çocuk öyküsü ***HAYLAZ BULUT***
Tarih: 20.11.2017 09:52:34 / 504okunma / 0yorum
Cumali KARATAŞ

                                        edebiyat ve aktüalite

Yavru bulut annesinin sözünü dinlemiyordu artık. Hafif bir rüzgâr esse, onun peşine takılıp gidiyordu. Onun bu haylazlığı anne bulutun canını sıkmaya başlamıştı. 

Anne bulut birkaç gün sabretti. Belki yavru bulut düzelir diye düşünüyordu. Fakat yavru bulutun bir türlü düzeleceği yoktu. Aksine, günden güne daha da sorumsuz davranıyordu.                                                     

Sonunda, bir gün anne bulut yavru bulutla konuşmaya karar verdi.

Anne bulut:

-Yavrum yanıma gelir misin? diyerek onu çağırdı.

Yavru bulut hiç aldırış etmedi.                                                                  

Daha sonra da oyalanarak geldi:    

-Geldim... Bir şey mi diyeceksin?..

Yavru bulutun şımarık ve saygısız tavrı anne bulutu üzdü. 

Anne bulut:

-Neden geç geldin?.. Hem, efendim anneciğim demen gerekmez miydi? dedi.

Başını yere eğdi yavru bulut.                                                                                 

Herhangi bir yanıt vermedi.

Anne bulut konuşmasını sürdürdü:

-Yavrum, seni üzen bir şey mi var?..                                            

Söyle bakayım, sorunun nedir?

Yavru bulut hâlâ başını yerden kaldırmıyordu. Anne bulut ondan yine bir yanıt alamadı. 

Anne bulut ısrar edince de, tereddüt ederek konuşmaya başladı:  

-Anne… Herkesin evi var, neden bizim bir evimiz yok?dedi.

Annesi eliyle işaret ederek: 

-Bak bu gördüğün koskoca gökyüzü bizim evimizdir yavrucuğum. Ufkun sonsuzluğuna kadar büyük bir evimiz var. Gündüzleri güneş, geceleri de yıldızlar aydınlatır evimizi. Bu masmavi gökyüzü hep bizim, dedi.

Yavru bulut konuşmasını sürdürdü: 

- Peki neden bizim bir bahçemiz yok? 

Anne bulut:

-Tüm ormanlar bizim bahçemiz yavru bulutum. İstediğimiz yerde gezeriz.

Yavru bulut bu kez:

-Peki anneciğim, neden meyve ağaçlarımız yok dedi? 

Anne bulut:

-Yeryüzünün tüm sebzeleri, meyveleri bizimdir yavru bulutum. Yağan her yağmurla toprağa iner, ağaçlardan, bitkilerden çeşit çeşit gıdalar alarak gökyüzüne döneriz dedi.

Sakinleşip, annesinden özür dileyen yavru bulut çok mutlu olmuştu. Artık hep yüzü gülüyordu.                               

                        ***AZGIN BOĞA İLE SÜRMELİ İNEK***                                               

Köyün birinde bir Azgın boğa vardı. Yakın arkadaşı olan ineklerle iyi geçinirdi. Sevmediği ineklere de her türlü kötülüğü yapardı.   

Sürmeli inek de Azgın boğanın kötülük yaptığı ineklerden biriydi. Ona yapmadığını bırakmıyordu. Üstelik Sürmeli ineğin birkaç ay sonra da bir yavrusu olacaktı.

Sürmeli ineğin yavrusu olacağı için, her zamankinden daha çok beslenmeliydi. Fakat aksine hiç beslenemiyordu. Boğanın korkusundan ağılda ve çayırda yeterince yem yiyemiyordu.

Bir gün ağılda, azgın boğa yere bir sınır çizgisi çizerek öfkeyle bağırdı:

-Bir daha buradan öteye kesinlikle geçmeyeceksin!

Sürmeli inek:

-Yavrum olacak benim, iyi beslenmem gerekir dedi.

Azgın boğa:

-Yavru mavru anlamam ben… Geçmeyeceksin dedim o kadar! diyerek üzerine yürüdü. Sürmeli inek korkudan sesini çıkaramadı.  

Aslında, Sürmeli ineğin hiç bir suçu yoktu. Bütün sorunlara diğer inekler neden olmuşlardı…

Sürmeli ineği sevmedikleri için onunla kavga etmişlerdi. Ağılda ve çayırda Sürmeli ineğe her türlü kötülüğü yapmışlardı. Diğer inekleri Sürmeli ineğe düşman etmişlerdi. 

Üstelik iftira da atmışlardı…                                                                                            

Sürmeli ineğin çok yem yediğini söylemişlerdi. Sürmeli ineğin çayırda ot bırakmadığını Azgın boğaya şikâyet etmişlerdi. Söylenenlere inanan boğa da, sürmeli ineği cezalandırmıştı. 

Olan bitenler böyle sürerken, bir gün beklenmedik bir şey oldu…

Çayırda otlayan ineklere birkaç kurt aniden saldırdılar. Sürüde bulunan çoban köpekleri de kurtlara karşı koymaya başlamışlardı.              

Bu ara, iki kurt da azgın boğaya saldırmıştı. Bu saldırı karşısında diğer inekler korkup, köye doğru kaçmışlardı. Sürmeli inek ise var gücüyle saldırgan kurtlara karşı koydu…                                                                         

Sürmeli inek, Azgın boğaya saldıran kurdun birini başıyla vurarak yaraladı. Diğer kurtları da çoban köpekleri engelledi. Bozguna uğrayan kurtlar dağa doğru kaçmaya başladılar.

Bu olaydan sonra Azgın boğa Sürmeli ineğe karşı çok mahcup olmuştu…                                                                                                                           

Kurtların saldırısı sırasında diğer inekler korkup, kaçmışlardı. Fakat kötülük yaptığı Sürmeli inek, doğacak olan yavrusunu kaybetme pahasına kendisinin hayatını kurtarmıştı.

Azgın boğa, tüm bu olanlardan sonra uzun uzun düşünmeye başladı…                                                                                                                                

Yaşadığı bu olayla kimin gerçek dost olduğu ortaya çıkmıştı. Yaptıklarından da çok pişmanlık duyuyordu. Artık diğer ineklere kötülük yapmayacaktı. Sonunda, utana sıkıla Sürmeli inekten özür diledi.

O günden sonra da, Azgın boğa, Sürmeli ineğe karşı çok iyi davranmaya başladı. Diğer inekler artık sürmeli ineği rahatsız edemiyorlardı.

                            ***KAYBOLAN GELİNCİK***                                                 

Ormana artık sonbahar gelmişti. Sıcak yaz günleri bitmişti. Rüzgârlar esiyor, sararan yapraklar yavaş yavaş dökülüyordu.

Gelincik çiçeği ailesi de ormandaki yaşlı bir ağacın altında kümelenmişti. Rüzgârın her esişinde savrulup duruyorlardı… İçlerinden birinin kaybolup gitmesinden kaygılanıyorlardı.  

Bir süre sonra, esen sert bir rüzgâr, gelinciklerden birini kopartıp, savurdu. Gelincik ailesi acı içinde onun kayboluşunu izledi. Yapacakları bir şey yoktu.

Akşama kadar, kaybolan gelinciği aradılar gözleriyle…                                  

Kaygılı ve meraklı bakışlarla sürekli çevrelerini kontrol ettiler. Ama ne yazık ki bulamadılar. Küçük gelincik kim bilir nereye gitmişti… 

Gelincik ailesi, sonraki günlerde de kaybolan küçük gelinciği aramalarını sürdürdü…

Her sabah ilk işleri küçük gelinciği aramak oluyordu…                                  

Ormandaki yağmur, çamur deryasına karışıp gitmişti küçük gelincik. Günler sonra, artık ümitlerini kestiler.

Fakat anne ve babasının laf anlatamadığı en küçük gelincikti. En küçük gelincik her sabah aynı soruları sorup duruyordu:

-Anneciğim, gelincik ablam nerde?

Onu ikna etmek kolay değildi…

Anne gelincik:

-Uzaklara gitti yavrucuğum, dönecek bir gün diyordu. 

-Anneciğim, gerçekten ablam gelecek mi?

-Elbette gelecek yavrum elbette. 

Bu kez:

-Anneciğim ablam ne zaman gelecek? diye sormaya başlıyordu.  

Anne gelincik, dolan gözlerini gizleyerek: 

-Baharda gelecek yavrum diyordu.  

Yağmurlar dinip, soğuklar bitmeye başlamıştı…                                   

Baharın gelmesiyle birlikte ağaçlar yavaş yavaş çiçek açmaya başlamışlardı. En küçük gelincik de artık ümitlenmeye başlamıştı. Her sabah gözleri yine yollardaydı. 

En küçük gelincik, bir sabah yine uyanır uyanmaz gelincik ablasını aramaya başladı. Sürekli olarak ağaçların, otların arasına bakıyordu.

Çok geçmeden, heyecanla bağıran en küçük gelinciğin sesi duyulmaya başladı:    

-Anneciğim gelincik ablam gelmiş, gelincik ablam gelmiş! diye sevincinden zıp zıp zıplıyordu. 

Gelincik ailesi, en küçük gelinciğin gösterdiği yere heyecanla bakmaya başladı…                                                                                                                        

Bir de ne görsünler…                                                                                             

Kaybolan küçük gelincikleri değil mi bu?..                                                        

Gelincik ailesi hep birlikte sevinmeye başladı…                                   

Küçük gelincikleri birkaç metre ilerideki çınar ağacının altındaydı.

                                  Öykü “SON YÜREK”

                                                                                                                       Aslı Neşe Kutluay

 Hemşireliğinin ilk yıllarında zengin bir adamın hasta kızına bakmak için bir malikânede çalışmaya başlayan Selen, kendi yaşlarındaki hasta bir kızın, Esra´nın, özel bakıcılığını yapacaktır. Bakıcılığını yaptığı Esra´nın kalbinden sorunu vardır. Babası Ömer Bey uzun süreden beri kalp rahatsızlığı yaşayan kızını tedavi ettirmek için elindeki tüm imkânları seferber etmiştir. Ama tek çözüm yolu kalp nakli görünmektedir. Organ nakli için başvurmalarına rağmen Esra için gereken kalp bulunamaz.

Zengin olan ailesi ne kadar çırpınıp bütün maddi imkânlarını seferber etse de, organ naklinde bir gelişme olmaz. Esra giderek kötüleşmekte ve elindeki tüm imkânlarına rağmen babası Ömer Beyin elinden bir şey gelmemesi onu kahretmektedir. O kadar çabaya rağmen uygun organ bulunamaz, Ömer bey yasa dışı yollara başvurmaktan başka elinden bir şey gelmez. Yasadışı olarak yoğun bakımdan biri bulunacak ve kalbi gizli bir şekilde Esra´ya nakledilecektir.

Tüm gizliliğine rağmen, olaydan Selen´in haberi olur. Selen bir yandan yapılan yasa dışı olayın kendini etkilemesinden dolayı tedirgin olmaktadır, bir yandan da artık arkadaşı olan Esra´nın iyileşeceği konusunda umutlanmaktadır. Selin malikânede kaldığı süre boyunca Ömer Bey´in dünyasının hiçte iç açıcı olmadığını fark eder. Ömer Bey kirli ilişkiler içinde olan bir adamdır ama tüm bunları Esra´nı sağlığı yüzünden görmezden gelir.

Yasa dışı yollarla bulunan kalp Esra´ya nakledilecektir. Bulunan hastaneye getirilen Esra´ya Selin refakat etmektedir.  Ömer Bey, Selin´i uyarır “ Bu olay tamamen gizli kalacaktır.  Operasyon beklenilenden daha uzun sürer, tüm gayretlere rağmen Esra kurtulamaz ve ölür.   Olay örtbas edilir ve Selin malikâneyi, bu olayı bir daha hatırlamak istemeyeceği bir anı olarak arkada bırakarak terk eder.

5 YIL SONRA

Aradan geçen beş yıllık sürede Selen artık Yalova´da hemşirelik yapmaktadır.   Geçen bir sürede, ailesinin istemediği bir beraberlik yaşamış ve bu beraberlikten Efe isminde bir oğlu olmuştur. Birlikte olduğu adam onu terk edince ailesinin desteğiyle ayakta durmaya çalışmaktadır. Orduda subay olan babası, Selenin başlarına getirdiği bu durum karşısında her şeyden elini eteğini çekmiş ve emekliliğini istemiştir.

Selen hastanede gece nöbetinde olduğu bir gün, büyük bir deprem yaşanır. Tarih 17 Ağustos 1999 dur.  Bu deprem sırasında şehrin büyük bir BÖLÜMÜ yerle bir olur. Deprem sırasındaki sarsıntıdan Hastane binası da etkilenmiştir ve Selen hafif yaralı bir şekilde kurtulmayı başarır. Yaralı bir şekilde kurtulan ve vücudunda hafif yaralar bulunan Selen ne yaralarına ne de acılarını düşünecek durumdadır.

Depremin ardından düşündüğü ilk şey küçük oğlu efedir. Koşarak hastaneden ayrılır. O gece oğlu Efeyi bakıcı kadına bırakmıştır. Evinin bulunduğu sokağa ulaştığında her tarafın yerle bir olduğunu ve insanların çığlıklarını duyar. Selenin yaşadığı apartman da yıkılmıştır. İnsanlar enkazın başında sevdiklerini kurtarmak için beklemekte ve yaşıyor olmaları için dualar etmektedir. Tam bir kargaşa ortamı oluşmuş, ağıtlar ve bağırmalar birbirine karışmıştır.

Bu arada enkazın başındaki askeri kurtarma ekibinin başındaki genç ve yakışıklı bir teğmen dikkati çeker. Genç Teğmen, Tamer, depremle birlikte bölgeye sevk edilen birliklerden birinin başında, arama kurtarma çalışmalarını yürütmektedir. Bir taraftan canla başla enkaz altında kalanları çıkarmakta, diğer taraftan da ekibiyle birlikte güvenliği sağlamaya çalışmaktadır.

Bir ara sigara içmek için taşların üzerinde mola verdiğinde, bir adamı yaralılardan birinin kolundaki bilezikleri çalmaya çalışırken görür. Hırsız onu fark ettiğinde kaçar. Hırsız ara sokaklardan birine girerek gözden kaybolur. Tamer hırsızın arkasında koşarken nefes nefese kalmıştır fakat adamı yakalayamamıştır.

Tamer tekrar arama bölgesine geri döndüğü sırada hemen ilerideki yıkıntıların arasındaki Selenin çaresiz bekleyişini görür. Selenin yanına yaklaşır. Tamer daha kim olduğunu bile bilmediği Selen´in bakışlarından çok etkilenmiştir. Selen duyduğu büyük acıyla ağlamaktadır. Tamer, Selen ile tam konuşmaya niyetlenmişken bir askerin yakınlardaki enkazdan sesler duyulduğunu söylemesi üzerine Selen ile konuşamadan oradan uzaklaşmak zorunda kalır. Tamer Selen´in yanından uzaklaşırken bir ambulansın ona doğru gelip önünde durduğunu görür. Gelen ambulansın üzerinde dikkat çekici bir şekilde hiçbir yazı yoktur. Sadece ambulansın altındaki kar lastikleri dikkatini çeker. Enkaz çalışmaları devam ederken, Selen´în yaralarından kanlar akmaktadır. Yanaşan ambulans Selen´e yardım etmeye çalışır, tüm isteksizliğine rağmen Ambulansa binmek zorunda kalır. Selen´in başı dönmüş ve yere yığılmak üzeredir.

Selen gözlerini açtığında kendini boş masalar ve şeffaf perdelerin olduğu soğuk bir oda da bulur. Görünürde bir ameliyathane havası vardır. Fakat hemşire olan Selen ortada bir tuhaflık olduğunun farkındadır. Boş gözlerle ürkerek etrafa bakınır. Masaların üzeri şeffaf örtülerle örtülüdür. İçeri gelen beyaz önlüklü iki kişinin onu kollarından tutarak sürüklemesiyle kendine gelir. Uzakta duran doktor önlüklü bir adam ona oldukça tanıdık gelmektedir. Ama Selen onu nereden tanıdığını bir türlü anlayamaz.  Adamlar kendi aralarında fısıldayarak konuşmaktadır. Binanın içi soğuk hava deposu gibidir ve etraf cesetler ile ve yaralılar ile doludur. Bir den Selen Adamın Esra´nın kalp nakil operasyonunu yapan doktor olduğunu fark eder.

Selen bir den korkuya düşer ve oradan kaçmaya çalışır. Kaçtığı fark edilince, peşinden birileri gelir. Adamlar ile verdiği mücadele de koridorda bağırarak yardım ister. O sırada yanından geçmekte olan gayet şık giyimli bir adam Selenin koluna girmiş olan adamlara onu yandaki odaya götürmelerini işaret eder.

Tamer bir süre sonra kızın bulunduğu sokağa gittiğinde Selen´i orada göremez. Telaşla kızı aramaya başlar. Tamer hayatında ilk kez gördüğü Selene karşı duygusal bir hisse kapılmıştır. Bölgenin askeri bir alan olması işini kolaylaştıracağa benzese de yine de işi zordur. Enkazın altından küçük bir çocuğun ağlama sesi gelir. “Anne” diye haykırışları Tamer´in içini dağlar. Tamer enkazın içine girer. Enkaz yıkılmak üzeredir. Tamer sürünerek küçük Efe´nin sıkıştığı yere kadar iner. Küçük Efe ölü bir şekilde yatan bakıcısı kadının kollarındadır. Tamer güçlük ile Efe´yi kadının ellerinden alır ve sürünerek dışarı çıkarır. Dışarı çıktığında Selen´in anne ve babası orada beklemektedir. Hep birden Efeye sarılırlar ama kimse Efe´nin anne diye yükselen çığlıklarını susturamaz.  Babası kızını bulması için Tamer´e ricada bulunur.  Tamer emekli bir Albay olan Selen´in babasına söz verir.   Tamer´in artık  enkazzedeleri kurtarmak dışında bir isteği ve amacı daha vardır. O da Seleni bulmaktır.

Düzgün giyimli adam bir nevi hastaneyi andıran binadan içeri girer. Bu kızını kaybeden Ömer Bey´ dir. Ömer Bey odasına çekilir. Daha önce Esra´nın operasyonlarını yürüten pis görünüşlü doktorla deprem enkazından çıkartılan insanlardan toplanılan organları özellikle de kalpleri hakkında sorular sorar. Ömer Bey sedyelerde yatan insanların arasındaki bir kadına dikkat kesilir. Geçen onca süreye rağmen, Selen´i görür görmez tanır. Selen ve Ömer Bey göz göze gelirler. Selen bir zamanlar Esra´nın bulunduğu yerdedir. Doktor baygın durumdaki Selen´e doğru yaklaşır ve Selen bayılır.

Selen her tarafı buz gibi soğuk olan oda da bir başınadır. Hiçbir şey hatırlamıyor boş sandalye de yere bakarak sallanıyordur. O Sırada kapı açılır, Ömer Bey içeri girer, kıza dönerek konuşur. ‘´Selen hemşire beni tanımadın mı?´´ Selen boş gözlerle Ömer´e bakar, hiç konuşmaz. Adam Selenin bakışlarından bir şey hatırlamadığını fark eder. Odadan çıkarak diğer odalara doğru yönelir. Odalardaki masalardaki insanlar kan revan içinde baygın bir şekilde yatmakta, bazen inleme sesleri duyulmaktadır.  Her taraf ölüm soğukluğundadır. Odalar tıpkı bir ameliyathane görünümündedir. Eldivenli ve maskeli yeşiller içindeki sağlık ekibiyse her an ameliyata hazır durumda koşuşturmaktadır. Adamın bir çocuğun başında doktorlardan biriyle hararetli bir tartışmaya girdiği görülür. Adam doktora;  ‘´o çocuğun yerinde kendi çocuğunu görmek istemiyorsan işini düzgün ve isteyerek yap´´ diye bağırır. Doktor başını eğerek gönülsüzce işine devam eder.

Diğer tarafta Tamer, Seleni bulmak için hummalı bir çalışma içine girmiştir. Selenle ilgili bütün ipuçlarını araştırmakta ve araştırdıkça da Seleni bulma arzusu iyiden iyiye artmaktadır. Selenin babası Ahmet Bey de, Tamerin kızını bulması için ona destek olmaktadır. Ahmet Bey kızının yapmış olduğu hatadan dolayı onunla bir daha konuşmamıştır. Depremden sonra kızının sağ olup olmadığını araştırmak için yıkılan evin olduğu enkaz bölgesine gelince burada Tamerle tanışmıştır. Tamerin Seleni sağ olarak gördüğünü söylemesi üzerine Ahmet Beyde Seleni aramaya başlamıştır.

Aradan 1 ay geçmiş, depremin yaraları henüz sarılmak üzeredir. Tamer´in bütün uğraşmalarına rağmen Selen hakkında bir iz bulamaması canını sıkmaktadır. Birliğinden izin alarak Uludağ´ın eteklerinde ki annesinin bulunduğu köye doğru yola çıkar. Amacı olanların etkisinden kurtulup biraz kafasını dinleyip tekrar işine dönmektir. Tatilinin 2. Gününde, subay arkadaşından aldığı bir haberle heyecanlanır. Köyünün yakınlarındaki bir arazide, parçalanmış cesetlerin bulunduğu haberini alır. Cesetler tesadüfen bir çoban köpeğinin toprağı deşmesiyle ortaya çıkmıştır. Cesetleri inceleyen ekip hayretler içindedir. Cesetler üzerinde yapılan otopside, kalplerinin yerinden sökülerek tekrar dikildiği anlaşılır. Bu bir organ mafyasıysa neden diğer organlar değil de insanın yaşamı için öncelikli tek organ olan kalbi sökülmüştür. Görünen şu ki; bu vahşice işlenmiş cinayetten başka bir şey değildir. Maktuller üzerinde birkaç gün sonra yapılan kimlik tespitinde, deprem bölgesinde hafif yaralı olarak kurtarılan şahıslar olduğu anlaşılır. Tamer´in okuldan en yakın arkadaşı olan bu subaya Seleni anlatması ve gelişen olaylar arasındaki bağlantı ikisini de rahatsız eder. İkisinin kafasında da aynı soru işareti oluşmuştur fakat insanların sadece kalplerinin sökülmesi organ mafyası olma ihtimalini düşündürmektedir.  Tamer çaresizce düşünmekte ve ne yapacağını bilmemektedir. Cesetlerin arasında Selenin olmaması ise onun biraz olsun yaşıyor olabilme ihtimalini kuvvetlendirmekte ve Tameri umutlandırmaktadır.

Ömer Bey; Seleni, kızının tedavi sürecinde tanımıştır. Selen hemşire, o temiz gülen yüzüyle Ömer Beyin kızı Esra ile çok yakından ilgilenmiş, onun son günlerinde dostluğunu kazanmıştır. Ömer Beyin karşısına hiç beklemediği bir anda Selenin çıkmasıyla uzun zamandır içinde oluşmayan merhamet hisleri ile karşı karşıya gelmiştir. Ömer Bey ikilemde kalmış, kızından kalan hatıraya zarar verip vermeme arasında bocalamaktadır.

Ömer Bey tüm içinde bulunduğu karmaşık duruma karşın, kızına olan sevgisi ve özlemini kaybetmemiştir. Kızının öldüğü odayı sonsuzluğun rengi olan maviye boyatarak bazı zamanlarda o odada inzivaya çekilmektedir. Ömer Bey Selen ve mavi oda arasında kalmış geçmişi düşünmektedir.

Ömer birkaç gün sonra Selen´i ziyaret eder. Selen kendisi bırakmasını ve burada olup bitenlere bir son vermesini ister. Ama Ömer kızının ölümünün onu değiştirdiğini ve artık insanlara olan saygısını tümüyle yitirdiğini söyler. Artık insanlar onun için canlı organ taşıyan birer cansızlardır. Onların kalplerini çıkartılırken seyretmekten büyük zevk almaktadır. Bu kalplerden sadece bir tanesi kızını yaşatacaktı ama zamanında eline geçmemişti.

Deprem enkazı yavaş yavaş kaldırılmaktadır. Ama Selen´den hala haber yoktur. Ama halkın arasında enkaz bölgesinde yaralıları taşıyan gizemli bir ambulansın dolaştığı konuşulmaktadır. Bursa plakalı ambulans ile taşınan hastalardan hiçbir haber alınamamış ve hiçbir hastanede kayıtları bulunamamıştır. Tamer bu konu ile ilgili araştırma yapmak için üstlerinden yetki ister. Tam bu arada Bursa´dan ilginç cinayetler ile ilgili haberler duyulur.

Cesetleri parçalanmış şekilde bulunan insanlar, gelişi güzel bir şekilde Uludağ eteklerinde bulunmaktadır. Kimsenin anlam veremediği bu cinayetlerde ele geçen cesetler üzerinde yapılan otopsilerde cesetlerin uzun bir süre önce, ezilerek öldükleri tespit edilmiştir. Tamer olay yerine giderek araştırma yapar.

Tamer; dağın eteğinde belki bir ipucu bulurum umuduyla dolaşırken, karşı çiftliğin etrafında gizemli bir ambulansın dolaştığını fark eder. Tekrar şehre dönerek subay arkadaşına olanları anlatır. Arkadaşıyla beraber bir plan yaparlar, çiftliği gözetleyip olanları öğrenmeye çalışacaklardır.

Çiftlik son derece iyi bir şekilde korunmaktadır. Özel harekâtta görevli 2 subay için oraya girmek hiç de zor değildir. Kendi imkânlarıyla çiftliğin içine girip açık olan bir pencereden içeriyi gözetlerler. Gördükleri manzara karşısında ikisinin de midesi bulanır.

İnsanlar odada parçalanarak kalpleri yerinden sökülmüş ameliyat masalarının üzerinde öylece bırakılmıştır. Yaşanan bir talihsizlik sonucu korumalardan biri onları fark eder. Boğuşma sonucunda koruma etkisiz hale getirilir fakat orada olduklarını artık herkes öğrenir.

Çiftliğin içinde bir kovalamaca başlar. Tamerin arkadaşı bölgedeki askeri birliği arayarak zor durumda oldukları ve hayatlarının tehlikede olduğunu söyleyerek yardım ister. Tam adresi verecekken bir koruma tarafından omzundan vurularak yere düşer. O sırada Ömer, Seleni odasından çıkararak Tamere karşı kalkan olarak kullanır. Tamer ne yapacağını bilmez çaresiz silahını atar. Adamlar Tamer´i yakalayarak ağaca bağlarlar.

Ömer Bey çiftliktedir. Ölümden bir korkusu yoktur.  Ölüm onun için kızına kavuşmanın bir yoludur. Mavi odaya Selenle birlikte girer. Eğer bir şekilde kızını yanına gidecekse, yanında götüreceği Selen´den başkası olmamalıdır.

Ömer Bey Bombanın saatini kurar. Tamer bağlı olduğu ağaçtan bir şekilde kurtulmayı başarır. İçerde Ömer´le boğuşurlar. Bombanın patlamasına son 2 dakika kala Tamer, Ömeri attığı yumrukla etkisiz hale getirir. Seleni alarak hızla uzaklaşır, tam o sırada bomba patlar.

Tamerin kollarında dışarı çıkan Selen arkada dev gibi alevler çıkararak yanan çiftlik evine doğru bakar. Ömer ve onlarca parçalanmış ceset ile dolu olan ev alev alev yanmaktadır. Selen kötü durumdadır ve halsiz bir şekilde kendini Tamer´in kollarına bırakır.

Gözlerini hastanede açan Selen, uzakta üzgün ve utangaç bir şekilde bekleyen babasını ve annesini görür,  babası yavaş yavaş gelerek kızını göz yaşları içinde kucaklar. Selen´in endişe ile oğlu Efe´yi sormaktadır. Bir den içeri Tamer kucağında Efe ile girer. Ana oğul bir birlerine sarılırlar.

ÜÇ AY SONRA

Tamer ve Selen arasındaki arkadaşlık bir aşka dönüşmüştür. Tamer Selen´e o gün o çiftlik evinde yanan adamın ne den böyle korkunç bir şey yaptığını bir türlü anlayamadığını sorar. Selen , Ömer´in bir kalp yüzünden kaybettiği bir hayattan sorumlu tuttuğu tüm insanların kalplerini çıkardığını söyler ve ekler “ kaybedilen bir kalbin yerini sadece başka bir kalp doldurabilir. Tamer ve Selen kol kola yürüyüp giderler.

bir kalem

SES OL

yokluğuna alıştırma beni

bilirsin çok severim alışkanlıklarımı

ya ses ol gel bana

ya da bir nefes gönder senden yana

GÜLÜMSEYEREK ÖLMEK***

gözlerinde görmek kendimi…

heyhat!

ne müthişmiş...

ve bütünleşmek bir elanın cilvesinde…

gülümseyerek ölmekmiş...

KİMİM KALDI

saçlarım...
o upuzun kıvır kıvır saçlarımı
çocukluğumun son izleriyle birlikte
annemin kucağına bıraktım giderken
onun gibi okşayıp

onun gibi sevecek
başka kimim kaldı ki…

                                    Birgül Beyaz Pulat

GÜZSÜZ YAŞADIK HÜZÜNLERİ

Bir avuç belledik gökyüzünü 
İki damla yağmurdu bahar 
Ter kokan koğuşlara yaz dedik 
İçemedik avuçla soğuk sularından 
Duvarda asılıydı dağlar... 
***
Hışırtısında uyumayı anlatın bana 
Efil efil estiğinde kavak yelinin 
Mendilimle ıslak çimenlere uzanın 
Sel olmuş papatyalardan fal tutup 
Sevmiyor çıkarsa söylemeyin sakın 
Karıncanın yüküne omuz verendim 
Bana sabırla beklemeyi anlatmayın... 
***
Böyle tükettik kuşatılmış ömürleri 
Mahpuslara dam dedik, 
Damda yatanlara gardaş… 
Ne mutlandık suskunluktan, 
Ne yakarışlara ses duyduk. 
***
Güzsüz yaşanmazmış hüzünler 
Yaprak düşmeden damın avlusuna 
Bitmezmiş takvimler... 
Geçmezmiş meğer mahpusluk …

 

                                       Yunus Güzel

 

 

 

ÇAĞ DAĞLARI DEVİRDİ

En çok at öküz ve keçilere
Muhtaçtı bütün insanlar
Bir de sıcak kum tepeler arasında
Beslenirdi develer
***
Bağrına çok saplanmadı diye demir saban
Toprak kızıp fazla ürün vermedi
Bu yüzdendir çağ  dağları devirdi
***
Su boş yere akıp
Giderdi mavi denizlere
Seyrederdi kıraç ve çatlak toprak
Kavrulurdu temmuz güneşinde
Arpa yulaf buğday ve burçak
Sapla samanı sabah yeli ayırırdı
Bu yüzdendir çağ dağları devirdi
***
Karanlıktı evler yollar ve dağlar
Henüz icat edilmemişti
İdareler fenerler lambalar
Ay ve güneş batınca korkular çoğalırdı
Bu yüzdendir çağ dağları devirdi
***
Bir demir örs ile çekiç vardı
Kılıç ok ve yay ellerinde
Kral buyruk verdi diye ölürlerdi
***
Aşıklar da vardı
Kerem ile Aslı gibi
Şirin için dağları delen Ferhat´tı
Bu yüzdendir çağ dağları devirdi
***
Oturup düşündüler alimler
Defterler kalemler ve mektepler
Sular gitmesin diye boşa
Planlar projeler çizildi
Bu yüzdendir çağ dağları devirdi
***
Geceler gündüz oldu ay ve güneş olmadan
Toprak suya doydu küskün küskün bakmadan
Daneler boş durmadı bire yirmiyi verdi
Bu yüzdendir çağ dağları devirdi
***
Asırlar geçti böyle doğanlar bir bir öldü
Saban mazide keçi kasapta kaldı
Barakalar yıkıldı göğe yükseldi evler
Tezgahlar odun oldu fabrikalar kuruldu
Hurafe tarih oldu bilim bize yön verdi
Çünkü devir değişti çağ dağları devirdi
                                                Ali Kaya

YÜREĞİM ELİMDE

Artık zamanım çok azaldı,

Yüreğim elimde

Dolaşıyorum sokak sokak…

Eski sevdaların kapısını çalıyorum.

Kilitlendim gözlerine seni arıyorum.

***

Aşkın hırsımı boğuyor

İmkansızlaşıyorum.

Beni benden etme ne olur!

Saflığımı geri ver artık.

***

Buğusunu aldın gözlerimin

Netleşti her şey birden,

Acı çekiyorum.

***

Yenilmişliğin korkutuyor zaten içimi hep

Kabullenmişliğim…

Bir de sen vurma yüzüme kendimi

Salıver kaçmaya çalıştığım gerçekleri.

Ellerimi al

Şefkatini ver onların yerine

Bırak yansın gözlerin gözlerimde,

Artık zamanım çok azaldı.

Yüreğim elimde,

Dolaşıyorum sokak sokak…

                          Çağrı Alcan 

KIŞ MASALI
Dünyam seninle aydınlanırdı 
Gülüşünle,bir çift sözünle... 
Sen bakınca erirdim içten içe 
Karın ve yağmurun büyüsü gibiydin.. 
Düşününce seni, 
Buzdan 
güller yetişirdi fikrimde 
Gözlerin 
gözlerimle buluştuğunda 
Tipiye tutulurdu yüreğim 
Tahtında 
zamanın sihri 
Küçük küçük konfetiler serperdi bedenime 
Kışın kristalleri gibi parlardı 
sevgi
Güneşten kaçardım ben 
Sen Kış´tın 
Ben Kış´tım 
Aşkımız Kış´tı... 
Bu yüzdendir ki; 
Her Kış Masalı 
Mutlulukla uyutur beni 
Karlı düşlerin minderinde...

Elif Gülnur Parmaksız

 

 

 

 

 

 

                                               

Anahtar Kelimeler: çocuk, öyküsü, HAYLAZ, BULUT
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
sanat gündemi (13 Temmuz 2018 - Cuma)
GEZİ NOTU (10 Temmuz 2018 - Salı)
FOLKLOR VE TÜRKÜ USTASI AZİZ ÇELİK (28 Mayıs 2018 - Pazartesi)
ALTIN SES VEDAT ÇETİNKAYA (21 Mayıs 2018 - Pazartesi)
BESTEKÂR-YAPIMCI FIRAT GEN´LE KONUŞTUK (14 Mayıs 2018 - Pazartesi)
İLTER BİR SÖZ YAZARI YEŞİLAY… (23 Nisan 2018 - Pazartesi)
BİR BESTEKÂRIN ŞİİRSEL İTİRAFLARI (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
NECMİ ÖZDEMİR´LE MÜZİK KONUŞTUK (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
ŞİİRDEN ROMANA ŞARKI SÖZÜ (01 Nisan 2018 - Pazar)
ALİM İNTERNET ÇAĞINDA (19 Mart 2018 - Pazartesi)
ALİM KARNE ALIYOR (12 Mart 2018 - Pazartesi)
ALİM VE HAYVAN DÜŞMANI ÇOCUKLAR (12 Mart 2018 - Pazartesi)
ÇIRAK ALİM (05 Mart 2018 - Pazartesi)
ALİM SİMİT SATIYOR (05 Mart 2018 - Pazartesi)
ALİM VE ÇOCUK KAÇIRANLAR (26 Şubat 2018 - Pazartesi)
ALİM OKULDA (26 Şubat 2018 - Pazartesi)
ALİM KAZA GEÇİRDİ (20 Şubat 2018 - Salı)
ALİM KAYBOLDU (20 Şubat 2018 - Salı)
Çocuk Öyküsü - ALİM KAYBOLDU (13 Şubat 2018 - Salı)
ALİM HASTA (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
ŞARKILARA CAN VEREN USTA (29 Ocak 2018 - Pazartesi)
***BİR KÜÇÜK BEYAZ GÜL*** (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
YÜZYILIN EYLEMİ “YENİ ADANA” (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
AHMET REMZİ DESTANI (27 Aralık 2017 - Çarşamba)
***GÜNEŞ, YAĞMUR VE RÜZGÂR*** (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
“İSTANBUL, İSTANBULL” (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Çocuk Öyküsü***DÜNYAYA KÜSEN GÜNEŞ*** (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
“Çukurova´dan Sesler” 5-6 (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
***GÜNEŞ, YAĞMUR VE RÜZGÂR*** (06 Kasım 2017 - Pazartesi)
“Çukurova´dan Sesler” 5-6 (30 Ekim 2017 - Pazartesi)
“ÇUKUROVA´DAN SESLER”-4 (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Çocuk Öyküleri (16 Ekim 2017 - Pazartesi)
BİR FOLKLOR AĞIDI (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
MUZAFFER İZGÜ´NÜN ARDINDAN (03 Ekim 2017 - Salı)
ALİLİMONCU´YA VEDA (25 Eylül 2017 - Pazartesi)
MESUT MERTCAN YOK ARTIK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
GÜNEYDE YAPRAK DÖKÜMÜ (11 Eylül 2017 - Pazartesi)
***ÖKSÜZ MARTILAR*** (06 Eylül 2017 - Çarşamba)
Çocuk Hikâyeleri (06 Eylül 2017 - Çarşamba)
SELAHATTİN SARIKAYA ANILAR (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
USTALARDAN - MUSTAFA KEMAL´İN KAĞNIS (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
60. SANAT YILINDA CAHİT SEYHANLI (18 Haziran 2017 - Pazar)
***SELAHADDİN YANIKSES´LE RÖPORTAJ*** (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
ADANA ÖZGENTÜRK´ÜNÜ UNUTMADI (30 Mayıs 2017 - Salı)
*** ASLAN İLE KARTAL *** (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Çocuk öyküleri (02 Mayıs 2017 - Salı)
ÇUKUROVA VE TRT´NİN ONURU SUAT YILDIRIM (17 Nisan 2017 - Pazartesi)
SANAT SAYFASI YILLIĞI 2016-2017 24. YIL (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
ADANA´DAN BİR BİLGE ÖZGEN GEÇTİ (31 Ocak 2017 - Salı)
*** AHMET REMZİ DESTANI *** (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
“SEVENLER ANLAR” NEYZEN BESTEKÂRI (19 Aralık 2016 - Pazartesi)
ADANA´DA BİR MESAM GÜNÜ (05 Aralık 2016 - Pazartesi)
ŞARKININ “OKYANUS”UNDA BİR TALAT ER (24 Ekim 2016 - Pazartesi)
BİR TÜRKÜ USTASI ALİ LİMONCU… (26 Eylül 2016 - Pazartesi)
ABDURRAHMAN KESKİNER İLE RÖPORTAJ (12 Eylül 2016 - Pazartesi)
YAPI MESLEK LİSELİLER BULUŞTU (11 Temmuz 2016 - Pazartesi)
ÇUKUROVA´DA BİR ORHAN PAMUK (26 Haziran 2016 - Pazar)
***DERGİCİ LİSELİLER*** (09 Mayıs 2016 - Pazartesi)
BİR GURBET ÖYKÜSÜ (03 Mayıs 2016 - Salı)
***ERDAL YALÇIN İLE RÖPORTAJ *** (18 Nisan 2016 - Pazartesi)
“RESMİN GÖZYAŞLARI …” (11 Nisan 2016 - Pazartesi)
MESAM´DA BAŞKANLAR DÖNEMİ (28 Mart 2016 - Pazartesi)
DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ KUTLANDI (22 Şubat 2016 - Pazartesi)
ÇOCUKLARA İMZA GÜNÜ (17 Şubat 2016 - Çarşamba)
ÇİÇEKLERİN DİLİYLE BİR BİTKİ SOHBETİ (08 Şubat 2016 - Pazartesi)
PORTRELERİN FOTOĞRAFÇISI ALİŞER AVCI (01 Şubat 2016 - Pazartesi)
ZEKÂYİ GÖKKAYA İLE RÖPORTAJ (26 Ocak 2016 - Salı)
ARİF KESKİNER´İN YAŞAR KEMAL´I (18 Ocak 2016 - Pazartesi)
“ŞİİR HAYATIN BURASINDA” (18 Ocak 2016 - Pazartesi)
ADANA´NIN KURTULUŞU ŞARKIYLA KUTLANDI (11 Ocak 2016 - Pazartesi)
TOROSLAR´DA BOZLAK TEŞEKKÜRÜ (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
RESSAM SUAVİ NUMANOĞLU İLE GÖRÜŞME (02 Kasım 2015 - Pazartesi)
ÖDÜLLERLE ADINI DUYURAN BESTEKÂR (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-10 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-9 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-8 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-7 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-6 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-5 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-4 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-3 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-2 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-1 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
OZAN BİLDİK´LE GÖRÜŞTÜK… (15 Ekim 2015 - Perşembe)
KIBRIS DENİNCE… (07 Ekim 2015 - Çarşamba)
TED´İN SANAT ÇOCUKLARI (07 Ağustos 2015 - Cuma)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
MİLLETVEKİLLERİMİZE: “KAÇ-KAÇ” KAÇMASIN
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
CHP NASIL KURTULUR?
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
sanat gündemi
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 18
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
İLK MECLİS
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ATATÜRK´ÜN ÖZGÜRLÜK BİLDİRİSİ AMASYA GENELGESİ´NİN 99. YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
DEMOKRASİ, KALKINMA, SAYGINLIK VE EĞİTİM
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
YENİ ADANA GAZETESİNİN KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA 100. YILI
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
YENİ ADANA GAZETESİ VE BASIN BAYRAMI..
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Cumhuriyet Ekmeğinin Tuzu Yokmuş!
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SAVCI DOĞAN ÖZ´Ü SAYGIYLA ANARKEN...
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK(2)
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
DEĞİŞİM ZAMANI
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
CUMHURİYETİN DEMOKRATİK EĞİTİMİ ULUSAL GÜCÜMÜZÜ OLUŞTURDUĞU GİBİ, “KİNDAR NESİL YETİŞTİREN EĞİTİM” DE ULUSAL YIKIMIMIZA YOL AÇAR!
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
İZMİR İKTİSAT KONGRESİNDE MADENCİLİKLE İLGİLİ ALINAN KARARLAR
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Türkiye Bilimsel Yayınalar Dünyadaki Yeri ve İran Güney Kore Karşılaştırması
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Ata Ali Alp
Ata Ali Alp
aktüalite ve edebiyat
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
YENİ SİSTEM VE BÖLGESEL GELİŞMELER
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
19 MAYIS 1919
ALİ TAŞ ADN.
ALİ TAŞ ADN.
“YAŞAMAYA GEÇ KALDIM”(*)
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
UĞUR MUMCU
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
HÜLYA ŞENKUL VE EDEBİYAT
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Bereketli Hilal
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
TEŞEKKÜRLER TOROS KAPLANLARI
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
YAYLA YOLLARI
Adil OKAY
Adil OKAY
ADİL OKAY YAZDI: “ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
Desteğin Tam Zamanı
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Yeni dönem
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
SEÇİM RENKLİ GEÇİYOR
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
İNSAN HAYATI BU KADAR UCUZ MU?
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2018-5/3/1300599925334.jpg