Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


19 MAYIS BAYRAMI HİKÂYESİ

Bu gün 19 Mayıs 2020. Kurtuluş mücadelesini başlatan kahramanlarımızın Samsun’a çıkışının yıl dönümü.


                        Aradan tam 101 yıl geçmiş; Hâlâ dünmüş gibi, alkış tutulması, insanlarımızın ona değer vermesi, muhteşem bir olay. Hiç bir milletin böyle coşkulu bir gününün olduğunu sanmıyorum. Varsa da böyle coşkuyla kutlanıyor mu acaba?

               Bir olayın üzerinden 101 yıl geçmesi ve dün olmuş gibi unutulmaması, onun gündemde kalması, o günkü şartların henüz geçmediği düşüncesinin varlığındandır. Bunu iyi tetkik etmeli, her an uyanık olmalı. Vatanı tehlikeye sokacak davranışları takip ederek etkisiz hale getirilmelidir. İnanıyorsak bunu yapmalıyız.

              101 yıl insan ömründe az değildir. İnsanlar geriye dönük bir yılı bile unuturken,101 yılı hatırlıyor olmaları ilginçtir. O nedenle bu yazımda biraz gerilere yani 1919’a doğru gitmemiz gerektiğini düşünüyorum.

              İngiltere, Fransa, İtalya memleketi zapt etmiş, Sevr Anlaşmasıyla ülkeyi parçalamışlar. Güneyde Musul, Kerkük, Diyarbakır ve çevresini İngilizler; Urfa, Antep, Adana ve Maraş’a kadar Fransızlar; Antalya bölgesini İtalyanlar işgal ederken, Yunan askerleri de İzmir’e girmişlerdir.

               Sevr anlaşmasını hükümet imzalamış. Sadece meclis imzası kalmış. Bu nedenle ülkeyi işgal eden düşman askerleri alkışlarla, bayraklarla karşılanmış. Önlerinde birkaç eşkıyadan başka baş kaldıran olmamış. O eşkıyalar da ya ağaların adamları, ya da halk düşmanı soygunculardır.

            Atatürk Nutuk’ta bakın o günler için ne diyor:

           “Milleti dünya savaşına sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlardı. Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve tahtını koruyabileceğini hayal ederek, alçakça tedbirler araştırıyordu.

            Ordunun elinden silahı ve cephanesi alınmıştı. İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’daydı. Adana Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizler tarafından işgal edilmişti. Antalya ve Konya’ya İtalyan birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz birlikleri bulunuyordu. Yunan ordusu İzmir’e çıkartılmıştı. İstanbul Rum Patrikhanesinde kurulan Mavri Mira Cemiyeti, çeşitli şehirlerde çeteler kuruyor, propagandalar yaptırıyordu. Ermeni Patriği Mavri Mira ile beraber çalışıyordu.”

              Bu sözleri Mustafa Kemal Paşa mecliste söylüyordu. Ve kimse yalandır diyemiyordu.

              Devam ediyoruz.

              “İstanbul’dan idare edilen Kürt Teali Cemiyeti, yabancı devletlerin himayesinde Kürt devleti kurmayı amaçlıyordu.

               İstanbul’dan yönetilen Teali İslam Cemiyeti, Konya ve çevresinde örgütleniyordu. İngiliz Muhripler Cemiyeti kurulmuştu. Bu cemiyete girenlerin başında, Osmanlı Padişahı ve Halife unvanı taşıyan Vahdettin, Damat Ferit, Dâhiliye Nazırı Ali Kemal ve Sait Molla vardı. Cemiyetin başkanı İngiliz rahip Frew’ydu. İstanbul’da erkekli kadınlı ileri gelenler ise Amerikan Mandasını istiyordu.”

              Durum yukarıda anlatılanlar gibiyken, Mustafa Kemal ve bir grup arkadaşı, Galata rıhtımından motora bindi. Kız Kulesi açığında demirli olan, Bandırma vapuruna geldi. Orada milli mücadelenin ilk emrini verdi.

             “Hedefimiz Karadeniz!”

              Boğazdan henüz çıkmadan Kavaklar mevkiinde bir İngiliz devriye motoru tarafından durduruldular. Didik didik arama yapıldı. Silah veya cephane olup olmadığına bakılıyordu.

             Gülümsedi:

             “Silah götürdüğümüzü sanıyorlar, kafa götürüyoruz.”dedi.

               Cebinde sadece Bin lira vardı. Üstelik Mustafa Kemal Samsun’a vardıktan 10 gün sonra, telgraf çekerek bu bin lirayı nerelere harcamış, devletten aldığı ödeneğin hesabını vermişti.

               Karargâhını Havza’ya taşıma kararı aldı. Samsun güvenli değildi. Her taraf İngiliz ajanı kaynıyordu. Eski bir otomobil buldular. Şoförü bir gayrimüslimdi. Yolda arabaları bozuldu. Onun tamirini beklemeden yola çıktı. Diğer arkadaşları mecburen arkasına takıldılar. Bir saat yol yürüyerek,  Karageçmiş köyüne geldiler. Geceyi orada atlatacaklar, daha sonra Havza’ya yürüyeceklerdi. Kafalarında geleceğe dair milyon tane endişeyle sessiz sessiz giderken mırıldanmaya başladı. Hafifçe bir marş söylüyordu:

            Dağ başını duman almış,

            Gümüş dere durmaz akar,

            Güneş ufuktan şimdi doğar,

            Yürüyelim arkadaşlar.

             Beraber geldiği arkadaşlarına döndü ve

             “Siz de söyleyin.” dedi.

               Hep birlikte söylediler.

             Bu gök deniz nerede var,

             Nerede bu dağlar taşlar,

             Bu ağaçlar güzel kuşlar,

             Yürüyelim arkadaşlar.

              Her geceyi güneş boğar,

              Ülkemizin günü doğar,

              Yol uzun da olsa ne var,

              Yürüyelim arkadaşlar.

              Aradan 19 Yıl geçmiş 1938 olmuştu.

             19 Mayıs’ın milli bayram ilan edildiği gün ağır hastaydı. O haliyle bile gülümseyerek o günleri hatırlayacaktı.

              “Anadolu’nun dağ başlarını tekerleklerine çuval doldurduğumuz kırık dökük otomobillerle aşarken, yanımdaki arkadaşlarıma bu marşı söylemeyi adet edinmiştim.” diyecekti.

             Havza’da Mesudiye oteline yerleşti. İzmir’in işgalini protesto etmek için cuma namazından sonra miting düzenlenmesini, İzmir’de şehit düşenler için mevlit okutulmasını istedi. Tellallarla halka duyurdular.

              Daha sonra Amasya’ya geçti. Yavuz Sultan Selim’in doğduğu saraya, adı Saraydüzü olan kışlaya yerleşti. Asma gaz lambasının cılız ışığında, penceresinde perde bile olmayan bir odaya yerleşti. Karyolası olmayan, bütün eşyası bir kanepe ve eski bir koltuk olan odadaki masasının üzerinde telgraflar sıralıydı. Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan Amasya Genelgesi bu odada yazılmış, dünyaya ilan edilmişti.

          İşte bir ülkenin Gençliğine armağan edilen 19 Mayıs Gençlik Spor ve Atatürk’ü Anma Bayramının hikâyesi böyleydi. Bazı zihniyetler bunu hafife alıp unutturmaya çalışıyor, bazıları da buna sarılarak dünyaya aynı mesajları vermeye çalışıyor. Şunu herkes aklının ucuna yerleştirsin ki, bu millet ne Atatürk’ü unutur, ne de ona atılan iftiralara pabuç bırakır. Cumhuriyet ve onun kahramanları sonsuza dek yaşamaya devam edecektir.

              Bu yazıyı hazırlamamda yardımcı olan Mustafa Kemal kitabı için, Yılmaz ÖZDİL ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ederim.”

 

              “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”  

 

 

 



YAZARLAR

  • Çarşamba 36 ° / 24 ° Güneşli
  • Perşembe 37 ° / 25 ° Güneşli
  • Cuma 38 ° / 23 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.110%3,21
  • DOLAR

    7,2822% 1,08
  • EURO

    8,5578% 0,89
  • GRAM ALTIN

    442,99% -7,41
  • Ç. ALTIN

    730,9335% -7,41