Prof. Dr. Özer OZANKAYA


DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN GÖREV SINIRI: TOPLUMUN YÖNETİM DÜZENİNE KARIŞMAMAK!

İslam yalvacı Hz. Muhammed, “Müftüler dilediklerince fetva versinler (görüş belirtsinler), dilediklerince fetvalarında diretsinler; sen kendi yüreğine (=aklına ve vicdanına) danış!” demektedir.


I. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşunu sağlayan 3 Mart 1924 günlü Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’ni kaldıran yasa, “TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE İNSANLAR ARASI İLİŞKİLERİ DÜZENLEMEK ÜZERE YASA KOYMAK YETKİSİ YALNIZ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE AİTTİR.” demekte ve gerekçe olarak:

A) Ulus egemenliği, yani demokrasi düzeninde, ulusun kendi yönetimini kendi özgür istenciyle belirleme hakkının, “ulusun gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi kişiliğinde TERKEDİLMEZ, BÖLÜNMEZ VE DEVREDİLMEZ OLMAK ÜZERE TÜMÜYLE TÜRK ULUSUNA AİT OLDUĞU VE ULUSAL İSTENCE DAYALI OLMAYAN HİÇBİR GÜÇ VE KURUMUN TANINMAYACAĞI” belirtilmekte;

B) “İslam dininin yüzyıllardanberi yapılageldiği gibi bir siyaset aracı konumundan arındırılıp yüceltilmesi” için bunun zorunlu olduğu vurgulanmakta;

C) Tümüyle Cumhuriyet devrimlerimizin de “TÜRK ULUSUNUN VARLIĞINI SÜRDÜRMEK İÇİN BİREYLERİ ARASINDA DÜŞÜNDÜĞÜ ORTAK BAĞIN BİÇİM VE NİTELİĞİNİ DEĞİŞTİREREK, DİN VE MEZHEP BAĞI YERİNE TÜRK ULUSLUĞU BAĞIYLA BİREYLERİNİ TOPLAMIŞ” olduğu anlatılmakta, çünkü Türk ulusunun, çağın koşulları içinde ulus olarak yaşama ve güçlü olma ortam ve araçlarının ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceğini, kanıtlanmış bir gerçek olarak gördüğü temel alınmakta;

D) Ulusal egemenlik demek olan “özgür halk oyunun”, İslam dininin gerçek anlamına ASIL UYGUN yönetim biçimi olduğu haykırılarak, Atatürk’ün deyimiyle, “Yezitler zamanında yazdırılmış zorbalık yönetimi”nin yüzlerce yıllık boyunduruğuna son vermiş bulunmaktadır.

İşte bu nedenlerle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “insanlar arası ilişkiler alanlarını düzenlemek amacı”yla fetva vermeğe girişmesi, ulus egemenliği ilkesine aykırı sayılmış ve anayasa hukukumuzla da böyle nitelenmiştir.

II. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendi kuruluş yasalarına aykırı davranması, aslında İslam dininin en temel ilkelerine de aykırı düşer. Çünkü İslam dininde Ruhban sınıfı, yani Tanrı’nın muradının neyi gerektirdiğini bilme ve müslüman bireyleri bağlayıcı olarak saptama-makamı anlamında bir fetva makamı yoktur; böyle bir sav, Tanrı’ya ortaklık koşma girişimi sayılarak en ağır yaptırıma bağlanmıştır. İslam dini, her bireyi, hiçbir aracıya başvurmaksızın, Tanrı’nın muradının neyi gerektirip neyi gerektirmediğini bilmeğe hem yeterli, hem de yetkili saymaktadır.

İslam yalvacı Hz. Muhammed, “Müftüler dilediklerince fetva versinler (görüş belirtsinler), dilediklerince fetvalarında diretsinler; sen kendi yüreğine (=aklına ve vicdanına) danış!” demektedir.

Tüm Anadolu’da yüzyıllardanberi gönülleri kazanan, ama din sömürüsü siyasetinin hortlatıldığı 1950’lerden sonra yayınlanan İslam Ansiklopedisinde adına bile yer verilmeyen Yunus Emre, daha 13. Yüzyılda :

“Şeriat bir gemidir, gerçeklik denizidir;

Ne denli sağlam olsa geminin tahtaları

Ona dalga vurdukça aşınıp gidesidir.”

uyarısında bulunmaktadır.

Bunun gibi, Doğu Anadolu halkının “Hazret” düzeyinde saygı duyduğu ve yine ne yazık ki 1950 sonrası İslam Ansiklopedisi’nde adından bile söz edilmeyen Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi, Darwin doğmadan elli önce (1756’da) yazımını bitirdiği MÂRİFETNAME kitabında, 8. Yüzyıl İslam bilginlerinde de var olan “insanın da evrim sonunda oluşan bir canlı türü olduğunu” bilgisine yer vermiş olması ve yazdığı bu ve benzeri bilgileri “Dine aykırıdır” gerekçesiyle eleştirmeye kalkışacakların, aslında “Dini değersizleştirmiş, dine karşı cinayet işlemiş olacaklarını” belirtmektedir.

Ulusal egemenlik ilkesinin doğru anlamı üzerine kurulmuş olan Atatürk Cumhuriyeti’nin görev ve yetkilerini “Türkiye Cumhuriyeti’nde insanlar arası ilişkileri düzenlemek üzere yasa koyma yetkisinin yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğunu” ilkesiyle sınırlamış olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı da, demokratik anayasal hukuk düzeninin gereklerine olduğu kadar İslam dininin de bu özünün ve tarihsel gerçeklerinin bilincine uygun davranmalıdır.

Cumhuriyetimizin kuruluşunda Atatürk’ün özenle vurguladığı bu gerçeklerin ulusal kültürümüzde güçlü bir biçimde yerleşmesini ve her zaman titizlikle gözetilmesini  sağlamaya,   siyasal partilerce zayıflatılmasına fırsat vermemeğe,    basının, meslek   örgütleri ve sendikaların, bilim, sanat, düşün insanlarımızın  tüm güçleriyle çalışmaları, siyasal partilere de meşru varlıklarının laik siyasal ve toplumsal düzene saygılı olmaya bağlı olduğunu uyarmaları  gerekir.  

Bakınız: Özer Ozankaya, Atatürk ve Laiklik, CEM Yay.

Özer Ozankaya, Toplumbilim, CEM Yay.

Özer Ozankaya, Cumhuriyet Çınarı, Mustafa Kemal’i “Atatürk” Yapan Uygarlık Tasarımı, CEM Yay.

 

 



YAZARLAR

  • Çarşamba 33 ° / 22 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 35 ° / 22 ° Güneşli
  • Cuma 34 ° / 22 ° Güneşli
  • BIST 100

    119.339%0,00
  • DOLAR

    6,8612% 0,05
  • EURO

    7,7470% 0,13
  • GRAM ALTIN

    395,80% 0,52
  • ÇEYREK ALTIN

    653,07% 0,52