Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


BİR ÜLKE KLASİĞİ: DEPREM-ARAMA-KURTARMA


Türkiye coğrafyası insanı, binlerce yıllık tarihselliğinde, küresel jeolojik yapının hareketliliğinin bulunulan bölgeye doğal baskısı nedeniyle, depremlerle iç içe bir yaşam sürdürmek zorunda. Üstelik gerçekleşen depremlerin yarattığı yıkıcı etkinin, periyodik tehdidini de daima hissetmek durumunda. Ancak bu gerçeğe rağmen, yerleşim yerlerinin tespitinde yapılan hatalardan başlayan ve yaşam alanlarının düzenlenmesiyle devam ederken, toplumun en temel yapısı olan ailenin barınmak zorunda olduğu evlere uzanan, kimi ranta dayalı bilinçli kimi maddi imkânların elverişsizliğinde korunma ihtiyacına yönelik içgüdüsel hatalarla dolu süreçte, tehdidin ağırlığına rağmen ihmal edilen ve sürekli ötelenmekte ısrar edilen, derhal alınması gereken tedbirlerin bir türlü tesis edilememesiyle, Türkiye insanı, deprem gerçeğiyle her karşılaşmasında, ölüm, yıkım ve acılı bir süreçle yüz yüze gelmek zorunda kalıyor.

24 Ocak’ta, saat 20.55’te meydana gelen Elazığ Depremiyle, yine yeni acılar yaşanırken, yeni dram sahneleri de sırasını bekliyor. Oysa bilim insanlarının açıklamalarından anlaşılıyor ki bu depremin yaşanacağı, yaklaşık olarak yeri ve büyüklüğü belliydi. Bilinmeyen sadece zamanıydı. Ancak, tarihsel verilerden oluşturulan istatistiklerle deprem periyodu incelendiğinde, yaklaştığı ve her an olabileceği de biliniyordu. Tıpkı beklenen Marmara Depremi gibi ve yine, daha öncekilerde olduğu gibi, yeterince hazırlıklı olunmadığı ortaya çıktı. 

Türkiye coğrafyasının yakın tarihinde olan büyük depremlere bir göz atıldığında: 1930’da Hakkâri Depremi, 2.514 ölüm, 3000 hasarlı bina; 1939 Erzincan Depremi, 32.962 ölüm, 100.000 yaralı, 116.720 hasarlı veya yıkılmış bina; 1941 Erciş/Van Depremi, 192 ölüm, tamamen yıkılan 36 köy; 1946 Varto/Muş Depremi, 839 ölüm; 1949 Karlıova/Bingöl Depremi, 450 ölüm, 3.500 hasarlı veya yıkılmış bina; 1966 Varto Depremi, 2.394 ölüm; 1970 Gediz/Kütahya Depremi, 800 ölüm, 520 yaralı, 21.100 hasarlı veya yıkılmış bina; 1971 Burdur Depremi, 57 ölüm, çok sayıda hasarlı bina; 1971 Bingöl Depremi, 878 ölüm, 700 yaralı, 9.111 yıkılmış veya hasarlı bina; 1975 Lice Depremi, 2.385 ölüm, 8.149 hasarlı veya yıkılmış bina; 1976 Çaldıran/Van Depremi, 3.840 ölüm, 9.232 hasarlı veya yıkılmış bina, 2.000 kilometrekare içinde evlerin %80’i yıkıldı; 1983 Erzurum Depremi, 1.155 ölüm, 537 yaralı, 10.241 hasarlı veya yıkılmış bina; 1992 Erzincan Depremi, 653 ölüm, 8.057 hasarlı veya yıkılmış bina; 1998 Adana Depremi, 145 ölüm, 1.500 yaralı; 1999 Gölcük Depremi, resmi rakamlarla 17.480 ölüm, 23.781 yaralı, 285.211 ev ve 42.902 iş yeri yıkıldı veya hasar gördü; 1999 Düzce Depremi, 845 ölüm, 4.948 yaralı, 18.784 bina hasarlı veya yıkıldı; 2003 Bingöl Depremi,176 ölüm, 625 hasarlı veya yıkılmış bina; 2011 Erciş ve Edremit/Van Depremleri, 636 ölüm ve kullanılamaz hale gelen 28.500 bina. Ayrıca her depremde telef olan yüzlerce kümes hayvanı, büyükbaş ve küçükbaş hayvan, yük hayvanı ve hasar gören, kullanılamaz hale gelen makineler, kullanılamaz hale gelen üretim tesisleriyle tablo daha da vahim hale geliyor. Bu tabloyla ortaya çıkan sonuç gerçekten korkutucu, üzücü boyutta ve ülkeye böylesine büyük bir zararı ancak büyük çaplı, topyekün bir savaş verebilir. O halde nasıl bir savaş için daima hazırlıklı olmak gerekiyorsa, depremde can kaybı ve yıkımı önlemek için de önceden hazırlıklı olmak gerekiyor.

Peki, bunca yaşanan dram ve ekonomik sıkıntı sonucunda ne oldu?

1999’da yaşanan ve uluslararası boyutta birçok komplo teorisine de konu olan Gölcük ve Düzce Depremleri sonrasında ortaya çıkan sorunlar ve tartışmalı görüşlerin ardından, Devlet, özel tedbir almak durumunda kaldı. Önce 23.09.1999 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, “Doğal Afetlerde Yapılacak Yardımların Düzenlenmesi İle Vergilerin Ödeme Sürelerinin Uzatılmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” çıkarıldı ve ardından, 26.11.1999 tarihli ve 4481 Sayılı, “17.08.1999 ve 12.11.1999 Tarihlerinde Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” çıkarılarak, yeniden düzenlenen vergilerle bir fon oluşturuldu. 2000 yılında da DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) kurularak faaliyetine başladı. Ayrıca, günümüzde tapu işlemlerinde, elektrik, su ve doğalgaz abonelikleri, konut kredisi alımı gibi işlemlerde Deprem Sigortası Poliçesi ibraz zorunluluğu var. Tüm bunlar, çağdaş bir devletin uygulaması gereken yükümlülükler olarak mantıklı geliyor. Ancak, günümüzde ortaya çıkan aksaklıklarla, bu güne kadar bu kapsamda toplanan verginin ulaşması gereken yüksek meblağ da dikkate alınarak, muhtemel depremlere karşı alınan tedbirler ve yapılan düzenlemelerin sahaya yansıması, doğal olarak sorgulanır duruma gelindi. Aslında bir şeyler yapıldı ama sanki ağırlıklı olarak, afet sonrası arama-kurtarma-koruma doğrultusunda.

Konunun uzmanlarınca her fırsatta yapılan uyarılara ve kanunlarla yapılmış düzenlemelerin bağlayıcı hükümlerine rağmen, özellikle büyükşehirlerde, risk analizleri, korunmaya yönelik tedbirler, doğal afetlerde hareket tarzları ile müdahale ve yardım planlamaları konusunda önemli aksaklıklar olduğu, bu konuda düzenlenen bilimsel ve/veya koordinasyon maksatlı çalışma ortamlarında, bilim insanları ve konunun uzmanlarınca özellikle vurgulanıyor.

İşin ilginç yanı, yeniden kurgulanan imar çalışmalarında da bu konunun önemiyle özellikle dikkate alınmasındansa, ranta yönelik düzenlemelerle, kazanıma yönelik hırsa dayalı bilinçsizlikle, olası yeni yıkımlara zemin hazırlandığı iddiaları, toplumun kafasında soru işaretlerinin artmasına yol açıyor.

Deprem ardından çok kısa sürede müdahale-arama-kurtarma bir ülke klasiği haline geldi. Peki ya risk analizi-etkin tespit-uygun yapılanma-ön alma-alarm, ikaz sistemi neden bir ülke klasiğine dönüşemiyor?

Bir gerçek var ki Türkiye, doğal afet sonrası arama-kurtarma faaliyetinde uluslararası düzeyde çok başarılı teşkilatlanmış durumda ve çok kısa sürelerde, etkin, bilinçli, sonuç alıcı müdahalelerle, önemli başarılara imza atılıyor. AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) ile Kızılay, UMKE (Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi), TSK ve Jandarma Teşkilatının ilgili birimleriyle birlikte, olaylara müdahale ve kriz yönetiminde gerçekten başarılı bir performans sergiliyor. Ancak, kuvvetle muhtemel olması beklenen ve bilimsel verilerle doğal periyodunda olacağı kesin bilinen doğal afetin, oluşmasından önce alınacak tedbirlerle yapılacak yıkım önleme, çok daha büyük bir başarı ve bu konuda gerekli tedbirlerin derhal alınması gerekiyor. Üstelik ülkenin yeterli seviyede bilim insanı, mühendisi, teknik personeli, yeterli malzeme, araç ve teçhizatı da var. Tek yapılması gereken, tüm ilgilileri bir araya getirerek, bilimsel akılla yapılacak planlamaları ciddiyetle uygulamak ve takipçisi olmak. 



YAZARLAR

  • Çarşamba 33 ° / 22 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 35 ° / 22 ° Güneşli
  • Cuma 34 ° / 22 ° Güneşli
  • BIST 100

    119.421%0,07
  • DOLAR

    6,8668% 0,13
  • EURO

    7,7506% 0,18
  • GRAM ALTIN

    398,04% 0,52
  • ÇEYREK ALTIN

    656,766% 0,52