Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


BİR EĞİTİM ÇINARI HÜRREM ARMAN: PİRAMİDİN TABANI VE KÖY ENSTİTÜLERİ (5)


Yabancı şirketlerin ve sermayenin kovulmasıyla boşalan yeri, sırtını devlete ve partiye dayayıp, yurttaki dışa bağlı azınlık sermayedarlarının koruyucu rolünde onlarla ortaklık kuran kişiler dolduruyordu. Toplumun temeli olan büyük halk yığınları, köylerimiz bundan habersiz bırakılmıştı. Onlar Orta Çağ karanlıklarına terk edilmiş bir durumdaydı. Bu insanların yaşadıkları yerler aydınlarımız için cehennem, yöneticiler için birer sürgün yeriydi.

Köylerin ileri bir üretime geçmelerinin, ağaların, tefecilerin, kasaba eşrafının elinden kurtulmalarının, dünyayı anlamalarının, okur- yazar olmalarının, kısaca Orta Çağ yaşayışından kurtulmalarının bir tek yolu vardı: Halkın toptan eğitilmesi. Bunun için halkçı bir eğitim politikasının uygulamaya konulması gerekiyordu. Eğitim sistemimiz Batıdan alınmış burjuva eğitim sistemlerinin bir kopyasıydı.. Türkiye’deki düzen, Cumhuriyete karşın, hep tabandan almış, ona bir şey vermemişti. İşte İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde açılan Köy Enstitüleri,  tabanın kendi kendisini kurtarmasının başlangıcı olacaktı. Köy Enstitüleri asıl bu amaç için kurulmuştu.

Çok partili döneme girinceye kadar İsmet İnönü, Köy Enstitüleri ve ilköğretim seferberliği ile çok yakından ilgilenmiş, konuyu devletin baş sorunu durumuna getirmişti. Yaptığı sürekli gezilerde, verdiği demeçlerde, sık sık yaptığı radyo konuşmalarında bu konuyu dile getiriyordu. İnönü bu konuda iki başmakale yazmış ve bunlar Ulus gazetesinin 18 Mayıs 1944 ve 17 Nisan 1945 sayılarında yayınlanmıştır. Birinci makalenin son paragrafında diyor ki: “ Vatandaşlarım! İlköğretimi, büyük kitleyi maddi ve manevi alanda kaldırıp yükseltecek ana tedbir sayıyorum… İlköğretimi olamayan memlekette, Orta Çağ idaresi, bütün şekilleriyle devam eder. Resmi kanunlar ne derse desinler, ne haklar vatandaşlara tanınırsa tanınsın, hiç olmazsa ilköğretim derecesinde bilgi olmazsa haklar ve vazifeler canlanmaz, gönüllere ve yüreklere sinip yerleşmez. Bilmeyen, siyasi ve ekonomik kudret sahiplerinin elinde, orta cağda olduğu gibi, köle hayatı sürer. Asıl acıklı olan taraf da,  kendi düşkün ve köle hayatına karşı duygusuz ve kayıtsız kalır… İlköğretim davası, insan olmak, millet olmak davasıdır. Hepimiz, dava yolunda, bu gözle ve bu anlayışla yürüyüp ilerlemeliyiz.”

  Köy Enstitüsü kurucularının yaptıkları projeye göre; ilköğretim problemi kökten çözülmüş olacak, 1956’lı yıllara gelindiğinde, halkın % 100’nün okuma yazmayı öğrenmesi sağlanacaktı. Köy Enstitüleri beş yıl içinde inanılmaz bir başarı göstererek kimilerinin uykusunu kaçırmışlardı. Binlerce mezun vermişler ve bu mezunların atanacakları köyler belirlenerek, köylere imece usulüyle, önceden okullar da yapılmıştı. Onlar tabanın ilk yapıcı öncüleri olacaklar, her yıl kendilerine katılan, türlü yönlerden eğitilmiş arkadaşlarıyla güçlenerek, gelmesi gerekli olan gerçekten halkçı bir düzenin köylerdeki ilk köprübaşlarını kuracaklardı. Piramidin üst katlarını ele geçirmiş olan sömürücüler, daha ilk yıllarda, kendi çıkarları açsından tehlikeyi sezdiler. İkinci paylaşım savaşı sonrası, demokrasi oyunu düzeninde, bütün müttefikleriyle beraber Köy Enstitüleri örgütüne ve bu çocuklara saldırdılar, durdurulması ellerinde olmayan tarihsel gelişimi geciktirmede başarılı oldular!..

Tonguç’a, Yücel’e, tüm kuruculara ve Köy Enstitülerinden yetişenlere 1946’dan sonra uygulanan türlü yönlü zulüm ve teröre karşın büyük çoğunluğu ile bunlar ayakta kaldılar ve eylemlerini her ortamda sürdürdüler. İçlerinden küçük bir azınlık karşı cepheye geçti ama büyük bir çoğunluk, Tonguç Baba’nın çocukları olarak, dimdik ayakta kaldı. Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlıların bazılarını komünist diye askerde subay bile yapmadılar. Hâlbuki onlar ilerde ünlü birer yazar- şair olarak toplumumuza eserleriyle güç katmış insanlardı. Cahil oldukları söylendi ama onlar girdikleri bütün sınavları kazandılar, yükseköğrenim basamaklarını aştılar. İçlerinden uluslararası çapta bilim insanları, hukukçular, yazarlar, şairler, eğitmenler çıktı. Bütün aydınların sindirildiği karanlık günlerde, onların içinden düzene karşı çıkan kahramanlar, her şeyi göze alan savaşçılar çıktı. 27 Mayıs’tan sonra da sürdürülen kıyıma karşın onlar dev örgütler kurdular. İsim isim sayılacak kadar az olan dünkü ve bugünkü düzenin uyduları halinde çalışanlar dışında kalan on binlerce köy enstitüsü mezunu,  bugün de devrimci bütün örgütlerle el ele yurdumuzu uçuruma sürükleyecek bütün sömürücülerin karşısında savaş vermektedir. Köy Enstitüsü ışığı asla sönmeyecektir!..

Onlar, imamdan başka hayatlarında okumuş adam yüzü görmemiş köylerin yeni aydınlık yüzleri olacaklardı. Köylerimizdeki o gizli cevherleri keşfedip ülkemize kazandıracaklardı.  İşte onların keşfettiği cevherlerden biri olan Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar diyor ki: “Ben Atatürk’ünyaptığıdevrimlerinvecumhuriyetinçocuğuyum. BeniyetiştirenKöyEnstitüsü, MardinLisesi ve İstanbul Tıp Fakültesi’dir.Ben onların birürünüyüm.Bu ödülAtatürk’ünvecumhuriyetinödülüdür. O nedenleorayavermeyekararverdim. Birincigün Nobel verildiktensonra tam birkaostu, düşünecekvakityoktu.İkincigüneşimlekonuştukveAnıtkabir’ekonulmasınakararverdik.Çünkü bu onların malıdır.

Kaynakça

1.Hürrem Arman, “PiramidinTabanı, KöyEnstitüleriveTonguç-Anılar. YKKED yayınları, 2016, İzmir.

2. “İSMET İNÖNÜ, EĞİTİM –ÖĞRETİM ÜZERİNE” Hazırlayan: İlhanTuran. TürkEğitimDerneğiveİnönüVakfıYayını, 2006, Ankara.

 



YAZARLAR

  • Perşembe 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cuma 32 ° / 21 ° Güneşli
  • Cumartesi 32 ° / 19 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.144%-0,15
  • DOLAR

    7,7364% 0,20
  • EURO

    9,0931% 0,41
  • GRAM ALTIN

    474,82% 1,67
  • Ç. ALTIN

    783,453% 1,67