ALİ TAŞ ADN.


“AŞK ÖLÜME BÜYÜR”(*)


Ahmet Karataş’ın  ilk şiir kitabı nicel anlamda hüzünlü bir görsellik taşıyor. Bu hüzüncül uzantı”Amcaoğlu” adlı (s.107-108-109) şiirinin görsel, içeriksel tavrına da yansır. Orda, “Ses/Üstündeymiş düşüncelerin/…” dizeleriyle kara haberi verilir adeta. Kitabın girişinde yer alan “İçindekiler” başlıklı çizelgede, kitapta 62 şiir yer aldığı görülüyor. Oysa kitapta 64 şiir var. “Nağmeler” (s.28-29) ile “Yontular Üşümez mi?” (s.86-87) adlı şiirlerin çizelgede yer almadığı görülüyor.

Aşk, ölüm, sevgi, zaman, yaşam ve arasında devinen Ahmet Karataş’ın şiirinde  yaşam “…göle karışan umut…”  tadında soyuttan somuta algılanırken, Karataş şiirinin  umut, yaşam, yaşam sevinci gibi pozitif izleklerin kuşatmasında seyrederken de değinilen o yaşam-ölüm dengesinin felsefi sorgulamalar içeren tematik sıçramalarla yine aynı bütünlükte korunduğu görülür.

Varlığın kaynağını arayan insan,

Birbirinden doğan karşıtlar gibi;

Yaşama sarılsa   ölüme,

Ölüme sarılsa yaşama değer elbet.(Elbet-s.11)

 

Yaşam, “Her başlangıç,/Sonlu bir yolculuktur aslında,/Adımları ölüme koşan…” dizeleriyle başlayan, kitaba ad olan “Aşk Ölüme Büyür” adlı şiirde de kitabın bu karekteristik özelliği kolayca algılanabilir. Bir canlı organizma örneği aşkı da ölüme bağlandığı noktada felsefi ve soyutsal bağlamda birgerçekçilik payı görünmez değil.

Her ölüm gibi

Aşklar da unutulur elbet.

Aşk ölüme,

İnsna kendine büyür…

 

*GENEL BAKIŞ

Ahmet Karataş’taki biçim ve içeriğin devinim noktası yaşamla ölüm arasında gelgitlerde aranabilir… “Antik kentlerde gizlenen/… soyut resimlere işlenmiş gibi sözcüklerin arasında olmayı, bir yerde “İkisi arasında hayatım” (s.10) gibi dolaylı vurgulayan insancıl bakışta, hiçlikle varoluş arasında kurulan ikilem “Varsam,/Ve yaşıyorsam eğer;/Nar ağacına tünemiş horozun sesi gibi sahici, ölüm kadar gerçek yani/Hepsi bu…” (s.10) dizeleriyle ortaya konur.

CahitSıtkı’ya gönderme yapan “Gün eksilmesin penceremizden” dizesiyle şiirinin pozitif bir yaklaşımı olarak yaşama olan tutkusunu ortaya koyan Karataş; “Sevgilerde” (s.92) vurgusuyla Behçet Necatigil’ianımsatırken; “üstü kalsın” diyen “Cemal Süreya İçin” yazdığı şiirinde de ona gönderme yapar. (s.90)   

*ADANA

Ardında bıraktığı bir kenti yöresel deyimlerle kurduğu “Yol gider/Sevdam gökyüzüne tırmanan bulut, bense/Bardaktan boşalan yağmurun,/Islaklığını yaşarım,/…”dizeleriyle anımsatan Karataş; ardında kalan Çukurovaya duyduğu özlemi; “Uzaklarda yaşamanın verdiği çıplak sevgi,/Avuçlarımdan akıp giderken/Geçmişle gelecek gözlerinde kesişirken/Ve aynı pınardan,/ ikinci kez su içememenin,/Kurumuş çınar yaprağında son bulan hüznü:/Çukurova”(s.99) gibi kaygılı dizelerle ortaya koyar.

*SANAT

“…/Sözle boyandı anlam/…“ ve “…/Sözcüklere uzansa şiire./Şiire uzansa sözcüklere değer elbet”(s.15) gibi şiirinn başını çektiği sanatsallıkta, şairin poetik mevcudiyetinde yer alan  vurguların yanı sıra bir kesinliğin de  izi görülür. “Sözle boyanan anlamın yazım öncesi taşıdğı sükutsallığın” (s.5) “…/Korkuyla bileylenen şiirin/…”(s.6) sesini de taşıdığı algılanmakla kalmaz: “Perdeye sinse gölgeye,/Gölgeye sinse perdeye düşen/İlgi çekmek için var olma hakkını yitirmiş sanat…”(s.14), “Ürün vermez  söz gibi gibi ” eksildiği de güncel sanatsal göndermeler yapan gizil bir eleştirellik de taşır.    

 

*AŞK

“…/Aşkın feryadını duymayan akıl/…”(s20)

İnsandan yaşama değin uzanan alanında çok yönlü anlamlar içeren korku, içeriksel anlamda da bir başatlık taşır.           

belleme”(s.2) “göv meyveler düşleyen akıl/…”(s.28)      

Aklın bulutla gölgelenmesi, anlamın sözle boyanması, sabrın zamanın ölçüsü olması (s.4-5) gibi soyut anlamları görselleştiren bir şiir duruşu biçimi zorlamanın yanı sıra, içeriği de bir denge unsuru hâline getirmektedir.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

*İNSAN-TOPLUM-EVRENSELLİK:

Yaşamdan aşka kadar bir ikilemde iz süren ve umutla yaşamın farklılığını insancıl olarak çoğulcu anlamda değerlendiren Ahmet Karataş şiirinin insana göz kırpan yerinde “Açlık” şiirleri görülür. “Bakışlarına saklanmış sevdaları,/Dokunmaya gör yalancıktan,/Gözyaşı olur acıları/…” (Açlık-s.36) dizelerindeki “…/Bitmeyen senfoniye/…” benzettiği flu görüntü “Açlık-2” (s.45) şiirinde daha net ve evrensel bir konum edinerek “…/Somali’de,/Bosna Hersek’te,/Afrika’da bilmem nerede…“ ölen çocuklara arka çıkan sorgulayıcı bir konum taşır. 

“renklerin kardeş olduğunu/insanları sevdiğini ”söyleyen, “Barıştan, Ortadoğu’dan, Avrupa’dan/Çevreden, insan haklarından, işkenceden konuşurken sözünü ”Yurta sulh, cihanda sulh!” (s.Yontular Üşümez mi?-s.86-87) veciziyle sürdüren  sürdüren Karataş; “Devinimsiz/Ürkek bakışlarla gezinen birceylan/Maviningözalabildiğinceuzanan /Sonsuzluğunda,/Alçaktan uçuşu yasaklanmış martı.” mı? “Nedir özgürlük?”(s.88) izeleriyle insanca sorgular.  

yunmuş(s.26)

İnsan,/Durmuş saat./Pili tükenen ruh./Bir varmış, bir yokmuş!(s.48)

Eksik eteğimizdir; ölümsüzlüğümüz,/Göçer biliriz./s.58)

 

“Güvercin Telaşında Yüreğim”(s.78) adlı şiirinde belki zaman zaman umarsızlığını şu dizelerle yansıtır:

Uyku hapı koymuşlar çayıma;

Cigaramda zehir;

Ekmeğimde naylon ipivar.

Alın terimde kara leke,

Dilimde prangalar var.(s.79)

 

Böylesi ölümcül izlekleri yaşama koşut sürdüren Karataş; her şeye rağmen “Biliyorum gelecek,/Gelecek güzel günler./…” (s.67) diyerek umudunu korurken; “Gece yastığa düşer,/Gündüz yunak taşına//Ekmek açlığa düşer/Yüzüm kaldırım taşına…” (s.68) dizelerindeki somut/gerçekçi bir imgelemle duyarlılığını geleneksel ölçütlerde ortaya koymaktan kendini alamaz.

 

SİS PERDESİ

 

Sis perdesi düşüyor sözcüklerden,

Aydınlanıyor gece,

Daha çok kendim oluyorum,

Sabaha karşı. (s.70)

 

*ÇEVRE-DOĞA

İmgesel ilmeğini atttığı;  “güneşin külü”yle (s.76)  …/Şiir alıp/şiirler satan”(s.41) Ahmet Karataş doğa, çevre duyarlılığını işlediği ”Sis Perdesi” adlı şiirinde ise içine dokunan yerlerde kısa şiirlerdeki işlevi olumlu olan, imgelemsi şiire dönüklüğü görülen  gizli bir yara duyumsadığı görülür.

DENİZ ŞİİRİ

Öfkesi sahillere,

Belki de balık avcılarına.

Dokunsalar yalancıktan,

Yarası kanayacak denizin.(s.71)

*(Aşk Ölüme Büyür/Akademisyen Kitabevi/Şubat 2017/112 sayfa)

*(İnsancıl dergisi/sayı: 359/Haziran 2020)



YAZARLAR

  • Perşembe 30 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cumartesi 33 ° / 18 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.212%0,00
  • DOLAR

    7,7961% -0,21
  • EURO

    9,2341% -0,32
  • GRAM ALTIN

    481,18% -0,48
  • Ç. ALTIN

    793,947% -0,48