Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


DEMOKRASİ, TEMEL KAVRAMLAR VE BİLİNÇLENDİRME


ABD’de, polis tarafından Afroamerikan ABD vatandaşlarına uygulanan şiddet, gün geçmiyor ki medyaya yansımasın. Bu olaylar, insanlığa yakın geçmişi ve üç köşeli ticaret olarak tanımlanan ve bir ayağını ağırlıklı olarak köle ticaretinin oluşturduğu dönem davranış şekillerini hatırlatırken, bireysel düşünce yapılarının, halen çok da değişim göstermediğini ve bu düşünceye sahip kitlelerin siyasi kontrolle, orantısız yetkilerle donatılmış bilinçsiz bireyler tarafından, ne denli olumsuz kullanılabileceğini gösteriyor. Üstelik olayın meydana geldiği ülke, demokrasi kavramını en çok kullanan ve Dünyanın jandarmalığını üstlenerek, farklı coğrafyalara doğrudan müdahalelerle, demokrasi ve özgürlük götürdüğünü iddia eden bir güç odağı olarak konumunu koruyorken. ABD, bu doğrultuda yaşanan olumsuz gelişmelerle, bir anda yangın yerine döndü.      

O halde demokrasi kavramı ve uygulamaları üzerinde, biraz düşünmek gerekiyor. Demokrasi, günümüzde hemen her siyasi kesim tarafından sahiplenilen, önemli bir kavram. M.Ö. 4’üncü yüzyıldan bu yana düşünsel gelişimine devam ediyor. Bu süreçte, yönetimsel anlayışta önemli düşünsel mesafeler de katedilmiş. Ancak bu süreç boyunca, iş demokrasinin uygulanmasına geldiğinde, ortaya çıkan farklı görünümler kafaları doğrudan karıştırırken, kavramın anlamının, özellikle siyasilerinin bir kısmı tarafından, ne denli eksik temellendirildiğini ortaya koyuyor. Bu gün Dünya üzerinde bulunan, farklı coğrafyalardaki farklı yönetimsel yapılara sahip ülkelerin birçoğu demokrasiyle yönetildiklerini iddia eder ve bir kısmı, ülke ismine dahi demokrasiyi yerleştirirken, ülkelerin ideolojik yapılanmalarının, bu kavramın anlamını nasıl değiştirdiğini görmek mümkün.

Sözlüksel veya terminolojik tanımlamalar, demokrasinin ideal anlamda işlemesinde güçlü bir temel için yeterli olamıyor. Çünkü demokrasi, halkın kendini yönetmesi esasına dayandırılırken, temel ilkeler üzerinde durulmayarak, çözüm, doğrudan bireysel eşitlikle, sandık sonuçlarında aranıyor. Üstelik sandık sonuçlarının devamlılığında, iktidara gelenlerce çoğulcu yaklaşımın ideal kabulü gerekirken, çoğunlukçu yaklaşımın öne çıkması, dengeleri yeniden bozuyor. Bu durumda da ortaya farklı bir realite çıkıyor. Doğal olarak bireysel eşitlik insan hakları açısından haklı, doğru bir olguyken ve bireyler insan hakları açısından haklı olarak eşit kabul edilerek, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine imza koyan devletlerce bu tescil edilmişse de iş, bireylerin zihinsel, fikirsel eşitliğine geldiğinde ki sandık bunu gerektiriyor, ortaya çıkan görünüm: Gordion’un düğümü.

Çünkü bireyler, aileden başlayarak, ideal devlet ki bu bile şüpheli, ne kadar eğitimde fırsat eşitliğini uygulamaya çalışsa da farklı nedenlerle, farklı seviyelerde ve genellikle eşitlikten uzak bir eğitime ulaşabilirken, bu durum, doğrudan dengeyi bozmaya yetiyor. Eğitimde fırsat eşitliği ideal olarak düşüncelerde kalırken, devreye giren hırsların etkisinde oluşturulmuş ideolojilerin baskın etkisi, doğrudan doktrine yansıyor. Bununla birlikte, genetik farklılıkların bireyler üzerindeki etkisini, kesinlikle küçümsememek gerekir. O halde farklı genetik zihinsel yapıda olan, farklı ve eşitlikten uzak eğitim seviyelerine ulaşabilen insanların, yetiştikleri çevrenin geleneklere bağlı kültürel ve dini inançların, ideolojik dayatılarının doktrine baskın etkisinde, her seferinde, tarafsız ve rasyonel karar verebilmelerini beklemek, ne denli doğru bir değerlendirme olabilir?

Üstelik siyasilerin, siyasi kazanım uğruna çekinmeksizin yaptığı manipülasyonların, ajitasyonların ve yönlendirilmiş anketlerin ışığında yapılan istatistiksel açıklamaların baskısı altında kalan, farklı eğitim ve zihinsel seviyelerde olan bireylerin, düşüncelerindeki ve davranışlarındaki etkisel değişim yadsınamazken, tüm bireyler eşit lafzı, sadece retoriksel olarak kalmaya mahkûm ediliyor.

O halde insan haklarına yönelik perspektiften bakıldığında, tüm bireylerin eşitliği ilkesi doğru gelirken, zihinsel yapı ve aileden başlayan eğitimle ulaşılan ve oldukça geniş bir yelpazeyle etkilenen fikirsel seviyede eşitlik, söz konusu değil. Bu durumda da demokrasi kavramının farklı terimlerle desteklenerek, takviye edilerek, güçlendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Cumhuriyet, tam bağımsızlık, laiklik, hukukun üstünlüğü kavramları burada ağırlıklı olarak devreye girerken, hak, hukuk, adalet, özgürlük, eşitlik ve liyakat kavramlarının da güçlü bir yasalandırma sistemiyle hukuka aktarılması ve tavizsiz uygulanması gerekiyor.

Özgürlük ve eşitlik kavramları demokrasi ile tam bir bütünlük sağlamadıkça, güç kazanımına yönelik ideolojik yönlendirmeler, her durumda, birilerinin öne çıkarılması doğrultusunda çarkları döndürmeye başladığından, bireysel üstünlük hırslarıyla birlikte, kabulü mümkün olmayan davranış şekilleri ortaya çıkıyor ki ırkçılık, bu düşünce yapılarından en tehlikeli olanı. İnsanlık, bireylerin ırkları, dinleri, dilleri, renkleri diye ayrışmaya başladığında, yaşanan gerçeklerle, ulaşılan sonuçların vahameti, tarihsel gerçeklerle ortada duruyor.  

O halde demokrasi kavramı bir başına yönetimsel olarak yeterli değilken, güçlü bir temel için, yasal çerçevede düzenlenmiş farklı kavramlara da ihtiyaç duyuyor. Ancak her şeyden önemlisi, bireysel etkin bilinçlendirmeyle, insanların saygılı olmayı öğrenmesinin gerekliliği ve etkin bir öngörüyle, bilimsel temelli ve tavizsiz uygulanması gereken bir eğitim sisteminin ideal seviyede devreye konulması. Çünkü insanlar, ancak bireysel bilinçlendirme sonrası kavramların anlamında, ideal bir yaşamsal seviye ulaşabilir. Bunun, devletlerin en önemli görevi olarak idrak edilmesi gerekir. Aksi halde ayrışımlara yönelen insanlık, kendini doğrudan kaçınılmaz sona yönlendirir.

 



YAZARLAR

  • Çarşamba 33 ° / 22 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 35 ° / 22 ° Güneşli
  • Cuma 34 ° / 22 ° Güneşli
  • BIST 100

    119.339%0,00
  • DOLAR

    6,8612% 0,05
  • EURO

    7,7470% 0,13
  • GRAM ALTIN

    395,80% 0,52
  • ÇEYREK ALTIN

    653,07% 0,52