Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


BİR EĞİTİM ÇINARI HÜRREM ARMAN: PİRAMİDİN TABANI VE KÖY ENSTİTÜLERİ (4)


Doğrusunu söylemek gerekirse ben şahsen bugüne kadar solcuların Köy Enstitüsü hakkında olumsuz bir tutum sergilediklerini duymamıştım.

Yazar diyor ki: Kimi solculara göre sosyal devrimi olmayan Atatürk ve İnönü’nün yönettiği Türkiye’de kurulmuş olan Köy Enstitüleri ancak faşist olabilecekleri için kurulmamalıydılar. Bunlara, Hürrem Arman’ın kitabından kanıtlar çıkarılarak verilecek karşılık şudur: Toptan aldanmanız bir yana Köy Enstitüleri faşist eğilimli gençleri bile sosyal devrimciliğe çevirmiş oldukları gibi, Köy Enstitülerini yıkan yöneticilerin de faşist eğilimli olduklarıdır.

Kimi solculara göre de Köy Enstitüleri her ne kadar sosyal devrime çevrik değerli kurumlarsa da, vakitsiz ve boşuna kurulmuşlardır. Önce sosyal devrim yapılıp sonra bu yola engelsizce girilmeliydi. Bunlara verilecek yanıtta, yine Hürrem Arman’ın kitabına dayanarak şu olabilir: Türkiye’de tabandan gelmeyen bir sosyal devrim dayanak bulamaz; tabandan gelmeyenlerin yapacakları sosyal devrim boşuna kan dökmekle kalır; birikim sağlayacak her kurum bir gün yaşayacak da olsa kurulmalı, birikimsiz ve bilinçsiz sosyal devrimlerden yalnız sağcıların yararlanacağı düşünülmelidir.

Kimi solculara göreyse sosyal devrim köyden değil şehir işçilerinden çıkacağı için Köy Enstitüleri ha olmuş ha olmamış. Bunlara verilecek karşılık da şudur: Türkiye şehirlerinde işçilerin büyük çoğunluğu köyden gelmektedir ve sömürülenlerden çok sömürücülerden yana olmak eğilimindedir, daha doğrusu bu eğilimde kaldıkça ekmeğini kazanabilmektedir. Bu durum ancak işçi yoğunluğunun büyük ölçüde arttığı zaman değişeceğine göre devrimci çabanın her olanaktan yararlanıp köye yönelmesi gerekti.

Sabahattin Eyüpoğlu sonuç olarak diyor ki: Köy Enstitülerini boşuna harcanmış bir çaba sayanlar gerçeklerimize çok uzaktan, çok yukardan bakanlardır”.

             İSMET İNÖNÜ VE KÖY ENSTİTÜLERİ

Kuşkusuz Cumhuriyeti kuranlar birer Osmanlı paşasıydılar. Atatürk’ten sonra İkinci Adam unvanıyla tarihteki yerini almış olan İsmet İnönü’de bunlardan biriydi. Ömürleri cepheden cepheye koşarak,  savaşla geçmişti. Ama onlar bir şeyi çok iyi biliyorlardı, halkımızın % 90’nın Orta Çağ karanlığında yaşadığı gerçeğini. Daha harbiye yıllarından beribu konudaçözüm yollarını arayıp duruyorlardı. “Piramidin Tabanı” kitabının yazarı Hürrem Arman’ın deyimiyle, toplumu bir piramide benzetirsek çoğunluk hep piramidin tabanında kalmaya mahkûm edilmişlerdi. Bunlar Osmanlı döneminde insan yerine bile konmazken, Cumhuriyet döneminde de öylece kalmalarından yarar umanlar vardı.

Türk vatanında imtiyazlı bölgeler, bu bölgelerde imtiyazlı şehirler ve bu şehirlerde seçkin semtler vardır. “Mahrumiyet bölgesi” diye adlandırılan doğu illerimiz, ister doğu da ister batı da olsun bütün köylerimiz, kanunlarla ve uygulamalarla devlet yöneticileri tarafından nerde ise vatan dışı ilan edilmiş birer sürgün yeri idi. Köylerde, kentlerde hükümet, parti, tüccar ve eşrafla ilgi kuranlar, kendi çıkarları için işbirliği yapanlar dışında bütün insanlarımız, piramidin tabanında yaşayanlar, ayrı bir toplum yaşantısı içine itilmişlerdi. Çoğu raflarda duran yasalara göre her şeye eşitti.   Konuşma ve yazma özgürlükleri vardı ama okuma yazma bilmiyorlardı. Çoğu insan gibi sığınacak bir barınaktan yoksun, hayvanlarla beraber yatıp kalkıyordu. Eğitim özgürlükleri vardı fakat okulları yoktu. Çocukları daha beş yaşlarından başlayarak zorunlu bir üretim aracı görevini yapıyorlardı. Değil orta, lise ve yüksekokullara, okulu bulunan yerlerde bile ilkokula bile gidemiyorlardı.

Üretme ve çalışma özgürlükleri vardı ama çoğunun bir karış toprağı yoktu. Ürünleri yok pahasına ellerinden alınıyordu. Çeşitli iş yerlerinde yarattıkları değerle bundan aldıkları pay arasında uçurumlar vardı.

Piramidin ortalarında bulunanlar tepesindekilerle işbirliği, çıkar birliği yaparak tabanı türlü biçimlerde sömürüyorlar, sömürü ağını her gün biraz daha sağlamlaştırıyorlardı. Bu ağın kuruluşu daha Cumhuriyetin ilk günlerinde başlamıştı. Osmanlılıklarını sürdüren çıkarcılar başlarına “şapkayı” giyerek, ağızlarından “sınıfsız imtiyazsız bir kitleyiz” sloganı atarak, ağın ilk ilmiklerini bu dönem de atmaya başlamışlardı. Yabancı şirketlerin temizlenmesi ve yabancı sermayenin yurttan atılışıyla beraber, devlet eliyle kişi zengin etme yönüne gidilen devletçiğimiz, tabandaki emekçi kitlelerin çıkarlarına karşı işleyen bir çark haline getirilmiştir.

“ Tekke” ve “Zaviye”ler kapatılmış, bunların şeyhleri ve dedeleri, toprak ağaları, kasaba eşrafı ve şehir beyleri ile birlikten Halk Partisi içinde köşe başlarını tutmayı başarmışlardı.



YAZARLAR

  • Perşembe 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cuma 32 ° / 21 ° Güneşli
  • Cumartesi 32 ° / 19 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.144%-0,15
  • DOLAR

    7,7364% 0,20
  • EURO

    9,0931% 0,41
  • GRAM ALTIN

    474,82% 1,67
  • Ç. ALTIN

    783,453% 1,67