüreğinde kopan bir acı feryat olarak kalmaya devam ediyor.

05.01.2014 Adana

Özel GÜLTEKİN

 

Değerli okurlar, sizlerinde Yemen´e gidip dönemeyen veya dönse de gazi olmuş yakınlarınız varsa lütfen bize yazın burada paylaşalım.

 

                                                                                            Devam Edecek

 

Anahtar Kelimeler: GİDİP, DÖNEMEYENLERİN, YESİ, YEMEN
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (4) (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (3) (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (2) (25 Ekim 2016 - Salı)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (1) (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (8) (24 Mayıs 2016 - Salı)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (7) (16 Mayıs 2016 - Pazartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (6) (07 Mayıs 2016 - Cumartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (5) (02 Mayıs 2016 - Pazartesi)
“MİSAK-I MİLLİ ASGARİ PROGRAMDIR” (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
KIBRIS NEREYE GİDİYOR? (22 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (3) (08 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (2) (05 Şubat 2016 - Cuma)
CHP NEREYE GİDİYOR? (1) (05 Şubat 2016 - Cuma)
DR. SEDA BAYINDIR ULUSKAN´LA SÖYLEŞİ (25 Ocak 2016 - Pazartesi)
TÜRKİYE VE DÜNYADA ENERJİ SORUNU (01 Ocak 2016 - Cuma)
KURTULUŞ SAVAŞININ KAHRAMAN GAZETESİ (25 Aralık 2015 - Cuma)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (28 Kasım 2015 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA 29 EKİM ÖZEL YAZISI (29 Ekim 2015 - Perşembe)
HEPİMİZ OSMANLICA ÖĞRENİYORUZ! (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
ÇANAKKALE CEPHESİ (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
NEDEN 29 EKİM? (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
TELEFON ISTIRABI
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
MÜZİSYEN BİR AİLENİN TEMSİLCİSİ ALİ CANBOLAT
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
İNSANI YÜCELTEN İZLER BIRAKTILAR
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
18 MART ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
İNANMAK BU OLSA GEREK.
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Celal TOPKAN- CUMHURİYETİN 93. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE ATATÜRK´Ü ANLAMAK VE KAVRAMAK
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
ŞIMARIK VE ŞAŞKIN AVRUPA
Ahmet  DUMAN
Ahmet DUMAN
Medyanın Halleri
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
YOL AYRIMINDA, DÜŞÜNME ZAMANI…
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
AKP´NİN KORKUSU
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Cihat OVALI-SPOR YORUM
OLMADI MI OLMUYOR
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
BÜYÜK TEHLİKE: SÜNNİ-Şİİ SAVAŞI
İlhan ALPER
İlhan ALPER
ARABESK
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
İnsanlığın Derinleşen Sosyal Sorunlarını Çözecek Olan İnsan Beyni mi? Yapay Zeka mı?
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
DEMOKRASİ VE YURTSEVERLİK
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
“ARTIK MECLİS VAR !”
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Celal Topkan
Celal Topkan
GELECEK SENİN DÜŞÜN VE ÖYLE KARAR VER
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
BAĞDAŞTIRMACILIK VE EĞİTİM
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
İNTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
GALİLEO GALİLE
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
CUMHURİYETİN DÖNÜM NOKTALARI (20)
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Takdir Senin Türkiye!
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
ZÜBEYDE HANIM
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
KÖMÜR TAŞIMA VE DAĞITIM İHALESİ
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
BİR EVET HİKAYESİ
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
İHTİYARLAR PERİŞAN EDİLMESİN
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
13 °C
Salı
12 °C
Çarşamba
11 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-3/20/1347519475780.jpg