Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR


DUMANI ÜSTÜNDE

Dumanı üstünde bir festival daha başlıyordu. Üstelik bu sadece üçüncüsüydü ve bu sene uluslar arası olarak düzenleniyordu.


Arkadaşlarla daha öncesinden sözleşmiştik, ilk günden, vakitlice gidelim, diye, Adana’nın meşhur lezzetleri, yerli ve yabancı gastronomi ustalarının, şeflerinin gösterileri ve çeşitli etkinlikleri bizleri bekliyordu.
Bildiğim kadarıyla KKTC, Endonezya, Güney Kore, Yunanistan, Fas, Bosna Hersek, Fransa, Arnavutluk, Malta, İspanya, Lübnan mutfaklarının örnekleri ve şeflerinin deneyimleri ilk kez aramızda olacaktı, önümüzdeki yıllar için ciddi bir adım atılıyordu.
Her türlü yemek kokusu göğe yükselmişken parktan içeri girdiğimizde hemen dikkatimizi çekmişti, organizasyon, geçmiş yıllara göre daha bir tertipli, düzenli görünüyordu.
Cehennem sıcakları nihayet şehri terk etmiş, aylardan en güzeli; Ekim gelmiş, oysa buralarda mevsim hâlâ yaz, ama nehirden akşamüzeri serinliği esiyordu.
Ortalığı kebap dumanı kaplamış, adeta göz gözü görmüyordu.
Adana’ya ait hangi mutfak kültürü varsa; kebaptan, ciğerden tutun, sarımsaklı köfte, içli köfte, kısır, sıkma, gözleme, şırdan, şalgam, hint inciri, bici bici, cezerye, halka tatlı, karakuş, şam tatlı, taş kadayıfa kadar her biri yemyeşil çimenlerin üzerine kurulmuş, geniş bir alana yayılmış stantların önünde gelene geçene sanki göz kırpıyordu.
Kendi elleriyle yapmış oldukları yiyecekleri sergileyen kadın üreticiler, kooperatifler gururla gülümsüyorlardı. Yaylalardan getirilmiş meyve ve sebzeler, biber salçaları, zeytinler, zeytinyağları tezgâhların üzerine serilmiş yatıyordu.
Bir başka tarafta yöreye ait el dokuması kilimlerin, Olgunlaşma Enstitüsü’nün el emeği ürünlerinin, otantik figürlerle canlandırılmış geleneksel örneklerin en güzelleri sunuluyordu.
Yurt içinden, yurt dışından gelmiş konuklar sıraya dizilmiş bu stantlar arasında ilerlerken hem ürünlerden alışveriş yapıyorlar hem de bu lezzetlerin hangi birinden tatmaya başlayacaklarını şaşırmış görünüyorlardı.
Elbette kebaptı ilk tercih, bir kebapçı, elindeki tepside insanlara soğan salatası arasında acılı kuşbaşı ikram ediyordu, önünden geçtiğimiz bir diğeri ise Adana burada, tüm Adana, diyerek bağırıyordu.
Ahşap masalara oturup da elimize aldığımız dürümlerden ilk lokmayı ağzımıza götürürken öğrendik ki yan masadaki aile İzmir’den gelmiş, Allah sizi inandırsın bir türlü masadan kalkamıyordu, bir diğer grupsa yine şehir dışındandı ve ilk kez kebap yiyordu.
Arka taraflarda Adana Çiftetellisi çalıyor, bir yerlerden de zılgıt sesi geliyordu.
Tatlıcıların arasında dolaşan, içi yanmış bir yaşlı, kendisine uzatılan suyu, su gibi aziz ol evladım, cümlesiyle yudumluyordu. İlk kez bu ortama gelmiş bir hanımefendi de yanındaki arkadaşına, geçmişlerinin ağzında bulunsun, diyordu.
Kim söylemişti hatırlamıyorum, geçen sene birisi, Adanalılar yedikçe yoruluyor, yoruldukça yiyordu, demişti, o kadar da değil tabii ki ama Adana için yemek ve mutfak kendi başına bir kültürdü, dolayısıyla Adanalılar bu kültüre ait olan her şeyi çok seviyordu.

Sevdiklerine sahip çıkan, paylaşmayı seven, sofrasını herkese açan, sıcakkanlı, mert, samimi, dürüst ve ciğerle kahvaltı yapan insanların şehriydi burası,

Ve bu şehri tüm yurda, yurt dışına en iyi şekilde tanıtmayı, kültürel ve ekonomik kalkınmayı hareketlendirerek fayda sağlamayı amaçlamış bir Lezzet Festivali daha, tek şişte 222 metre kebapla dünya rekoru kırıp, Guinness Rekorlar kitabına Adana’nın adını yazdırarak sona eriyordu.



YAZARLAR

  • Salı 17 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 16 ° / 9 ° Fırtına
  • Perşembe 18 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    108.011%-0,71
  • DOLAR

    5,8039% -0,09
  • EURO

    6,4395% 0,15
  • GRAM ALTIN

    273,08% 0,07
  • ÇEYREK ALTIN

    450,582% 0,07