Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


DEMOKRASİ SINAVIMIZ

Yazamadığım bir şiirsin sen demokrasi


              Bir elimde kılıç

              Bir elimde kalem

              Her gün bir rüyaya dalar kalemim

              Bir yanımda laf

              Bir yanımda yalan

              Demokrasi başta halkın kendi yöneticilerini belirleyebilmesidir.

              Türkler, İslamiyet öncesinde Hakanlarını, boy beyleri belirlermiş. Boy beylerini de boya ait halk belirlermiş. İslamiyet’ten sonra bu sistem bırakılmış. Emevi ve Abbasi yönetimlerinden etkilenerek saltanat dönemine geçilmiştir.

            Ülkemizde demokrasi Denemeleri 19 yy da gerçekleşmiştir. Osmanlı Devleti kuruluşundan sonra dünyada gelişme göstermiş ve dünyanın en güçlü devleti haline gelmişti. Fakat 18. yüzyılda içte bazı huzursuzluklar baş göstermiş,bu durumu ortadan kaldırmak için de 19. yüzyılda demokratikleşme alanında şu aşamalarla demokrasiye geçiş süreci başlamıştır.

         1808’de padişahın arzusu üzerine Anadolu ve Rumeli ayanları İstanbul’a getirtilmiş ve onlarla Sened-i İttifak belgesi onaylanmıştır. Buna göre Türk tarihinde ilk defa padişahın yetkilerine bir kısıtlama getirilmiştir.  Bu Osmanlılarda demokrasiye geçişin ilk aşamasıdır.

        Bir yanımda hak adalet

        Bir yanımda görülmemiş kehanet

        Bir yanımda sürgün yaşıyor Ahmet

        Bunların hangisisin sen demokrasi

        Cumhuriyetin kuruluşundan ve demokraside kaydettiğimiz birçok aşamadan sonra demokrasi anlayışımız şimdiki aşamaya gelmiştir. Demokrasiyi biz istediğimiz yöne çekilebilen bir şekle sokmuşuz. Çünkü iktidarı ele geçiren insanlar kendilerini korumak için, abuk sabuk davranışların içine girmeye başlamışlar. Hak, hukuk sistemini kendi istedikleri doğrultusunda şekillendirme gayretine girmişlerdir. Bunu da herkesin gözüne baka baka yapmaya çalışmışlardır.

          Herkes bilir ki AYM ülkenin en yüksek mahkemesidir. Onun verdiği karar herkes tarafından kabul edilir. Edilmek mecburiyetindedir. Ama ülkenin en önemli bir bakanı bunu kabul etmiyor. Kararı veren kişileri sokakla tehdit ediyor. Hatta hükümeti ayakta tutmaya çalışan bir muhalefet lideri AYM için;

         “Tekrar gözden geçirilmesi gerekir.” diyor.

         Ülkenin %100’ü şunu iyi bilir ki; 2015 referandumu ile bunu denediler. Ülkenin seçkin yüksek mahkemelerini yeniden düzenleyeceğiz diye, FETÖ terör örgütüne peşkeş çektiler. Ama o örgüt adalet silahını kendilerine doğrultunca, yaptıkları bütün işlemleri yok saydılar. Hâkim, savcı, emniyet müdürü, komutan hatta vali demediler, içeri tıktılar. Bunlar hepimiz için bir tecrübeydi. Aynı hatalara düşmeden ülkeyi düzlüğe çıkarmamız gerekirken, görmemezlikten, duymazlıktan geldiler. Halk arasında bir söz vardır.

           “Eşek bile bir çöktüğü yere bir daha ayak basmaz.” Bu düşünceler ise hatada ısrar etmeye devam etmektir.

         Bundan yüzyıllar önce hakanların bile bu kadar yetkileri yokken, şimdi bir kişiye ülkenin bütün kurumlarını yok etme görevi veriliyor. Her yerde o şahıs öne çıkartılıyor. O da istediği gibi yönetiyor. Bir ihale kanunun 18 yılda 186 defa değişmesi bu art niyetli düşüncenin eseridir.

         Özellikle Emeviler devrinde saraya önem veren bir zihniyet vardı. O zihniyete Yezit zihniyeti veya Muaviye devri denir. Halk yoksullukla çırpınırken günün halifesi altın kaplamalı saray yaptırmıştı. Şimdi de buna benzer bir saray modası gündemden düşmüyor. Cumhurbaşkanlığına ait 18 adet saray olduğu söyleniyor. Ve o sarayın bir günlük masrafı 4.116 asgari ücretlinin gelirine eşit olduğu açıklandı. Bu olay şu ortamda abes karşılanması gereken en önemli konudur. Ayrıca hep merak etmişimdir. Bu 18 sarayda kimler yaşıyor? Ve orada yaşayan insanların ülke yönetimindeki görevi nedir?

         Eğer Cumhuriyetle idare ediliyorsak, her vatandaşımızın, sesli veya sessiz düşünme hakkı varsa ve AYM bunun sokaklarda yapılmasına bile izin veriyorsa, benim de bu sözleri söyleme hakkım vardır. Şiire devam ediyoruz.

         Benim geleceğim sensin

         Sen geleceksin demokrasi

         Köşelerde kapamayacaklar seni       

         Bir bardak suda boğamayacaklar seni

          Haksızlık olmayacaksın sen

          Paranın hırsına,

         Sahtekârın yalanına kanmayacaksın

         Seni öldüremeyecekler demokrasi

         Sen ölmeyeceksin.

         Elbette bu şiirimi yıllar önce yazmıştım. Hâlâ düşüncelerimin gerçekleşmediğini, aynı konudaki mücadelemizin devam etmesi gerektiğini sanıyorum.

         HDP’liler altı yıl önceki davranışlarından dolayı yargılanırken onlara üzülmüyorum. Fakat o gün binlerce peşmergeyi hem de 29 Ekim Cumhuriyetimizin kuruluş gününde Hamur’dan içeri alıp, lahmacun söyleyerek, sokaklarımızda nara attırarak geçirtenlerin de yargılanmasını çok istiyorum. Ne vakit bunlar da yargılamaya başlarsa demokrasi denen şeye geçmiş oluruz.Bu husustaki sınavı da bir nebze olsun kazanmış oluruz.

          1992 yılını hatırlayanlar iyi bilirler. Kardeş Azerbaycan topraklarını istila edip, binlerce kadınların göğüslerini kesen, çocukların gözünü oyan, yaşlıları çarmıha geren, Ermenilerin hesap vermesi hoşuma gidiyor. Elimden gelse ben de o mücahitlere katılmak isterim. Dünya şunu iyi bilsin ki yapılan zulümler karşılıksız kalmaz. Allah doğrularla birdir. Dilerim kaybedilen topraklar alınmadan, emperyalist tuzaklara düşülmez. Eğer düşerlerse bir daha bu günleri göremezler. Hayal kırıklığına düşmek istemiyorum.

         Doğu Akdeniz olaylarında da bir şeyler dönüyor, ama çözemiyorum. Yakında onun da kokusu çıkar. Dünya eski dünya değil. Hiç bir şey gizli, saklı kalmıyor.ABD de Zerrab’ın ifadelerinde olduğu gibi.

        Maraş bölgesinin yerleşime açılması haberinde oyun var. Tapusunu getiren Rumlara yerleri verilecekmiş. Bu kabul edilemez. Dilerim Annan referandumuna benzemez.

       Sürçü lisan ettim ise af ola. İsterim ki insan önce insan ola.

       

        

 



YAZARLAR

  • Çarşamba 34 ° / 18 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cuma 31 ° / 17 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.127%-2,22
  • DOLAR

    8,2763% 1,12
  • EURO

    9,7166% 0,60
  • GRAM ALTIN

    504,79% 0,62
  • Ç. ALTIN

    832,9035% 0,62