ALİ TAŞ ADN.


“ELEŞTİRİDEN GÜNCEYE”(*)


         Şiirin, öykünün çileli yolunda ilerleyen Ali F. Bilir; “Göç türküsü” ve “Üşüyen Sıcak Düşlerim” adlı kitaplarından sonra , “Eleştiriden Günceye” adlı yapıtı ile, yazınsal ürünler zincirine bir halka daha ekliyor. Yazınsal çizgisinde düzey kaygısı yok ozanın …”May Öykü Yarışması” ve “İbrhim Yıldız Şiir Yarışması”nda almış olduğu ödüller, yansıyan bir referans niteliğinde yapıtlarından.

         Şair, l992-l996 yılları arasında yayımlanan bazı ürünlerinden oluşturuyor kitabını …Şiir,öykü üzerine olumlu değerlendirmeler ortaya koymanın yanında; çağdaş, toplumsal ve evrensel açıdan, Türk ve dünya yazınına eleştirel yaklaşımda bulunuyor. Sevgi, özgünlük, anlam ve özgünlük gibi; ‘paylaşıma açık değerleri’ çağdaş bir duyarlılıkla gerçeğin imbiğinden süzerek, sanatsal konum edindiriyor. Çevreye, doğaya özenle yaklaşıyor. Toroslar sevgisini diri tutuyor yine. Toroslar’daki doğa görkemini,yaşam ustalığını, şirin öykülerinden yansıyan şiirsellikle kalemine taşıyor.

         “Eleştiriden Günceye” tanımını doğrulayan bir dizin akışı içerisinde, anılarla günce arasında bağ kurarken; ‘günce ve denemenin altını çiziyor’ ozan. ‘İçtenlik ve yaratıcılık’ iletişimini besleyen doğallığın adresini veriyor. “Ne öykü, ne şiir …” demesinin gizemini vurguluyor. Bir anlamda ‘eleştirel deneme’ tanımı ile örtüşen bir yorumu dile getiriyor.

         “Uzun bir aradan sonra yeniden başlıyorum günce tutmaya. İçimdeki karanlık kuyuyu aydınlatamıyorum bir türlü: Ne öykü, ne şiir … Ancak günce ile kendimi bulabiliyorum. Kendimi anlatabildiğim yazın türü günce.

         Günce yazarken içten olmalı insan. Deneme türünün kıyısına dokunmayan ya da içinden geçmeyen bir anlatının değeri tartışılır bence.Öykü, şiir, roman için de geçerli bu söylediklerim. İçtenlik, her şeyden önce içtenlik …”(s.76)

         Ali F. Bilir, “Şairler, boşa konuşmayı sevmeyen insanlardır.”anımsatmasıyla sürdürür görüşünü; şiirin tanımsızlığı üzerine yönelir:”Şiir her şeyden önce dilsel bir üründür. Öykü, roman, oyun … gibi öbür yazın türleriyle örtüşen ortak noktaları bulunsa da öncelikle dil yönünden ayrılır onlardan. Şiirin etkileyiciliği dilindeki gizli güce dayanır çoğunlukla. Bu kaynak şiir okuruna sınırsız bir imge, çok boyutlu bir dünya yeni bir yaşam sunar.

         Şiirin, “uyaklı ve ölçülü sözler olduğu” biçimindeki tanımı ise çok gerilerde, eskinin okul kitaplarında kalmıştır artık. Ne yandan bakarsak bakalım, düne göre daha zor şairin işi… Duygu, şiiri besleyen tek kaynak olmaktan çıkmıştır günümüzde. Yetenek, duyarlık da öyle … Peki, ne yapacak şair? Hiçbir kalıba ve tanıma sığmayan, yaşamla birlikte değişimi sürdüren şiirin evrensel yapısına, çağın değerlerini katacak, kendi özgül bakışıyla yoğurup “çok anlamlı” ve “özgün”, yeni bir yapı çıkaracak ortaya. (Şiir Üzerine Notlar-s.7)

         Okurun kültürel donanım ve isteğine de değinen şair, dilin gücüyle açılan imgenin ufkundan söz ettikten sonra; “Hangi daldan, hangi türden olursa olsun sanatsal yaratı, imgelerle düşünmenin ürünüdür.”(s.10) vurgulamasıyla, sanatsal yaratı ile imge oluşumundaki ilişkiyi daha bir netleştirir. Bu bağlamda, Ernest Fisher’in diliyle de sanatçının konumuna ışık tutar:”Yaşantıyı yakalayıp belleğinde tutan, belleği anlatma, gereçleri biçime dönüştüren kişidir sanatçı”(Kısa Öykü Üzerine Notlar-s.10).

         Ali F. Bilir, devamında. “… Dile getirilen gerçeklik zaman içinde değiştikçe , o da gücünü sunar, yeni yeni gerçekleri karşılayabilecek biçim ve tekniklerle zenginleştirir yapısını, gücünü, anlamını …”(s.11) yorumuyla değindiği yazısında, denemeye özgü, özgünlüğe ve anlamsızlığı da gönderme yapan bir biçemle sürdürür, evrensel gerçek olgusunu yadsımayarak:“Batı edebiyatının, Batı’dan çevrilen kavram ve tanımlarının yüzeysel, yanlış yorumlarla uygulamaya sokulması, bu indirgemeci, taklitçi anlayış özgün öykücülüğümüzün önündeki en büyük engellerden biridir kanımca. Batı’daki “fiction” kavramının karşılığı olan “kurmaca”nın kapsadığı şey, “Metindeki somut anlam düzeyi ile, yaşam olguları arasında özdeşlik aramaktan çok metnin temel kavramlar örgüsünün gerçek yaşamla ilişkilerini görmek,” biçimindeki açıklama, metindeki somut anlam ile yaşam olguları arasında doğrudan doğruya, bire bir özdeşlik kurulamayacağı anlamında yorumlanması gerekirken, öykünün yaşamla hiçbir bağının olamayacağı biçiminde algılanmıştır. Sonuçta, “anlam içermeyen” anlamsız bir yapıya dönüşme yoluna saptırılmak istenmektedir kimilerince öykü. “Öykücülüğümüzün çıkmaz sokağıdır bu anlayış. Kendi temel gerçekliğinden kopartılan öykü, bir bir kısır döngü içinde kıvranmaktadır bugün.benzersiz ve özgün olma sevdasıyla yola çıkanlar, kök bağlarıyla ilişkilerini, besleyici kaynaklarını canlı tutamadıklarından, tıkanıp kalmaktadırlar yarı yolda. Yine bu yanlış yorum ve değerlendirme sonucu, anlamsız olan gerçekliği boşaltılmış olan öyküler, ürünler değerli sayılmış, baş tacı edilmiştir uzun süre. Başka nedenleri de vardır elbette bu yanlış tutumun; ekonomik, toplumsal, kültürel, politik …”(s.12)

         Öykümüz ve hatta şiirimizin anlama el eden bu moda rahatsızlığını, -ozan, açık ve yararlı bir  biçimde ortaya koyar. Aklı başında bir yazın erine ise buna katılmak düşer.

   Evrensel bağıntılı irdelemelerini sürdüren ozan, “biçim ve estetik” olgularını eleştirir. Toplumcu, eleştirel gerçek açısından, kaynaklara dayalı, “azınlık, aristokrat bir edebiyat”(s.13) anımsatmasını gündeme getirir. Salt, ‘biçim-estetik’ niteliğinin, genelleşmediğine, genelleşemeyeceğine değinir. ‘Öz-biçim-içerik’ dengesine de sanatsal oluşum gereği gizli bir gönderme yapar.

         Ali F. Bilir, sanatsal yaratı ve edim için, sevgi ve özgürlüğün başat gereksinimler olduğunu da vurgular. Osman Şahin’in büyülü Toroslar’ına yer verir. Toroslar’ın mitolojik öykülerine değinir. Sonuçta … “Eleştiriden Günceye” ile, adını yanıltmayan bir yapıt bırakır şair. İşini bilen bir yazar olarak şiir yolunun kilometre taşlarından birine de ‘deneme tabelası’ yerleştirir ve ‘şiirin büyüsü ile yaşamın diriliği’ arasındaki kurduğu denge ile, ‘özgün bir yazar olmanın’ adımını sıklaştırır.                

         Dönelim son dizelerine… Diyelim ‘yarası olan gocunsun’ taklitçi şiirin, öykünün, edebiyatın ‘devremülk’ hükümranlığını bırakıp, “anlamla ve yaşamla” iletişimi olan gelişime açık bir yazınsallığa saygı duyabilsinler. ‘İnsan ve ozan’ olmanın erdemi bunu gerektirir:

         “Öyleyse görevimiz; bilinci, düşünü tüm zincirli bağlarından kurtarıp mavi gökyüzü gibi duru, güneşi gibi duru pırıl pırıl, açık duruma getirmektir. ‘Böylece sanat anlaşılır, yoruma açık olur, anlam bolluğuna kavuşur; düz anlamın ötesinde estetik duyarlık sağlayan algı zenginliği ve okunuşlar sağlar. Sanatçıyı öteki insanlardan ayıran özellik ise bağlandığı şeyin tek olması (özgürlük); çıkar gözetmeden acı çekse de, kendini insanların özgürleşmesine adamasıdır ..”(s.18)          

 

*(Eleştiriden Günceye/Ali F. Bilir/e yayınları/94 sayfa/kasım l996)

0(İnsancıl Dergisi/sayı:102/Mart l999)



YAZARLAR

  • Çarşamba 28 ° / 16 ° Fırtına
  • Perşembe 29 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    108.097%0,77
  • DOLAR

    6,7074% 0,03
  • EURO

    7,4892% -0,16
  • GRAM ALTIN

    372,89% -2,11
  • ÇEYREK ALTIN

    615,2685% -2,11