Cumali KARATAŞ


“ALTIN SAZ”LI TRT SANATÇISI MUSTAFA CANAN-2


Hayal mi gördüğüm gerçek mi bilmem”, “Aşık mısın arkadaş?” ve “Gurbet Yolcusu” gibi eserleri başta olmak üzere 100 bestesi, 40 plağı ve üç kaseti bulunan; tarım uçaklarından atılan el ilanlarıyla duyurulan Adana Çay Bahçelerinde verdiği konserlerinin bir bölümü mikrofonsuz gerçekleşen, Adana müzik tarihinin önemli ismi, Altın Saz ödüllü Bestekâr-Ses Sanatçısı Mustafa Canan ile Urfa’dan TRT Adana İl Radyosu’una, konservatuvardan TRT İstanbul Radyosu’na uzanan sanat hayatını konuştuk.


 


 

*SELAHATTİN SARIKAYA

***Nasıl oldu?Kimlerle yola çıktınız?

---1954 yazında ben yine Yusuf Usta’nın dükkânındayım, sohbet ediyoruz. Dükkânın önünde bir fayton durdu. Elinde bağlaması ile şişman, esmer orta boylu bir adam dükkâna girdi. Yusuf Usta bizi tanıştırdı; Selahattin Sarıkaya imiş. Sarıkaya beni dinleyince bana: ”Gardaş beraber seninle pavyonlarda çalışalım mı?” diye bir teklifte bulundu. Ben kızdım... Ne pavyonu abi dedim, ben daha on dört yaşındayım. Benim içkili yerlerde ne işim var. Ben istemedim tabii. Hem sen ne iş yapıyorsun dediğimde de, bana: ”Yağlıboyacıyım” dedi. Bu arada Selahattin Sarıkaya, Kuruköprü müze sokağında bir dükkân tuttu. Bir de tabela yazdı “Sarıkaya Saz Evi” diye. Amacı meraklılara ders vermekti..! Bunu da ne kadar gerçekleştirebildiyse. Bu arada sesi güzel olanı benden önce sahneye çıkarıyordu. Bu benim de işime geliyordu. Hem fazla yorulmuyordum, hem de benim değerim artıyordu.

Sarıkaya, sazevini açtıktan sonra, dükkânına öğrenci akın etmeye başladı. Sarıkaya fırsatı kaçırmadı. Öğrencilere ders verip, sahneye çıkarmak ve radyoevine aldırmak gibi arayışlara yöneldi. Bu arada Mürüvet Kekilli diye bir bayan geldi yanında 12-13 yaşlarında bir erkek çocuk vardı, bizi tanıştırdı. Bu arkadaşın adı Ahmet Tekbilek’ti ama Mürüvet Hanım ona “Hacı” diye hitap ediyordu. Mürüvet Hanım düğünlere gidip okuyormuş. Hacı da ona kavalla refakat ediyormuş. Mürüvet Hanım dersaneye gidip gelmeye başladı. Sarıkaya da beste çalışması yapıyor, Mürüvet Kekilli’ye okutmaya çalışıyordu. Mürüvet Hanım’ın sesi vasat bir sesti. Makamlardan da hiç bilgisi yoktu. Bu arada dükkâna âşıklar, ozanlardan da gelmeye başladı. Mesela nane şekeri satan Âşık Gedai Baba diye birisi geliyordu. Şiirleri vardı. Sonra Sefil Ali, Kul Ahmet gibi arkadaşlar gelip şiirler okuyorlardı. Sarıkaya bestelerinde bu arkadaşların şiirlerinden yararlanıyordu.

***Sarıkaya Sazevi ikinci bir konservatuvar gibiydı desene…

---Buluşma ve toplantı yeri olarak öyle düşünülebilir. Selahattin Sarıkaya’nın Kuruköprü’deki dükkânı hem onun yağlıboya atölyesi, hem de buluşma yerimizdi. Kâzım Karaörs orda nota dersi veriyordu. Adana İl Radyosu açıldığında da orası çalışma yerimiz oldu. Selahattin Sarıkaya sazını da dükkânın camına asmıştı. Bir gün 30 yaşlarında bir delikanlı dükkândan içeri girdi, selam verdi bize:”Camda bağlama gördüm, çalıyor musunuz, satıyor musunuz?” dedi. Biz de:”Valla eğleniyoruz.” dedik. Bağlamayı aldı, bilmediğimiz bir tarzda akort etti. O düzen meğer bağlama düzeniymiş. “Topal Koşma’yı ve “Şeker Oğlan”ı çaldı. Biz ağzı açık bir şekilde onu dinliyorduk. Çalması bitince sorduk:”Arkadaş sen kimsin?” Kendini tanıttı, İstanbul Radyosu’ndan Talip Özkan’mış. Adam bağlamada tam bir virtiözdü. Kısa sap bağlama akordunu ilk defa onda gördük. Sonra bizi tanımak istedi. Selahattin Sarıkaya kendini tanıttı. Beni de:”Adana’mızın solisti Mustafa Canan” diye tanıttı. Talip Abi, sesimi merak etti. Bana:“Bir şeyler okur musun?” dedi. Ben de Kesik Kerem havasında bir uzunhava okudum. Daha doğrusu parçanın yarısındaydım, Sarıkaya bana:”Yahu Canan, ‘Buradan Bir Atlı Geçti’yi okusana deyince, Talip Abi:”Dur be Sarıkaya kulağımız değişik bir hava dinlesin” dedi. Talip Abi, sesimi, tavrımı çok beğenmişti. O yaz beni kırmadı, Emirgan’da bağlama çaldı.

***Sarıkaya başka yerlerde de sazevi açmış sanıyorum…

---Haklısın, Sarıkaya dört işyeri açtı… Bunlardan ilki Kuruköprü’de, Ayas Koleji çıkmaz sokağında, ikincisi yine Kuruköprü’deki Paçacı Zeki’nin bitişiğinde olan. Her ikisi de Sarıkaya Tabelacılık adını taşıyan ve tabelacılık yapılan işyerleridir. Üçüncüsü, Yeni camii’in karşısında bulunan handaki, tahta merdiven basamaklarıyla çıkılan ahşap işyeridir. Burada Sarıkaya ile sahne provalarımızı yapardık. Dördüncüsü ve sonuncusu ise Müze sokağındaki Sarıkaya Sazevi’dir.


 

*ADANA BELEDİYE ÇAY BAHÇESİ - İLK SAHNE-İLK DUYURU

1955’in başıydı. Sarıkaya beni nasıl buldu hatırlamıyorum. Bana yenibir teklifte bulundu. Büyükşehir Belediye binasının bitişiğinde 50 kişilik kadar ufak bir çay bahçesi vardı. Adana’nın sıcak yaz gecelerinde Adanalılar orda oturup çay içer, sohbet ederlerdi. Sarıkaya beni elden kaçırmamayı kafasına koymuştu. Gitmiş o çay bahçesinin sahibini ikna etmiş, oraya derme çatma bir sahne yaptırmıştı. Sarıkaya beni oraya götürdü. Sahnede bir anfi ile iki tane de mikrofon vardı. Bir skoda taksi bulup, taksiye hoparlör koydular. O taksiyle, daha sonraları da kamyonetle, ”Mustafa Canan Belediye Çay Bahçesi’nde” diye saatlerce Adana’yı dolaştılar. Bu olay Adana’da ilk defa oluyordu ve akşam hiç ummadığımız şekilde bahçe doldu, yer kalmadı. Gelenlerin çoğu dışarıdan izlemeye başladılar. Ben sahneye çıktığımda arkamda bağlama gurubu olarak Selahaddin Sarıkaya, Kâzım Karaörs, Mithat Ateş, şoför Zihni Yalçın, Tepebağ’da berberlik eden Kemâl Atik vardı. Bu arkadaşlar hemen hepsi bağlamayı yeni yeni öğreniyorlardı. Hepsinin heyecandan elleri titriyor, bildiklerini de yanlış çalıyorlardı. Ama ben okuduğum uzun havalarla idare ediyor, hataları bastırıyordum ve şu bir gerçek ki bu gün Adana’da isim yapmış ve çoğu rahmete kavuşmuş bağlama sanatçıları o yıllarda benimle 12-13 yıl çalışa çalışa hem bağlama çalmayı, hem repertuvarlarını ilerlettiler.


 

*ASFALT RIZA -EMİRGAN ÇAY BAHÇESİ

Birkaç ay Belediye Aile Çay Bahçesi’nde çalıştık. Herkes memnundu. Birgün sahneye çıkacağım esnada uzun boylu, yapılı bir zat geldi yanımıza. Selâhattin Sarıkaya’ya hitaben: ”Ulan şişko (Selahattin Sarıkaya göbekliydi) niye lan bizde de aynı işi yapmıyorsunuz?” dedi. Sarıkaya da cevaben:”Yahu Rıza Abi senin orda sahne yok ki” dedi. Rıza dediği kişi Asfalt Rıza imiş (Rıza Tekin Prodan). Bu defa Rıza Abi, Sarıkaya’ya: “Yarın gelin, ne gerekiyorsa yaptıralım” dedi ve gitti. Ben kızarak Sarıkaya’ya sordum: Kim bu adam? Kime emir veriyor böyle diye. Sarıkaya o zaman bana tanıttı… Adana Kocavezir mahallesinde Asfalt Rıza ile beraber büyümüşler. Ertesi gün Rıza Abi’nin dediği yere gittik. Büyük bir arsa, ortada bir çay ocağı, sandalyeler, masalar. Rıza Abi’nin yeri belediyenin karşı sırasında biraz ilerideydi. Rıza Abi marangoz çağırdı, yerden 30 santim kadar yüksek, üç metre genişliğinde, sözüm ona bir sahne yaptırdı. Arkada soyunup giyinmek için küçük bir kabin, bir anfi ile iki tane de mikrofon vardı. Böylece meşhur Emirgan Çay Bahçesi açılmış oldu. Bu defa Rıza Abi iki tane hoparlörlü araba kiraladı. Adana’nın her semtinde benim reklamım yapıldı. Eh o yılları düşünün, 1954-1955, akşam Emirgan’a iki binin üstünde dinleyici gelmişti. Adana’da böyle durumu ilk defa gördükleri için, ben sahneye çıktığımda beni saatlerce bırakmıyorlardı. Sesimin güzel oluşu ve yaşımın küçük olması bana fazlası ile sempati kazandırıyordu. Belediye Çay Bahçesi’ni bıraktık, Emirgan’a devam ettik o yaz. Emirgan Çay Bahçesi iyice tanınmaya başladı. Artık Adana’nın her semtinden hatta yakın köylerden bile traktörlerle gelenler vardı.


 

*MİKROFONSUZ SAHNE

Malumunuz o yıllarda Adana’da sık sık elektrikler kesilirdi. Bir gün ben sahnede iken yine elektrikler kesildi. Herkesi bir telaş aldı. Sarıkaya’ya döndüm: ”Buradan Bir Atlı Geçti” hoyratının açışını yapar mısın dedim. Sarıkaya ve diğer arkadaşlar yüzüme tuhaf tuhaf bakmaya başladılar ve ben başladım mikrofonsuz “Buradan Bir Atlı Geçti” hoyratını okumaya. Bu durum Adana’da bir ekol, benim için bir sükse oldu. Herkes ayakta alkışlıyordu ve “bir daha, bir daha” diye bağırıyorlardı. Artık ne kadar sahneye çıksam seyirci bana ”Mikrofonu at, mikrofonu at” diye tempo tutuyordu. Bu durum 1959’a kadar devam etti. Bu defa sesine, sazına güvenen kim varsa, ”Abi bizi de sahneye çıkar” diye. gelip beni buluyorlardı. Bir akşam Emirgan’a iki delikanlı geldi. İstanbul’dan geliyorlarmış. Rıza Abi getirdi bize tanıştırdı. Bize:”Hele bunları bir dinleyek” dedi. Birinin adı, Çetin Ünal Özülkü, flüt çalıyordu. İstanbul’da dişçilik fakültesinde okuyormuş, Adanalıydı. Diğer arkadaş türkü okuyormuş, adı Zeki Ecevit, Diyarbakırlıydı. İstanbul’da ziraat fakültesinde okuyormuş. O gün sahneye çıktılar. Zeki’nin vasat bir sesi vardı. Fakat Çetin Ünal Özülkü güzel kaval çalıyordu. Çetinle samimi olduk. Bu arada Asfalt Rıza İstanbul’dan Kemal Mısırlı’yı getirdi. Adam gazelhandı. Pek tutmadı. Sonra yine İstanbul’dan Ömer Çıtakoğlu’nu getirdi. Arkasından İsmail Şenbahar. Derken bir ara Nejat Uygur Tiyatrosu’nu getirdi. Bunlar hep birer yaz çalıştılar.


 

*KERVAN ÇAY BAHÇESİ-UÇAKLA İLAN ATILMASI

Derken bizim semtte Kervan Çay Bahçesi açıldı (1957). Sahibi Bedi Kazan bir gün bizim eve gelip bana:”Benim bahçemde çalışır mısın?” dedi. “Asfalt Rıza sana kaç lira veriyorsa ben daha fazlasını verecem” dedi. Ben de kabul ettim. Kazan işi biliyordu. Reklamlar tarım ilaçlama uçakları ile Adana’nın üstüne atılıyordu. Ben iki Mustafa Canan olmuştum. Sonra gitti İzmir’den Nazmi Yükselen’i, Bahire Fersan’ı getirdi. Sonra gazelhan Kaplan Tarsuslu’yu getirdi. Arkasından Nevin Demirdöven, Sevim Şengül, daha sonra TRT İstanbul Radyosu’ndan Ahmet Yamacı korosunu getirdi derken bir gün bana: ”Mustafa, Zeki Müren’i getirecem” dedi; ben inanmadım ama gerçekten iki günlüğüne Zeki Müren’i getirdi. Bedi Kazan, Zeki Müren’le kirve imişler. Bu arada Bedi Kazan, Obalar Caddesi’nde bir yazlık sinema açtı. Adı da Bağdat Sineması. Biz Kervan’dan sonra gidip orda program yapıyorduk. Bu arada Asfalt Rıza da boş durmuyordu. Ben Emirgan’dan ayrıldıktan sonra benim yerime Ankara’dan Selahattin Erorhan’ı getirmişti. Bir gün evime Asfalt Rıza’nın adamları olan Sarı İhsan’la, Aziz geldiler. Beni, Rıza Abi çağırıyormuş. Akşam gittim, Rıza Abi bana:”Yahu Mustafa senin adamların Selahattin Erorhan’ı otelde dövmüşler doğru mu?” dedi. Ben de, haberim olmadığını söyledim. Rıza Abi bana:”Peki Emirgan’dan niye ayrıldın?” dedi. Ben de:Rıza Abi sen bana 15 lira veriyorsun ama Bedi Kazan yirmi lira veriyor dedim. Rıza Abi birden parladı:”Lan oğlum baksana adam sahnede 2,5 lira alıyor dedi. Sahneye baktım Halit Araboğlu çalıp okuyor. Rıza Abi bana:”O zaman hem orda hem burada çalış” dedi. Ben de öyle yaptım.

Yıl 1959, ben hâlâ Emirgan ve Kervan Çay Bahçesinde çalışıyorum. Adana’nın en civcivli yılları. Adana’ya sanatçı olarak o yılların ne kadar isim yapmış kişileri varsa hepsi gelip çalıştı. Hatta yazlık sinemalar bile filmden önce sanatçı çıkarıp okutuyorlardı.

Benim saz gurubum bayağı büyümüştü. Çünkü Adana’da bayağı şöhret olmuştum. Saz gurubumda Kâzım Karaörs, Kâzım Sanrı, Selahattin Sarıkaya, Ali Limoncu, Zihni Yalçın, Hamdi Bilgin (Kırmızı Hamdi), Cemal Karabeyaz, Mithat Ateş, ritimlerde darbuka İsmet Cengiz, Haşim Şahin, kavalda Maraşlı Hamdi Yüksek, (Bir gözü görmüyordu), öyle ki Asfalt Rıza sahneyi büyütmek mecburiyetinde kaldı ama Kervan Bahçesi’nin sahnesi oldukça büyük yapılmıştı. Bu arada Ali Limoncu ile Selahattin Sarıkaya devamlı çekişip, münakaşa ediyorlardı. Sebep ise, ben iyi çalarım, yok, sen çalamazsın gibi. Oysa bana kalırsa, gurupta bağlama olarak doğru dürüst çalan iki kişi vardı. Kâzım Karaörs ve Kâzım Sanrı. Onlar da cemiyette yetişmiş, solist okutmuşlardı. Şunu belirtmek istiyorum; bir insan tek başına güzel bağlama çalıp okuyabilir. Ama koroya uyum sağlayabilmek ve solist okutabilmesi için ustalık ve tecrübe sahibi ve geniş repertuvara sahip olması, solistin ne zaman, nerde, ne şekilde davranacağını bilmesi ve uyum sağlaması gerekir.

Daha önce de belirttiğim gibi, Selahahattin Sarıkaya’yı, 1953’ün sonunda tanımıştım. Aynı yılda Ali Limoncu’yu abim Kemal tanıştırmıştı. Belediye Çay Bahçesi’nde okumaya başlayınca Ali Limoncu da beni takip etmeye başlamıştı. Ali Limoncu ile ikinci defa görüşmemiz şöyle oldu; Abidinpaşa (Bankalar) Caddesi’nde Devlet Hastanesi’nin film çekme kliniği vardı. Ben de ayağımı burkmuş, oraya film çektirmeye gitmiştim. İşim bitince aşağıya indim, hemen yan tarafında Ali Limoncu’nun saz dükkânı vardı. İçeriye girdim, Ali Abi saz çalıyordu. Sazı bıraktı, bana:”Hoş geldin gardaş” dedi; çalışmalardan bahsettik. Bana:”Sana kimler saz çalıyor?” dedi. Ben de yukarda saydığım gibi söyledim. Ali Abi, Sarıkaya’nın adını duyunca birden kızdı bana:”Lan o … ne bilir bağlama çalmasını. Hemen sağ ayağını ayakkabısından çıkardı, tezeneyi ayak parmaklarının arasına koydu, sazı da eline aldı. Başladı ayak parmaklarındaki tezene ile sazı çalmaya. Bir taraftan da bana:”Sarıkaya’nın çaldığı sazı ben ayak parmaklarımla çalarım” dedi. Ali Limoncu çok kızmıştı. Ne ise ben Ali Abi’ye rica ettim. Hele bir-iki tane çal da dinleyeyim” dedim. O da bana:”Sen içeri girdiğinde ben oğluma beste yapıyordum” dedi. Ali Abi’nin bir oğlu olmuş, adını da Halim koymuş. Ona: ”Halim Oğlan gel Oğlan” diye bir beste yapıyordu. Tarihi iyi hatırlayamıyorum ama olayları düşününce galiba 1957 yılı gibi idi. O günden sonra Ali Limoncu benim guruba katıldı.


 

*CEPLİ GÖMLEK MODASI

Kervan Çay Bahçesi’nde sahneye çıktığımda ben daha okumaya başlamadan sahneye istek kağıtları gelmeye başladı. Öyle çok geldi ki, Bedi Kazan hemen sahneye koştu, istek kağıtlarını koymam için önüme bir sandalye getirdi. Bu böyle her akşam devam edince bir çare düşündüm. Çünkü istek kağıtlarını yere atamazdım. O yıllarda Mahir Mağazası vardı. Orya gidip bir gömleklik kumaş aldım. Tanıdığım terzi kızlara tarif ettim, dedim ki; gömleğin eteklerini dışarı kıvırın cep torba gibi olsun. Şaşırdılar:”Niye böyle istiyorsun” dediler. Ben de, sahnede gelen istek kağıtlarını oraya koyacağım dedim. İnanar mısnız o yıldan sonra Adana’da cepli gömlek moda olup yayıldı.


 

*ADANA’NIN İLK SPİKERİ

Yukarda bahsetmiştim; Sarıkaya müze sokağında dershane gibi bir yer açtı, sesi orta halli ve güzel olanları sahneye çıkarıyor ve ders verip para alıyordu. Bir gün işi azıttı. Hamza diye birini bulmuş, 24-25 yaşlarında Yeşilyuva mahallesinden, ben program yapmak için Emirgan’a gittiğimde Sarıkaya, bu Hamza’yı benim saatimde çıkarmış. Sahnede program yapıyorlardı. Ben hiç sesimi çıkarmadım, hemen geri eve döndüm. Ertesi akşam Kervan Çay Bahçesi sahibi Bedii Kazan’la program yaptık. Ben kendi sazımı alıp sahneye çıktım. O gün yine kalabalık seyirci gelmiş, bahçe dolmuştu. Erdoğan Benli beni sahnede anons ettiğinde dinleyiciler yine geniş bir saz gurubu beklerken karşılarında beni bağlamamla görünce önce bir sessizlik oldu, ben içimden eyvah baltayı taşa vurduk dedim. Seyirciyi selamladım Ben sahneye çıktığım yıllarda her yerde selamünaleyküm derdim) Bu seyircinin fazlası ile hoşuna gidiyordu. Çocuk yaşta olmamın da büyük fonksiyonu vardı. Yine o akşam da sahneye çıktığımda selamünaleyküm deyince bir alkıştır koptu. Ben ayakta durmuş kendi kendime yarabbi şükür diye dua ediyordum. Spiker Erdoğan sahnede hâlâ beni anlatıyordu. Bu spiker dediğim Erdoğan Benli Adana’nın ilk spikeriydi. İkinci spiker ise Mesut Mertcan 1959’larda Emirgan’da çıktı. Allah ikisine de rahmet etsin.

Birgün yine Kervan’da sahnede okurken, Selahaddin Sarıkaya ile Salih Demirci’nin en arkalarda gelip beni seyrettlklerini gördüm. Sahnem bitince Sarıkaya kulise geldi, bana:”Ulan oğlum n’oldu ki bizden ayrıldın” deyip bana sokulmaya başladı. Sarıkaya beni bıraktıktan sonra Emirgan’da kimi okutmuşsa tutturamamışlardı. 1957-58 yıllarında Sarıkaya’nın dükkânına bir bayan gelip gitmeye başladı. Lütfiye adındaki bu bayan 1.55 boyunda, fiziki durumu biraz zayıf, orta halli bir sese sahipti. Düğünlerde okuyormuş; dul ve yoksul bir hanımdı. Sarıkaya, ben ayrıldıktan sonra Lütfiye hanıma beraber çalışmayı teklif etmiş, beraber sahneye çıkmışlar, bu bayan sahneye çıkınca adını Lütfiye Adanalı diye anons ettirmiş. 1963-64 yıllarına kadar sahnelerde okudu, sonradan kayboldu. Bir daha görmedik.


 

* KERVAN VE ULUS…

Emirgan, Kervan derken Ulus Parkı da program yapmaya başladı. Açılışta Ankara’dan Ahmet Gazi Ayhan, Yıldız Ayhan çiftini getirdi. Arkadan Nurinisa Toksöz, üvertür olarak (üverTür:giriş müziği, sanatçısı) Canan Işık (gerçek adı galiba Mehmet Salman) Sonra Mürüvet Kekilli’nin orda çalıştığını duydum. Yine sonra Ulus Parkı bir ses yarışması düzenledi. Müslüm Gürses (Müslüm Akbaş), Fahri Işık, Canan Işık, İzzet Altınmeşe ve Mürüvet Kekilli gibi arkadaşlar bu yarışmaya katılmışlardı. (sonucu)

Sarıkaya, Kervan Çay Bahçesi’nde gelip gönlümü alınca Tekrar beraber program yapmaya başladık. Sazlar; Sarıkaya, Kâzım Sanrı, Salih Demirci, darbuka İsmet Cengiz, Haşim Şahin, kavalda Hamdi Yüksek. Böylece bir müddet hem Kervan’da, hem de Emirgan’da çalışmaya başladık. Bedi Kazan bu arada Ankara’dan Zekeriya Bozdağ’ı getirdi. Ayrıca Bayram Aracı’yı getirdi. Bunlar o yıllarda TRT Ankara Radyosu’nda çalıp okuyorlardı. Fakat Adana’da fazla çalışamadılar. Çünkü ikisi de çok fazla alkol alıyorlardı.

Ama 1958’de Konya’dan Necla Çetiner diye bir bayan geldi Kervan Çay Bahçesi’ne. Bayan diyorum ama tamamen erkeğe benziyordu. Erkek gibi giyiniyor, saçlar kısa, erkek saçı gibi, bu bayan bağlama çalıp okuyordu. Sanırım o yıllarda Türkiye’de ilk defa bir bayan bağlama çalıp okuyordu. Necla Hanım üç yıl kadar Adana’da çalıştı, tutuluyordu da. Sonradan kayboldu ortadan. Bu arada Emirgan’da sadece Ömer Çıtakoğlu iş yapıyordu. İsmail Şenbahar’ı kaçırmıştı. Zira Ömer Çıtakoğlu, Zeki Müren özentisi, çok fazla frapan, kadın gibi giyinir, kadın gibi hareket ederdi. Düşünün o yıllarda (1958-1959’da) Adana gibi bir yerde böyle bir tip fazlası ile ilgi çekiyordu. Asfalt Rıza, Adana Şehir Tiyatrosu’ndan Ercan Kont diye birini bulmuştu. O aralar Emirgan’da kısa süreli olarak spikerlik yaptı. Mesut Mertcan Emirgan’da spikerlik yapmaya başlayınca, Ercan Kont ortadan kayboldu.

Bu arada benim askerliğim yaklaşıyordu. Benim saatimde Hamza çıktı Sarıkaya ile yine tezata düştük. Ben yine bağlamamla Emirgan ve Kervan Çay Bahçesinde çalıp okuyordum ve gerçekten dinleyiciler tarafından çok alkışlanıyordum.


 

sürecek



YAZARLAR

  • Pazartesi 20 ° / 7 ° Güneşli
  • Salı 20 ° / 7 ° Güneşli
  • Çarşamba 19 ° / 7 ° Güneşli
  • BIST 100

    110.477%0,33
  • DOLAR

    5,8142% 0,43
  • EURO

    6,4648% 0,24
  • GRAM ALTIN

    275,86% 0,82
  • ÇEYREK ALTIN

    455,169% 0,82