(DEFTER) Büyükelçi Hasan Sevilir AŞAN


DİPLOMATİK ACEM OYUNLARI

‘’Tebriz’de tek yabancı misyonduk. Yerel resmi kurumların tamamının gözü üzerimizde, inişli çıkışlı, krizli siyasi ilişkilerimizde istihbari boy göstermelerin önde olduğu bir dönemdi’’


1990’ların İran’ında, Tebriz Başkonsolosluğumuzdaki günlük yaşantımızda bizi zorlayan, şimdilerde tebessümle hatırladığımız birçok istihbari tespitlerimiz olmuştu.

***

Tebriz’de tek yabancı misyonduk.

Yerel resmi kurumların tamamının gözünün üzerimizde, inişli çıkışlı, krizli ilişkilerimizde, istihbari boy göstermelerin önde olduğu bir dönemdi.

Resmi mesaimizde gerekli önlemleri almış olsak da sosyal mesaimizi zorlaştıran, günlük yaşantımızı zorlaştıran müdahale ve yıpratmalarla deney tahtasına döndüğümüz olurdu.

***

İçten, dıştan, dört koldan dinlenir, takip edilirdik. Akıl almaz tesadüfler karşısında, bu kadar da olmaz, sanki içimizi okuyorlar dediğimiz olurdu.

Cep telefonu henüz yaygınlaşmamıştı. Sabit telefonlar, börtü böcekli yerleşimler, ortam dinleme ve tahmin edemeyeceğimiz birçok donanım devredeydi.

***

Gezi rejimi vardı, Tebriz dışına seyahatlerde tarih, güzergah, plaka ve kişi bilgileri ile izin alıyorduk.

Buna göre, her yüz kilometredeki kontrol noktalarında askerler, ne zaman nereden geçeceğimizi bilir, şimdiki elektronik denetim sistemi (EDS) gibi seyahatimiz saatlendirilirdi.

***

O zamanki Başkonsolosluğumuz, adı İslam Devriminden sonra İmam Humeyni olarak değiştirilen, ancak halkın Şehnaz demeye devam ettiği cadde üzerinde, kançılarya ve ikametgah altlı üstlü, kiralık müstakil bir binada idi.

Birkaç arabalık bahçemiz ve minik bir süs havuzumuz vardı. Bitişiğimiz Şehnaz Mescidiydi.

 

***

Dinlemelere karşı özel konuları bahçede konuşur, mecbur kalırsak içeride su sesi veya müzik açardık. Tebriz alışkanlığından olsa gerek daha sonra görev yaptığım coğrafyalarda ofis ve makam odalarında hep açık radyo, televizyon bulundurdum.

Mektuplarımız, evrakımız zarfları açılmış, hatta açıldığı belli olsun diye üstünde çay ya da su izleriyle gelirdi.

***

O zamanlar gazete okunurdu, dış misyonlarımız Milliyet’e abone edilirdi.

Postayla gelen gazeteler, elden geçmiş, sansürlenmiş eksik sayfalı ve kadın fotoğrafları keçe kalemle tesettüre sokulmuş şekilde gelirdi.

Magazin ilaveleri, güzellik yarışmaları mayolu fotoğrafları ve Huysuz Virjin’in tam sayfa televizyon ilanlarının istihbarat sansürülerine fazla mesai yaptırdığı görülürdü.

Başbakan Tansu Çiller’in de açıkta kalan yerleri siyah keçeli kalemle buzlanıp, tesettüre sokulur, protokol hassasiyetiyle daha ileri gidilmez, saçlarına dokunmazlardı.

İran Dışişleri Tebriz İrtibat Bürosuna yaptığımız bir girişimde, mayolu resmi olmadıkça, Çiller’in boyanmayacağı sözünü almıştık.

Bu arada, sanatçı Seyfi Dursunoğlu’nun yarattığı Huysuz Virjin tiplemesinin hikayesine dikkat çekmiştik. Ancak, ilerleyen günlerde sansürcüler Huysuz’u daha bir özenle, daha tepeden tırnağa boyamaya başlamıştı.

Çilleri kurtarırken, Virjin’in hikayesi ters tepmişti.

 

***

Bina dışına, çarşı Pazar yürüyüşlerimizde ailecek tedirgin olurduk.

Kimle karşılaşıp, hangi istihbarat birimine muhatap olacağımızı bilemez, gerekli özeni gösterirdik.

Sokağa adımımızı atar atmaz, sivil görevliler aramızdaki konuşmaları duyacak yakınlıkta peşimize takılır, köşe bucak birlikte yürürdük. Belirli noktalarda devriyeler görev değiştirir, bizi teslim alan yeni ekip peşimizde yola devam ederdik.

Saklı gizli bir durumumuz yoktu, bu takipleşmede kendimizi daha güvende hissettiğimiz de olurdu.

 

***

Duyduğumuz hikayeler ürkütürdü, dışarıya arabayla bile çıksak, beş yaşlarındaki kızımız da pembe renkli küçük ‘Teddy Bear’ eşarbını yanına alır, hapse girmesin endişesiyle, eşarbını düzeltsin diye anneyi sürekli uyarırdı.

Biz rahattık, kısa kollu gömleklerimiz dirseğimizi kapar, dar pantolon giymezdik.

Eşim zaman zaman ‘hanım tüyünü kapat, bezeğini sil’ uyarılarına maruz kalır, kayan örtüsünü düzeltir, varsa rujunu silerdi.

Bir defasında uzun manto ve pantolonun altında bileklerinde siyah yerine, ten rengi çorap göründüğü için eve dönmek zorunda kalmıştık.

Rejim gönüllüleri, uygun bulmadıkları kılık kıyafetteki kadınları otobüslere doldurup, fişlemeye götürürdü. Bir defasında böyle bir durumda, ‘Ser konsul, siyasi’ deyip en kestirmeden eve dönmüştük.

 

***

Telefon ahizesini kaldırınca, hat için teyp cızırtısını beklerdik. Geç saatlerde, nöbetçi uyanamazsa uzun süre bant sesi gelmezdi.

Uluslararası aramalarında, saatler süren hat düşürme mücadelesi verirdik. Eşimin ‘ailemizi arıyoruz, hastamız var’ mealindeki bıkkın yakarışlarının işe yaradığı olurdu.

***

Bazı taleplerimizi yüksek sesle duyurunca işlerin yoluna girdiği olurdu.

‘Ev sahibi de hiç görünmedi, bizim terziden haber çıkmadı’ dediğimizde, ziyaretçilerimiz ertesi gün tesadüfen uğrardı.

***

Türkiye eğitimli tanıdık bir kadın doktorla çarşıda karşılaşıp ‘refleks’ tokalaşmamız, doktorun eşiyle birlikte istihbaratta iki gün misafir edilmesine yol açmış, bir daha görüşememiştik.

Çocuklarımıza evde resim dersi veren muallime aynı şekilde uyarılmış, ücretini almak için bile bir daha bize yanaşamamıştı.

Eşimin uğradığı mahalle terzisi, kadın müşterilerin ölçüsünü alıyor diye, elleri iş göremeyecek şekilde sorgulanmıştı.

 

***

Polis devletlerinde kantarın topu kaçıp, istihbarat iştahı diplomasinin önüne geçebiliyordu.

Beklenen ince ayar, diplomatın ev sahibi ülkenin düzenine halel getirmeyip iç işlerine müdahil olmaması, ev sahibinin de misafirleri rahatsız etmemesi, görevlerini engellememesidir.



YAZARLAR

  • Cuma 34 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cumartesi 33 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Pazar 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • BIST 100

    1.111%0,06
  • DOLAR

    7,5717% 0,33
  • EURO

    8,9719% 0,20
  • GRAM ALTIN

    475,51% 0,80
  • Ç. ALTIN

    784,5915% 0,80