Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


DOMUZU ÖLDÜRSELER


               Keşke Yaşar Kemal yaşasaydı da Domuzu öldürseler romanını yazsaydı.

               Sanırım kırklı yıllarda memleket de bu kadar domuz yoktu. Çukurova’nın sazlık bölgelerinde çok yılan vardı. Her yılan bir ejderha büyüklüğündeydi ve halk ona Şahmeran ismini koymuşlardı.

             Şahmeranları da herkes öldüremezdi. Efsuncu Bekir gibi yılanlarla haşır neşir olmuş kişiler onları oyuna getirir öldürürlerdi. Her öldürdükleri şahmeran hikâyesini de halk, dilden dile anlatır, efsaneleştirirdi.

             Rahmetli babam anlatırdı; İki defa Şahmeran görmüş. Birinde Fakı Ağa’nın oluğu dediğimiz kovukta ekinin içinden geçmiş. Gittiği yeri büyükçe bir yol gibi yassılamış. Diğerini de Ağaca Dağın tepesinde görmüş. Oraya çıktığında Anavarza kalesi üzerinde gökyüzüne doğru salına salına bir Şahmeranın çekildiğini izlemiş. Onun için derdi ki;

           “Yeryüzünde Şahmeran kalmadı. Allah’ın izniyle gökyüzüne çekilip gittiler.”

           Bu sözleri nereden öğrendi bilmiyorum, ama bunu etrafına sık sık anlattığını çok iyi biliyorum. Rahmetli babam akıllı ve bilgili bir adamdı.

           Şimdi, bu hikâyeleri anlatacak Yaşar Kemal üstadımız da gitti. Yük, Mehmet Doğan Karakuş ağabeyimizle bana kaldı. Mehmet ağabey de artık İstanbul’a yerleşti. Çukurova’yı özellikle Kadirli’yi hala ellili yıllardan anımsıyor. Hiç unutmamış. Çok da güzel anlatıyor. Geriye kala kala ben kaldım. Ben de etrafta artık yılan göremiyorum. Sanırım onlar yeraltına çekildiler. Fakat köylülerin başına daha büyük bir musibet türedi; O da Domuzlar.

           Bizim köylülere kolay kolay “Domuz” dedirttiremezsiniz. Onlar domuza “Kara böcük” derler. Kara böcükler, onların en büyük düşmanıdır. Bir tarlaya bir mahsul ekecekleri zaman Kara böcük hesabını yapmadan ekemezler.

           Reyhanlı’da görev yaparken oranın Ağalarından biri yanıma geldi.

          “Jandarmaya söyledim” dedi. ”Bunlar sınırdaki ormanda saklanıyorlar, gündüz oradalar,  gece sınırı geçip bizim tarlalara giriyorlar. Sabaha kadar tarlada mısır bırakmıyorlar. Sabah olurken de sınırı geçip geri diyorlar.”

           Önce bir şey anlamadım tabii. O da Domuz demiyor.”Kara böcük” diyor.

          “Jandarma izin verdi” dedi. ”Fakat Ormancı izin vermiyor.”

          “Ormancı ne karışıyor?”dedim.

          “Yasak” dedi. ”Kara böcük avlamak yasak. Ancak av zamanı izin verilebiliyor.”

           Sonradan öğrendim ki bu Kara böcükleri Orman İşletmesi dağlara bırakmış. Onlar da o kadar hızlı çoğalmışlar ki, her tarafta sürü sürü dolaşıyorlar. Yazın tarladaki mısırları tarumar ediyorlar.  Fıstık tarlalarını yiyip bitiriyorlar, hatta tarladaki biberleri bile yiyorlar.

          Dün akşam aşağıdan misafirlerim gelmişti. Bizim eve gelirken elli metre ötede en az on tane domuza rastlamışlar. Bizim eve doğru geliyorlarmış. Evin ışığını görünce ormana sapmışlar.

          Gelenlere tüfek verdim. Arkasına düştüler ama bulmaları mümkün değil.

          Bizim köylüler yağmur yağdığında domuzun izi peşine düşerler. Arada sırada da birkaç tane vuruyorlar. Ama kimse etini yemek şöyle dursun, yüzüne bile bakmaz.

           Onları görünce aklıma bir şey geldi. Derler ki;

           “Avrupalılar ortalama şu kadar et yiyor. Bizim insanlarımız ise çok az yiyorlar. Sonradan öğrendim ki Avrupalılar hep domuz eti yiyorlar. Bizimkiler ise domuzu bırak,  kendi besledikleri dananın etini bile yemiyorlar. Buzağı, inek veya dana öldüğünde bir çukura kaldırıp atıyorlar. Attıkları leş’i de dağda ne kadar vahşi yaratık varsa bir iki gecede bitiriyorlar.

             Avrupalılar gibi bizim insanımız da domuz eti yese, dünyanın en fazla et yiyen toplumu biz oluruz. Ama dinimizin gereği yemiyorlar işte.

            Domuzların bu köye verdiği zararı, hiç kimse veremez. Hatta ülkeye verdiği zararı oranlara vursan büyük bir ekonomik kayıp olduğu ortaya çıkar. Fakat bu yörelerde hep karşıma Orman işletmesi çıkıyor. Onların yasakları nedeniyle birçok tarla ekilemiyor. Onların yasakları birçok ağacı diktirmiyor. Hatta köylünün evinde odun yakmasını bile önlemeye çalışıyorlar. Bir şikâyet olsa, kapındaki kurumuş odunu bile zabıt altına alacaklar.

            Hâlbuki tarlaların arasındaki ağaçları koruyan köylülerdir. Dağları kendi aralarında paylaşmışlar. Kimse kimsenin mıntıkasında çalı bile kesemez. Fakat yine söylüyorum, köylülerin koruduğu o güzelim ormanları bir gün geliyor, Ormancılar cayır cayır kestiriyorlar.

           Onların sayesinde memleketin her tarafı domuz sürüleriyle doldu, porsuk sürüleriyle doldu,  kirpi sürüleriyle doldu. Bu saydıklarım yüzünden insanlar tarlasına mısır ekemez, biber dikemez, karpuz, kavun, mercimek, nohut ve daha birçok mahsulü ekemez oldu. Ekse ekse buğday eker. Onda da hep zarar eder. Bir faydası varsa sapındadır. Tarlaya bir şey ekmese bile o kadar otu tarla kendisine zaten verir.

          Trabzonlu vatandaş;

         “Ey devlet, şu ayı’na sahip çık” demiş.

           Ben de diyorum ki;

         “Ey devlet, şu domuzuna sahip çık. Onu bu dağlardan çıkar. Yoksa bu köylü tarlasını ekemez oldu. Bu tarlalarda mısır yok, mercimek yok, karpuz yok, fıstık yok. Çünkü onlar eker, domuz yer. Allah bu memleketi Domuzlardan korusun.”

               Sürçü lisan ettik ise af ola, isterim ki insan önce insan ola!

 



YAZARLAR

  • Pazartesi 20 ° / 7 ° Güneşli
  • Salı 20 ° / 7 ° Güneşli
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli
  • BIST 100

    110.477%0,33
  • DOLAR

    5,8142% 0,43
  • EURO

    6,4648% 0,24
  • GRAM ALTIN

    275,86% 0,82
  • ÇEYREK ALTIN

    455,169% 0,82