Ahmet Yaşar Aktaş


17 Nisan???

17 Nisan, Anayurdun her bölgesine eşit bir dağılımla 21 ilde, köylerin ortasında, kentlerden uzak 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 80.inci yılı. Amacı neydi?


17 Nisan, Anayurdun her bölgesine eşit bir dağılımla 21 ilde, köylerin ortasında,
kentlerden uzak 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 80.inci yılı.
Amacı neydi?
Üretime dayanan özgün eğitim modelinin unutulmaz mimarı İsmail Hakkı TONGUÇ,
eğitimi amaç değil, köyün içten canlandırılması için bir araç olarak gördü, öyle de hayata
geçirilmesini en öne koydu.
Yalnızca kırsal alanda yaşayan en yetenekli, en sağlıklı ilkokul çıkışlı kız-erkek köylü
çocuklarının alındığı her Enstitü, daha önce kullanılmayan 1000 ile 3000 dönümlük bir
arazide etkinliğini yürüttü.
Amaç, tarımsal üreticileri bilinçlendirerek kendi özgüvenlerine kavuşmalarını, kendi
sorunlarını, kendilerince çözme becerisi kazandırarak kendi kendilerine yardım etmesini
sağlamaktır. Tarımda yeni yöntemleri uygulayarak toprak verimliliğini artırmak, kırsal alanın
kalkınmasını, köylüleri eğitip örgütleyerek toplumsal yaşama, ülke yönetimine katılımına
hazırlamaktır.
Eğitim-öğretim yöntemi nasıldı?
Eğitim-öğretim yönetimi, iş içinde, iş için, yaparak öğrenmek yöntemi, her bireyin ya
da toplumun ussal, insancıl bir yaşamı gerçekleştirmesini öngörüyordu. Böylece öğrenciler,
sorgulayarak, gözlem yaparak, deneyerek, araştırarak, yaparak yaratıcılıklarını ortaya
çıkardılar.
Yatakhanelerini, derslik binalarını kendileri inşa ettiler. Ekmeklerini, inşa ettikleri
fırında kendileri ürettiler.
Kalem efendisi yetiştiren eğitim sisteminde hor görülen bedensel iş, Köy
Enstitüleri’nde eğitimin temeliydi.
İzlenen yol da şöyleydi: Kolaydan zora, yakından uzağa, bilinenden bilinmeyene,
somuttan soyuta, örnekten ilkeye/kurala idi. Öğrencilerin ilgisini uyandıracak ruhsal ortam da
yaratıldı.
Bilgi, pratikten üretilir! Şimdiki gibi teorik ve ezbere dayanan yöntem yerine,
öğrenciler tarlada üretim yaparak botaniği, biyolojiyi; duvar örerken, geometriyi, matematiği,
fiziği doğrudan öğrendiler. Pratiklerini kendileri kurama dönüştürdüler.
Uygulanmayan bilgi, boştur, insana yüktür! Bilgi sahibi olmak, eylemi hakkıyla
yapmaktır! Özce, insanlar, üretim için değil, tersine üretim, insan içindir.
Özcesi, günümüz eğitim dizgesinde olduğu gibi öğrencilerin kafası uygulamadan uzak
bilgilerle doldurulup taşırılmadı. Verilen kuramsal bilgiler, gerçekler bağlantısından kopuk,
yalıtılmış değil, öğrencilerin içinden geldikleri, gidecekleri dünyanın gerçekleriyle örülüydü.
Köy Enstitüleri’nde teorinin pratiğe uygulanması diye bir sorun yoktu!
Her öğrenci, kesinlikle bir müzik aleti çalmayı, demirciliği, nalbantlığı, duvar ustalığı,
motor onarımını, kız öğrenciler de, ev ekonomisi alanındaki işleri öğrenmek zorundaydı.
Öğrenciler, çalışma saatleri dışında dünya klasiklerini okumaya yönlendirildi. Her Enstitü,
kendi tiyatro ekibini, müzik korosunu kurdu. Temsiller verdi.
Öğretmenler, öğrencilerle birlikte yemek yiyor, eğlence zamanında birlikte
eğleniyordu. Böylece öğretmen, öğrenci birbiriyle kaynaşıyor, bir bütün içinde yaşıyorlardı.
Enstitü müdürü, öğretmenleri de, Köy Enstitüleri’ndeki binalarda kalıyordu. Bu ortamda
öğrencilerin, ders müfredatını hazırlamasında, Enstitü’nün yönetiminde söz hakkı olması
gayet doğaldı.

Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenler, görkemli bir eğitim seferberliğiyle Türkiye’nin
ekonomik, toplumsal, ekinsel yenilenip gelişmesinin eğitim alanındaki taşlarını döşediler.
Köy Enstitüleri onlarca bilim insanı, sanatçı yetiştirdi.
Köylülerin eğitim yoluyla içten canlandırılıp kaderini değiştirme girişimi, sömürü
düzeninin bozulup köklü değişimden başından beri tedirgin olan meclisteki özellikle toprak
ağaları; bağımsız, özgür insanların yetiştirilmesini istemeyen emperyalistlerin desteğiyle
1946’da fiilen, 27 Ocak 1954 ise, yasal olarak Köy Enstitüleri boğazlandı.
Yalnızca Köy Enstitüleri’nin yönetim biçimi, amaçları, eğitim/öğretim yöntemi
değil, çağdaşlaşmamızın yolu da tıkandı!
Eğer Köy Enstitüleri boğulmasaydı:
Köy okullarımız kapatılır mıydı? Rant uğruna bu denli niteliksiz üniversite açılır
mıydı?
Bu denli imam hatip okulu açılır mıydı?
Belçika denli bir tarım toprağı boş bırakılır mıydı?
Her yıl dışarıdan bu denli tarımsal ürün ithal eder miydik?
Tarımsal kooperatifler bu kadar dışlanabilir miydi?
İktidar, parasal destek yerine halka İBAN verebilir miydi?
Korana virüsüne bu denli insanımızı kurban verir miydik?
Sokağa çıkma yasağında hiç kullanmadığımız tünele, köprülere, havalimanlarına
para öder miydik?
Ege Denizdeki adaları, kayalıklarımızı palikaryalar işgal edebilir miydi?
Dış kaynaklı partiler iktidarda olur muydu?
Böylesi sormayan, sorgulamayan bir toplum olur muyduk?
Atatürk devletçilik anlayışından böyle kolay vazgeçilebilir miydi?
Chp’li Belediye Başkanları, Köy Enstitüleri deneyiminden demokratik yönetim,
insan için üretim gibi dersler çıkarırlar mı? MEB’den böylesi ders çıkarmasını bekler misiniz?
Sevgiyle Atatürk ile kalınız.



Mehmet Düzgün
17.04.2020 10:51:16
Kalemine sağlık hocam. Selam

Erol AKAR
18.04.2020 12:39:25
Sevgili hocam öncelikle saygılar selamlar sunuyorum. Bilgilendirme adına verdiğiniz çaba için teşekkürler. Köy enstitüleri için ne desek azdır . Bilmem katılırmısınız ? Köy enstitüleri örnek bir eğitim modeli olduğu kadar aynı zamanda bir üretim modeli olarak da irdelenmesi ve dikkate alınması gerekir diye düşünüyorum. Sağlıkla kalın Kastamonu’dan selamlar

YAZARLAR

  • Cumartesi 38 ° / 22 ° Güneşli
  • Pazar 37 ° / 21 ° Güneşli
  • Pazartesi 38 ° / 21 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.084%-1,49
  • DOLAR

    7,3563% 0,21
  • EURO

    8,7443% 0,76
  • GRAM ALTIN

    461,21% 0,04
  • Ç. ALTIN

    760,9965% 0,04