Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


BARIŞ PINARI OPERASYONU DEVAM EDERKEN

Barış Pınarı Operasyonu, harekât nev’ine göre oldukça hızlı ilerlemeye devam ediyor.


İlk altı günde, muhtemel birinci safha neredeyse bitmek üzere ki bu sürede kırsalda köyler terörden arındırılırken, Tel Abyad ve Rasulayn merkezlerinde de kontrol sağlandı. Üstelik beş yüz elli civarında terörist etkisiz hale getirilirken, TSK’nın ve SMO’nun verdiği kayıplar, kıyaslanamaz oranda az. Yani TSK, yine, yeni bir efsane yaratıyor. Ancak görüldü ki terör örgütü, yer altından oldukça etkin bir ulaşım sistemi kurmuş ve istediği yer ve zamanda etkin eylem yapabilecek bir avantaj sağlamış. Bu yer altı sisteminin deşifre edilmesi, TSK’nın, harekâtın diğer aşamalarında daha tedbirli ve etkin olmasını sağlayacak. 

Gelişmeler devam ederken, ABD Başkanı Trump, yaptığı bir açıklamada, Kürtlerin, Türkiye’nin harekât alanı dışına çıkması gerektiğini, Hava Kuvvetlerine karşı bir şansları olmadığını belirtti. Bu açıklamayı yaparken, “bu güne kadar Kürtlere çok para verdik” diyerek, terör örgütüne yapılan yardımı da bir kez daha en üst seviyeden teyit etti. Trump’ın, YPG/PYD/PKK’dan bahsederken Kürtler ifadesini kullanması ise kesinlikle bölgesel planın bir parçası. Maksat, Türkiye’nin bölgedeki Kürt etnisiteye karşı harekât yaptığı algısıyla, yapılan operasyonun meşruiyetini ortadan kaldırmak.

Uluslararası arenada “Kürtler” tabirinin taviz verilmeksizin kullanılması, ABD’nin, bölgesel hedeflerinden birine daha ne kadar yakınlaştığını gözler önüne seriyor. Türkiye, yıllardır ve haklı olarak YPG/PYD=PKK iddiasındayken, Fırat Doğusuna yapılması planlı harekâtın biraz daha gecikmesi halinde, Suriye kuzeyinde, malum bölgede devletleşmiş bir KCK yapılanmasının meşrulaştığını görmek şaşırtıcı olmayacak, ABD de BOP sürecinde bir aşamayı daha başarıyla geçmiş olacaktı. Ardından oluşacak konjonktürle de doğrudan, Türkiye’nin bekasına yönelik girişimlerin başlaması kaçınılmazdı. Çünkü güç odakları, isim oyunlarıyla birlikte, bir terör örgütünü, bölgesel demografik yapıda oldukça önemli bir etnik kökenin savunucusu, temsilcisi kabul ederek, meşru hale getirip, küresel anlamda stratejik bir bölgede, istemleri doğrultusunda rahatlıkla kullanabileceği, bir peyk devlet oluşturacaktı. Bu planın gerçekleşmesine bir adım kala, Türkiye’nin bölgeye fiilen müdahalesi bu planı engelledi ya da öteledi ki bunu zaman gösterecek. Bu da şu anlama geliyor. Türkiye’nin, siyasi hedeflerine ulaşmadıkça, fiilen bulunduğu bölgeden ayrılması neredeyse mümkün değil. Çünkü belirlediği hedef Suriye’nin toprak bütünlüğünü içeriyor ve bölgesel görünüm, şu an için en az iki parçalı Suriye yapısı. Ancak bu realite, Türkiye’nin orada kalıcı olduğunu da ortaya koymaz. Nihayetinde gerekli şartlar oluşup, Türkiye’nin bekasına yönelik tehdit ortadan kalktığında, Suriye’nin toprak bütünlüğü kapsamında, Türkiye, bölgeden çekilerek, yeniden kurulan etkin, egemen Suriye Hükümetiyle, iyi bir ilişki içinde olmak zorunda.

Anlaşıldığı kadarıyla, devam eden Barış Pınarı Operasyonu ilerledikçe ve terörden temizlenen bölgenin yüzölçümü arttıkça, ABD liderliğinde davranış sergileyen uluslararası arenada, Kürtler ifadesi ağırlıklı olarak kullanılarak, büyük bir algı operasyonu yürütülecek. Türkiye’nin, bu konuda dış siyasette büyük, kapsamlı ve etkin bir diplomasi atağı yapması gerektiği görülüyor. Operasyonun başından bu yana yapılan açıklamalardan, Türkiye’nin, enformasyon yönünden çok da yeterli, hazırlıklı olmadığı ortaya çıkıyor. Üstelik bu tür mücadelelerde etkin enformasyonun önemi bilinirken, Körfez Harbinde, Irak Enformasyon Bakanının başarılı, şaşırtıcı icraatları, önemli bir bölgesel örnek olarak ortada duruyor.      

Türkiye’nin, kesinlikle haklı olarak başlattığı Barış Pınarı Operasyonuyla ortaya çıkan bir gerçek daha var ki o da bölgesel coğrafyada tamamen yalnızlaşmış olması. Arap Baharı olarak başlayan BOP süresince, bölgesel gelişmelere yönelik yapılan yanlış politikalardan bu gün dönülmüş olsa da Barış Pınarı Operasyonun başlamasıyla birlikte, Arap Birliği tarafından ya da müstakil olarak diğer Arap ülkelerince yapılan açıklamalar, Türkiye’nin, bölgede ne kadar yalnızlaştığını net olarak ortaya koyuyor. İlginçtir ki Arap ülkeleri, ezeli düşman olarak gördükleri İsrail’in idealleri doğrultusunda davranış sergilemekten imtina etmiyor. Suudi Arabistan ve Mısır önderliğinde yükselen tepkisel seslerin, ABD’nin, İsrail ile koordineli, bu ülkeler nezdinde yaptığı girişimlerin ne denli başarılı olduğunu da ortaya koyuyor. Demek ki küre önünde verilen poz, gerçekten anlamlıymış.

Düşünün ki kırk yıla yakın bir süreçte mücadele edilen bir terör örgütünün, ağırlıklı konum değişimiyle, başka bir ülkenin topraklarında ama komşu üç ülkeyi tehdit eder konumda, küresel destekli ve şiddete dayalı bir demografik değişime imza atarak, özerk bir yapıda devletleşme aşamasına geldiğini dünyaya anlatmakta zorlanıyorsunuz. Haklı gerekçelerle ve bölge halklarının kısıtlı da olsa desteğiyle bu gelişmeye müdahale ederek, güvenli bir bölge oluşumuna öncülükle, demografik yapılanmayı ve toplumsal yaşamı normale döndürmeye çalışıyorsunuz. Fakat karşı lobi faaliyeti öylesine güçlenmiş ve siz bölgede öylesine yalnızlaşmışsınız ki mücadeleyle geçen bunca yıl ardından, Kürt etnisite ile PKK terör örgütünün birbirleriyle bağdaşmadığını, Türkiye’de, Suriye kuzeyinde ve genel olarak bölgede, PKK teröründen en çok zararı Kürt etnisitenin gördüğünü açıklamakta zorlanıyorsunuz. Çünkü küresel konjonktür öyle bir konuma getirilmiş ki artık, menfaatlerine yönelik ve sadece at gözlüğü ile bakar durumda olan, Arap ülkeleri ağırlıklı bir uluslararası yapı oluşmuş ve gerçeği bilseler de çıkarları farklı görmeye zorluyor.         

Bu durumda, Arap ülkelerinin davranış şekillerinin yüzyıllardır değişmediği gerçeğinden hareketle, bölgesel dengelerde hazırlıklı, güçlü ve söz sahibi olmak zorundasınız. Türkiye, başlatmış olduğu Barış Pınarı harekâtıyla, her dönem olduğu gibi, yeniden bölge halklarının barış ve huzur içinde yaşamasını güvence altına almak istiyor. Barış Pınarı Operasyonunun da daha önce yapılan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları gibi, bölgesel barışa ve bölge halklarının toplumsal yaşamında huzurun sağlanmasına yönelik olduğu ve sahada başarıyla yürütüldüğü bir gerçek. Ancak, bu gerçeğin, uluslararası arenada çok daha etkin bir retorikle, algı operasyonlarına karşı alınan güçlü tedbirlerle, lobi faaliyetleriyle ve diplomatik bir seferberlikle anlatılması gerekiyor.

Can UĞURATEŞ.   



YAZARLAR

  • Çarşamba 22 ° / 13 ° Güneşli
  • Çarşamba 22 ° / 13 ° Güneşli
  • Çarşamba 22 ° / 13 ° Güneşli
  • BIST 100

    104.585%0,59
  • DOLAR

    5,7543% -0,42
  • EURO

    6,3382% -0,41
  • GRAM ALTIN

    270,81% -0,05
  • ÇEYREK ALTIN

    446,8365% -0,05