ALİ TAŞ ADN.


A.KADİR BULUT - “KASABALI LORCA”(*)


“..Her şeyi türkü kıvamında eriten; yerel görünümlere, durumlara  dayanan; soylu imgelerin yaratıcısı; Kasabalı bir Lorca”(s.15)…Cemal Süreyya böyle sesleniyor 1975’den…

Bulut, şiirini şiir yapan yerelliğe, kasabalılığa dönme özlemini giderdiği bir Ağustos sabahında Anamur yollarında bir tedbirsizlik sonucuyla da, “Günnük ağaçlarının, ladinlerin…/Harnup çiçekleriyle, yarpuz kokularına ” karışır Anamur’un  halk âşığı Lorca’sı olarak… Sevenlerinin, Türk şiirinin Metin Demirtaş’ın sesinde kaygılanması boşuna değil:

 

                Kim yazacak şimdi

                Çalı dibinde biten

                Anamurlu çiçeğin şiirini.”(s.20)

 

“Yapıtlarını öteden beri ilgiyle izlediğini” vurgulayan Cemal Süreya  “soylu imgelerin yaratıcısı” olarak onure edici bir övgüyle tanımladığı Abdülkadir Bulut’un şiir poetikası hakkında vurgulamasını sürdürerek; “…Kasabalı bir Lorca. Her şiirin de şiir var.”(s.15) derken; kayınbiraderi olan Özdemir İnce de, “…Halk kültürünün sahip olduğu sürekliliği, tarihsel birikimi ve gizli dinamizmi içinde yaşayarak görmüş ve şirine aktarmıştır. Şiirlerinde okura sıcak gelen ne varsa buradan yani “bizden olandan” kaynaklanmaktadır… gündelik yaşamın, tarihin, kırsal ve sözel kültürün derinliklerinden gelmektedir onun şiiri… Abdülkadir “herkestir” ve şiirleri de “herkesleşmiştir.” (s.15-16) diye kesinleştirir değerlendirmesini.

“Son yıllarda dergilerde okuduğum şiirlerinizin çoğu büyülemişti beni…” diyen Talat Halman, “Kırkına ulaşmamış Türk şairleri arasında beş isim sayarsam biri adınızdır mutlaka”(s.286-287) der. Türk şiiri de bu kanıyı doğrular… Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Hilmi Yavuz, Necati Cumalı ve Oktay Rıfat gibi Türk şiirinin köşe taşları  olan önemli şairlerin seçici kurulunda yer aldıkları, “Milliyet Sanat Dergisi’nin açtığı, ‘1974’ün En Başarılı Genç Şairi’ yarışmasında Veysel Çolak, Mehmet Taner, İsmail Uyaroğlu ile birlikte şiirleri ‘Övgüye Değer Bulunan’ şairler arasında yer alır. Cemal Süreyya kendisine “Kasabalı Lorca” adını takar.”(s.39)

 

               güneş al bir atın uzun boynudur

               ya da çok eski bir hüzündür ispanya’da

               güzeller çağdaş bir öldürümü güne

               özgürlük türkülerinin hiç söylenmediği

               o ağartılarda bozuk bir nice zaman

               ve o zamanlarda federico garcia lorca

                                             …

               güneş al bir atın uzun boynudur

               mor görünür eski bir dağ gölünde

               çünkü o dağ gölünde savaşın gülü

               çağdaş bir ölüyü saklar koynunda.

…”(Federico Garcia Lorca-(s.64)

 

”Ataol Behramoğlu hazırladığı antolojide, Bulut’un şiirleri ile ilgili olarak, ‘…doğrudan, halk insanının yaşamından çıkan görüntülerle … konuşma tonu ve edası, halksal bir bilgelik, alçakgönüllülük ve ağırbaşlılıkla yazılmış”(s.277) derken; Doğan Hızlan, “…Güneydoğunun yumuşak, sıcak Akdeniz’e özgü onun şiirinde en iyi anlatımını bulmuştu” (309) değerlendirmesiyle poetik bir vurgulama yapar. “öykücü Necati Güngör,  Günümüz Türkiye’sinden motifler, sesler, insan yüzleri getiriyor. Söyleyeceklerini şiirsel bir kapalılıkla söylüyor. Sıcak, duyarlık yüklü, özenli dizelerle koruyor şiirini. Ölenler, mahpuslara düşenler, gurbette yitenler için söylenmiş türküler tadında. Bir Yörük kilimi albenisi taşıyor Bulut’un şiirleri.”(s.307)  değerlendirmesini yaparken, bir anlamda da,  .”Eleştirmen Asım Bezirci’nin , ‘Bulut halk edebiyatına kültürüne dayanmıyor’ vurgulamasını çürütür(s.202) Kitabın sonunda, Bulut’un folklorik duyarlılığına uygun bir biçimde verilen yerel “Sözcükler”(s.317-322) ile  “Deyim ve Deyişler”(s.323) imlemesine koşut, Abdülkadir Bulut’un,  “Yanından ayırmadığı not defterine halkın kullandığı yerel sözcükleri de  yazdığı da”(s.247)  bilinir.

Fakat yine de, Asım Bezirci’nin, Bulut adına şiir/folklor ilişkisinin olumsuzluğu konusunu, edebiyat tarihi ve Bulut poetikası koşutluğundaki süreçsel bir olasılık da değerlendirmek gerekir.Bezirci, Bulut’un 2.Yeni sürecindeki şiir poetikasına gönderme yapmış olabilir.Necati Güngör de şiir/folklor ilişkisinin olumsuzluğundan öte, kapalı şiir/folklor iletişimini kuran bir ozan olarak Abdülkadir Bulut’u över.Bunlar göz ardı edilmediğinde, Asım Bezirci’nin Necati Güngör’ün değerlendirmesiyle paradoks ir bağ kuran yaklaşımı da, Bulut’un şiir poetikasının değişimi oranında gerçekçilik payı taşıyabilir. Daha sonra bu çizgiyi terk eden Bulut, şiir/folklor ilişkisi konusunda da, Bezirci’nin tam tersi olarak, olumlu övgüler almış olabilir diye de düşünülebilir. Bulut,  toplumcu gerçekçiliği türkü  kıvamında zaman zaman içinden geçirdiği 2. Yeni şiir anlayışıyla folklor/şiir örtüşmesine, kendine özgü bir farklılıkla yanıt verir. Abdülkadir Bulut; şiir poetikasında “şiiri yazan anlasın yeter”den (s.24), “İkinci Yeni’de İmgenin  Gözleri Bağlı  Olduğunu Nâzım’ı Okuyunca Anladım” sonucuna ulaştığı evre haliyle olumlu/olumsuz yönde, farklı/haklı değerlendirmelere neden olabilir...

Abdülkadir Bulut aslında güç olanı yapmıştır… Şiir-folklor bütünleşmesinin zorluğuna rağmen, o daha zor bir yola koyularak, kendine özgü bir şiir poetikasının temelinde, kapalı şiir/folklor ilişkisinin harcını karmıştır. 

Abdülkadir Bulut Akdeniz’in Toroslar’ından İstanbul’un yedi tepesine taşıdığı Şairin aydın, çağdaş ve toplumcu sorumluluğuyla “alnında ışığı ilk duyma” erdemini taşıyan bir sanatçı olarak, zaman ve yaşama tanıklığıyla da, sonuç da artık o halkın ozanıdır.

Bir anlamda, çoğulcu bir tanımla, o herkestir, herkes odur. Aramızdan ayrılışı da biraz bu nedenledir…“Kasabalı Lorca”, kasabalısının mahkeme kaygısına ortak olmak için, halk arasında dendiği ölümcül deyim üzere, belki de “kan çekerek” düşer Anamur yollarına. Adli tatil olması nedeniyle duruşma yapılmaması üzerine de Silifke’den dönerlerken,  minibüsteki hüzünlü sessizliği bozmak için, oturduğu koltuktan kalkıp, köylülerinin yanına çömelerek, onlara sigara tuttuğu bir sırada,  minibüsün yola serilen mucura girip, sırtının kapı koluna değmesiyle de açılan kapıdan,  Anadolu’nun Anamur’una “Pir Sultan” sevdasıyla  savrulur bir sabah…”Akineli türkülerle; kekik ve nane kokularının” dayanılmaz albenili çağrısına bir yağmur öncesi karışıp gider Bulut…

 

kanat alın o güzelim sabahlara

kurşuna verin bütün geceleri

ve alıcı kuşlar gibi upuzun

pir sultan abdal’ın otağından

anadolu’ya savrulun”(s.80)

 

Yıllar sonraki… Kadim dostları F.Saadet - Ali F. Bilir çifti de uzun süren inceleme/araştırma sürecinden sonra,  Bulut’un dergilerde yayımlanan şiir, yazı, söyleşi ve mektuplarını bir araya getirebilme çabasına düşerler...Eşi, çocukları, yakın akrabaları, arkadaş ve öğrencileriyle de  görüşerek, edebiyat tarihi açısından da önemli ve anlamlı yapıt ortaya koyarlar.    

 

            Bir gündönümüdür senin vuruşların

               Yazılmamış romanlarda bencileyin dön dolan

               Sabahçı kahvelerinde kırık plâklar çalınır

               Anlıyorum bu bende kalan”(Aşk Duvarı-s.58)               

 

Hani derler ya, “şair olunmaz, şair doğulur”… Abdülkadir Bulut da bu örneğe uyanlardan…“Okulun duvar gazetesine yazılar yazar”(s.31) öğrencilik yıllarında. “Akşehir Öğretmen Okulu’nda parasız yatılı  okuyan Abdülkadir …Edebiyat öğretmeni ve araştırmacı yazar Muammer Yüzbaşıoğlu’nun ilgi ve önerisiyle kendini şiir yazmaya verir… Elbalak yaylasında ailesine yardım ederek kitap okuyarak geçirdiği tatil dönüşü, Konya’da kitabevi çalıştıran şair Feyzi Halıcı ile tanışır.Ondan şiiriyle ilgili yüreklendirici eleştiriler alır. İlk şiiri, ‘Dön Kaşların Üç Böldüm’ Ankara’da Anahtar Dergisi’nde yayımlanır. – Ekim 1959- Ceyhun Atuf Kansu, Ümit Yaşar Oğuzcan ve İlhan Geçer gibi dönemin ünlü şairleriyle birlikte dergide adı geçer. Henüz 16 yaşındayken.”(s.33)

 

               Ey benim çalgılı yüzüm

               Başlat aşkımı ve ayrılığımı

               Hayatım için savaşım için

               Bir gün Niğde’den geçebilirim

               Göğsümün kalpaklı sürgünüyle.”(Çalgı-s.84)

 

“Öğretmen okulundan sınıf arkadaşı olan Fahrettin Deniz ile birlikte  Konya’ya gittikleri bir hafta sonu gizlice ve korkuyla Nazım Hikmet’in şiir kitaplarını satın alıp, ceketlerinin göğüs altına gizledikleri kitaplarla Akşehir’e dönerler.Okulun karşısında bulunan elma bahçesindeki yıkıntı bir evin duvar boşluğuna özenle saklayıp, hafta sonlarında fırsat buldukça gidip gizlice okurlar.  ’Memleketimden İnsan Manzaraları’, Salkımsöğüt, Saman Sarısı’ şiirlerinden oldukça etkilenen Bulut, Nâzım’ın kitaplarıyla 70’li yılların başında yeniden buluştuğunda, “İkinci Yeni’de İmgenin  Gözleri Bağlı  Olduğunu Nâzım’ı Okuyunca Anladım” diyerek toplumcu şiire yönelir.(s.33) “Akşehir Öğretmen okulunda öğrenciyken şiirleri Konya’daki Çağrı Dergisi’nde sürekli çıkan Abdülkadir Bulut’un (s.225), “Akşehir Öğretmen Okulu Yıllığı’nda da, ’16 Mart Türküsü’ adlı şiiri yayımlanır….aynı yıl, Varlık Dergisi’nin Kasım  sayısında, ’10 Kasım Duvarı’ adlı şiiri yayımlanır.Dergilerde ara sıra görünse de şiirden kopar….1965’te yeniden, sıkı  biçimde yazmaya yönelir.Şiirdeki yenilik arayışını, ‘İkinci Yeni’  etkisinde, kendi sesini, kendi biçemini bulacağı 70’li yıllara değin sürdürür.Ne ki, yazdığı şiirleri  soyut bulup öteki şiirlerinden ayrı tuttuğu bu dönem ürünlerini 1976 yılında yayımlanan, ‘Sen Tek Başına Değilsin’ adlı ilk kitabına almayacaktır…’İkinci Yeni’ etkisinde kaleme aldığı, ‘Kaçak’ şiiri Soyut Dergisi’nde yayımlanır.-Kasım 1965-(s.34)Yine, "İkinci Yeni etkisinde kaleme aldığı ‘Günübirlik Yaşamalarda’ şiiri Türk Dili Dergisi’nde yayımlanır.-Ekim, 1967-dergide Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sabahattin Kudret aksal, Tahsin Saraç, Salah Birsel gibi ünlü şairlerle birlikte yer alır…1968 yılı başlarında Forum Dergisi’ni çıkaran Hasan Hüseyin Korkmazgil ile tanıştıktan sonra Forum’un şair kadrosuna katılır.Edebiyat dünyasından gelen ‘kısa şiir yazıyor’ eleştirisine yanıt niteliğinde olan ’Pir Sultan Abdal’, ‘Ahmedali’, ‘’Vietnam’ gibi oylumlu , uzun soluklu şiirleri Forum’da yayımlanır. “(s.36)Bu ara, bir kültür adamı olarak,  çocuk edebiyatının önemine inanan bir ozan olarak, okuluna kitaplık kurar. 

“Yetmişli yılların başında İkinci Yeni şiir anlayışından kopan Abdülkadir Bulut, yeni şiir anlayışını yansıtan ürünleriyle Varlık, Türk Dili gibi dergilerde görülür.”(s.38) 

 

            kırık akşamları çarşılıyoruz ala mora

               bozuk otlarında eski bir bunaltının

               dudakları saygılıyoruz bunca dudaklardan

               ellerimiz bir zencinin unutulmuşluğu çağına

               eskisel şehirleri ve anmalardan (Kaçak-s.59)

 

            İstanbul’da yaşamaya başlayan Abdülakidr Bulut, yayınevlerine düzeltmenlik, dergilere eleştiri, söyleşi, kitap tanıtım yazıları yazarak para kazanmaya da çalışır.YAZKO (Yazar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi) kuruluşuna katıldıktan (Şubat 1980) birkaç yıl sonra, YAZKO yönetimine seçilir(29 Nisan 1983).

Burada Demirtaş Ceyhun, Atilla Birkiye, Eray Canberk, Bertan Onaran, Hüseyin Haydar, Sennur Sezer ve Adnan Özyalçıner gibi şair ve yazarlarla birlikte olur. Hasan Hüseyin için toplanan yardım parasının başka bir yere harcanması nedeniyle de YAZKO’dan ayrılır(24 Şubat 1984). Bu ara Politika Gazetesi’ne eğitim sayfası hazırlamasının yanı sıra; Gelişim Yayınevi’nin görsel yayınlar bölümüne yazı ve fotoğraf desteği verir. Burada da Adnan Benk, Hilmi Yavuz ve Sabri Koz ile birlikte çalışır. 

 

                yüzünün kalabalık habeşistanı

                hasretini büyütür göğsünde

                çekerek fülütünü ve silahını

                ve bitmeyen aşkını

                başlar sömürgecinin sabahı (Silah-62)

 

            İlk şiir kitabı olan “Sen Tek Başına Değilsin”i (Yonga Yay., 1976) kendi parasıyla bastırır. İlk kitabına almadığı İkinci yeni etkili şiirlerini, Cemal Süreya ve Talat Halman’ın etkisiyle, 1984 yılında yayımlanan   “Sen Tek Başına Değilsin-II” adlı şiir kitabında yer verir.” Daha sonra, ”Kahveci Güzeli”(Arkadaş Yay., 1980) adlı çocuk kitabının ardından,; “Üveyikler Göçerken (çocuk romanı, Remzi Kitabevi, 1981), “Acılar Yurdumdur” (şiir, YAZKO  Yayınları, 1981), “Yakımlar” ((şiir, yeni türkü yayınları, şubat 1982), “Gözyaşları da Çiçek Açar” (şiir, Yazko Yayınları, 1983), “Sakar Tay” (Çocuk romanı, Yaz Yayınları, Ekim 1983), “Sen Tek Başına değilsin II” (şiir, YAZKO Yayınları, 1984) ve “Yurdumun  Şiir Defteri” (şiir, Yeni türkü yayınları, Kasım 1984)*(s.39/41) adlı kitapları yayımlanır. Bulut’un aramızdan ayrılmasından sonra eşi Havva Bulut’un girişimi ve yazar Erdal Öz’ün desteğiyle, geride bıraktığı şiirleri “Direniş Günleri” ve “Ülkemin Şiir Atlası” adlı iki kitapta toplanır. Bunlar, önceki yedi kitapla birlikte Can Yayınları tarafından, “Ülkemin Şiir Atlası – Bütün Şiirleri” adıyla yayımlanır.”(1987)*(s.48)

Bilir çiftinin, Bulut’un arkadaşı Kenan Coşkun ile   yapılan söyleşide, Abdülkadir Bulut’un şiir poetikasının üç döneme ayrıldığı ortaya konur.

İlk dönem (Akşehir Öğretmen Okulu, 1958-1962)

İkinci dönem (Form Dergisi, 1968-1975)

Üçüncü dönem (İstanbul yılları, 1975-1985)

Bu ara… Kitapta “Ben hayatımda hiç öykü yazmadım diyen” diyen Orhan Pamuk’un, “Antalya Film Festivali kapsamında düzenlenen ve 175 öykünün katıldığı yarışma üçüncülük ödülü kazandığı da”(s.253) konunun dışına taşan farklı ve ilginç bir sanatsallık olarak karşımıza çıkar.   

            8 Ağustos 1985 yılında bir yakınının Silifke’deki mahkemesinden dönerken, Boğsak’da o keskin S virajı döndükleri sırada aniden açılan minibüsün kapısından oturduğu sandıkla birlikte dışarı fırlar Anamur’un ozanı. Düştüğü anda Bulut’un kafası sandığın keskin, sivri köşesine çarpar.Köy yolunda geçirdiği bu trafik kazasından bir gün sonra,  9 Ağustos 1985 tarihinde yaşamını yitirir. Eşine vasiyet etse de, Anamur’da Toroslar’a gömülme dileği yerine getirilemez.Mersin Gömütlüğü’nde toprağa  verilir Abdülkadir Bulut.(s.44-45) “Anamur’da iskeledeki parka onun adı verilip, büstü dikilir.” (s.235)

            “Abdülkadir Bulut TÖS’ün (Türkiye Öğretmenler Sendikası) Anamur’daki bir toplantısında tanıştığı, (29 Mart 1969) kendisi gibi öğretmen olan, şair  Özdemir İnce’nin  kardeşi Havva İnce ile  nikâh (25 Nisan) ve  nişan yaparak (11 Mayıs 20), 20 Eylül 1969 yılında evlenir.”(s.37) Ekim Aziz (17 Haziran 1971) ve Eliçin (22 Eylül 1973) adında oğulları doğar.(s.39)

            Sonrasında… Güzel bir yaşamın güneşi doğmadan erken batar…

            “Kasabalı Lorca”, sayısız kez şiirlerine gömdüğü o hüzün bulutunu, bir “Umarsız Penolope”nin (s.276) gökyüzüne sonsuza dek bırakır.

 

                   Ellerimi dokunduğum her yerde

                   Çığlık çığlığa kıvranıyor hayat
                   Ve ölen arkadaşların giysilerini
                   Bir kere daha dürüp koyuyor analar
                   Çamaşır sandıklarına
                   Gözyaşları da çiçek açar

 

*(Abdülkadir Bulut-Kasabalı Lorca/Cumhuriyet Kitap/Sayı:1084/25 Kasım 2010)

*(Abdülkadir Bulut-Kasabalı Lorca/F.Saadet Bilir-Ali F.Bilir/E Yayınları/Ağustoa 2010/344 sayfa/15.00 TL)

 

 



YAZARLAR

  • Cuma 34 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cumartesi 33 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Pazar 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • BIST 100

    1.113%0,23
  • DOLAR

    7,5698% 0,31
  • EURO

    8,9660% 0,14
  • GRAM ALTIN

    475,23% 0,74
  • Ç. ALTIN

    784,1295% 0,74