Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


EMEK’TEN 23 NİSAN’A, YENİ BİR OKUL YAPIM ÖYKÜSÜ


1977 Ecevit Hükümetinin kurulmasıyla, Van sürgünümüz gerçekleşememişti.

Ne var ki, eski görev yerimize de döndürmüyorlardı. Elimizde sağlık raporlarıyla yersiz- yurtsuzduk. Rapor kesiliverse perişandık. Sanki Perişan değilmişiz gibi!..

Lisede çocuğumuz vardı. Sırada değildik. O nedenle, Mersin’in yakın çevresinde, geliş- gidiş yapabilecek bir yerdi, istediğimiz. Sürgünlerden daha çok, mesleğimizi yapamamak üzüyordu bizi. Evet, MC Hükümetlerinin en gaddar davrandığı zamanlardı, ama Mersin de CHP Belediyeli bir kentti. Biz hep batıdaki ilçelerde çalıştığımız için, Mersin çevresine yabancıydık. Ancak, Başkan Kaya Mutlu için biz de çalışmıştık. Milli Eğitim Müdürü de, Köy Enstitüsünde öğrenci iken tanıdığım bir CHP’liydi. Ama Töb- Der olarak, kendisini Milli Eğitim Müdürlüğüne önermediğimiz için, bize bozuktu. Çünkü ben, Töb- Der yönetimindeydim.

***

Kentin doğu yönündeki Çilek Mahallesi, Doğu illerden göçüp gelmiş yurttaşların gecekondu mahallesiydi; okulu bırak, suyu bile yoktu. Kaya Mutlu seçim sırasında, bu mahalleye okul ve su sözü vermişti. Bana diyorlardı ki: “ Belediye Başkanımız Çilek Mahallesine okul sözü verdi. Adamlar da oylarını verdiler. Sen becerirsin. Oraya bir gecekondu okulu aç; sizi de getirelim. Ancak, Belediyeden işçi ve malzeme yardımı yaparız. Ama sakın para isteme, çünkü yok.”

Evet, yoklar bereketi vardı: Okul için proje yok, tahsisat yok, yer yok, ve müteahhit yoktu… Çaresizdim. Rapor yenilemek çok ağır gelmeye başlamıştı. Günlerce dolandım Çilek Mahallesinde. Gecekondudan başka yer yoktu. Küçücük bir dershane yeri bulsam, kapağı atacağım. Ama yook!

Umudu kesmek üzereydim ki, o mahalledeki Ekmek Fabrikasına uğradım. Fabrika alanı içinde küçücük bir yapı gözüme çarptı. Sıvası bile yapılmamış; kapısı, Penceresi takılmamış, iki oda kadar bir yapı. Şöyle bir baktım, iki dershane çıkarırım, dedim içimden.

Fabrika Müdürü Yalçın Kurtuluş’la seçim sırasında tanışmıştık. Sağsa kulakları çınlasın. Ona sordum enkaz yapıyı. Bekçi lojmanı olarak yapmışlar. Ama sonradan vazgeçilmiş. Yıkmaya da fırsat olmamış. “ Senin işine yarıyorsa istediğini yap. İstersen gir, otur” dedi. Alırgözle bir kez daha inceledim. İki küçük dershane olurdu. WC ile banyoyu da birleştirirsek, Müdür Odası olabilirdi. Belediyeden aldığım malzeme ve işçilerle sıva- badana sorununu çözerken; kapı, pencere için, kereste toplamaya yöneldim.

                             ***

O yıllarda, Gazi Mustafa Kemal Bulvarının, eski Devlet Hastanesi semtinde, eski yıkık kerestesi satan hurdacılar vardı. Bir at arabası kiralayarak, hurdacılara gittim. Beğendiklerimin kimisini bağış aldım, kimisini satın aldım. Hatta düğünlerde Atkı Merasimi yapar gibi, “ Dayısından iki tahta!”, “ Emmisinden bir dilme!” diye diye topladım. Marangozluk ciddi bir dersti Köy Enstitülerinde. Tezgâhımı kurdum; üç- dört gün içinde, kapıları, pencereleri taktım; birkaç tane de sıra yaptım. Ve okulun adını EMEK İLKOKULU koydum. Açış töreni yapmaya soyundu Milli Eğitim ve Belediye.

Neyleyim ki, üstüne bir bayrak ve Atatürk büstü koyacak masamız yoktu. Henüz yapamamıştık. Sevgili Yalçın Bey’den rica ettim. Çok güzel bir Müdür masası vardı. Gönülsüzce verdi. Sanki aklımdan geçeni seziyormuş gibiydi. Valinin, Belediye Başkanının ve Milli Eğitim Müdürünün katılımıyla, töreni yaptık. Dağılış sırasında “ Masayı içeri alın” dedim, mahalleliye. Az sonra, masayı aramaya başladı Yalçın Müdür’üm. Kulağına fısıldadım: “ Aman ha! Koskoca Müdür, bir masanın peşine düştü derler, ayıp olur.” ” Vallahi de anlamıştım, billahi de anlamıştım” diye diye, bağışladı da, tokalaştık. Gel gör ki o masa, benim ( Banyo + tuvalet) Müdür odama sığmıyor, 50 cm. kadarı kapıdan dışarıda kalıyordu. Olsun, fazlası bile var bizde. Yanına çadır da kurarak, başarıyla çalıştı Emek İlkokulu.

                    ***

Ve 12 Eylül faşist dönemi geldi. Ben, birinci okul yapımımda sürgün yediğim için, ikinci kademe olarak, cezaevine alındım. Emeğin hakkını savunmak; öğretmen örgütlenmesine çalışmak ve sosyalizm sempatizanı olmak başlıca suçlarımdandı. Sıkıyönetim Mahkemesinde de “ Beraat” ettim.

Ne var ki, ben cezaevinde iken, Emek İlkokulu’nun yakınına Devlet okul yapmış; “ Emek” komünist lafı diyerek, okulun adını “ 23 NİSAN” yapmışlar. O da güzel. Acaba üçüncü okulu açsam cezam, idam kalktığına göre, müebbet mi olur derken, “ Erken emekli ”ye ayırıp, kurtuldular. Onlar belki kurtuldu da, bence kurtuluş başka bişeydi...

Bir bal peteği gibi; yüreğimi, beynimi sarmış olan, Atatürk’ leşmiş insanlık erdemleri, bırakabilir miydi beni? 28. 09. 2020.



YAZARLAR

  • Perşembe 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cuma 31 ° / 17 ° Güneşli
  • Cumartesi 33 ° / 17 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.127%-2,22
  • DOLAR

    8,2826% 0,31
  • EURO

    9,6988% 0,43
  • GRAM ALTIN

    497,64% -0,18
  • Ç. ALTIN

    821,106% -0,18