ALİ TAŞ ADN.


"CEHENNEM ŞİİİRLERİ”(*)  


            Berrrin Taş’ın “Cehennem Şiirleri”ne uzun bir önsöz yazan Yazar-Düşünür Cengiz Gündoğdu, arka kapak yazısında, “Berrin Taş’ın Cehennem Şiirleri’nin konusunun “Hayata Dönüş Operasyonu” olduğunu yazıyor. Berrin Taş şiirlerinde başı çeken insan, toplum, yaşam, sevgi izlekleriyle çerçevelendiğini söylemeye bilmem gerek var mı? Bu çerçevenin içine büyüteç tutan Berrin Taş’ın temel izleğinin eleştirel-gerçeklik olduğunu da belirtmek gerekir.

            Kindi, İbni Rüşd, Bruno barbarlıklarından yola çıkan Gündoğdu; kapitalizm/burjuvazi odaklı eleştirisinden sonra soyutlama gücünün sanata olan etkisinden söz ederken; “…Sanatçının soyutlama yetisi dumura uğramışsa, o kişi tür bilincine ulaşamaz. Çünkü tür bilincine ulaşmak ciddi bir soyutlama gücü gerekir. Konfüçyosyüs’ten beri filozoflar, insanı tür bilincine ulaştırmak için uğraşmışlardır. Farabi, özellikle insanın türsel bir varlık olduğunu vurgulamıştır.” dediğinde de, bütün bu uğraşların burjuva uygarlığının demir perdesinde eridiğini, orasının da, sanatın toplumsallıktan çıktığı nokta olduğunu vurgulamaktadır. (s.8)

            Eleştirisinde 12 Eylül sonrasıyla da bağlantı kuran Gündoğdu Tolstoy’un yaratma yönetimine getirip konuyu dayarken de, sanatçının dış dünyayı ilk ve ardından tam algılama dönemiyle yaratım sürecine girdiğinden söz eder. Genelleme yapıp, ulusal bağlamda içe dönüklükte sanatçının algıdan tam algıya geçememe gibi bir sorunsallıkla karşı karşıya olduğunu da sözlerine ekler. Sanatçının yaratım sürecinde algıyı geride bırakamamasıyla da estetik özne olamama arasında bağ kuran Gündoğdu; bunu sanatçının toplumsal konumuna bağlarken de, algıdan tam algıya geçememenin temel nedenini de birey bilincinden tür bilincine çıkamayış olarak belirler.

            Seghers örneğiyle, bir sanat yapıtının yaratımındaki belirleyiciliğin gerçekçilik olduğuna değinen Cengiz Gündoğdu; “Bunalımlara, savaşlara vb. özgü bu gerçekçiliğin önce üstlenilebilmesi, onunla karşı karşıya gelmekten çekinilmemesi, sonra da biçimlendirilmesi gerekir. Adları sanatçıya çıkmış sayısız insanlar bu gerçekçiliğin karşısına ya hiç çıkmazlar, ya da ancak görünüşte karşı çıkarlar.” (Seghers)

            Alın size bir Aziz Nesin’lik vurgu…

            “Sanatçı insanın aptallığını pekiştirmiştir.” (s.10) Yarası olan gocunsun diyor galiba Gündoğdu, sözüm baskın olan sanattan, sanatçıdan demeye getirip, tanımaktan kıvanç duyduğu birçok sanatçı da olduğunu, Berrin Taş vurgusuyla ortaya koyar:

            “Berrin Taş, işte bu sanatçılardan biridir. Bu yazıda irdelediğim ‘Cehennem Şiirleri’ sorumluluğunu unutmayan, gerçeklerle yüz yüze gelebilen bir şairin yaratısıdır.

            Marks’ın, “İktisatçılar, burjuva üretim ilişkilerini, yani iş bölümünü, krediyi, parayı v.s. sabit değişmez, ölümsüz kategoriler diye kabul ve izah ederler” (s.11) sözüyle sürdürdüğü irdelemesinde konum değişikliğine giderek, bir estetik kitabına, iktisatçılar yerine sanatçıları koyarak, sanatçı nesnel gerçekliği görmek istiyorsa, burjuva dünyasının görüngülerini aşmalıdır.” (s.12) sonucuna ulaşan Gündoğdu; “Sanatçı nesnel gerçekliği, gerçekçi açıdan yansıtacaksa, yeni biçimler, yeni türler aramak zorunda.//Biliyorum bunun zor olduğunu. Ama bu zorluklar yeni güzelliklerin gizil gücünü taşır. Sanatçı, bu zorluğu aştıkta, yeni güzellikler yaratır. Bunu söylerken Schiller’le Goethe’yi düşünüyorum.//Goethe, Faust’u yazarken, sanatta tür sorunuyla karşılaşıyor…”(s.12) diye de kaynaklı konuşur. Berrin Taş bağlantılı Tolstoy’u da işin içine dahil eden Gündoğdu; “Sanatın ödevi, düşün biçiminde kavranamaz ve anlaşılamaz olan şeyi, anlaşılır ve duyulur kılmaktır.” alıntısına yer vermekle kalmaz; insanların barış içinde yaşayabilecekleri bir dünya devleti tasarısından söz ederken de  (s.14-15) insanın aklına ister istemez Campenalla’nın “Güneş Ülkesi” de gelir oturur.

            Kafka’nın dünyayı hiçleştirmesinin, belirsizleştirmesinin altını çizen Cengiz Gündoğduu; “…Kafka’ı seviyorum. Anlıyorum Kafka’yı. Ama dünyayı belirsizleştirmesine katılmıyorum.” (s.17) diyor.

            “Bir estetik kitabına, iktisatçılar yerine sanatçıları koyarsak, böyle başlana bilir…” diyen Cengiz Gündoğdu’nun vurguları penceresinden ortaya koyduğu önemli düşünselliklerdir.

            “Sanatçı nesnel gerçekliği, gerçekçi açıdan yansıtacaksa, yeni biçimler, yeni türler aramak zorunda.” derken de hemen ekliyor: ”Biliyorum bunun zor olduğunu. Ama bu zorluk yeni güzelliklerin gizil gücünü taşır. Sanatçı, bu zorluğu aştıkta, yeni güzellikler yaratır. Bunu söylerken Schiller’le Goethe’yi düşünüyorum. Tabii ki bu konuda diyecekleri vardır Gündoğdu’nun, ona da Goethe’nin Faust’u yazarken tür sorunuyla karşılaştığını, bunun da ciddi bir sorun olduğunu belirtip, gerisini de Marianne Kesting’e havale eder:””Schiller ve Goethe’nin türler kuramı, Aristoteles Poetika’sını derinliğine irdelemelerinden kaynaklanıyor. Antik tragedyaya hayranlıkları ve Aristoteles’in kurallarını tartışmasız kabul etmeleri, onlarda şu sorunun uyanmasına neden olmuş: Çağdaş sorunlar bütününü incelemede, epik ya da dramatik türü katıksız olarak korumak nasıl olabilir? Demek ki biçim sorunu, içerikle kenetli.”(s.12)

            Değerlendirmesini sürdürür Gündoğdu:

             “Schiller, Goethe’ye yazdığı mektupta şöyle der, ‘Faust’ta işlenecek konu ve sorun zenginliğinin beni korkutan bir yanı var. Eğer sonunda fikrin tam ortaya çıkmsı isteniyorsa, eserin kuruluşu gereği, önündeki konu ve sorunların tümünü (totalitaet materie) kapsaması gerekir.” (s.13)

            Bu doğru, yerinde saptama, türlerin karışımına karşı olan Goethe’!yi duraklatır, katıksız türden yanadır, ayrıca koca bir Aristoteles vardır karşısında. Ama işlediği konu ve sorunlar bütünün zorlamasıyla, istemeye istemeye türlerin sınırını yıkar; Aristoteles Poetika’sına bağlılığı yüzünden katıksız türe çok önem veren Goethe kendi eseri ve onun gereklerinin estetik yasalarından ağır basar. (s.13)

            “Aristoteles, Poetika’da türleri çözümler. Aristoteles’e göre türler katıksız olmalıdır. Ayrıca tragedya epikten üstündür. Çünkü sanatın ereğine trajediyle daha iyi ulaşılır.//Goethe’ye geldikte… Arkadaşı Schiller’in de katkısıyla türlerin katışıksızlığını kırdı.//Faust’un arkasında işte böylesine sancılı bir süreç var.”(s.13) 

            Yazının başında, “Berrrin Taş’ın “Cehennem Şiirleri”ne uzun bir önsöz yazan Yazar-Düşünür Cengiz Gündoğdu’nun “Berrin Taş’ın Cehennem Şiirleri’nin konusunun “Hayata Dönüş Operasyonu olduğunu belirtmiştik. Şimdi, Gündoğdu’nun şiir/felsefi sarmalında somut örneklemelerle ortaya koyduğu sanatsal vurgudan sonra, biçim/içerik söylemlerine de aynı koşutta yapılan bir anımsatmayla “Cehennem Şiirleri”nin çerçevesini çizilir.

            Poetik düzleminden baktığında önemli ve güzel bir irdeleme yazısı ortaya koyduğu, hatta bunun eleştirel düzlemde çok olumlu bulunabileceği düşünülebilir. “Türkiye’de hapishaneleri modernleştirme dil örtüsüyle F Tipi hapishaneler yaptırıldı. Devrimciler F Tipi hapishanelere gitmek istemediler. Bir süre tartışıldı Türkiye’de. Eylemler yapıldı. Sorun çözüldü, çözülecek derken 19 Aralık 2000’de sabaha karşı hapishanelere ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ düzenlendi.” 

            İşte burda biraz da şiire bakalım… Zaman itibarıyla tarihsel bir yer tutmaya başlayan bu insancıl olayın okurlarca, insanlarca nasıl bir duygusal derinlik ve dalgalanma yaratacağı, tarihe nasıl dipnotunu düşeceği biraz da biçim-içerik kenetlenmesinden doğabilecek etkiye bağlı ki, biz buna bir anlamda şiir ya da şiirin gücü diyebiliyoruz.  Ve görülen o ki ilk sayfada bu görüntü ve içeriksel erek ortaya konabilmiş durumda. Ve hemen, “unutuşun kitlediği ağızlar(ın)/geleceğe yalan söyle(melerini)diler” boşa çıkaran bir şiir görselliği boy göstermekte. Ki bu bir anlamda sanat/insan birlikteliğinin akımsal yansımasına duyulan bir özlemi de istemeye istemeye not düşme gereksinimini duyurmaktadır.

            Nicedir

                uyuyordu sanat

                uçuşan sözcüklerle

                bulanık resimler arasında

                silinmişti insan yüzü. (s.33)

            Dönelim Cengiz Gündoğdu’nun eleştirel  irdelemesine… Kafka’dan Goethe’ye, Aristoteles’ten Schiller’e, toplumcu-gerçekçiliğin arka bahçesi olan insan ve felsefe kaygısıyla değerlendirmesini sürdüren Gündoğdu; insan/yaşam evrimindeki gezintisinde, insan/yaşam diyalektiği kadar sanat/edebiyat diyalektiğinden de hatırı sayılır izler gösterirken de, yaratım noktasında belirleyici özne olma konusundaki sıkıntıyı da, çağının tanığı olma sevdasındaki umarsız ozana bırakır. .

            şiirler konuşmuyordu

                kapandı şair

                yoksunluğun karanlık mağarasına

                söz erteledi gücünü.(s.33)

            Bu kolay değildir elbette… Ne kadar erteleyebileceksiniz ki hem. Erteleyebilecek misiniz hepsinden önemli olan?.. Nereye kadar bu susuş? Ne zaman kadar? Bu kolay bir şey değildir. Yeyip bitirecektir sizi. İçinizde bir şeyler kırılacaktır. Yiten düşlerin ahıyla sarsılacaksınız. Zehirleyecek o polen tozları sizi…

            sanatçı

                kırılmış bir dal

                yitik bir düş

                kuşatılmış zakkum çiçeği (s.34)

            “Cehennem Şiirleri”nin dün, bugün, yarın gibi  üç uzamdan oluştuğunu, bu uzamların ev, cezaevi, antik dönem, bugün ve yarın olduğunu belirten Cengiz Gündoğdu; “Gözün Gösterdiği”, “Derisini Pazara Götüren”, “Tarihi Delen İşaret Parmağı”, “Kültürel Miras”, “Boyun Eğmek”, “İç Yapı” ve “Yangının Şiiri” bölümleriyle geniş ve derin bir irdelemeye yönelmiş.

             Odalarda dolanır Kezban Ana

bir oğlu dağlarda yitti

                öteki hapishanede

                küçüğü Mustafa’sı kayıp

                ne ölüsü ne dirisi

                … (s38)

            “Şair, içeriği dışlaştıracak, içeriği taşıyacak bir biçim… yeni bir biçim oluşturmuş. Bu biçim, cezaevine yapılan eylemi tekilden çıkarır. Eylemin hem tarihi, hem ideolojik bağlantılarını gösterir.//Bu diyalektik kurgu üstünde yükselir eser. (s.19)

            unuttu

düşlerin efendisi

                ağzının mühürlendiğini

                unuttu konuşamadığını (s.34)

            “…Özgürlük, Eşitlik, Mülkiyet, Bentham” sıralamasıyla, 1791’de dünyanın en kaba adamı seçilen faydacı Bentham’a bir ödül de kendisi veren Marks, bu ironiyi çok geçmeden, Bentham için söylediği “burjuva budalalığının dehasıdır” sözüyle kendisi bozarken de, “…Burjuvazinin parasıyla emekçinin derisi değiş-tokuş edilecektir” kaygısını dile getirir. (s.20-21) “Cehennem Şiirleri”nin bu yanıyla yalnızca cezaevini anlatmadığını, Türkiye’nin nasıl zaman dışı bırakıldığını da gösterdiğini söyleyen Cengiz Gündoğdu; kitabın insanı heyecanlandıran estetik nesne oluşuna, diyalektik kurgusuna dikkat çekerek; diyalektik kurgunun eserin kapsamını genişlettiğine dikkat çeker.

            Kanadında

                demir yumruk taşıyan kartal

                uzak düştü

                gururla salındığı dağ başlarından (s.41)

            “Cehennem Şiirleri, Berrin Taş’ın ben’iyle okurun ben’i arasında karşılıklı konuşma. Karşılıklı konuşma, estetik nesne olan Cehennem Şiirleri’nin estetik özneye dönüşmesiyle oluyor.//Başarılı sanat eserinin temel özelliğidir, estetik nesnenin, estetik özneye dönüşebilmesi.” (s.24)

            geçit vermedi ilk kurşun

                o ilk çığlık

                yere çaldı zamanı

                … (s.42)

            Diyalektik omurga üzerinde zaman oynayan Cehennnem Şiirleri’nde, antik çağlardan Zeus’u,  İksion’u, Antigone’yi, İsmene’yi; Bastil’den Thomas Paine’yi, Robespierre’yi alıp şiirine taşıyan Berrin Taş;  İsmene-Hamiyet Ana gibi çağlar ötesinden sağladığı buluşma ile birlikte; diyalektik zeminli içeriğin temel konumundaki zaman tahkimatını güçlü kılıp; geçmişle şimdiyi sıcak bir diyalogla da kaynaştırır.

zaman

                çiçeklerin açtığı

                mevsimlere

                geçip gidebilecek mi?(s.76)

             Yine Seghers aracılığıyla son uyarı yapılır:

            “Sanat, büyük alanları göz önünde tutmadı. Faşizm, bu duygu boşluklarından kendisi için yararlandı. Salt sanatçılar da en insana özgü öğeyi bir yana atarak daha tehlikeli bir boşluk bıraktılar. Gençliğe birkaç yitirilmiş kavramı, sahteciliğe kurban gitmiş birkaç gerçeği açık seçik gösteren bir kitap ya da tiyatro oyunu yararlı olabilir.//Bugünün sanatçısı, faşist gençliğin düşünce dünyasını korkunç bir çılgınlıktan, yalanla örülmüş tasarımlardan, iktidar hırs ve buyruklara körü körüne boyun eğiş konumundan, ölü sertliğine uğramışcasına katılıp kalmışlıktan kurtarması için kendisine çıkış noktası yapabileceği saldırı noktalarını bulmak zorundadır. (…) Sanatçılar birey, ulus, insanlık kavramlarını yeniden diriltmek zorundalar. Zehirlenmiş gençlik, insan sözcüğünün yaşamda değerlendirilebilen tüm nitelikleriyle, toplumsal yanıyla, açık ve gizli tutkularıyla bireyin ne demek olduğunu yeniden duyumsamalıdır.”(s.74)

            “Anna Seghers, kendi deneylerinden, Nazi gençliğinden, konuşmayı sürdürür.

            “…’insanlık onuru’, salt yücelik anlamına gelmez; her toplum tekinin düşünce, duygu ve davranış özgürlüğünü dile getirir. İnsan, ancak o zaman kendisinden özgür birey kavramını kovan, üstün insan tasarımından kurtulabilecektir. Sanat duyguları ve tutkularıyla, aşkta, dostlukta ve ailedeki kişisel bağlılıklarıyla nasıl bireyin yeniden yerleştirilmesine yardım etmek zorundaysa, ulusun ne olduğunu anlatacak yeni kavramın da yerleşmesine yardımcı olmak zorundadır. Sanat, ulusu ne ırk olarak, ne de kanın ve toprağın ürünü diye betimleyecektir.”(s.76)

                yağmur damlaları

söndürebilir mi

                göğsümüzdeki yangını (s.76)

            “Sanat ulusu aynı ülkede ortak çalışmanın, kültürün, tarihin aracılığıyla, toplumsallaşma sürecinde bir bütün olarak betimleyecektir. (…) Sanatçının ayağa kaldırmakla yükümlü olduğu üçüncü değer insanlıktır. (…) Sanatçılar yabancı halkları yeryüzünün insanlığa katkısı diye betimleme yeteneğini kazanmalılar.(…) Sanatçılar kitaplarla, tiyatro oyunlarıyla, resimlerle faşizmin zehirlediği gençlikte yerleşmiş saçma, yıkıma ve suça itici tasarımların ortadan kaldırılmasına yardımcı olmalılar. (…) Böylece faşizmin yenilmesine de katkıda bulunmuş olurlar.” (s.77)

 

*(İnsancıl Yayınları/Haziran 2005/80 sayfa)

*(İnsancıl dergisi/sayı:327/Ekim 2017/80 sayfa)



YAZARLAR

  • Perşembe 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cuma 32 ° / 21 ° Güneşli
  • Cumartesi 32 ° / 19 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.144%-0,15
  • DOLAR

    7,7364% 0,20
  • EURO

    9,0931% 0,41
  • GRAM ALTIN

    474,82% 1,67
  • Ç. ALTIN

    783,453% 1,67