YUSUF GİTTİ HOCAM
Tarih: 4.09.2018 13:57:59 / 1166okunma / 0yorum
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?

Biz, o günleri çok kötü geçirdik.

 

           Her yanımız kan, kin ve korku doluydu. Öğrenciler, öğretmenler, polisler ve halk kamplara bölünmüştü. Birbirimizle değil tartışmak, aynı sokakta bile karşılaşamazdık.

 

             İçimizde olaylara karışmayan insanlar vardı. Onlar hiçbir şeyi ya bilmiyor ya da bilmek istemiyorlardı. Kendi hallerinde yaşarlar, oynarlar, gülüşürler sohbet eder, ders çalışırlardı. Devrimci kim? Ülkücü kim? Umurlarında bile değildi. Bilseler bile bilmezlikten gelmek en önemli meziyetleriydi.

 

            Bir gün, arkadaşım Yusuf gözü mosmor halde sınıfa geldi, en arkadaki yerine oturdu. Yönünü pencereden tarafa döndü. Mümkün oluğu kadar benden tarafa bakmıyordu. Benim sınıftaki yardımcımdı. Benim olmadığımda sınıfı o idare ederdi.

 

            Yusuf ile daha önceden bir arkadaşlığımız vardı. Birbirimizi iyi tanıyorduk. O da sol cenahta bende sol cenahtaydım. O bana göre bir devrimciydi. Sosyalist ya da komünistti. Hangisini söylersen söyle güler geçerdi. Ben ise herkesin bildiği gibi bir particiydim. Ne Komünistliği, ne sosyalistliği, ne de devrimciliği kabul etmezdim. Bana göre en büyük devrimci Atatürk´tü. En büyük İnkılâpçı da Atatürk´tü. Zaten Atatürk´ü solcular devrimci,  sağcılarda İnkılâpçı olarak görürdü. Birinin devrimciliğini diğeri kabul etmez, birinin İnkılâpçılığını da diğer taraf kabul etmezdi. Biz ise her ikisini de hoş karşılardık.

 

           Masadaki işim bitirince Yusuf´un yanına vardım. Yusuf önce bana bakmadı. Yan tarafına oturunca gözünün kıpkırmızı tarafını bana gösterdi. Bir telaşla;

            “Ne oldu Yusuf,”dedim.”Bu ne hal böyle?”

              Yusuf aynı ciddiyetle;

              “Akşam yolumu kestiler.” dedi. ”En az on kişi varlardı.”

              “Kim lan bunlar? Dedim. “Senden ne istiyorlar?”

 

                Sesimi bütün sınıf duymuştu. Karşı sıradaki sağ görüşlü öğrenciler bizden tarafa baktılar. Sonra yönlerini ön tarafa dönerek sohbet etmeye devam ettiler. Bir süre sonra da dışarı çıktılar. Yusuf göz ucuyla onları takip ediyordu. Oldu olası onların varlığından şüphe duymuş, kuşkulanmış, tedirgin olmuştu. Okul açıldı açılalı onlarla hiç yakınlık kurmamıştı. Zaten bulunduğu yerde bunu gösteriyordu. Yusuf´un etrafındaki öğrencilerin tamamı sol görüşlü çocuklardı. Her zaman onunla gezerler, onunla sohbet ederler, yanından hiç eksik olmazlardı. Karşıdakiler dışarı çıkınca;

                “Bu şerefsizler var ya.” dedi. ”İçimizde ajanlık yapıyorlar. Nereye gitsem, kiminle gezsem, dışarıda birilerine uğrasam beni takip ediyorlar. Akşam da aynısını yaptılar. Bir arkadaşın oraya gidecektim. Yolda önüme çıktılar. Bana saldırdılar. Onlara karşılık verdim, fakat bir tanesi sırtımdan boynuma vurmuş. Yere düşmüşüm. “Öldü” diye, bırakmışlar.”

 

                 Durum çok kötüydü. Hadi dışarıdakilere bir şey diyemezdim ama içeriden ajanlık yapılması ahlaki değildi. Ne olursa olsun biz sınıf arkadaşıydık. Beraber birçok anılarımız vardı. Yarın bu anılar bizlerin dostluklarına katkı yapacak, birbirimizi sevmemize vesile kılacaktı. En azından ben böyle düşünüyordum. Arkadaşa karşı ajanlık yapılması af edilecek durum değildi. Bunu Yusuf´a anlatmaya çalıştım. Yusuf benden tarafa dönüp, iki gözünü göstererek;

                “Bunun karşılığı ölüm, Ahmet.” dedi.

                 Sıranın içinden bir silah çıkardı. Masanın üzerine koydu ve

                 “Bundan sonra karşıma çıkan, kurşunu yer.” dedi.

 

                 Tabanca sıranın üstündeydi. İdarenin haberi olsa hepimizi sürgün eder, açıkta bırakırdı. Ayrıca etraf ajan doluydu. Birisi polise şikâyet etse, hepimizi içeri atarlar, ömür boyu süründürürlerdi. Hele bir de Borsa Lisesi gibi bir okuldan geliyorsak, işimiz bitmişti. İçeri girenlerin ne çektiklerini, nelere maruz kaldıklarını hep duymuştuk.

 

                     Yusuf´u çok severdim. Solcu olmasının yanında tam bir Anadolu çocuğuydu. Adana´ya Sivas´tan gelmişlerdi. Yiğitti, cesurdu. Arkadaş canlısıydı. Arkadaşı için canını vermekten çekinmezdi. Ayrıca çok okuyan, okuduğunu anlayan, yorumlayan bir devrimciydi. Zaten solcuların tamamı çok okuyan, araştıran insanlardı. Kuran´a inanmazlardı. Ama araştırmışlar, incelemişler, fikir sahibi olmuşlardı. Müslüman´ım diyen birçok cahilden daha bilgililerdi.

 

               Sağ taraf ise kitap okumayı sevmezdi. Varsa, yoksa Alpaslan Türkeş´in kitaplarıydı. “Dokuz ışık.” derler başka bir şey demezlerdi. Beni de soyadım dokuz diye severlerdi. Onlara göre; dokuz önemli ve rakipsiz bir sayıydı ve Türklerde kutsaldı.

 

               Gerçi, ben onlardan daha çok milliyetçiydim. Allah´a inanır, namazımı kılardım. O güne kadar Kuran hakkında fazla bilgim yoktu. Sadece ana baba Müslüman´ıydım. Onlardan ne duyduysam onu biliyordum. Yusuf´la yaptığım samimi tartışmalarda Allah´la ilgili sözler söylerdim. İnanmamasına çok kızardım. O da beni kıramadığından fazla üzerime gelmezdi. Bir gün;

           “Ya Ahmet kardeş.” dedi. ”Benim de Anam babam Müslüman insanlardır. Namazlarını kılar, oruçlarını tutarlar. Ama ben arkadaşlar arasında tartışırken bazı kişiler,

           ” Allah´a inanmıyorum.” Dediler.

              Ben de;

             ” İnansam ne olur, inanmasam ne olur.” dedim. Kendime böyle bir yol çizdim. Bu konuyu da çok önemsemiyorum.”

 

           Ben fırsat buldukça Yusuf´u Allaha inandırmaya çalışıyordum. Bayağı da yumuşatmıştım. Nerdeyse,

          “Tamam, ben de Müslüman´ım.” diyecek hale getirmek üzereydim. Ama bu olay Yusuf´u daha da dinsiz hale getirmişti. Akşam önlerine çıkan insanlar fena hırpalamışlardı. Hepsi birden üzerine çullanmışlar, tekmelerle, yumruklarla, kıpırdayamaz hale getirmişlerdi. Saatlerce kendine gelememişti. Bir taksici onu yerde görmüş ve hastaneye bırakmıştı. Hala vücudu yara bere içindeydi. Ellerinin üstü mosmor kesilmiş, yukarı zor kaldırıyordu. O sakat eliyle tabancayı tutarak;

                   “Bunun hesabı sorulacak.” diyordu.

 

             Yusuf çok sinirli ve kin doluydu. Bir kaç arkadaşla birlikte zor bela gönlünü yaptık ve silahla birlikte Yusuf´u eve gönderdik. Silahla yakalanmasından çok korkuyorduk. Biliyorduk ki Yusuf adam vuramaz. O bir dava adamı. İşçi hakları, insan hakları, vatandaşlık hakları onun birinci meselesi. Onun dünyasında bir şey var, o da haksızlıkla mücadele etmek. Emperyalizmle savaşmak. Başka bir şeyi yok. Bu da herkes için olması gereken davranışlar.

              Yusuf eve gittikten sonra üç gün okula gelmedi.

 

              Okulda herkes onu soruyordu. Bazı arkadaşları da ondan haber getiriyorlar, bizlere bildiriyorlardı. Aslında çok kavgacı arkadaşları vardı. Birine;

              “Nazım Hikmet.” diyorlardı. “Uzun boylu kavgacıydı. Önüne on kişi gelse gerisine bakmaz.” diyorlardı. “Her zaman üzerinde bıçak bulundurur, karşısına çıkanı deler.” diyorlardı.

               Ülkücülerden de babayiğit çocuklar vardı. Onlar da gözünü kırpmadan adam öldürebilirlerdi. Ama bizim okulda sayıları azdı. Başka okuldaki arkadaşlarıyla işbirliği yapıyor, onlardan destek alıyorlardı.

                 Bir gün sınıfa bir yabancı girdi. Tarihçinin dersiydi. Ona kibarca;

                 “Sınıfı terk et. ”dedim.

                  Bana kabadayılık yaparak;

                “Çıkmaz isem ne olur?” dedi. Bu arada Tarihçi içeri girdi. Masaya oturdu. Her zaman yaptığı gibi sınıfı tek tek saydı. Sonra sınıfın yoklama kâğıdına bakarak;

                  “Başkan.” dedi. ”Sınıf fazla gibi geldi.”

                   Bende durumu olduğu gibi anlattım. Bu arkadaşın dışarıdan geldiğini, sınıfa oturduğunu, çıkmak istemediğini söyledim.

                    Hoca o şahsa dönerek;

                   “Siz neden buradasınız ?”dedi.

                    O da;

                   “Dersinizi dinlemek istiyorum.” dedi.

                     Hoca kızgın vaziyette;

                   “Dışarıdan kimseyi almıyoruz.” dedi. ”Derhal sınıfı terk edin.”

                     Vatandaş ayağa kalktı. Bana doğru dönerek sıraya yumruk vurdu.

                   “Ben seninle görüşeceğim.” dedi.

                     Kapıyı suratımıza çarparak dışarı çıktı. Arkasından ben de çıktım. O daha hızlı gidiyordu. Boyca da, bedence de, benden kuvvetliydi. Arkadan diğer arkadaşlar da çıktılar. Ben doğru müdürün odasına girdim. Müdür odasında oturuyordu. Sağ görüşlüydü ve beni çok iyi tanıyordu.

               “Ne oldu başkan?” dedi.

               “Müdür bey. ”dedim. “Hemen polis çağırın. Okulda kavga çıkacak.”

                Müdür;

                “Ne polisi çağırıyoruz.” dedi.” Moskova mı burası ?”

                Ben de sinirli bir şekilde;

               “Burası Moskova´ mı? Washington´ mu bilmem? Ama okulda kavga çıkacak. Çağırmaz iseniz sorumluluk size aittir. Benden söylemesi.”

 

                Müdür hiçbir şey söylemedi. Sadece telefonun avizesini kaldırdı ve

                “Polis karakolu mu ?”dedi.

                Ben geri döndüm ve sınıfa geldim. Müdür´e bayağı sert çıkmıştım. Tarihçi sınıfta ders anlatıyordu. Tarih dersine de büyük ilgim vardı. Zil çalana kadar Hocayı dinledim. Zil çalınca dışarı çıktık.

 

                Okulda bir sessizlik vardı. Öğrenciler çift çift dolaşıyorlar, bazıları da kızlı erkekli şakalaşıyordu. Etrafta polis falan yoktu. Bir süre sonra bir patırtı koptu. Sanki öğrenciler ikişer, üçer, dörder birbirlerine bıçak sallıyorlardı. Bana saldıran yoktu. Ama gelseler de boş değildim. Birden ne yapacağımı şaşırdım. İçeri mi kaçsam, dışarı mı kaçsam bilemeden dolaşmaya başladım. Bu arada bir baktım ki üç bıçaklı kişi Yusuf a saldırıyor. Birden o tarafa doğru fırladım. Birine arkadan bir tekme koyana kadar yere düşürdüm. Bu arada Yusuf´a bıçağı geçirmişlerdi. En az on yerinden bıçakladılar.

                 Yusuf´un rengi kaçmış, dumanı kaybolmak üzereydi. Yere düşmesiyle etrafta kimse kalmadı. Okulun önünde kavga edenlerin hepsi bir anda kayboldular. Yusuf yerdeydi. Kolundan kan akıyordu. Akan kan vücudunun her tarafına sıçrıyordu. Hemen sırtımdaki gömleği çıkardım. Yusuf´un kan akan koluna sardım. Bu arada dışarıdan taksi çağırdılar. Birilerinin yardımıyla Yusuf´u taksiye bindirdim. Yanına da biri bindi.

          “Ben onun arkadaşıyım.” dedi ve gittiler.

            Daha sonra gömleksiz olarak sınıfa girdim. Tarihçi masaya yumruk vurarak konuşuyordu. O da çok kızmıştı. Beni görünce,

            “Ne oldu başkan?” dedi. ”Yusuf´un durumu nasıl ?”

              Hocaya baktım ağlamaklı bir sesle;

              “Yusuf gitti hocam.” dedim. ”Bir daha dönmeyecek.” 

           

             Daha sonra bütün okul hastaneye yürüdük. Ben o gün öğrencilerin gözünde bir kahramandım. Herkes bana saygı ile bakıyordu. Ama ben Yusuf´u düşünüyordum. Kararmış bedeni gözümden hiç gitmiyordu. Bence Yusuf ölmüştü. Onun ölümü bana zor olacaktı.

 

 

Anahtar Kelimeler: YUSUF, GİTTİ, HOCAM
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
AT (15 Ocak 2019 - Salı)
OKUMAK ÜZERİNE (08 Ocak 2019 - Salı)
LEYLAYI DÜŞÜNMEK (01 Ocak 2019 - Salı)
BABAMI GÖTÜRDÜLER (25 Aralık 2018 - Salı)
KEDİ KAZASI (18 Aralık 2018 - Salı)
VEYSEL GARANİ (04 Aralık 2018 - Salı)
ŞEYH MUHİTTİN ARABÎ (27 Kasım 2018 - Salı)
LOKMAN HEKİM EFSANESİ (13 Kasım 2018 - Salı)
HATIRLADIM (06 Kasım 2018 - Salı)
BİRAZCIK DÜŞÜNMEZ MİSİNİZ? (30 Ekim 2018 - Salı)
ZALA (23 Ekim 2018 - Salı)
GÜLLÜ İLE KELOĞLAN (16 Ekim 2018 - Salı)
MEVLANA (09 Ekim 2018 - Salı)
ŞEYTANI GÖREN ÇOCUK (02 Ekim 2018 - Salı)
YANGIN YERİ (25 Eylül 2018 - Salı)
DİŞLİ KEMAL (11 Eylül 2018 - Salı)
YAYLA YOLLARI (03 Temmuz 2018 - Salı)
SİYASET (26 Haziran 2018 - Salı)
İYİ Kİ TARLADAYIM (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
EMEVİ SİYASET (12 Haziran 2018 - Salı)
HENDEK SAVAŞI (05 Haziran 2018 - Salı)
UHUD SAVAŞI (29 Mayıs 2018 - Salı)
BEDİR SAVAŞI (22 Mayıs 2018 - Salı)
FİL EFSANESİ (15 Mayıs 2018 - Salı)
HUZURLU OLMAK İÇİN (08 Mayıs 2018 - Salı)
BU VATAN BİZİM (01 Mayıs 2018 - Salı)
HASAN DEDE KÖPRÜSÜ (24 Nisan 2018 - Salı)
YARIMCA MUSKASI (17 Nisan 2018 - Salı)
ORMANA AĞIT (10 Nisan 2018 - Salı)
ANKARA (03 Nisan 2018 - Salı)
15 DAKİKA EDEBİYAT (27 Mart 2018 - Salı)
ELVEDA LEYLA (21 Mart 2018 - Çarşamba)
HASAN DEDE (13 Mart 2018 - Salı)
BİZDEN SÖYLEMESİ (06 Mart 2018 - Salı)
OKUL KAYDI (27 Şubat 2018 - Salı)
KİTAP´IN HİKÂYESİ-2 YILDIZ ELMASI (20 Şubat 2018 - Salı)
SEVGİLİLER GÜNÜ (13 Şubat 2018 - Salı)
TİRŞİK (06 Şubat 2018 - Salı)
VATAN SAĞOLSUN (30 Ocak 2018 - Salı)
TEĞMEN (23 Ocak 2018 - Salı)
DEVLET KAPISI- 2018 (09 Ocak 2018 - Salı)
BEŞ OCAK ve ADANA (02 Ocak 2018 - Salı)
BİZ VE İLİM (26 Aralık 2017 - Salı)
YÜZ YILLLIK HİKAYE - MERHABA TÜRKÇE (20 Aralık 2017 - Çarşamba)
YAHUDİLER (12 Aralık 2017 - Salı)
ALİİİİİİİİİİİİ (05 Aralık 2017 - Salı)
BU SAVAŞ BİTMELİ (29 Kasım 2017 - Çarşamba)
KREDİ (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
HOCALARIN DÜĞÜNÜ (14 Kasım 2017 - Salı)
CHP KAPATILSIN MI ? (07 Kasım 2017 - Salı)
BAKMAK ve GÖRMEK (31 Ekim 2017 - Salı)
BESİME TEYZE (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
BİZİM KÖY´ÜN HALLERİ (NAR) (18 Ekim 2017 - Çarşamba)
EKONOMİNİN ÇİVİSİ (10 Ekim 2017 - Salı)
AY (03 Ekim 2017 - Salı)
KOKAR (26 Eylül 2017 - Salı)
DOSTLAR BENİ HATIRLASIN (20 Eylül 2017 - Çarşamba)
AĞA VE EŞKİYA (06 Eylül 2017 - Çarşamba)
EMİN AMCA (29 Ağustos 2017 - Salı)
KÖYDE BİR SABAH (20 Ağustos 2017 - Pazar)
KÖYDE BİR SABAH (07 Ağustos 2017 - Pazartesi)
EŞKİYA VE KARETE (ÇUKURAĞALI-Roman) (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
NİHAT ARTIK YOK (24 Temmuz 2017 - Pazartesi)
YEMEN NERE? KOZAN NERE? (18 Temmuz 2017 - Salı)
BAŞKAN ve BEN (10 Temmuz 2017 - Pazartesi)
ÇİĞŞAR ve OBALAR (28 Haziran 2017 - Çarşamba)
TÜRKÇE KONUŞMAK (19 Haziran 2017 - Pazartesi)
CİN HİKÂYELERİ (01 Haziran 2017 - Perşembe)
CİN HİKÂYELERİ (30 Mayıs 2017 - Salı)
CENNET KADIN (23 Mayıs 2017 - Salı)
HAKSIZLIK KARŞISINDA (16 Mayıs 2017 - Salı)
GECE YANIĞI (10 Mayıs 2017 - Çarşamba)
ROMAN YAZMAK (02 Mayıs 2017 - Salı)
ERGENEKONCULAR (25 Nisan 2017 - Salı)
23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI (18 Nisan 2017 - Salı)
ARAP ve TÜRKLER (11 Nisan 2017 - Salı)
GELECEK NESİL (04 Nisan 2017 - Salı)
YAZIK ÇOK YAZIK (28 Mart 2017 - Salı)
ZÜBEYDE HANIM (21 Mart 2017 - Salı)
TÜRKLERİN İNSANLIK TARİHİ (14 Mart 2017 - Salı)
İKİ KADIN ve AYRILIK (07 Mart 2017 - Salı)
2B LER VE HİKÂYESİ (28 Şubat 2017 - Salı)
BİBERLER NEDEN KURUDU (21 Şubat 2017 - Salı)
MUTLULUK BÖYLE BİRŞEY (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
SAĞDUYU (31 Ocak 2017 - Salı)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
TEMSİLCİLERİMİZ İLK YARININ SON HAFTASI SIFIR ÇEKTİ
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
BEYLİKDÜZÜ´NDEN SEFAKÖY´E İSTANBUL TÜYAP KİTAP FUARI
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
MİYOPLAR UZAĞI GÖREMEZ, GÖREMİYORLAR!
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
ANADOLU´M, ATA YURDUM
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ATATÜRK´ÜN EBEDİYETE İNTİKALİNİN 80.YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
BİLMEKVE EĞİTİM
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Dost acı söyler sayın Kılıçdaroğlu
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
CHP, Bu Seçime Katılacak mı?
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
DÜNYA´DA SEVİLEN LİDER
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SAVCI DOĞAN ÖZ´Ü SAYGIYLA ANARKEN...
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
EKONOMİ YÖNETİMİNİN SORUMLULUĞU ARTIYOR!
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
ABD´NİN ETNİK BÖLÜCÜLÜK KIŞKIRTMASINA KARŞI ATATÜRK´ÜN TAM BAĞIMSIZLIK İÇİN LAİK, YANİ DEMOKRATİK ULUSAL BİRLİK MODELİ HAYKIRILMALIDIR!
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
HASTA VELİNİMETİMİZDİR !
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
İnsan Geçmiş Kısa Tarihi Ve Yaratığı Teknoloji İle Karşı Karşıya Gelmesi
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Ata Alp And
Ata Alp And
İSTANBUL ROMANLARI
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
İDLİP
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
ABD, BÖLGESEL OYUNDA ŞAŞIRTMIYOR
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
SEÇİMLER ÖNCESİ TÜRK HALKINA ÇAĞRIMDIR
ALİ TAŞ ADN.
ALİ TAŞ ADN.
kitaplık-elş.deneme YASEMİN BÜLBÜL-“SON SALTANAT ERTUĞRUL”(*)
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
ATATÜRK 30 AĞUSTOS´U ANLATIYOR
İlhan ALPER
İlhan ALPER
HÜLYA ŞENKUL VE EDEBİYAT
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
YENİ ADANA GAZETESİNİN KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA 100. YILI
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Tarihten Ders Almak
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
AT
Adil OKAY
Adil OKAY
ADİL OKAY YAZDI: “ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*
Özcan İNCEOĞLU
Özcan İNCEOĞLU
Formanın ağırlığını hissetmek gerek
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
ADANASPOR İYİ YOLDA
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
BÜROKRASİ VE SAĞLIK ÜZERİNE
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
ADANA DEMİRSPOR´A BAŞARILAR DİLERİZ
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Volgada 11 gün-23
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
SEÇİM RENKLİ GEÇİYOR
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2018-12/19/1422573915426.jpg