ALİ UYSAL- EĞİTİMCİ YAZAR


BOLU BEYİ İLE KÖROĞLU OLAYININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


    (KIRSAL KESİM ÇOCUKLARIMIZ )

    Bildiğimiz olay; bir kez daha yineleyelim: Bolu Beyi at meraklısıdır. Güçlüdür, varlıklıdır, yetkileri geniştir. Yusuf at konusunda uzmandır. Bey ondan yaman bir at olacak bir tay bulup getirmesin ister. Bu amaçla Yusuf yollara düşer. Dilediği tayı bulur; ne var ki tay gösterişsizdir. Uyuz, çelimsiz bir görünüşü vardır; ama Yusuf ondaki yetenekleri görür, sezer. Ne de olsa bu konuda uzmandır.

   Tayı beyine getirip teslim eder. Bey küplere biner. “Vay bu çelimsiz tayı bana layık mı görüyorsun!” diyerek gözlerine mil çektirir.

   Bu olayı Kör Yusuf içine sindiremez. Oğlu Ruşen Ali’yi yanına alarak tayı eğitir. O çelimsiz yaman bir at olur. Öyle kır bir at ki elinden uçan da kaçan da kurtulamaz. Ondan sonra Ruşen Ali kır atla birlikte Çamlıbel’e yerleşir. “Köroğlu” adıyla çevreye nam salar. Bolu Beyine kök söktürür. Babasının intikamını alır. Kır atını donatır:

             İnişi aşağı keklik sekişli

             Yokuşu yukarı tavşan büküşlü

              Tavus kuşu gibi üstü nakışlı

              Alma gözlü kız perçemli kır atım!

                     xxxxxxxxxxxxxxx

   Altınlardan yaptırayım nalını

   Üç güzele dokudayım çulunu

   Çamlıbel’e çevireyim yolunu

   Alma gözlü, kız perçemli kır atım.

        …………………..Haykırır köpüğü başından atar

        …………………..Başını başımdan yukarı tutar

         …………………..Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar

          ………………….Alma gözlü kız perçemli kır atım.

   Gelelim olayın bizim konumuzu ilgilendiren özelliğine: Ben insancıktan insana atladığım yıllarda, yani Aksu Köy Enstitüsünün ışığında bilinçlendikten sonra, Anadolu çocuklarını, kırsal kesim çocuklarını bu çelimsiz taya benzetmekten kendimi kurtaramadım. O tay gibi çelimsizler; o tay gibi gösterişsizler. O tay gibi akıl almaz yeteneklerle donanımlıdırlar. Ne yazık ki o tay gibi şanslı değiller. Bilim insanı, Edison, Einstein olmaya aday bu cevherlerin olağanüstü yetenekleri körelir, kendileriyle birlikte toza toprağa karışır gider.

   Tüm canlıların içinde saklı cevherler vardır. Bu cevherlerin en değerlisi insandadır. Bu cevherler ancak eğitim yoluyla ortaya çıkar. Eğitim yüzü göremeyen kişiler benliklerindeki cevherlerle birlikte çürüyüp giderler. Bu gerçeği çok iyi bilen yüce önderimiz doğruluğundan kuşku duyulmayan bu gerçeği şu anlatımla vurgulamıştır: “Milletimizin benliğinde gerçekte var olan yorulmaz çalışkanlığı müspet ilimlere bağlılığı, güzel sanatlara duyduğu sevgiyi ve ilgiyi her türlü vasıtadan faydalanarak geliştirmek milli ülkümüzdür.”

   Doğanın değişmeyen bir yasası vardır: Bakımdan, eğitimden yoksun her şey çürür. Eğitilmeyen insan da çürür. Çürüyen varlıklar çevrelerin hep zarar veririler. Çürüyen insanın topluma verdiği zarar ise hiçbiri ile kıyaslanamayacak boyuttadır.

   Kör Yusuf’a rastlayıp da eğitilmeseydi tayın başına gelecek olan da bu hazin sondu. Kim bilir hangi çöplükte can verecekti. Kim bilir hangi kuşlar kurtlar leşini pay edecekti!

   Sevgili okurlarım anlattığım bu konu şu anda halkımızın, vatanımızın, milletimizin bir numaralı sorunudur. Tüm sorunlarımızın çözümü bu sorunun çözümüne bağlıdır. Bu sorunun üstesinden gelemezsek tüm sorunlarımız çözüm bekler bir durumda ortalıkta kalacaktır.

   Önderimiz bu soruna dikkatimizi çekmiş miydi sağlığında? Elbette: “Milletimizin benliğinde esasen var olan yorulmaz çalışkanlığı, müspet ilimlere bağlılığı, güzel sanatlara olan sevgiyi ve ilgiyi her türlü vasıtadan faydalanarak geliştirmek milli ülkümüzdür!” Onun değinmediği hiçbir sorunumuz yok ki zaten. Ne var ki ömrü yetmemiş çözümüne. Çözülemeyen sorunların üstesinden gelme görevi de yolunda yürüyen bizlere düşmektedir.

   Sözün burasında bana bir soru sorabilirsiniz: “Atatürk şu anda yaşıyor olsaydı bu sorunu nasıl çözerdi?”

 

   Önce problemi ortaya koyalım: Köy çocuklarımız olağanüstü yeteneklerle donanımlı. Ne var ki yoksullar, paraları yok. Atatürk hemen köy enstitüleri niteliğinde yüz yatılı okul açardı. Her türlü gereksinimleri devlet tarafından karşılanırdı. Okullarda yoksul halk çocukları yetenekleri doğrultusunda çağdaş bir anlayışla eğitilirdi. O zaman yaşamın her alanında, bilimde, sanatta, sporda seçkin elemanlar boy gösterirdi. Tüm madalyaları toplardık. Dünya istiklal marşımızı ezberlerdi.

   Sevgili okurlarım size yine bir soru sorma hakkı doğdu: “Hangi parayla?” Sağa sola saçtığımız paralarla!

   Atatürk’ün evlatlığı resmi arabaya binmiş gezmeye gidiyormuş. Paşa yaverini gönderip çağırtmış. Kızı bir güzel haşlamış: “Bak kızım bu arabanın yaktığı benzin halkın parasıdır. Onu kendi keyfimiz için kullanamayız. Ancak resmi işlerde kullanabiliriz.”

 

 



YAZARLAR

  • Pazar 32 ° / 17 ° Parçalı bulutlu
  • Pazartesi 29 ° / 16 ° Fırtına
  • Salı 24 ° / 15 ° Sağanak
  • BIST 100

    1.112%-1,30
  • DOLAR

    8,3407% 0,63
  • EURO

    9,6699% -0,11
  • GRAM ALTIN

    504,95% 1,52
  • Ç. ALTIN

    833,1675% 1,52