(DEFTER) Büyükelçi Hasan Sevilir AŞAN


KADDAFİ LİBYASINDA AMBARGOLU YAŞAM  

"Halk, Kaddafi’nin Libya’nın petrol gelirlerinin büyük kısmını uluslararası terör örgütlerine, anarşist ayrılıkçı hareketlere aktardığına, kendilerine ayrılan dilimin giderek küçüldüğüne inanmaktaydı’’    


Trablus Büyükelçiliğindeki görevime, 1986 yılında ABD hava saldırılarının hemen arkasından, yokluk, kıtlık ve siyasi çalkantılı günlerde başlamıştık.

Albay Kaddafi, Kral İdris Türkiye’de tedavideyken, 1969 yılında genç subaylarla birlikte yaptığı darbeyle yönetimi ele geçirir.

Halk devrimi, İslami sosyalizm, bağlantısızlık, Afrika Birliği gibi iddialı fikirler ve yeşil kitap, yeşil devrim, Cemahiriye kavramları ile 2011 yılında linç edilene kadar, 42 yıl Libya’yı yönetir.

Batı Dünyasında adı her dönemde uluslararası terörizmle anılmıştır.

İlk yıllarında, petrol gelirlerinin bir kısmını halka yayarak ülkede belirli ölçüde bir bolluk yaratmayı başarır.

Çiçeği burnunda evli çift olarak başladığımız Libya yıllarımız, ambargolar nedeniyle ekonomik ve sosyal hayatın durduğu, halkın yokluk, kıtlık ve çaresizlikle terbiye edildiği döneme rast gelmişti.

ÇARŞI PAZAR

Issız çöller dahil köşe bucak tüm ülkede inşa edilen tek tip Cemahiriye marketleri boştu. Raflarda sadece, ikili bankacılık anlaşmaları çerçevesinde ithal edilen ve eski plastik leğen, salça, makarna, un, süt tozu, kutu kutu peruka veya gelinlik olurdu.

Muz, süt, iç çamaşırı, pabuç gibi kalemler piyasaya düştüğünde, kuyruklarda izdiham ve ölümler yaşandığı duyulurdu.

Manav bölümleri hurma, üzüm ve birkaç mevsim sebzesinden ibaretti. Un 30 kiloluk çuvallarda, muz karneyle satılır, terlik, pabuç ve iç çamaşırı numarasına, bedenine bakılmaksızın ele ne geçerse alınır, sokakta kendi aralarında becayiş yapılırdı.

Ücra çöl marketlerinde, marka şemsiye, takım elbise, gömlek, İngilizce ‘Beyaz Balina Avlama El Kitabı’ gibi ilgisiz kalemler rafları süsleyebiliyordu.

***

Libyalılar, devlet yardımıyla yaşamaya, harcamaya alıştırılmış, üretim tembelliği içinde dikta rejimini de kabul etmişti. Ancak devlet yardımlarının kesilmesi kitleleri nefes alamaz hale getirmişti.

Halk, Kaddafi’nin petrol gelirlerinin büyük kısmını uluslararası terör örgütlerine, anarşist ayrılıkçı hareketlere aktardığına, kendilerine ayrılan dilimin giderek küçüldüğüne inanmaktaydı.

Daha önce göz yumduğu istibdat uygulamalarına, para yardımı kesilince ses çıkarmalar başlamıştı.

*** 

Evlerde klimalarla soğutulan bir kiler bulunurdu. Piyasada bulunmayan veya devamı gelmeyen envai çeşit gıda burada saklanırdı.

Kısa zamanda bizler de havaya girip, ne bulursak alıp derin dondurucularda depolamaya başlardık. Ancak un, makarna gibi gıdalar iklimden dolayı tez bozulurdu. Taze portakal suyu dahi birkaç saat içinde kurtlanabiliyordu.

Gıda malzemesi depolama ve kıtlık psikolojisinin, Libya’dan geçen yabancılarda yıllarca süren alışkanlıklar yarattığı hep anlatılır. Bu deneyim, bizim daha sonraki Afrika görevimizde ve pandemi sürecinde yaşantımızı kolaylaştırmıştı.

***

Piyasalardan ümidimizi kestiğimizde, imdada Türk şirketlerinin, işçiler için Türkiye’den getirdiği istihkak gemileri yetişirdi. Bulgur, sirke, kibrit, cam bardak, diş macunu gibi altın kıymetindeki erzaktan bize de diş veya göz kirası düşerdi.

Cuma akşamları, işçilere mantı çıktığında, Büyükelçilikten arkadaşlarla kalabalık yemekleri kaçırmazdık.

Trablus’ta dışarıda yemek yenebilecek bir kaç adres vardı. İstiklal Otel, açık büfe otel yemeği, Suriye lokantası bizim Güney Doğu yemekleri ve Yugoslav Restoran da Balkan mutfağı servis ederdi. Palaçinka tatlısına burada alışmış, daha iyilerine Prag’da devam etmiştik.

***

Bizim ekmeklerin benzerini tek bir fırın çıkarıyordu. Sahilde Büyükelçiliğimize yakın ara sokaktaki Korniş fırınının sahibinin gözlerinin görmediğini, Libya’ya veda ederken, teşekkür ve helalleşmek için uğradığımızda fark etmiştik.

Trablus’un en güzel ekmekleri, ışıksız, kırık dökük bir mahzende, odun ateşi yakıp, un karıştıran, gözleri görmeyen yaşlı fırıncımızın mamulüydü.

YASAK MEYVA

Libya yıllarımızın sembollerinden birisi de Miranda meşrubatıydı. Portakal aromalı sarı renkli gazoz, her yerde satılan yegane meşruptu ve yokluklar Libya’sının şişedeki lüksüydü.

İçki, alkol yasaktı. İçmek, bulundurmak, işkencelere kadar uzanırdı. Ancak Libyalılar evlerinde hurma, üzüm veya şeker üzerinden alkol elde edip gereğini yapıyordu. 

Diplomatik mağazalardan ısmarladığımız içecekler, deklare etmesek de, Trablus kargo gümrüğünde dışarıdan şişlenerek kırılırdı. Tek çaremiz, şişelerimizi valize koymadan, el bagajı olarak beraberimizde getirmekti.

Ev yapımı biranın alasını Arap komşular ikram ederdi. Bir defasında Libya Dışişlerinden, el altından bidonla ev yapımı şarap hediye edildiğini hatırlıyorum.

Yasak meyve tatlıdır sözünü doğrular şekilde, yerlisi, yabancısı herkes bir şekilde içki yasağını deler ve bunu marifet sayardı.

Benzer bir yasaklı sosyal ikilemi yıllar sonra Tebriz’deki görevimde İran’da yaşamıştık.

 



YAZARLAR

  • Perşembe 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cuma 32 ° / 21 ° Güneşli
  • Cumartesi 32 ° / 19 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.147%0,16
  • DOLAR

    7,7596% 0,50
  • EURO

    9,1170% 0,67
  • GRAM ALTIN

    474,57% 1,62
  • Ç. ALTIN

    783,0405% 1,62