Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


GELİŞMELER, AKILLARDA SORULARLA DEVAM EDİYOR

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginlik hız kesmeksizin devam ederken, Türkiye’nin tüm barış taraftarı söylemlerine rağmen, Yunanistan’ın kazanıma yönelik devam eden hamleleri, gerginliği tırmandırıyor. 


Bu gelişme, güç odaklarınca Yunanistan’a verilen güvencelerin ısrarla devam ettirildiğinin göstergesi. Yunanistan’a, yüzyıllara dayalı politik alışkanlıkla verilen vaatlerin, nasıl gelişmelerle ilerleyeceğini, Türkiye kadar dikkatle izleyen bir ülke daha var ve henüz konuyla ilgili yaklaşımı da tam olarak anlaşılamadı. Bu ülke İngiltere ve İngiltere, Doğu Akdeniz politikalarında belirsiz görünümünü korumaya devam ediyor.

Doğu Akdeniz’deki yoğunluğuyla süren enerji mücadelesi devamında, Türkiye’nin Libya hamlesiyle yaptığı Deniz Yetki Alanları Anlaşması ve Yunanistan’ın, bölgesel hedeflerinden kesinlikle taviz vermek istemeyecek olan, sömürgeci geçmişli ülkelerin desteğinde bunu fırsata çevirme istemiyle, Mısır ile yaptığı Deniz Yetki Anlaşması ardından, Meis Adasının konumunu tartışmaya açarak, Ege üzerindeki adaları da kapsayan bir kazanım planını devreye sokmasıyla gelişen süreçte, BAE dâhil körfez ülkelerinden, ABD ve Rusya’ya kadar, tüm bölgesel hedefi olan güçler konuya dâhil olmakta gecikmeyerek, ağırlıklı olarak Yunanistan’ı destekler görünümde, çoklu satrançta yerlerini aldılar. Bu gelişmelerde, özellikle mağripte yüzyıllara dayalı sömürgeci konumunda olan Fransa ve İtalya başat rol üstlenirken, ABD ve Rusya her zaman yaptıkları gibi, gelişmelerle yeni hamlelerini düzenleyerek, mümkün olduğunca kontrollü ilerlemeye devam etmek istiyor. Ancak İngiltere, halen net bir tavır takınmış değil ki bu oldukça şaşırtıcı.

İngiltere, halen Brexit sürecinde ve AB’den ayrılık yolunda devam ederken, bu hamlesini, AB’nin kendisini bağlamaması gerekliliğinde yapmıştı ve ABD ile ilişkilerinde de bir denge oluşturma çabasında olduğu gözlemlendi. Yani, Dünya, yeni güç dengeleriyle yoluna devam için muhteşem bir mücadeleye devam eder, hemen tüm köşeler Çin Daması hamleleriyle tutulur ve konumlar değişirken, İngiltere, bir zamanların, üzerinde güneşin batmadığı imparatorluğu olduğunu unutmuş ve geri adım atmış değil. Aksine, doksanların başında Sovyet Rusya’dan Rusya’ya dönüşen akıl gibi, üzerindeki yükten, sorumluluklardan kurtularak, yeni dengelerde, eski muhteşemliğine dönüşü planlıyor gibi izlenim veriyor. İngiltere’nin, Birinci Dünya Savaşı süreci ve hemen sonrasındaki Doğu Akdeniz’de konumlanması, Kıbrıs’ı ilhakı, Filistin bölgesi yerleşim politikaları, Mısır tarafından millileştirilen Süveyş Kanalına askeri müdahalesi ve Kıbrıs’taki yönetim değişikliğinde, adadaki üslerinin konumunu korumasıyla, bölgedeki varlığında ısrarcı olduğu gerçeği göz ardı edilemez. O halde sakin bekleyişinin ardından nasıl bir hamle geleceğini merak etmek, oldukça rasyonel bir yaklaşım. Çünkü İngiltere, Cebelitarık, Malta, Girit, Kıbrıs, Süveyş istikametinde Uzakdoğu’ya uzanım hattında, hiçbir zaman tavizkâr davranış sergilemedi. Ancak, küresel ısınma etkisiyle değişmesi öngörülen deniz ticaret yollarının kuzeye kaymasıyla, yaşanması muhtemel gelişmeler ve yeniden şekillenecek dengelerin getirileri de halen belirsizliğini koruyor. Bu arada, 1960 Kıbrıs Cumhuriyet’inin Kurucu Antlaşmasıyla, Kıbrıs’ta bulunan üslerinin kara sularını kullanma yetkisini alan İngiltere, bu bölgelerde petrol ve doğalgaz araştırmalarını da sürdürmeye devam ediyor.

Ayrıca İngiltere, yaptığı açıklamalarda gelişmelere yönelik endişesini dile getirirken, Türk ve İngiliz donanması, Akdeniz’de, eğitim maksatlı tatbikat da yapıyor. Türkiye’nin, farklı zamanlamalarla Rusya ve İngiltere ile yaptığı farklı maksatlı açıklanan tatbikatlar; Rusya’nın, Türkiye’nin navtex ilan ettiği bölgeyle hemen hemen izdüşümlü, Yunan Hava Kuvvetlerini caydırıcı olduğu değerlendirilebilecek notamı ve yaptığı tatbikat, bölgesel dengelerde ne Rusya’nın ne de İngiltere’nin, ABD ve AB’ye karşı taviz vermeyeceğinin bir göstergesi ve Türkiye, uyguladığı ülkeler arası diplomasiyle, olumlu bir ivme yakalamış gibi görünüyor.    

Buradan, Yunanistan’ın davranış şekline dönüldüğünde, Yunanistan’ın, Kıbrıs ile ilgili bu güne kadar yapılan tüm planlamalarda, özellikle de toprak paylaşımı konusundaki ısrarlı istemleri anlam kazanıyor.  Gelişmeler dikkate alındığında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan’ın, Kıbrıs’ta toprak paylaşımında, neden özellikle Karpaz bölgesi üzerinde durduğu da kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge ile deniz yetki alanları kavramlarının, tartışmaların odak noktası olduğu günümüzde, daha rahat anlaşılıyor. Bu bölgenin egemenliğini ele geçiren Yunanistan, Türkiye’yi, tam da en hassas bölgesinden sıkıştırmış ve Mersin Körfezi ile İskenderun Körfezini tam olarak kontrol altına almış olacak. Bunu değerlendirmek için, haritaya kabaca bir göz atmak yeterli. Yunanistan’ın, Rodos ve Meis adalarının konumunun güçlendirilmesiyle, Marmaris’ten Akdeniz’e açılan Türk Donanması için yeterince tehdit oluşturduğu ve elde edebileceği kazanımlarla, Antalya Körfezini de kontrol altında tutabileceği gerçeği açıkça ortada duruyor. Aynı kazanım sürecinde, etkin askeri konumlanmayla, Sakız Adası üzerinden İzmir Körfezini ve Boğaz önü adalarıyla Çanakkale Boğazına giriş-çıkışları da etkileyebilecek güce ulaşabilir. Böyle bir gelişme, halen bölgesel güç olma konumunu geliştirerek, tüm bölgesel senaryolarda oyun kurucu konumuna ulaşmayı hedeflemiş Türkiye’nin, geleceğine yönelik tüm planlarına sekte vurur. Türkiye bunun farkında ve Sakız Adası bölgesinde ilan edilen navtex bunun ve Türkiye’nin sürecin devamlılığında gelmesi muhtemel hamlelerinin önemli bir göstergesi.

Bu durumda Türkiye’nin, aldığı ve alması gereken kararlarda, kesinlikle kararlı bir duruşla yoluna devam etmesi gerekliliği çok net görülüyor. Ancak ilişkilerin, diplomasinin kesin etkisinde devamlılığının sağlanarak ve mümkün olduğunca sıcak çatışmadan uzak yürütülmesi gerekliliği de var. Çünkü çok açık ki muhtemel bir sıcak çatışma çok kısa sürede durdurulacak olsa da Türkiye için, uluslararası arenada çok sıkıntılı bir süreç başlatacağını da öngörmek gerekir.  Ancak, 1923 Lozan ve ardından 1947 Paris Antlaşmalarındaki, adaların gayri askeri statüde bulunması gerekliliğinin egemenlik devriyle ilişkilendirildiği, oldukça dikkatle hazırlandığı belli olan hukuksal kavramlarla oluşturulmuş maddelerle, Türkiye’nin son gelişmelerde haklılığı net olarak tescil edilmişken, eğitimli, tecrübeli, dikkatli beyinlerce geliştirilen stratejik hamlelerin, uluslararası arenada kararlılıkla yapılması gerekiyor. Bu kararlılık sürecinde, gerektiğinde silahlı kuvvetlerin devreye sokulması da bir seçenek ve Türkiye buna hazır olduğunu da her fırsatta belirtiyor.



YAZARLAR

  • Salı 28 ° / 18 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Çarşamba 28 ° / 17 ° Fırtına
  • Perşembe 30 ° / 16 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.206%0,03
  • DOLAR

    7,9050% 0,33
  • EURO

    9,3095% 0,37
  • GRAM ALTIN

    483,16% 0,18
  • Ç. ALTIN

    797,214% 0,18