08.02.2012 DEN 06.02.2013 YAZI VE RÖPORTAJLAR-1
Tarih: 17.3.2017 13:58:24 / 317okunma / 0yorum
Ahmet ERDOĞDU

                                               YENİ ADANA GAZETESİNİN 100. YILI             

                                                        RÖPORTAJLAR VE YAZILAR

                             

8 ŞUBAT 1914: DOĞU İLLERİMİZDE ERMENİLERE ÖZERKLİK VEREN TASARI İMZALANIYOR

Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya tarafından dayatılan ıslahat müfettişliği uygulaması Birinci Dünya Savaşı´nın çıkması üzerine iptal edilmemiş olsaydı ülkenin doğu kesiminin elden çıkması kaçınılmaz olacaktı.  

Doğu sorunu diye ifade edilen, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması (Anadolu´nun Taksimi Planı) 19. Yüzyıldan başlayarak 20. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar Avrupa diplomasinin en önemli konularından biri olmuş ve bunun için de Avrupa devletleri azınlıkları kullanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğuna Doğu´da ıslahat yapılması dayatılmış ve sonucunda 8 Şubat 1914 tarihinde Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya´nın desteklediği Ermenilere özerklik yolunda avantajlar sağlayan ve Doğu Anadolu´daki illere iki adet yabancı genel müfettiş atanmasını içeren tasarı sadrazam Sait Halim Paşa ile Rusya´nın İstanbul Büyükeşçisi Gulkeviç arasında imzalanmıştır.

Bu Antlaşmaya göre özetle:

1-     İki ecnebi genel müfettiş Doğu Anadolu´nun iki bölgesinin başına getirilecektir. Bunlardan biri Erzurum, Trabzon ve Sivasdiğeride Van, Bitlis, Harput Diyarbekir vilayetlerini içine alan bölgenin başına getirilecektir.

2-     Genel müfettişler kendi bölgelerinin idari, adliye, zabıta ve jandarmasını denetleyecekler ve emniyet kuvvetleri yetmediği takdirde askeri kuvvetlerde müfettişlerin emri altına girecektir.

3-     Bu müfettişler gerektiğinde valiler ve memurlar hakkında takibat yapabilecekler. Toprak işleri ile ilgili karışıklıkları yani Ermenilerin ellerinden alındığı ileri sürülen topraklar genel müfettişlerin gözetimi altında bir çözüme kavuşturulacaktır.

4-     Kanun, nizamname ve resmi bildiriler her bölgede mahalli dillerde ilan edilecektir. Herkes mahkemelerde ve devlet dairelerinde kendi dilini kullanabilecektir. Her cemaat kendi okullarına sahip olacak, herkes askerlik görevini oturduğu yerin bağlı bulunduğu müfettişlik sınırları içinde yapacaktır. Hamidiye alayları yedek süvari birliklerine dönüştürülecek, silahları askeri depolarda saklanacak ve gerektiği zaman verilecektir.

5-     Meclis-i umumiler seçiminin yapıldığı vilayetlerde, azınlıkların encümenlerde üyeleri bulunacaktır. İdari meclisleri seçilmiş üyeleri eskiden olduğu gibi, yarı yarıya Müslüman ve gayr-i Müslimlerden alınacaktır. Genel müfettişler mahzurlu görmezlerse, zabıta ve jandarmaya eleman alma işinde Müslümanlarla gayr-i Müslümler arasında eşitlik ilkesini tatbik edeceklerdir.

Bu sözleşmenin imzalanmasından sonra;

9 Şubat 1914´te Rusya´nın İstanbul Büyükelçisi Gulkeviç, Rusya Dış İşleri Bakanı Sazanov´a gönderdiği yazıda “ İmzalanan bu projenin Ermeni milletinin tarihinde yeni bir devir açtığını, Ermenilerin Türk boyunduruğundan kurtulacağını, bu anlaşmanın imzalanması ile Ayastefanos ( Yeşilköy ) antlaşmasındaki 16. Maddenin yürürlüğe girmiş olduğunu ve Rusya´nın uluslararası alanda prestijinin arttığını, İstanbul´a hakim olmak arzusunda olan Rusya´nın şehirde bulunan Ermenilerle burada tutunmasının mümkün olduğunu” belirtiyordu.    

Osmanlı imparatorluğu genel müfettiş olarak Norveçli Binbaşı Nicolas Hoff ve Hollandalı Westenenk´le 25 Mayıs 1914 tarihinde sözleşme imzalamış fakat Birinci Dünya Savaşının çıkması üzerine sözleşmeler iptal edilmiştir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki 1- Islahat müfettişliği uygulaması, kritik bir dönemde gündeme gelmiş bir uygulamadır. Bu uygulamaya devam edilmiş olsaydı, ülkenin doğu kesminin elden çıkması muhakkaktı. 2- Batılıların baskısıyla daha önce Balkanlar´da Girit´te ve yapılan ıslahatlar neticesinde buralarda Osmanlı Devletinin elinden çıkmıştı.

Kaynaklar:

1-Zekeriya Türkmen, “Ermeni Meselesine Çözüm Arayışları” makalesi Ermeni Araştırmaları Dergisi sayı 9 sf. 41-75 

2-Yusuf Hikmet Boyur, “ Türk İnkılabı Tarihi C.II kısım III, sf. 101,183            

       Yeni Adana gazetesi 8 Şubat 2012 Çarşamba

                                  

FRANSA VE  SOYKIRIM YASASI

 

“Zavallı Ermeniler! Siz Fransız bayrağının kıvrımları arasında öldünüz. Adana´da, Maraş´ta, Urfa´da siz bizim için hayatlarınızı kaybettiniz. Lüften bizi bağışlayınız.”  Fransız gazeteci, yazar Michel Paillares, 1922´de yayımlanan  “Le Kémalisme Devant Les Alliées” adlı eserinde böyle diyordu.

Fransa,  “1915 Ermeni Soykırımını”  29 Ocak 2001 tarihinde resmen tanımıştı” 12 Ekim 2006 tarihinde, Ermeni Soykırımının inkârını sona erdirmek için bir yasa tasarısı parlamentonun alt kanadı ulusal mecliste onaylandı. Fakat 4 Mayıs 2011´de senatonun oy çoğunluğuyla reddettiği tasarı kanunlaşmamıştı. Ancak, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, yeniden seçilmek için aynı yasayı tekrar gündeme getirdi. 

Yasa tasarısı ne öngörüyor? Yasa, Fransa sınırları içersinde; Soykırımı savunan, inkâr eden ya da hafife alan ifadeler kullananların 1 yıl hapis ve 45 bin Avro ‘ya varan para cezasına mahkûm edilmelerini ön görüyor.  (1) 

Fransız Senatosunun, 1915 olaylarını soykırım olarak kabul etmeyenleri hapis ve para cezasına çarptırmayı öngören yasa teklifini 23 Ocak 2012 tarihinde 86´ya karşı 127 oyla onayladı. Bunun üzerine senatodan 77 Senatör, Ulusal Meclis´ten ise, 65 milletvekili yasanın iptali için Anayasa Konseyine götürdü.

Bu durum karşısında Fransız Senatörler ve Tarihçiler ne söylediler?

Anayasa Komisyonu Başkanı Jean Pierre Suer, “Parlamentolar tarih yazamaz “ dedi.  (2)  

Fransız Senatosu, Anayasa Komisyonunun 13 Nisan 2011 tarihli raporundan: “Anayasamızın 34. maddesi, Parlamentonun tarihi bir olay üzerine hükümde bulunmasına izin vermiyor. Tasarıyla yabancı bir toprakta, yaklaşık 1 asır önce olmuş tarihi olaylar Soykırım olarak tanımlanıyor; ne bir kurbanını ne de bir Fransız´ı görmeden mahkûmiyet öngörülüyor. Anayasamızın 34. maddesi buna izin vermemektedir… Tasarı basın özgürlüğü ile düşünce ve ifade özgürlüğü ve kişilerin korunması kanunu arasındaki dengeyi tehdit ediyor… Tarihimizi suçlayan geçmişte kalan kavramların niteliği, Fransızların kendi ülkeleriyle ilgili algıları üzerine sonuçlar yaratma riski taşıyor.”

Anayasa Komisyon üyelerinden Jean-Jaques Hyest (Raportör):  “Parlamentonun görevi geçmişi hukuksal olarak nitelemek, yapılan araştırmaların arasına girmek, tarihçilerin işine karışmak değildir… 9 Aralık 1948 tarihli Konvansiyonun (Soykırım Yasası) onaylanmasından önce işlenmiş bir suç. Suçlular ne bir uluslararası mahkemede, ne de bir Fransız mahkemesi tarafından hiçbir zaman yargılanmadılar. Tamamen hukuki bir planda uluslararası hukuk metinlerinde tespit edilmiş kesin bir tanım bulunmuyor… Sonuçta;  kanun önerisinin oluşturmak istediği suç kapsamı, suç ve cezada eşitlik ilkelerine ters ciddi bir risk taşıyor. Hatırlatmak isterim ki, Anayasa Mahkemesi, daha suç tanımı yapılırken bu hususa önem verilmesini ister.”

1915 Ermeni Soykırımının varlığına itirazın bir suç olarak tanımlanması, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisinin 11. maddesi tarafından korunan ifade ve düşünce özgürlüğü ilkesine ters düşüyor. 27 Ağustos 1789´da kabul edilen bildirinin 11. maddesi: “Düşüncelerin ve inançların serbestçe dışavurumu en değerli insan haklarından bir tanesidir. Her bir yurttaş yasaların belirlediği, durumlarda bu özgürlüklerin kötüye kullanımından sorumlu olmak şartı ile bu ifadelerini özgürce konuşabilir, yazabilir ve yayımlayabilir.”

Fransız mahkemesi, dünya çapında saygın bir tarihçi olan Yahudi kökenli Amerikalı Bernard Lewis´i  “1915 bir savaş felaketiydi, Soykırım değildi.” dediği için tazminata mahkûm etmişti. (3)  

Fransız sorgu yargıcı Thierry Fragnoli: “… Tarih mahkemeleri diye bir hukuki oluşum yok. Mahkemeler insanları yargılar, olayları değil…” (4)

Fransız Hukukçu Gilles Devers, Fransa Ulusal Meclisinin kabul ettiği “İnkâr Yasayla” ilgili bir cezalandırmanın hukuken olanaksız olduğunu belirtti. Avukat Devers, Fransa ulusal meclisinde inkâr suçuyla açılabilecek davaların soykırımı tanıyan 29 Ocak 2001 yasası dâhil, İnkâr Yasasının da düşmesini sağlayacağını ileri sürerek, “…Nürnberg Mahkemesince kişilere suç olarak atfedilen Yahudi Soykırımının tersine, Ermeni soykırımı mahkemeler tarafından tespit edilmemiştir. Yasaların korunmasında olduğu varsayılan olay, hukuki olarak tanımlanmamıştır ve kanun koyucunun, erklerin ayrılması ilkesi göz önüne alınarak, kendi başına ceza vermeye hiçbir yetkisi yoktur.” (5)  

Anayasa hukukçusu, eski senatör Robert Badinter, Le Monde gazetesinde 15 Ocak 2012 tarihli köşe yazısında: “Yahudi soykırımını inkârı suç sayan Gayssot yasasının aksine bu tasarının uluslararası bir mahkeme kararına dayanmadığını… Parlamento kendisini ulusal veya uluslararası bir mahkemenin yerine koyarak şu yerde, şu zamanda işlenen bir soykırım suçu vardır diyemez” (6) 

Jacques Mezard: “ Unutmayın biz yasa yapıcılarız ve bu yasa reddedildi. Bize bu tür bir yasayı yeniden dayatmalarını kabul edemeyiz. Meclis başkanı Accoyer´in Parlamentoların bu konuda yasa yapamayacağı şeklindeki raporunu okumak yeterli.”

Pierre Yves Collombat: “Yasa Cumhuriyetimizin temel değeri olan ifade özgürlüğüne vahim bir darbe vuruyor.”  (7)  

Yasanın baştan beri karşıtlarından olan Senatör Nathalie Goulet, “ Çok sevinçliyim. Yasa yanlıştı ve yanlış Senato ve Meclisten döndü” dedi.  (8)

Ayrıca, Fransa Anayasa Mahkemesi, 2001´de kabul edilen “ Fransa 1915 Ermeni Soykırımı´nı açıkça tanır” yasasını, “Kural dışı veya kurallığı belirsiz yasa metinlerine örnekler” listesinde gösteriyor. 2001´deki yasa,  Anayasa Mahkemesine götürülmediği için yasalaşmıştı. (9)  

Şimdi merakla Anayasa Konseyinin alacağı karar beklenmektedir.

Kaynaklar:

1-Milliyet Dış Haberler Servisi 22 Aralık 2011 sf. 25

2-Milliyet Gazetesi, 24 Ocak 2012 sf.18

3-Taha Akyol, Hürriyet Gazetesi 23 Ocak 2012 sf. 16

4-Arzu Çakır Morin, Hürriyet Gazetesi 23 Ocak 2012 sf. 14

5-Muammer Elveren, Hürriyet Gazetesi 25 Aralık 2011

6-Ali Rıza Taşdelen, Aydınlık Gazetesi 17 Ocak 2012 sf.7

7-Arzu Çakır Morin, Hürriyet Gazetesi 21 Ocak 2012 sf. 16

8-Arzu Çakır Morn, Hürriyet Gazetesi 1 Şubat 2012 sf.14

9-Ali Rıza Taşdelen, Aydınlık Gazetesi 7 Şubat 2012 sf.10

Yeni Adana gazetesi 15 Şubat 2012 Çarşamba


 ERMENİLER İNCİRLİK DAVASI´NI KAZANABİLECEKLER Mİ?       

        

Amerika´da yaşayan; Garbis Davuyan ve Hrayır Turabian adında iki Ermeni 9 Temmuz 2010 tarihinde Tehcir sırasında dedelerinin el konan malları ve banka hesaplarındaki paraları için kendilerine tazminat ödenmesini öngören bir dava açmışlardı. Bu dava usulüne uygun tebligat yapılmaması nedeniyle reddedilmiştir. Harotunyan, Mahdessiyan ve Bakalyan adını taşıyan üç Ermeni, 15 Aralık 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile Merkez Bankası ve Ziraat Bankası aleyhine dedelerinin sahip olduğu arazileri, Ermeni soykırımı sırasında çalmak, bunların gelirine el koymaktan dava açmışlar, bu araziler ve gelirleri için tazminat istemişlerdir. Söz konusu araziler arasında İncirlik üssünün bulunduğu ve istenen bedel olarak 63 milyon dolar ( geriye dönük faiziyle yaklaşık 100 milyon dolar) gibi bir meblağdan bahsedilmektedir. Davacılar, davalarına destek olarak Amerika´da yaşayan Profesör Taner Akçam´dan, “ davaya konu olan tarihte yaşayanların soykırım olduğunun yabancı ülkeler tarafından gönderilen belgelerde de yer aldığı ve soykırıma maruz kalan Ermenilerin mallarına da uluslararası hukuka aykırı olarak el konulduğu gerekçeli” bir bilirkişi raporu almışlardır.

 

Açılan dava, kollektif dava niteliğindedir. Böylece bu davayı takip etmesi muhtemel diğer davalar açısından örnek teşkil edilmesi gözetilmiştir.

 

Bu konuya ilişkin Ermeni Araştırmalar Merkezi Başkanı Emekli Büyükelçi Ömer Engin Lütem´in görüşleri şöyledir:

 

1) Bir devlet aleyhine diğer bir devletin mahkemelerinde dava açılamaz. Bir devlet sadece yargı yetkisini kabul ettiği mahkemelerde yargılanabilir ki bu mahkemeler, mesela Uluslararası Adalet Divanı veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası mahkemelerdir. Bu açıdan bakıldığında davanın açıldığı California mahkemesinin Türkiye´yi yargılama yetkisi yoktur.

 

2) Yetkisi olmamasına rağmen mahkemenin davayı görmesi halinde alacağı kararların Türkiye bakımından hiçbir sonuç doğurmayacağı açıktır.

 

3) Özellikle gayrimenkul davalarının, gayrimenkullerin bulunduğu yerlerin mahkemelerinde açılması esastır. Buna göre bu davaların, ilke olarak, Türkiye´de gayrimenkullerin bulunduğu yerlerde açılması gerekmektedir. Ancak, aşağıda açıklayacağımız üzere buna da imkân yoktur.

 

4) ABD´nin 1923 yılında Amerikan vatandaşı olan Ermenilerin Türkiye´deki mallarının tazminini istediği ve uzun süren müzakereler sonunda bu konuda 1937 yılında iki ülke arasında bir anlaşma yapıldığı ve buna göre Türkiye´nin 899.338 Amerikan doları tazminat ödediğidir.

 

Kısacası Ermenilerin mallarının konusu çözümlenmiştir. Sonuç olarak; Ermeni malları ile ilgili olarak Türkiye Devleti aleyhine ne ABD´ de  ne de Türkiye´de dava açılamayacağı, açılırsa mahkeme kararının bir sonuç doğurmayacağı ve esasen Türkiye´nin Ermeni malları için ABD´ye tazminat ödemiş olduğu görülmektedir.

 

Bunun dışında aşağıda örnek verilen İtalya ile Almanya arasındaki davada, Uluslararası Adalet Divanı´nın verdiği bir kararda bulunmaktadır.

 

EMSAL KARARLAR:

II. Dünya Savaşında Nazilerin kamplara götürdüğü ve öldürdüğü İtalyanların yakınları, İtalya´daki mahkemelerde Almanya´ya karşı tazminat davası açmış ve kazanmışlardı. Almanya bu kararları Uluslararası Adalet Divanı´na ( UAD ) taşıdı ve “ Yargı Bağışıklığı İlkesine aykırılık oluşturduğu” gerekçesi ile verilen kararlara itiraz etti. UAD, Almanya´nın itirazını kabul etti ve İtalya mahkemelerinde Almanya´nın yargılanamayacağına hükmetti. Kararın önemi, insanlığa karşı işlenen suçlarda bile yargı bağışıklığı ilkesine istisna getirilemeyeceğine hükmedilmiş olmasıdır.

 

Uluslararası Adalet Divanı´nın verdiği kararın İncirlik davasına etkisini değerlendiren Doç. Dr. Kerem Altıparmak, “ Devletlerin kamu hukuku nedeniyle yargılamadan bağışık olduğunu… İncirlik davasında devletin kudreti ile alakalı bir durum olduğundan ve araziye zorla el konulduğu iddia edildiğinden kamu hukuku açısından ele alınacak ve muhtemelen Uluslararası Adalet Divanı´nın kararına benzer bir karar verilecektir” dedi.

 

Ermenilerin yukarıda anlatılanlardan sonra İncirlik ve bunun gibi davaları kazanmalarının neredeyse imkânsız olduğu görülmektedir.

 

Kaynaklar:

 

1-Uğur Koçbaş, Vatan Gazetesi 22 Ocak 2012, sf. 6

2-Aslan Yavuz Şir, “ ABD´de Açılan Tazminat Davaları Üzerine” AVİM ( Avrasya İncelemeler Merkezi) 27 Eylül 2011 Bülten No: 758

3-Ömer Engin Lütem, AVİM 21 ve 22 Aralık 2010 Bülteni No: 562-563

4-Gökçer Tahincioğlu, Milliyet Gazetesi 6 Şubat 2012, sf.12

5-Berk Eski, Agos Gazetesi 17 Şubat 2012, sf.4

 

Yeni Adana gazetesi 22 Şubat 2012 Çarşamba

HOCALI KATLİAMI

 

Hocalı, 1992 yılının Şubat ayının 25´ini 26´sına bağlayan gece, Rusya´nın 366 numaralı motorize alayına ait zırhlı araçların ve askeri personelin desteğinde Ermenistan Silahlı Kuvvetleri´nin yerli halka uyguladığı katliamla dünya gündemine girmiştir.

Katliam sırasında 106 kadın, 62 çocuk, 70 yaşlı da dahil olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı katledilmiş, 1275 kişi esir edilmiş, 487 kişi sakat bırakılmış ve kaybolan 150 kadından bugüne kadar bir haber alınamamıştır.

Bu olayları dünyaya ulaştıran televizyoncu ve gazetecilerin söylediklerinden bir kaçı aşağıdadır.

Fransız televizyoncu Janiv Yunet: “Biz Hocalı faciasına şahit olduk. Yüzlerce ceset gördük. Bunların içinde kadınlar, yaşlılar, çocuklar ve kenti savunanlar vardı. Emrimize helikopter verildi. Gökyüzünden gördüklerimizi kameraya alıyor, Hocalı ve etrafını kaydediyorduk. O sırada Ermeniler, helikoptere ateş açtılar ve biz çekimi yarım bırakarak geri çekilmek zorunda kaldık. Ben savaş hakkında çok şey duymuştum Alman Nazilerinin gaddarlığını okudum, ancak Ermeniler, masum halkı ve 5-6 yaşındaki çocukları öldürmekle vahşilikte onları bile geride bırakmışlardı.”

İzvestiya gazetesi muhabiri V. Belıh: “Zaman zaman Ağdam´a cesetler getiriliyordu. Tarih boyunca böyle bir şey görülmemişti. Cesetlerin gözleri çıkarılmış, kulakları ve başları kesilmişti. Birçok ceset zırhlı araçlarla sürüklenmişti. İşkencelerin haddi hesabı yoktu.”

 Le Monde gazetesi (Paris) 14 Mart 1992: “Ağdam´da bulunan basın mensupları, Hocalı´da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi yüzülmüş, tırnakları çıkarılmış 3 kişi görmüşler. Bu Azerbaycanlıların propagandası değil, bir gerçektir.”

Bulgaristan´da yayımlanan Nie gazetesinden: “Hocalı tüm insanlığın faciasıdır.” Rus gazeteci Y. Romanov, Karabağ´ı anlattığı “Ben Savaşı Çekiyorum” adlı kitabına şu sözlerle başlar; “Bu nasıl bir ulusal bağımsızlık hareketiymiş, tanrım?...Okurum beni affetsin, ama gözümle gördüklerimi, kulaklarımla duyduklarımı dilimle anlatamıyorum. Böylesi anıların bir iz bırakmadan unutulup gitmesi mümkün değil. Akşam bu bölümü yazdıktan sonra, ertesi gün şakaklarımdaki beyazların arttığın fark ediyorum…”

Pilot Binbaşı Leonid Kravets. “ 26 Şubat tarihinde olağan uçuş sırasında yerde kırmızı lekeler dikkatimi çekti. Hızı azalttım, o sırada uçuş teknisyeni;  “Yerde çocuklar ve kadınlar var diye bağırdı. Ben de 200 kadar ceseti bizzat görüyordum.”

Gazete ve televizyoncular dışında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyelerinden bazılarının imzaladığı bildiride ise  “Ermeniler tüm Hocalı sakinlerini öldürdüler… Ermenilerin, 19. yüzyıl başlarından beri Azerbaycan Türklerine karşı işledikleri cinayetlerin soykırım olarak tanınması gerekir…”denmektedir.

Katliamdan kurtulan ve halen 1 milyon soydaşıyla beraber Azerbaycan´da sığınmacı kamplarında yaşayan insanlardan uluslararası kamuoyuna yükselen seste ise: “İşledikleri suç yüzünden Ermenistan´ın cezalandırılmasını (Hocalı soykırımının tanınmasını) istiyoruz.” denildi.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan:  “ Hocalı´dan önce Azeriler bizimle dalga geçtiklerine inanıyorlardı. Biz Ermenilerin sivil halka karşı el kaldırmayacağımızı düşünüyorlardı…” sözleri ile yaptıkları katliamı itiraf etmektedir.

Bugün hür dünya, Azerbaycan´ın işgal edilmiş arazilerinin derhal ve kayıtsız şartsız olarak boşaltılmasına ilişkin BM Güvenlik Konseyi´nin 1993 yılında çıkardığı 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlarının uygulanmasını talep etmektedir.

AGİT´in (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı)  Budapeşte, Lizbon ve İstanbul Zirve Toplantıları´nın kararları veren sonuç belgeleri ise, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi´nin 1416 sayılı kararı doğrultusunda Dağlık Karabağ sorununun çözüme kavuşturulmasını istemektedir.

Kaynaklar:

1-Ganire Paşayeva- Havva Memmedova; “Hocalı Soykırımı” adlı kataptan

2-Thomas De Waal: “Karabağ: Savaşta ve Barışta Ermenistan ve Azerbaycan” adlı kitabından aktaran Semih İdiz, Milliyet gazetesi 25 Şubat 2012, sf.20.

3-Dr. Akkan Suver; “Hocalı Soykırımı 20. Yılında” Cumhuriyet Gazetesi 26 Şubat 2012 sf.2  

                                                                                     

Yeni Adana gazetesi 29 Şubat 2012 Çarşamba             

 

ERMENİ KONUSUNDA TÜRKİYE´Yİ RAHATLATAN İKİ KARAR

 

Ermeni konusu ile ilgili Şubat ayı içerisinde biten iki dava, Türkiye´ye nefes aldırmış oldu.

Bu davalardan birincisi, daha önceki haftalarda bahsettiğimiz gibi İncirlik üssünün bulunduğu arazi ile ilgili yaklaşık 100 milyon Amerikan doları talepli davadır. Davaya son noktayı, San Francisco temyiz mahkemesinin aldığı karar koymuş oldu. Mahkemenin 11 kişilik heyetinin oy birliği ile aldığı kararın gerekçesinde: “Dışişleri Doktrini´ne göre federal yetkiye müdehale eden eyalet yasaları etkisizdir.”

 

Diğeri ise, Fransa´da soykırımın inkârını cezalandıran yasanın Fransa Anayasa Konseyi´nce iptalidir. Anayasa Konseyi´nin gerekçesi 2001´de  kabul edilen tek maddelik Ermenilerin 1915´te soykırıma maruz kaldıklarını tanıyan yasanın, normatif ( normlara uygun ) bir niteliği olmamasına bağlanmaktadır. Çünkü 2001 yasası, 1915´te yapılanları soykırım olarak tanımlayan herhangi bir ulusal veya uluslararası mahkeme kararına dayanmıyor.

 

Anayasa Konseyi ikinci olarak, fikir ve görüşlerin serbestçe ifade edilebilmesinin en değerli insan hakları arasında yer aldığını hatırlatıp, bu özgürlüklerin sınırlandırılmasının hedeflenen amaç için gerekli, uygun ve amaçla orantılı olması gerektiğini belirtiyor. Bundan hareketle, konseyin yaygınlaşması ve içinden çıkılmaz bir hal almasından endişe edilen “ yasa yoluyla tanınma” taleplerinin önüne bir set çekme amacı taşıdığı hissediliyor.

 

Yasayla ilgili Fransa´da Yahudi soykırımının inkârını suç sayan Gayssot yasanın mimarı Jean Claude Gayssot, Ermeni soykırımı iddalarının inkârını suç sayan yasanın Anayasa Konseyi´nde iptal edilmesinin ardından Le Monde gazetesinde konu hakkında bir makale yazdı. Ve şöyle dedi: Gayssot yasası ifade özgürlüğüne zarar vermiyor; tam tersine ırkçılık, antisemitizm (belli bir ırka düşmanlık beslemek), yabancı düşmanlığı ifade özgürlüğüne zarar verir. Ermeni soykırımı iddalarının inkârını öngören yasa öyle yazılmalıdır ki tekrar geri çevrilmesin. Bunun içinde yasanın uluslararası ve Avrupa kriterlerine uygun olması gerekir.”

 

Türkiye bu iki davada ilerleme kaydetmiş olsa bile, yukarıdaki açıklamayı da göz önünde bulundurmasında fayda vardır ve son derece dikkatli olmak zorundadır.

 

Yukarıda anlatılanların doğrultusunda soykırım konusuna dönecek olursak;

Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ´a göre:

 

1-     Soykırım gelişigüzel kullanılacak bir sözcük olmayıp uluslararası bir suçtur ve uluslararası bir hukuk enstrümanıyla kodifiye ( kuralları sistemli olarakbelirlemek ) edilmiştir. Bu enstrüman, 1948´de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu´nda kabul edilen, “Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”dir. Bir zanlının soykırım suçu ile suçlanabilmesi için yetkili ceza organınca suçun maddi ve manevi unsurlarının mevcudiyetinin kanıtlanması gerekir.

2-     Soykırım suçunu diğer kitlesel öldürme fiillerinden ayıran husus, eylemin hedef alınan belirli bir grubu yok etmek özel kastıyla işlenmesidir. Özel kasıt, soykırım eyleminin saptanmasında kilit nitelik taşır. Hedef alınacak grup; ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir gruptur.

3-     Soykırım suçunun mevcut olabilmesi için BM Soykırım sözleşmesinde belirtilen yetkili mahkemeler tarafından saptanması ve hükme bağlanması gerekir. Yetkili mahkemeler, suçun işlendiği ülkenin ceza mahkemesi, uluslararası ceza mahkemesi  ve Uluslararası Adalet Divanıdır. Uluslararası uygulamada, belirtiğimiz son iki uluslararası mahkeme yetkili mahkeme olarak kabul edilmiştir.

4-     Bugüne kadar yetkili bir uluslararası mahkeme kararı olmadan hiçbir zanlı soykırımla veya insanlığa karşı suçla suçlanmamıştır. Esasen hukukun temel ilkesi olan masumiyet karinesi, BM Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi´nin 11. Maddesinde de yer almıştır. Bildiriye göre, bir suçla itham edilen bir kimse açık yargılama ile kanunen suçlu olduğu saptanmadıkça masum sayılır.

 

Yine Şükrü Elekdağ´a göre;

 

Türkiye BM Soykırım Sözleşmesi´nin 9. Maddesi uyarınca Uluslararası Adalet Divanı´na başvurarak şu iki sorunun yanıtlanmasını isteyebilir: a) BM Soykırım Sözleşmesinin hükümleri ışığında herhangi bir ülke parlementosunun (örn.Fransa) 1915 olaylarının soykırım olduğuna karar verme yetkisi varmıdır?  b) BMSoykırım Sözleşmesinin soykırımı tanımlayan 2. Maddesi ışığında 1915 olayları soykırım olarak nitelenebilir mi?

Kaynaklar:

 

1-Bilge ESER, Sabah gazetesi 25 Şubat 2012, sf. 14

2-Tolga TANIŞ, Razi CANİKLİĞİL, Hürriyet Gazetesi 25 Şubat 2012, sf.23

3-Milliyet Gazetesi Dış haber servisi 25 Şubat 2012, sf.22

4-Aydınlık Gazetesi 26 Şubat 2012, sf.10

5-Ahmet İNSEL, Radikal Gazetesi 4 Mart 2012, sf,9

6-Milliyet Gazetesi, Dış haberler servisi 4 Mart 2012, sf.20

7-Fikret BİLA, Milliyet Gazetesi 24 Aralık 2011, sf.16

Yeni Adana Gazetesi 8 Mart 2012 Perşembe

 

II. MEŞRUTİYET´TEN 1909´A, ADANA´DA NELER OLDU?  ( 1 )

 

Değerli okurlar, bu haftadan itibaren sizlere II. Meşrutiyet´ten 1909´a, Adana´da ve Çukurova bölgesinde gelişen olayları kronolojik bir sırayla inceleyeceğiz.

 

II. Meşrutiyet´in ilan edilmesi üzerine ülke çapında hürriyet sarhoşluğuna giren Ermeniler ile Türkler aşağıda gösterildiği gibi bir çatışmaya doğru sürüklenmişlerdir. 1894-1896 yılları arasında ülkenin bir çok yerinde devlet kurmak amacıyla isyan eden Ermeniler, bunda başarısız olunca Çukurova´da nüfuslarını artırarak ( dış güçlerin desteğiyle ) bu eylemlerini hayata geçirmek istemişlerdir.

 

23 Temmuz 1908 – İttihat ve Terakki Cemiyeti´nin, Selanik ve Manastır´da kendiliğinden İkinci Meşrutiyeti ilan etmesi. Bu gelişmeler üzerine, olayların önünü alamayacağını anlayan II. Abdülhamid´in, direnmekten vazgeçerek 23 Temmuz 1908 günü, 1878´de yürürlükten kaldırdığı anayasayı yeniden yürürlüğe koymayı, Ayan Meclisi ile Mebuslar Meclisi´nin toplanmasını kabul etmesi ve bunu ertesi günü bir buyrukla halka açıklaması.

 

14 Eylül 1908 – Mehmet Asaf Bey´in Cebel-i Bereket Mutasarrıflığı´na getirilmesi. Mehmet Asaf anlatıyor: “ Adana Valiliği´ne de Fahri Paşa´dan devralarak, Mabeyn kâtiplerinden Ankara eski Valisi Cevat Bey tayin olunduğundan Adana´ya bir Hidiviye vapuruyla ve kendisiyle beraber hareket etmiştik.”

 

Cebel-i Bereket Mutasarrıfı Mehmet Asaf´ın Anılarından: “Sancağa gelişimizden birkaç gün sonra, bütün sancağın en küçük köylerine kadar anarşi içinde olduğunu gördüm. Ermeni murahhası Muşeg maiyetinde 15-20 kadar Ermeni komitecisi olduğu halde bütün vilayeti ve nihayet bizim sancağı dolaşmış ve en kalabalık ve zararlı Ermenilerin yaşadığı Dörtyol´da halkı türlü nutuklar söylemekle ayaklanmaya ve hükümete karşı gelmeye teşvik etmiştir. Ermeni fedailerini dağlarda talimle yetiştirmiştir. Muşeg efendiyle sohbet ederken “ daha fecir göründü ama güneş doğmadı ve ne vakit ki azınlıkların ülküsü olan adem-i merkeziyeti kurarsak biz meşrutiyeti o gün doğmuş kabul ederiz” dedi. Bu durumu resmi telgraflarla vilayete ve Dâhiliye Nezaretine bildirdim. Bu adamın bir an önce bu bölgeden uzaklaştırılmasını istedim.”

 

17 Aralık 1908 – II. Meşrutiyetin ilk meclisinin açılması. Açılan yeni meclise Ermeniler 12 milletvekili sokmuşlardı. Meclise giren milletvekillerinden biri de Kozan Milletvekili Murad ( Hampartsum Boyacıyan ) gibi meclisteki Ermeni Milletvekilleri´nin hemen hepsi, Hınçak ve Taşnak Komiteleri´nin birer aktif üyeleri idiler.

 

25 Ocak 1909 - Takvim-i Vekayi: Adana´da Türklerle Ermeniler arasında bazı münferit olaylar olduğu, Adana´nın Hamidiye Köyün´de bir Ermeni´nin öldürüldüğü yolunda Puzantiyon gazetesinde çıkan haber üzerine yapılan inceleme sonucunda suçlunun adalete teslim edildiği.

 

11 Şubat 1909 – Takvim-i Vekayi: Adana´da,  Ermenilerle tulumbacılar arasında çatışma olduğu ve Sis´te Ermeniler üzerine silah atıldığı yolunda çıkan haberler üzerine durumun Dâhiliye Nezâreti´nce Adana Vilayeti´nden sorulduğu, gelen cevapta, gazeteye yazı yazan kişinin sabıkalı, işsiz güçsüz biri olduğunun belirtildiği, Sis´te ise âdi nitelikte bir olay olduğu ve adliyeye verildiği.

 

Piskopos Muşeg´in sözleri: “ İntikam; cinayete karşı cinayet; silah satın alınız. 1895´teki her Ermeniye karşı bir Türk”

 

17 Şubat 1909 – Muşeg Efendi, isyan öncesi ( Ocak 1909 ) Cebel-i Bereket Sancağı´nın Osmaniye, Behçe, İslahiye, Hassa ve Erzin Kazaları´nı dolaşarak bazı tespitlerde bulundu. Gezi sonrası edindiği izlenimlerini de bir layiha halinde Hükümet´e takdim etti. Bu layiha aynı zamanda 4-11 Şubat 1909 tarihleri arasında Hukuk-ı Umumiye gazetesinde de; “ Sis Katogikosluğu´na mensup olan Adana Ermeni Marhasası Muşeg Efendi” adı altında yayınlandı.

Muşeg Efendi, bu lahiyada Liva merkezi ile kazalarının memurları ve eşrafı aleyhinde bazı iddialarda bulunuyordu. Ahaliyi kah soyulmuş, kah katliama maruz kalmış göstererek heyecana neden olan Muşeg Efendi, Cebel-i Bereket Livası´nı emniyetten yoksun ve anarşi içinde gösteriyordu. Mutasarrıf Mehmet Asaf da, Sadaret´e gönderdiği tekzip niteliği taşıyan yazıda, Muşeg Efendi´nin, Sancak´ta yapmakta olduğu Ermenileri tahrik edici çalışmaları tek tek sayarak, ileri sürdüğü iddialara cevap vermişti.

 

2 Mart 1909 – Adana Valisi Cevat Bey´den Dâhiliye Nezareti´ne: “Muşeg Efendi´nin faaliyetlerini bildirerek, vilayetten uzaklaştırılmasını, Hıristiyan köylerine gitmesinin engellenmesini ve kilisedeki görevinden alınarak yerine uygun birisinin atanmasını istedi.” Fakat bundan bir netice alamadı. Çünkü o dönemde Dâhiliye Nazırı olan Hüseyin Hilmi Paşa, daha önce Adana´da valilik yapmış birisi olarak burada böyle bir hadisenin meydana gelmesine ihtimal veremiyordu. Bu yüzden Muşeg Efendi´nin faaliyetlerine engel olunamadı. Gerek Vali´nin gelişmeleri İstanbul´a vaktinde ulaştıramaması, gerekse Hükümet´in gelen uyarıları kaale almaması Ermenileri, özellikle de Muşeg Efendi´yi daha cüretkâr bir tutum içerisine soktu. Muşeg Efendi, bir yandan yoğun bir şekilde propaganda yaparak halkı silahlanmaya teşvik ederken diğer yandan da göçü teşvik ederek Adana´da ki Ermeni nüfusunun yoğunlaşması için büyük çaba sarf ediyordu. Bundan maksatları Kilikya bölgesine mümkün olduğu kadar Ermeni nüfusu yığarak Ermeniler hesabına kuvvetli bir çoğunluk teşvik etmekti. Bu yüzden Vilayet´te serbestçe hareket eden Ermeni komiteleri ve Muşeg Efendi, Çukurova´nın muhtelif semtlerine özellikle Haçin, Kozan gibi bölgelere Ermeni iskânına başlamıştı. Pamuk işçisi adı altında Maraş, Zeytun, Diyarbakır, Harput, Bitlis ve Van´dan çok sayıda Ermeni getirildi. ( 1901´den 1907´ye kadar olan sürede Adana´da Ermeni nüfusu % 40 oranında artmıştır.) Bunlar işgal edilen boş arazilere ve Ermeni ailelerinin yanlarına yerleştirildi…  Ermeni haneleri, birer fesat yuvası haline getirilmiş oldu.

 

4 Mart 1909 – Muşeg, vaziyeti istediği şekle getirdikten sonra Adana´da kuracağı yatılı bir ziraat okulu için yardım toplamak bahanesi ile Mısır´a gitti.

 

9 Mart 1909 – Adana Valisi Cevad´tan, Dâhiliye Nezareti Mektub-i Kalemi´ne: “ Adana´da, Ermenilerin askeri depoyu basma teşebbüsünde bulundukları yolunda ahali arasında çıkarılan bir söylentinin heyecana yol açtığı, ancak yapılan tahkikat neticesinde bunun asılsız olduğu anlaşılarak gazeteler vasıtasıyla tekzip edildiği.”

Goşnak Gazetesinden: Amerikalı misyoner Krilman tarafından NewyorkTimes gazetesine yazılan Ermenice tercümesi bulunan yazı silah faaliyetleri yönünden çok enteresandır. Misyoner, “ Adana ve Mersin´de bir takım çılgın ve hisleriyle hareket eden Ermenilerin, eski Ermeni savaş şarkıları söyledikleri doğrudur. Jules Caesar oynunu oynadıkları sırada büyüklük taslayan, atıp tutan bir Ermeni´nin ayağa kalkarak, “ Kayser, kendisine takdim edilen tacı reddedebilir, fakat Ermenistan´ın gelecekteki Kralı, fedakâr vatanseverlerin kendi başına koyacakları tacı reddetmeyecektir!” diye bağırdığıda doğrudur. Yine gürültücü tecrübesiz genç Episkopos´un ( Muşeg ) Adana ovalarında dolaşarak milletine az yemelerini, elbiselerini satarak silah almalarını tavsiye ettiği ve başına kral tacı koyarak fotoğraf çektirdiği ve her bir silahtan şahsi çıkarını temin etmek suretiyle Adana sahiline silah çıkarttığıda doğrudur. İki yüze yakın yeminli Ermeni savaşçısının Ermeni mahallesini korumak için, İslamları öldürecekleri de doğrudur.” El altından özel vasıtalarla Kıbrıs´tan, Beyrut´tan getirilen silahlardan başka Hükümet´in resmi kayıtlarına göre meşrutiyetin ilanından sonra Mersin, İskenderun gümrüklerinden Adana´ya giren silahların 12.840´ı aşkın olduğu anlaşılmıştır.

 

Mersinde´ki İngiliz Konsolos yardımcısı Wylie´nin İngiliz Büyükelçisine gönderdiği raporunda: “ Anayasanın yeniden uygulanmaya başladığı tarihten bu yana vilayete 40.000 silah getirilmiştir. Kanunsuzluğun yayıldığını” belirtiyordu.

 

Böylece 1909 Adana olaylarına yol açan ortam hazırlanmış oluyordu.

 

Kaynaklar:

1-Recep Karacakaya, Kaynakçalı Ermeni Meselesi Kronolojisi, sf.41

2-Mehmet Asaf, 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım, sf.3.4

3-Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, sf. 250

4-Erdal İlter, Türkiye´de Sosyalist Ermenilerin Silahlanma Faaliyetleri ve Milli Mücadelede Ermeniler sf.33-34

5-Recep Karacakaya, Ermeni Meselesi Kronolojisi ve Kaynakça, sf. 206

6-Salahi R. Sonyel, Belleten Dergisi, s.1268

7-Seda Bayındır, Adana Ermeni İsyanı (1909) Yüksek Lisans Tezi sf.13

8-Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi sf. 555

9-Osmanlı Belgelerinde 1909 Adana Olayları Cilt.1, sf.3

 

  Yeni Adana Gazetesi 14 Mart 2012 Çarşamba

 

TEHCİRE GİDEN YOL (1)

 

Değerli okurlar, bu haftadan itibaren sizlerle Ermenilerce Soykırım Günü ilan edilen 24 Nisan 1915 tarihine giden yolda, gelişen olayları kronolojik bir sırayla inceleyeceğiz. (Geçen haftaki Adana Olayları ile ilgili yazımıza ileriki günlerde devam edeceğiz)

Tarihsiz 1912- Taşnaksutyun´un yayın organı Orizon gazetesinin 196. Sayısından: “Türk devlet yetkilileri ve iktidar sahipleri bilsinler ki, ne bir Türk´ün ne de Türk Devleti´nin bundan böyle herhangi bir Ermeni için değeri yoktur. Varlıklarını korumak için başka yollar düşünsünler. 

1 Şubat 1912- Hâriciye Nezâreti´nin yazısı; memleketimizin her noktasında olduğu gibi Anadolu´da da ıslahatın gerekliliğin açıkça ortada olduğu, Doğu Vilâyetleri´nde yapılması gerekli ıslahat hakkında on eski Ermeni Me­busu tarafından verilen ortak layiha ile İstanbul Ermeni Mebusları´n­dan Zohrab Efendi´nin verdiği diğer bir layihanın Meclis-i Hass-ı Vükela´da incelenerek gereğinin düşünüldüğü, bunlardan bir ikisi dı­şında kabule layık görülen layihalarla ilgili olarak içeriğinin ilişkisi itibarıyla Dahiliye, Harbiye, Adliye, Ticaret ve Ziraat Bakanları´ndan bir komisyon oluşturulacağı,1 Şubat 1912- Hariciye Nezareti, Londra Büyükelçisi Tevfik Paşa´ya: “Londra´da bulunan Osmanlı Ermenileri, mezhepdaşlarının Anadolu´da bir takım zulüm ve haksızlıklara maruz kaldıklarını. Can ve mal kaybına uğ­ratıldıklarını…

8 Nisan 1912 - Sir H. Bax - İronside´den, Sir A. Nicholsen´e: “...Yeni Balkan Politikası, ‘Balkanlar Balkan Devletleri´nindir. Şimdilik Avrupa, Türkiye´nin çözülmesini bekliyor. O zaman vilayetler kucaklarına düşecek...” 

28 Nisan 1912 -“ Rusya´nın Van Viskonsolosu Mösyö Alferiev´in sohbet sırasında Taşnakların tehlikeli ve kendi çıkarlarını gözeten insanlar olduklarını. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında bir savaş çıkarmak, için çaba gösterdiklerini. Bir savaş çıktığı takdirde de (Rus ordularına öncülük, edeceklerini kendisine söylediklerini. İngiltere ve Kafkasya ahalisi tarafından bunlara para verildiğini…”

11 Eylül 1912 - Londra Sefiri Tevfik Paşa´dan, Hariciye Nezâreti´ne gelen bir telgrafta İngiliz gazetelerinin, Ermenilerin yaşadıkları vilâyetlerin durumuyla alakalı kötümser haberler yayınlamaya devam et­tiklerinin bildirildiği.

5 Kasım 1912- Sir Bax - Ironside´den, Sir E. Grey´e: -Gizli ve özeldir- “... Balkan galipleri aşağıdaki bildiriyi yayımladılar:

Balkan Devletleri´nin galibiyeti sayesinde Türklerin Avrupa´daki hâkimiyetleri sona ermiştir…”

8 Kasım 1912- Selanik, Yunan ordusuna teslim olur. Trakya´dan İstanbul´a göç başlar.

26 Kasım 1912- Rus Büyükelçisi´nden, Sazanof´un dikkatine rapor: “Bu anlatılanlar Ermeni halkının gittikçe Rusya tarafını tutmakta olduğunu göstermektedir ve bu isteğin gerçekten de içten ve samimi olduğu ortadadır. Rusya´ya olan sempati Ermeni Burjuvası ve aydınları arasında da yaygındır. İhtilalci partiler artık gittikçe itibarını kaybediyor… Van, Bayezid, Bitlis, Erzurum ve Trabzon Konsoloslarımızın bildirdiklerine göre bu vilayetlerdeki Ermenilerin hepsi Rusya tarafındadırlar. Bizim ordumuzu bekliyorlar veya Rusya´nın kontrolü altında reformlar yapılmasını istiyorlar… Ermeni Patriği, Rusya´ya, Türkiye´deki Ermeni halkını kurtarması için yalvarmaktadır…” 

9 Aralık 1912-  Rus Turunç renkli kitabının ilk belgesi olan İstanbul´daki Rus Büyükelçisi De Giers, Hükümeti´ne gönderdiği bir raporda, ”Şimdilik Doğu Anadolu´da Ermenilere ıslahat yapılmasını sağlamaya çalışmasını. Fakat ıslahatın başarısız kalması halinde, Rus ordusunun adı geçen bölgeyi işgale hazır bulundurulmasını” teklif etmiştir.

24 Aralık 1912- Rusya´nın Bitlis Konsolosu´nun 63 Numaralı Raporu: “…Ermeni kamuoyunun Ruslar lehinde hazırlanmasında Taşnaksütyun´un büyük etkisinin olduğu. Cemiyetin Ermeni, Müslüman çatışmaları yaratarak Rus müdahalesine ve işgaline zemin hazırlamak için inatla çalıştığı” bildiriliyordu.

31 Aralık 1912 - İngiliz Sefiri´nin, Bakanlığı´na Yolladığı 1129 Sayılı Rapordan: “… Berlin Antlaşması´nın 23. maddesi, nihayet Makedonyalıların kurtuluşları ile sonuçlandığı için, aynı anlaşmanın 23. maddesine konu eyaletlerle ilgilenme zamanının geldiği hissine kapılmış görülüyorlar (Ermeniler kast ediliyor). Majestelerinin, Erzurum, Van, Bitlis gibi yerlerdeki konsoloslarının son iş´arları Ermenilerin bu konudaki beklentilerine işaret etmektedir. Cenevre, Paris, Marsilya, Amerika, Mısır ve bilhassa Kafkasya´daki topluluklar ise, Balkan tarihinin hali hazır faslının ve Ermenilerle meskûn Asya vilayetleri için daha mesut bir başlangıç tespit edilmeden, Avrupa tarafından kapatılmayacağı ümidini beslemektedirler. Burada merkezi hükümet de aşikar sebepler dolayısıyla hareket, mesela Kafkaslarda olduğu şekilde çok açık olmamakla birlikte, 150.000 kişilik Ermeni toplumu da milletlerin yakın akıbeti ile meşguldür…

21 Ocak 1913- İstanbul Alman Büyükelçisi Wangenheim´ın Raporundan: “Türkiye kendi haline bırakılırsa, şimdi Avrupa Türkiye´sinin dağılmasına sebep olan inhilâl vetire­sinin pek yakın zamanda Küçük Asya´ya da intikal edeceği muhte­meldir. Merkezdeki sistem tamamen değişmediği ve ordu memleketin iç siyasetine mütemadiyen müdahale etmeğe devam ettiği takdirde, Asya Türkiye´sinin az sene zarfında taksim olunmağa mahkûm olacağı kanaati, yalnız İstanbul Türkleri arasında değil, aynı zaman­da Küçük Asya sekenesi arasında da hâkimdir...” Bu rapordaki ana düşünceler şöyle toplanabilir: “a) Osmanlı Asya´sı da çökecektir, b) Rusya ve Fransa birer pay kapmaya hazırlanmaktadırlar, c) Almanya bu işten eli boş çıkamaz; hele birer Alman eseri olan Anadolu ve Bağdat demiryollarının geçtikleri yerlerin başka ellere düşmesine seyirci kalamaz, d) İngiltere ise Mersin ve İskenderun´un Alman ellerine geçmesine göz yumamaz, yeni gelişmekte olan İngiliz-Alman dostluğu henüz buna dayanacak kadar güçlenmemiş ve sağlamlaşmamıştır. e) Dolayısıyla Osmanlı çöküntüsünü geciktirmek ve bunun için de işbu devlete yardım etmek gerekir.”

31 Ocak 1913- Hınçak Komitesi, şubelerine yazdığı talimatında: Silahlanma meselesinin çok önemli olduğunu ve silâhların temini için paranın hazır oldu­ğunu belirtmektedir.

5 Mart 1913- Hariciye Nezareti´nden, Dâhiliye Nezareti´ne: “Rusların Kafkasya´ya komşu Osmanlı Vilayetleri´ni ele geçirmek, maksadıyla Erzurum, Van, Bitlis ve Bayezid´deki Rus Konsoloslukları ve fennî araştırmalar yapmak, bahanesiyle Bayezid´e gelen üç Rus Profesör aracılığıyla bu vilayetlerde karışıklık, çıkarmaya çalıştıkları…”

15 Nisan 1913- Meclis-i Vükela´da yapılan gizli bir görüşmede; Doğu Anadolu´da yapılması planlanan ıslahat konusu görüşüldü.

24 Nisan 1913 - Londra Büyükelçisi Tevfik Paşa, İngiltere Hariciye Nazırı Grey´e bir nota vererek, iki bölgeye ayrılacak Doğu Anadolu Vilayetleri´ne birer İngiliz Genel Müfettiş ve yeteri sayıda müşavirler ile jandarma subayları gönderilmesini talep etti. Büyükelçi talebini 4 Haziran 1878´de İstanbul´da imzalanmış olan Kıbrıs Antlaşması´na dayandırıyordu.

24 Nisan 1913- Osmanlı Hükümeti´nin Doğu Anadolu´da ve Osmanlı Dahiliye Nezareti´nde çalışmak üzere İngiliz uzmanlar getirmek amacıyla İngiltere Hükümeti´ne başvurması. Ermeni Meselesi´nin uluslararası bir sorun haline gelmesi.

Kaynaklar:

1-Ovanes Kaçaznuni, “Taşnak Partisinin Yapacağı Bir şey Yok”,  sf.15

2-Recep Karacakaya, “Kaynakçalı Ermeni Meselesi Kronolojisi”, sf.232, 88

3-Devlet Arşivleri Gen.Müd. “Osmanlı Belgelerinde Ermeni-İngiliz İlişkileri”,  C.IV. sf. 92-94

4-Erol Ulubelen, “İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye”, sf.111,130

5- Devlet Arşivleri Gen.Müd. “Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Rus İlişkileri”, C.III sf. 62-71, 81-85

6-Recep Karacakaya, “Ermeni Meselesi Kronoloji ve Kaynakça”, sf.76

7-Turgut Özakman, “Atatürk Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi”, sf.14

8-Yusuf Halaçoğlu, “Ermeni Tehciri”, sf.48-49

9-Ercüment Kuran, “Ermeni Sorunu”, Yeni Türkiye Dergisi Özel Sayısı Sayı 37 sf.241-242

10-Erdal İlter, “Türkiye´de Sosyalist Ermenilerin Silahlanma Faaliyetleri ve Milli Mücadelede Ermeniler”,sf 43-44, 46

11-Kamuran Gürün, “Ermeni Dosyası”, sf. 255-256

12-Yusuf Hikmet Bayur, “Türk İnkilâbı Tarihi”, C.II sf 33-34

13-Zekeriya Türkmen, “Ermeni Meselesine Çözüm Arayışları”, Ermeni Araştırmaları Dergisi Sayı 9 sf.52

 

Yeni Adana Gazetesi 21 Mart 2012 Çarşamba


TEHCİRE GİDEN YOL (2)

Değerli okurlar, bu hafta da Tehcire Giden Yol´u geçen hafta kaldığımız yerden belgeleriyle incelemeye devam edeceğiz.

24 Nisan1913 - “Sulh Hâkimleri Hakkında Kanun-ı Muvakkat” çıkarılarak, Hâkimlerin yetki ve sorumlulukları, muhakeme usulleri yeniden belirlendi ve yeni mahkemelerin kurulması kararlaştırıldı. (Yazarın Notu: Bu kanun ve vilayetler idaresi ile ilgili 27 Mart 1913 tarihli kanun, 6 vilayette Ermeniler için reform yapılması sorununu yeniden gündeme getirdi.)

25 Nisan 1913- Trabzon Vilayeti´nden alınan bir şifrede: “Muhtariyet amacıyla Ermenilerin, Doğu Vilayetleri´nde Rusya´nın müdahalesini davet etmek amacıyla Mayıs ve Haziran aylarında bir karışıklık çıkartmak niyetinde oldukları. Bunun için bazı fedailerin Rusya´dan Osmanlı hududuna girmeyi planladıklarının haber alındığı…”

6 Mayıs 1913- Diyarbakır Valisi Celal Bey´den, Dâhiliye Nezareti´ne: “Bölgede İngiliz casuslarının kol gezdiğini, bunların amacının Ermenilerle aşiretlerin arasını açmak olduğunu…” bildiriyordu.

14 Mayıs 1913- Başkumandan Vekili Ahmet İzzet Paşa´dan, Sadaret Makamı´na: “Çok iyi derecede Türkçe bilen iki Rus´un Kafkaslardan Doğu Anadolu´ya girerek Ermenileri tahrik edeceği haberini aldıklarını, Hükümet tarafından gerekli önlemlerin alınmasını” dile getiriyordu.

27 Mayıs 1913-  Mr. O´Beirne´den, Sir E. Grey´e: ”Rus Dışişleri Bakanı, Ermeni temsilcilerinin devamlı olarak Rusya´yla birleşmek istediklerini söyledi. Çünkü Türkiye´nin bu doğu bölgesinde Ermeniler, en fazla nüfusun yüzde 30´unu oluşturduklarından, kendi başlarına bir devlet kurmaları olanağı yoktur, diyerek. Rusya ile birleşmek istediklerini, söyledi…”

10 Haziran 1913- İstanbul‘daki Alman Büyükelçisi Wangenheim´ın Raporu: “Ermeni isteklerinin yükselmesine yol açan devlet Rusya´dır. Katogikos´un, buradaki Ermeni Patriği´nin ve Ermeni bölgesinde çalışan hesapsız ajanların yardımı ve büyük ölçüde para harcama yoluyla, Rusya yıllardan beri Ermeni hoşnutsuzluğunu kışkırtmaktadır. Rusya Doğu Anadolu´da yol ve demiryolu yapılmasına engel oluyor…”

23 Haziran 1913-  Fransız Hükümeti´nin, büyük devletlerden, altı vilâyet için Os­manlı İmparatorluğu´na Makedonya´daki gibi bir yüksek komiser atamasını tavsiye etmelerini istemesi.

1 Temmuz 1913- Av-Mac. İstanbul Büyükelçisi Pallavicini´den Dışişleri Bakanı Berchold´a (İlgi: Rusya, İstanbul Büyükelçiliği Baş tercümanının Ermenistan´daki reformlara dair ilk ön projesi): “Hedef, 6 vilayetten oluşan ayrıcalıklı büyük bir eyalet oluşturmak… Bu proje, Anadolu Türkiye´sinin parçalanması anlamına gelir. Bu taslak, sadece Anadolu´nun paylaştırılmaması kaydıyla kabul edilmeli.”

3 Temmuz 1913- Doğu Anadolu Islahat Komisyonu Yeniköy´de, Avusturya-Macaristan Büyükelçiliği yazlık binasında toplandı. Tartışma sonunda Rus ön tasarısının esas alınması kararlaştırıldı. Rus temsilci, Doğu Anadolu´da tek eyalet olmasını savunurken, Alman temsilci bölgede iki idari kesim kurulmasında direndi. Ayrıca meclislerde eşit sayıda üye bulunmasına kaşı çıkarak üyelerin nüfus oranında seçilmesini teklif etti.

7 Ağustos 1913-  Bir irade ile herkesin bulunduğu yerde askerlik yapması esası getirildi. Bu, Rusların isteğinden daha fazla bir şeydi. Son derece zararlı olan bu karar, Osmanlı-Rus Antlaşması´na da aynen geçti. Bilhassa, Ermenilerin, Doğu Anadolu´da oturdukları bölgede askerlik yapmalarının kabulü, bir müddet sonra başlayan I. Dünya Savaşı esnasında, onların isyan etmelerine ve mahallî Müslüman halkı kat­letmelerine yol açacaktır. Alınan kararda bundan başka II. Abdülhamid tarafından sırf Ermeni Komitacıları´nın faaliyetlerini önlemek ama­cıyla kurulan Hamidiye Alayları´na, Ermenilerin de alınması, her iki bölgede bir yıl içinde seçim yapılarak, çeşitli din ve ırkların tespiti. Vilâyet meclislerine seçilen üyelerle, jandarma ve polis teşkilâtının yarı yarıya olması hususları da bulunmaktaydı.

19 Ağustos 1913- Osmanlı Devleti´nin imzalamak zorunda kaldığı Bükreş Andlaşması sonucunda, imparatorluk topraklarının %32,7´si ve nüfusunun % 20´si kaybedilmiş oldu. Diğer bir deyişle, 1913 itibarıyle Osmanlılar, Avrupa´daki topraklarının %83´ünden oldular.

20 Ağustos 1913 - Adana Vilayeti´nde Serkis adındaki bir Ermeni´nin eşyası arasında bomba bulunmuştur.

12 Eylül 1913- Rus Dışişleri Bakanı Sazanof´un bir mektubu: “Osmanlı Asya´sının pek uzun yaşamayacağını. Onu Osmanlı´nın fena yönetimine eklenecek olan yerli ulusların imparatorluk­tan ayrılma isteklerinin dağıtacağını. Böylelikle Ermenistan, Suriye, Arabistan gibi devletçiklerin kurulacağını ve bunlardan her birinin bir büyük devletçe korunacağını ve böylelikle bir genel savaşın önlenebileceğini ifade etmiştir.”

22 Eylül 1913- Rus ve Alman temsilcileri bir araya gelerek Doğu Vilayetleri ile ilgili Rus tasarısı üzerinde anlaşmaya vardılar.

3 Kasım 1913- Lord Kitchener´den, Sir E. Grey´e: “...Türklerin çöküşü tamamlanmış görünüyor. Artık ne Avrupa´da ne de başka bir yerde eski durumlarını koruyamazlar…”

21 Kasım 1913-  Tanin: “İmparatorluk içindeki her topluluğun Meclis´teki temsilcilerini kendi seçmesi halinde Anayasa´nın bir anlamı kalmayacağını. Bu durumun memleketi bir konfederasyon haline getireceğini. Er­meniler, Rumlar, Türkler, Araplar için ayrı ayrı meclislerin kurulmasına ve her topluluğun kendi programının olması­na yol açacağını” yazmıştır.

14 Aralık 1913- Mr. O´Beirne´den, Sir E.Grey´e: “Ermeni ayaklanması, Türklere bir harp ilan etmenin en iyi aracıdır. Bu da Rusların silahla karışmasını sağlar. Alman ordularının Türklerin yanında olması üçlü anlaşmayı kuvvetlendirecek, bu reformlara yol açacak ve sonra bir Ermeni İsyanı olacaktır...”

14 Aralık  1913- Halep Vilayeti´nden, Dahiliye Nezareti´ne Gönderilen Bir Yazıda: “İskenderun taraflarındaki Ermeni Komiteleri´nin faaliyette bulundukları. Pire´den silah satın aldıkları ve 1.000.000 fişek ve 3.000 tüfeği İskenderun sahiline çıkarmak üzere iken beceriksizliklerinden bunu gerçekleştiremedikleri. Ama bunu yine denemelerinin muhtemel olduğu ve İskenderun sahilindeki Ermeni köylerinin kontrol altında bulundurulması ve özellikle Pire´den gelen vapurlara dikkat edilmesi gerektiği” belirtilmekteydi.

Kaynaklar:

1-Zekeriya Türkmen, “ Ermeni Meselesine Çözüm Arayışları”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Sayı 9, s.52,48-55,59

2-Bülent Bakar, “ Ermeni Tehciri”, s. 53-54,55

3-Erol Ulubelen, “İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye”, s. 157-118,119-152,153

4-Fethi Karaduman, “Entrikacı Komplosu Ermeni Sorunu”, s. 156

5-Recep Karacakaya, “Ermeni Meselesi Kronoloji ve Kaynakça”, s. 245

6-Ohandjanian, “Avusturya- Macaristan Ermeni Meselesi”, C.IV,B

7-Ercüment Kuran, “Ermeni Sorunu” Yeni Türkiye Dergisi özel sayısı, I.s.243

8-Yusuf Halaçoğlu, “Ermeni Tehciri ve Gerçekler”, s. 30

9-Guenther Levy, “1915 Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu?”, s. 70

10-Yusuf Hikmet Bayur, “Türk İnkılabı Tarihi”, C.II Kısım.3 s,15

11-Bengi Kümbül, “Tercüman-ı Hakikat Gazetesine Göre Osmanlı Ermenileri”,s.81

Yazarın Notu: Yazmış olduğum “Belgelerle II. Meşrutiyet´ten Tehcire Adana Ermeni Olayları Günlüğü” adlı kitabım çıkmıştır. İlgilenen okurlar Karahan ve Alkan kitapevlerinden temin edebilirler. Yeni Adana Gazetesi 28 Mart 2012 Çarşamba

                                                      TEHCİRE GİDEN YOL (3)

Değerli okurlar, Osmanlı İmparatorluğunun Tehcir kararı almasına yol açan olayları incelemeye devam ediyoruz.

3 Ocak 1914- Albay Enver Bey´in Paşalığa yükseltilerek Harbiye Nazırı yapılması. Enver Paşa Genelkurmay Başkanlığı görevini de kendi üzerine almıştır.

18 Ocak 1914- İstanbul´daki Avusturya-Macaristan Askeri Ataşesi Pomiankowski´den, Viyana´da Genelkurmay Başkanlığı´na gönderilen şifrede;  “...Genel kanıya göre Ermenilerin, Osmanlı yönetiminden hiçbir şey beklemedikleri. Sürekli olarak silah, mermi ve dinamit kaçırarak, Osmanlı topraklarında yığınak yaptıkları. Baharda Rusya´nın yönetiminde silaha sarılacakları” bildirilmektedir.

28 Ocak 1914- Ermeni Komitelerinin Silahlanması: “Muhterem Komitenin İstanbul Şubesine:  Şubemiz üyelerinden 115 nolu Sisilyan ile 116 nolu Jamkoçyan´ı 150 lira ile yola çıkarmayı başardık. İşe yarayacak her cins silâh ve dinamit alacağız.” 

30 Ocak 1914- İbrahim Salcıyan, Artin ve Bedros isimli üç Ermeni, askerî kuvvet ve hazırlıklarımız hak­kında topladıkları bilgileri düşman gemilerine ilettiler.

30 Ocak 1914- Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Konsolosu Moricz´in verdiği raporda: “Ruslar, Ermenileri harekete geçireceklerdir. Bu maksatla çok para harcıyorlar. Gizlice asilerin hizmetine silah sevk ediyorlar ve bir Ermeni ayaklanmasının patlak vermesine aracılık ediyorlar.”

8 Şubat 1914- Doğu Anadolu Islahatıyla ilgili olarak Osmanlı Devleti ile Rusya arasında bir anlaşma imzalanması. Hariciye Nezareti´nin Doğu Vilayetleri Sorunu´na ilişkin devletlerle yapılmakta olan görüşmelerin tam bir anlaşmayla sonuçlandığı. Bundan dolayı umumî müfettişlerin hemen atanacağının Osmanlı Sefirleri´ne bildirilmesi.

9 Şubat 1914- Rusya´nın İstanbul Büyükelçisi Gulkeviç´ten, Rusya Hariciye Nazırı Sazanof´a: “İmzalanan bu projenin Ermeni Milleti´nin tarihinde yeni bir devir açtığını. Ermeniler´in, Türk boyunduruğundan kurtulacağını. Bu anlaşmanın imzalanması ile Ayastefanos Muahedesi´ndeki 16. maddenin yürürlüğe girmiş olduğunu ve Rusya´nın, uluslararası alanda prestijinin arttığını. İstanbul´a hâkim olmak arzusunda olan Rusya´nın şehirde bulunan Ermenilerle burada tutunmasının mümkün olduğunu” belirtiyordu.

11 Şubat 1914- Düşmanın Kıbrıs´tan getirttiği Toros oğlu Öğretmen Agop, sahilde araştırma yaparken yakalanmış Divan-ı Harbe sevk edilmiştir. Aynı gün, düşman gemilerine kaçan Ermeniler arasında olup yakalanan Artin Dağlıoğlu, üzerindeki evrakla Divan-ı Har­be verilmiştir.

16 Şubat 1914- Zeytun´da, asker kaçaklarıyla çeteler Hükümet Dairesi´ni basarak, silahları yağma ettiler. Telgraf hatalarını kestiler. Memurları ve Müslüman aileleri öldürdüler.

23 Şubat 1914- İkdam Gazetesi: İngiliz Muhabir Mr. Philips Price, “Asya-i Osmani Meselesi” başlığıyla yayınlanan makalesinde Zeytun´daki asayiş sorunu üzerine şunları kaydetmiştir: “Şakilerden, firarilerden müteşekkil bir koloniye tesadüf ettim. Bunların reisi olan bir rahip, askeri esaslara ait kaideleri herhalde dünyadan daha iyi biliyordu. Rahip ile kendilerine ekâbir süsü veren dört kişinin başkanlığında olan Zeytun ahalisi, her hafta başında, oranın aşağısında bulunan Türk askerî mevkisi ile muharebe ederdi. Şehrin tepelerindeki kayalıklar üzerinde, asker müfrezeleri ile firariler arasında çarpışmaların vuku bulması nadir değildi. Bunlardan birini rahibin hanesinden olduğu gibi gözlemledim.” “Zeytun Ermenileri, merkezî Hükümet´in teftişini ima eden her şeye rahatlıkla karşı koyarlar. Vergilerini vermeye ve Osmanlı Ordusu´na asker göndermeye onları hiçbir şey ikna edemez. Halbuki diğer taraftan, Türk malı nakleden kervan veyahut bir koyun sürüsü, nazarlarında, yağma edilecek meşru bir maldır. (...)”

8 Mart 1914- 1913 Sonbaharı´nda Hizan´ın dini önderi Şeyh Sait Ali ve O´nun güvendiği bir kimse olan Melikan´lı Molla Selim (diğer adıyla Şeyh Selim) Ermenilerle görüşerek ortak hareket etme kararı almışlardır… Şeyh Selim Hükümet´e meydan okumuş ve bölgede Şeyh Sait Ali ve Şeyh Şahabettin´in de katıldıkları bir isyan hareketi başlatmıştır.

22 Mart 1914- Rus Dışişleri Bakanı Sazanof´un hâtıralarından: "Biz bu talihsiz Hıristiyan ulusun (Ermeniler) mukadderatıyla yalnız insanlık bakımından ilgilenmiyorduk.

30 Mart 1914- Develi(Everek)´deki patlamadan sonra, 30 Mart tarihine kadar, 30 bomba bulundu. 21 Mayıs´ta ise bombalar, dinamit ve başka patlayıcı maddeler, 100´den fazla savaş silahı, mavzerler, tabancalar bulunacaktır. Tahkikat genişledikçe, Develi´de Ermeni mezarlığında bomba imalına mahsus alet ve beyaz pamuk barutu, Vasil oğlu Haçı Parsih´in bahçesinde büyük çapta 24 bomba, kasabada Ermeni Kilisesi´nde ve okulunda 21 bomba ve 250 okka kurşun bulundu.

28 Nisan 1914- Rusya ile yapılan anlaşma gereğince; Van-Bitlis-Harput ve Diyarbekir bölgesi genel müfettişliğine Norveçli Binbaşı Nicolas Hoff; Trabzon-Erzurum ve Sivas bölgesi Genel Müfettişliği´ne de Hollandalı Doğu Hindistan sömürgeleri memurlarından Westenenk, Dâhiliye Nezareti´nin tezkiresi ile atandı.

29 Nisan 1914- Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi´nden, Dahiliye Nezareti´ne yazılan tezkerede;“Zeytun Kasabası´nda bir hanede saklanmış sekiz (8) kadar eşkıyanın ele geçirilmesi için yapılan ablukada, içerden silah kullanıldığı ve ahaliden birinin vefat ettiği ve Ermeni Piskoposu´nun araya girmesiyle eşkıyaların yakalanamadan askerin geri çekildiği, bu sırada toplanan Ermeni ahalinin askere taş atarak bazılarını yaraladıkları, bu hale sebebiyet veren mahallî yetkilileri hakkında takibat yapılması için izin verilmesi istenmiştir.”

21 Mayıs 1914- Hariciye Nezareti´nden, Dâhiliye Nezareti´ne:“Profesör Pletneff´in, Tiflis´te verdiği konferansta… Büyük Petro´nun hedeflerinin gerçekleştirilmesi için bugün büyük bir fırsat doğduğunu, bunun için Ermenilerin Ruslar­la el ele vermeleri gerektiğini ve Osmanlı Devleti´nin, Giritliler gibi Anadolu´da bulunan Ermenilere de mutlaka muhtariyet vermesi gerektiğini ifade ettiği.”

26 Mayıs 1914- Doğu Anadolu için tayin edilen ve İstanbul´a gelen müfettişlerle Osmanlı Hükümeti arasında gerekli sözleşmelerin karşılıklı olarak imza­lanması.

1 Haziran 1914- Iowa Recorder Gazetesi: “Birçok şehir tahrip edildi. Sason´daki Ermeniler 17 Türk Köyü´nü yıktı, 600 aile Muş´tan Bitlis´e kaçtı.”

28 Haziran 1914- Avusturya Veliahdı Ferdinand ve eşinin, bir Sırplı tarafından Saray Bosna´da öldürülmesi ile I. Dünya Savaşı´nın çıkması.

Temmuz –Erzurum´da çeşitli vilayetlerden gelen 30 Ermeni delegesinin katılmasıyla bir Taşnaksutyun Komite Toplantısı yapıldı.  Bu toplantıda alınan karar özetle şöyleydi: “Osmanlı İttihat ve Terakki Hükümeti´nin ıslahat hareketleri göstermeliktir. Bu nedenle muhalefette kalınacak, Hükümet´in siyasi programı eleştirilecek ve tutumuyla savaşılacaktır.

20 Temmuz 1914- Sivas Vilayeti´nden Alınan Şifrede:  “Ermenilerin bomba imal ettiği, bomba imaline yarayan alet ve edevatların ele geçtiği ve buradan birçok yere bomba sevkiyatı yapıldığı” bildirilmekteydi. Sivas Vilayeti´nden Alınan Başka Bir Şifrede: “Amasya´da imal edilen bombaların ve dinamitlerin 2 aydan beri civar bölgelere gönderildiği öğrenildiği”  ifade edilmekteydi.

Ağustos – Rus Çar´ı II. Nikola, yayınladığı bir bildiride: “Rusya şerefini, haysiyetini ve memleketini kurtarmak için savaşa girmiştir; bu büyük sınav süresi içinde iç anlaşmazlıklar unutula­çaktır” diyordu. Gerçekten Rus Hükümeti´yle Taşnaksutyun Komitesi´nin anlaşmazlıkları bir tarafa bırakıldı. Evvelce çeşitli nedenlerle cezalandırılmış olan komitacılar, Rus Silahlı Kuvvetleriyle birlikte savaşmak için Kafkasya´ya döndüler. Doğu Anadolu´yu ele geçirmek için gönüllü müfre­ze ve kıtaları kurdular. Taşnaksutyun Komitesi de: “Doğru bildiğimiz bir iş ve kurtuluşumuz için Almanlarla savaşaca­ğız; Ermeniler´in kurtarılması zamanı gelmiştir. Ermeniler; Türkler´e kar­şı silaha sarılın” diyordu.

1 Ağustos 1914- Almanya´nın, Rusya´ya harp ilanı ile I. Dünya Savaşı başlaması.

2 Ağustos 1914- Osmanlı Devleti´nin genel seferberlik ve sıkıyönetim ilan etmesi. *Taşnak Komitesi, İstanbul merkezinde yapılan toplantı sonucu

Anahtar Kelimeler: 2012, 2013, YAZI, RÖPORTAJLAR
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (4) (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (3) (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (2) (25 Ekim 2016 - Salı)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (1) (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (8) (24 Mayıs 2016 - Salı)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (7) (16 Mayıs 2016 - Pazartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (6) (07 Mayıs 2016 - Cumartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (5) (02 Mayıs 2016 - Pazartesi)
“MİSAK-I MİLLİ ASGARİ PROGRAMDIR” (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
KIBRIS NEREYE GİDİYOR? (22 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (3) (08 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (2) (05 Şubat 2016 - Cuma)
CHP NEREYE GİDİYOR? (1) (05 Şubat 2016 - Cuma)
DR. SEDA BAYINDIR ULUSKAN´LA SÖYLEŞİ (25 Ocak 2016 - Pazartesi)
TÜRKİYE VE DÜNYADA ENERJİ SORUNU (01 Ocak 2016 - Cuma)
KURTULUŞ SAVAŞININ KAHRAMAN GAZETESİ (25 Aralık 2015 - Cuma)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (28 Kasım 2015 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA 29 EKİM ÖZEL YAZISI (29 Ekim 2015 - Perşembe)
HEPİMİZ OSMANLICA ÖĞRENİYORUZ! (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
ÇANAKKALE CEPHESİ (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
NEDEN 29 EKİM? (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
ÇÖMLEKLERİMİZ AÇILDIĞI ZAMAN
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
HALKIN ENFLASYON ÖLÇÜM DENEYİMİ
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
“YAŞAR KEMAL SANAT GÜNLERİ”NİN ARDINDAN
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
TARIMSAL ÜRETİM 2200 RAKIMDA DA GELİŞTİRİLEBİLİR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
BAŞKA BİR ŞEY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ULU ÖNDER ATATÜRK´ÜN EBEDİYETE İNTİKALİNİN 79. YILDÖNÜMÜNDE ATAMIZI ÖZLEMLE ANIYOR VE ARIYORUZ.
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
ÖĞRENCİLERİN STRES KAYNAKLARI
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
FİFA KOKARTLI İLYAS AYAN´A VEFA
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Yüz Yıl...
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
GÜZEL, GÜNEŞLİ GÜNLERE DOĞRU
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
TOPLUM VE BAŞARI
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
CHP NEDEN BAŞARILI OLAMIYOR?
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE, AKP İKTİDARININ YAŞATTIĞI ACI GERÇEKLERİ ATATÜRK BİLİNCİYLE AŞACAĞIZ!
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
RASİM DOKUR´UN DOKUDUĞU KAPUT BEZLERİNDEN NE YAPILDI?
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİ VE NİTELİKLİ AKADEMİK KADRO TALEBİ
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
KUDÜS KİMİN BAŞKENTİ
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
SOSYAL DEMOKRAT PARTİ DE ÜYELİK KAVRAMI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
VAHİDEDDİN´İN İHANETİ
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
İSTANBUL ÖYKÜLERİ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Savunma
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
NE OLACAK BU TEMSİLCİLERİMİZİN DURUMU
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
YAHUDİLER
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
DR.ERCAN ATALAY VE ASKF
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
TÜRKİYE VE DÜNYA
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
TAHSİN ÇAVUŞ´UN ÖLDÜĞÜ GÜN
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
HER MAÇ BÖYLE OLMALI
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
KÖR, SAĞIR ve İKTİDARSIZ BİR NESİL YETİŞTİRİYORUZ
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
7 °C
Çarşamba
6 °C
Perşembe
9 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-12/5/1722063453796.jpg