Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


DOĞU İLLERİNDE

Yukarıdaki şiirim 1985 yılında yazılmıştı. Bir ara Ermeni terörü(Asala) vardı.


Bir ses duydum doğu illerinde
Üç beş çocuk,
Üç beş yaşlı,
Üç beş kadın

Bir dinsizin hoşuna gitmemiş anlaşılan
Cesetleri darmadağın
Bunlar insan değil mi diyorum bazen,
Dağda aç kalmış çakallar gibi

Topla, tüfekle, roketle,
Saldırmışlar bir kuytuda bir eve
Beş on çocuk,
Beş on yaşlı,

Beş on kadın,
Bir ses duydum doğu illerinde
Yandım anam yandım.

               Yukarıdaki şiirim 1985 yılında yazılmıştı. Bir ara Ermeni terörü(Asala) vardı. Batı ülkelerinde insanların gözünün içine baka baka bizim elçiliklere saldırıyor, masum insanları katlediyordu. Kaç büyükelçimiz onlar tarafından öldürüldü veya sakat bırakıldı, bunu yaşayanlar çok iyi bilirler.

              1984 yılına gelindiğinde doğuda otuz üç askerimiz şehit edildi. Bunları PKK diye bir örgüt üstlendi. Başlarında da Abdullah Öcalan denen çocuk katili zat vardı. O günün Başbakanı Turgut Özal şöyle bir açıklama yaptı;

             “Bunlar üç beş çapulcudur. Kökünü temizleriz.”

             Aradan yıllar geçti. Doğu illerinde çok insanı katlettiler. Üç beş çocuk, üç beş yaşlı ve bir o kadar katledilmiş kadın resimleri gazetelere yansıdı. Her gün bir köy yakılıyor, yıkılıyor, insanlar katlediliyordu. Ben de onların etkisinde kalarak bu şiiri yazmıştım.

             Bu olaylardan sonra Ermeni örgütü Asala’nın ismi bir daha duyulmadı. Sanki olaylar değişti PKK ile birleşti.

             Biz öğrenciyken Apocular (PKK’cılar) diye bir grup vardı. Çoğunlukla Kürt kökenli gençler bunu tutardı. Şimdiki siyasiler gibi propaganda yaparlardı. Özellikleri ise solcu olmalarıydı. Solcuydular ama

           “Biz Maocuyuz” derlerdi. Bütün okullarda tarafları vardı. Solcular arasında sadece bir gruptular. Kendilerine göre devrimi köyden başlatacaklardı. Bir de devrimi şehirden başlatacak olanlar vardı. Onlar genellikle sendikacılardı. Ülkenin her tarafında olay çıkartacaklar, askeri, polisi dağıtacaklar sonunda da devrimi gerçekleştireceklerdi. Düşünce böyleydi. Fakat hiç birinin ne Ecevit’le, ne de CHP ile beraberlikleri vardı. Parti olarak sadece Doğu Perinçek’in Sosyalist İşçi Partisiyle gönüldeştiler. Belki onu da beğenmezlerdi ama en yakın oraya meyilliydiler.

         Okullardaki bütün kavgacı solcular bunlardan ibaretti. CHP’liler olsun, Adalet Partililer olsun, hiç kavga adamı değillerdi. Fakat bunların karşısında da, ülkücüyüm diyen bir grup vardı. Onlar da okullara dağılmışlar, toplu halde bu solculara saldırır, kavga çıkarırlardı.

          Bir gün bir komşumuz;

          “Ahmet,”dedi. ”Seni birisiyle tanıştırayım. O da sizin gibi bir solcu.”

          “Olur,”dedim.

          Bir gün yazıhaneye iki kişi geldi. Biri, bana söyleyen arkadaşın kardeşiydi, diğerini tanımıyordum. Ama ikisi de Elazığlıydılar. İçeri buyur ettim.

         Birisi;

         “Bizi Mustafa ağabey gönderdi,”dedi. ”Sizinle tanışmamızı istedi.”

         “Hoş geldiniz,” dedim. ”Kimsiniz, nesiniz, ne yapmak istersiniz?”

         “Biz,”dedi. ”Maocuyuz. Ülkenin özgürlüğü için devrim yapacağız. Din insanları uyuşturuyor. İnsanları dinden uzaklaştıracağız. Ne kadar hacı, hoca, tekkeci varsa katledeceğiz.”

         Buna benzer birçok şeyler söyledi. Ben o günler CHP’nin içinde bulunuyorum. Her hangi bir kaydım yoktu, ama etrafımdaki insanlar hep CHP’liydi. Çünkü patronum, CHP’nin İl sekreteri. Genel Başkan da Bülent Ecevit.

          Ona dedim ki;

         “Bir milletin dinini elinden aldıktan sonra ona ne verebileceğinizi sanıyorsunuz? inanç işi ruhtan gelir. İnancı olmayanın dünyada huzuru kalmaz.”

          Sonunda arkadaşlar çekip gittiler. Mustafa’nın kardeşi PKK’lı oldu, dağa çıktı. Diğerini bilmiyorum ama o da ondan geri kalmamıştır.

          Aradan yıllar geçti. Bir 12 Eylül dramı yaşadık. O günün bütün siyasi partileri kapatıldı. Maliye Bakanı olan Turgut Özal Başbakan oldu.1983 yılından 1991 yılına kadar ülkenin tek lideri Özal’dı. Ne zaman;

          “Adriyatik’ten Çin Seddine kadar Türk yurdu.” demeye başladı, işini bitirdiler. Çünkü bütün bu güçlerin arkasında batı vardı. Batı deyince, insanlar ne anlıyor bilmiyorum ama görünen, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve onların etkisinde maymunlaşan İslam ülkeleri ve içimizdeki maşaları.

          Eşref Bitlis Paşayı bilirsiniz. Ankara’ya gelmiş, dönüşte helikopteri, Ankara’dan çıkmadan Yenimahalle’de düşürülmüştü. Ben oradaydım. Yenimahalle’de bankamızın Eğitim Müdürlüğünde kambiyo dış işlemler kursundaydım. Ders çıkışında düştüğü yere koştuk. On beş dakika içinde bir tek delil kalmamıştı. Paşa neden öldürüldü sorusunun cevabı şuydu;

          “Doğuda PKK’ya kan kusturan Paşa Eşref Bitlis, ABD’nin PKK’ya yardım ettiğini gözleri ile görmüştü. Bunu Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a duyurmak için gelmişti. Geri göndermediler.

          Şimdilerde ise ABD 30 bin tır dolusu silahı gözümüze baka baka PKK’ya veriyor. Bizim hükümet yetkililerinden çıt yok. Üstelik Trump’la nasıl telefonda konuşurum çabası içine giriyorlar. Diğer taraftan batının maymunu olan İslam ülkeleri Yunanistan’ın yanında olmak için çaba sarf ediyorlar. O günün PKK militanlarının sembolü olan Doğu Perinçek ise hükümetin peşine takılmış bulunuyor.

          Diyorum ki, geçmişi unutmamak gerekir. Hele doğu illerimizde kargaşa çıkarmak isteyen, domuzların, domuzluğunu hiç unutmamak gerekir. Yapmamız gereken sadece kimlerin domuz olduğunu bilmek ve domuz olacakları da gözden kaçırmamaktır.

Sen benim tacımsın ey çocuk,

Sen benim bacımsın ey kadın,

Sen benim dedemsin ey yaşlı

Sen benim canımsın, ciğerimsin ey asker

Bu caniler sizlerden ne ister

Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

 



YAZARLAR

  • Salı 28 ° / 18 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Çarşamba 28 ° / 17 ° Fırtına
  • Perşembe 30 ° / 16 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.206%0,03
  • DOLAR

    7,9050% 0,33
  • EURO

    9,3095% 0,37
  • GRAM ALTIN

    483,16% 0,18
  • Ç. ALTIN

    797,214% 0,18