TÜRKİYE VE DÜNYADA ENERJİ SORUNU
Tarih: 1.1.2016 10:47:00 / 2364okunma / 0yorum
Ahmet ERDOĞDU

Değerli okurlar, bu hafta sizlere Türkiye´de ve Dünyada Enerji Sorunu ile ilgili olarak eski Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan Yardımcılarından Sayın Hikmet Uluğbay´la gazetemiz için yaptığımız söyleşiyi yayınlıyoruz.

Sayın Uluğbay, gazetemizin 98. Kuruluş yıl dönümüm nedeniyle tarafıma göndermiş olduğu tebrik mesajını siz okurlarımızla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Sayın Erdoğdu,

Yeni Adana Gazetesi´nin 98. Kuruluş yıldönümünü içten kutluyor ve başarılarının artarak devamını gönülden diliyorum. Yerel bir gazeteyi yüzyılın eşiğine taşımada ilk günden başlayarak emeği geçmiş tüm çalışan, yazan ve yöneten kadroları da gönülden kutluyorum ve bu uzun yol boyunca yaşamdan ayrılmış olanları da saygı ile anıyorum. İllerinin gazetelerini yüzyıla yaklaşan süre ile destekleyen Adana halkına da teşekkür ve saygılarımı sunuyorum. 

/resimler/2016-1/1/1048389621559.jpgH. Uluğbay  

AE-Ortadoğu coğrafyasının bu günkü durumunda paylaşılamayan enerji kaynakları nedeniyle adeta bir 3. Dünya Savaşı görünümü vermektedir.  Sayın Uluğbay Dünya nereye gidiyor?

Hikmet Uluğbay- Sayın Erdoğdu, Ortadoğu´da yaşanmakta olan son enerji kaynak paylaşım kavgası ile bu enerji kaynaklarının dünya pazarlarına sunum yollarının denetlenmesi çatışmasındaki yoğunlaşmayı anlamak ve dünyanın nereye gittiği sorusunu yanıtlamak için önce bazı temel bilgileri özetle anımsamak gerekir. Birçok petrol uzmanı, petrolün kuyu delme yöntemi ile 1859 yeryüzüne çıkarılmasından bu güne kadar tüketilen petrol miktarının, yeryüzüne çıkarılabilir petrol rezervlerinin yarısına ulaştığını hatta yarısını aşmış olabileceğini ve petrol üretiminin 2010 yılı dolayında “Tavan” yaptığını ve dünya yıllık petrol üretiminin bir süre mevcut düzeyini koruduktan sonra düşmeye başlayacağı tezini savunagelmektedirler.

Bu uzmanlar savlarını, çeşitli petrol sahalarında üretim düzeylerindeki değişimleri gözlemleyerek saptamışlar ve “petrol üretiminin tavan yapma” kuramını oluşturmuşlardır. Bu kuramın kurucusu, ABD´li petrol uzmanı M. King Hubbert olup, 1956 yılında ABD´nin petrol üretiminin 1970 yılında tavan yapacağını ve izleyen yıllarda da düşmeye başlayacağını ileri sürmüştür.  Hubbert´in öngörüsü gerçekleşmiş ve ABD´nin petrol üretimi 1971 yılından başlayarak gerilemeye başlamıştır. Petrol üretiminin tavan yapması konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenler internetten şu adresteki yazıma göz atabilirler, www.hikmetulugbay.com/?p=43

Petrol üretiminin tavan yaptığı görüşünün politikaları etkilediği bir ortamda, mevcut petrol rezervlerinin ülkeler arasındaki dağılımına göz atmak, Ortadoğu´nun petrol kaynakları bakımından stratejik önemini göstermeye yeterlidir. Bu amaçla Tablo 1´i düzenledim. Tablo 1 in incelenmesinden de görüldüğü üzere, dünya toplam petrol rezervlerinin 1,481.5 milyar varil olduğu ileri sürülmektedir. Tabloda yer alan ülke petrol rezerv tahminleri aslında bir rakam aralığı içinde verilmektedir. Tabloya alınan rakamlar üst düzey tahminler olarak verilenlerdir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika´daki Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya ve Katar´ın rezervleri toplamı 841.1 milyar varil olduğu ileri sürülmektedir. Diğer bir deyişle dünya rezervlerinin yüzde 56.8 i bu yedi ülkede bulunmaktadır. Bu yedi ülke petrol rezervlerinin diğer önemli bir özelliği de üretim maliyetlerinin çok düşük olmasıdır. Bu bilgiler ışığında, dünyadaki süper güçlerin izlediği strateji bakımından, bu düşük çıkarma maliyetli rezervlerin bulunduğu ülkeleri kendi kampına çekmek veya denetimleri altında tutmak büyük ve yaşamsal bir önem taşımaktadır. Irak, 2003 yılında demokrasi getirme reklamı altında işgal edilmiştir. Bu işgalinin nedeninin petrol olduğunu ABD Merkez Bankası eski başkanlarından Alan Greenspan “The Age of Turbulance” isimli kitabında açıkça belirtmiştir. Bu kitap dilimize de çevrilmiştir. Irak, 2003 yılından bu yana ciddi bir kaos içinde ayakta kalma, ulusal bütünlüğünü koruyabilme mücadelesi  vermeye çalışmaktadır. Ama petrol varlıklarının denetimi geniş ölçüde Batı ülkelerinin denetimine geçmiştir. Libya´ya da demokrasi getirilmek istenmiş ve bu ülke de ciddi bir kaos içine itilmiştir. Ülkenin ulusal bütünlüğünü koruma olasılığı çok zayıf görünmektedir. İran´ın nükleer enerji  üretimine Şah döneminde teknolojik ve malzeme desteği veren ülkeler, Şah´ın devrilmesi sonrasında bu ülkenin nükleer enerji santralı kurmasına ve uranyum zenginleştirme programlarına yaptırım uygulamaya girişmişlerdir.   

Tablo 1

Petrol Rezervlerinin dağılımı

(milyar varil)

Ülkeler

Petrol rezervi

Venezuela

297.7

Suudi Arabistan

268.3

Kanada

175.2

İran

157.3

Irak

140.3

Kuveyt

104.0

Birl. Arap Emirl.

97.8

Rusya

80.0

Libya

48.0

Nijerya

37.2

ABD

36.4

Kazakistan

30.0

Çin

25.6

Katar

25.4

Yedi ülke

841.1

Dünya Toplam

1,481.5

Kaynak: Wikipedia World Petroleum Reserves maddesi.

Kaya petrolü ve kaya gazı üretimine başlanmış olması, petrol ve doğal gazın tavan yapmasını bir süre erteleyeceği görüşü doğrudur, ancak bu kaynaktan petrol ve doğal gaz üretimi hem parasal boyutta hem de doğa bakımından çok yüksek maliyet getirmektedir. Bu kaynakların ortaya çıkması halen sürmekte olan petrol ve doğal gaz kaynakları ile bunların dünya pazarlarına sunum yollarını denetleme savaşından vaz geçilmesine neden olamamıştır ve olamayacaktır. 

Suriye ise, İran, Irak ve Katar´ın petrol ve doğal gazını boru hatları ile Akdeniz üzerinden Avrupa pazarlarına sunmada çok önemli ve stratejik bir köprübaşıdır. Ayrıca, Suriye kaosu yaratıldıktan sonra, ilginçtir, İsrail´in işgali altındaki Golan Tepelerinde zengin petrol yatakları keşfedilmiştir. Diğer taraftan Suriye, Rusya´nın Akdeniz´deki tek deniz üssünü barındırmaktadır. Bu konularda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen okurlar, “Yeni Ortadoğu Projesinin Enerji Denkleminde Suriye Bilinmeyeninin Yeri ve Önemi” başlıklı yazıma www.hikmetulugbay.com/?p=471 bağlantısından ve “Petrol ve Doğal Gaz Kaynakları ile Enerji Ulaşım Yollarının Denetim Savaşının Ekonomik ve Stratejik Nedenleri” başlıklı yazıma ise www.hikmetulugbay.com/?p=615 adresinden erişebilirler.

Petrol ve doğal gaz kaynaklarına erişim ve denetleme, dünyadaki ekonomik gelişme ve liderlik yarışını da çok ciddi biçimde etkilemekte ve etkilemeye de devam edecektir. Yapılan araştırmalar, Çin´in 2024 yılında ABD doları cinsinden cari fiyatlarla ölçülen GSYİH (Gayrı Safi Yurt içi Hasıla) büyüklüğünde ABD´ni geçeceğini ortaya koymaktadır. Hindistan´ın da 2025-2030 döneminde cari fiyatlarla GSYİH büyüklüğünde Almanya´yı geçip Japonya´ya yaklaşacağı ileri sürülmektedir. Bu gelişmelerde tüketilen petrol ve doğal gaz boyutu yanında stratejik maden ve mineral kullanımındaki artışlar çok önemli rol oynayacaktır. Bu konudaki beklentiler Tablo 2 de yer almaktadır. Tablo 2 den de görüldüğü üzere, Çin 2010 yılında günlük petrol tüketiminde ABD´nin yaklaşık yarısı kadar petrol tüketirken, 2035 yılında günlük olarak ABD´den yüzde 20 daha fazla petrol tüketir konuma varacaktır. Doğal gazda ise Çin 2010 yılında günlük olarak ABD´nin yüzde 16.2 si boyutunda tüketim yaparken, 2035 yılında ABD tüketiminin yüzde 71 i düzeyine sıçraması beklenmektedir. Bu noktada ABD Dışişleri eski Bakanı Henry Kissinger´e atfedilen bir sözü anımsamak uygun olacaktır: “Petrolü kontrol ettiğinizde devletleri denetim altında tutarsınız, gıdayı denetlediğinizde de halkları kontrol edersiniz.” Dolayısı ile Çin ve Hindistan gibi ülkelerin, ABD ve Avrupa Birliği gibi ekonomileri geçme yarışının sonucunu etkilemede ve geciktirmede Kissinger´in kuramı çok önemli rol oynayacağı için kaynak paylaşım kavgası bütün hızı ile sürmektedir.   

Tablo 2

Seçilmiş ülkelerin 2010 ve 2035 yılları arasında günlük petrol ve doğal gaz taleplerinde beklenen gelişmeler

Günlük petrol talebi

(milyon varil gün)

Günlük doğal gaz talebi

(milyar metre küp)

Ülkeler

2010

2035

2035 İthal

2010

2035

Değişim

ABD

17.6

12.6

3.7

680

766

86

AB

11.6

8.7

8.0

536

618

82

Japonya

4.3

3.1

3.1

104

123

19

Rusya

3.1

3.5

466

549

83

Çin

9.0

15.1

12.1

110

544

434

Hindistan

3.4

7.5

6.9

64

178

115

Dünya

87.4

99.7

3,307

4,955

1,648

 Kaynak: IEA, WEO-2012 Table 3.2 ve Table 4.2 den yararlanılarak düzenlenmiştir.

Ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki enerji kaynaklarının son paylaşım kavgası, ABD´nin Irak´tan askeri varlığını çekmesinden ve Büyük Ortadoğu Projesi´nin uygulamaya başlamasından bu yana ABD ve koalisyon ortaklarının hava harekatları ile desteklediği uygulama, karada taşeron olarak kullanılan inanç ve etnik temele dayalı ayrılıkçı güçler ve terör örgütleri aracılığı yürütülegelmişti. Suriye´de de aynı yöntem 2011 yılından beri uygulanmaktaydı. Ancak taşeronlar eliyle yürütülen bu kaynak paylaşım kavgasının son yıllarda giderek Sünni inançlı ülkelerden gelen/getirilen taşeronlar eliyle, Şii/Alevi inançlı ülke ve toplumları yok etmeye dönüşmüştü. Anımsanacağı üzere nüfusu ağırlıkla Şii inancında olan Bahreyn´de de Arap Baharı başladığında Suudi Arabistan´ın askeri müdahalesi ile bu bahara derhal son verilmişti. Suudi Arabistan Yemen savaşı da hem enerji hem de inanç temelli bir kavgadır.

Rusya´nın 2015 yılının ikinci yarısında Suriye Hükümeti´nin çağrısı üzerine bu ülkeye askeri destek vermesi sonucu, bu ülkede rejim değişikliği ve parçalama projesini ortaya atan ve uygulayan devletlerin hesaplarını alt üst etmiştir. Suriye Hükümeti´ni Rusya´dan başka İran ve Çin de desteklemektedir. Bu noktada, bazı okurların aklına Rusya´nın, Suriye´de ne işi olduğu sorusu gelebilir. Rusya da, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi kaynak paylaşım kavgasında payına düşeni korumak ve yeni paylar ele geçirebilmek için Suriye´dedir. Yukarıda da değindiğim üzere, Rusya´nın Akdeniz´deki tek askeri üssü bu ülkededir. Diğer yandan yine yukarıda değindiğim üzere Suriye İran, Irak, Katar ve hatta İsrail ile Mısır´ın petrol ve doğal gazının Avrupa pazarlarına sunulması için kilit nokta oluşturmaktadır. Söz konusu ülkelerin petrol ve doğal gazının Avrupa pazarlarına gelmesi, Rusya´nın Avrupa enerji piyasaları üzerindeki gücü ve denetimi için büyük risk oluşturacaktır. O nedenle Suriye´de mevcut rejimin değişmesi ve askeri üssün kaybedilmesi Rusya için önemli bir stratejik darbe olacaktı. Rusya´nın Suriye denkleminde yeni ve daha büyük bir katsayı ile yer almasının Üçüncü Dünya Savaşı´na yol açabileceğini tahmin etmiyorum. Zira süper güçlerin çıkar çekişmeleri Berlin Duvarı´nın inşasından, “Küba Krizi”nden şimdiye değin birçok kez savaş eşiğine geldi ise de her biri diplomatların perde önünde ve arkasında ustaca yürüttükleri müzakereler ile ya dondurulmuş ya soğumaya bırakılmış veya bir formülle çözülmüştür. O nedenle Rusya´nın Suriye krizinde sahne alması, Suriye için, Irak ve Libya´dan çok daha farklı ve dengeli bir çözüm bulunabilme olasılığını arttırmış görünmektedir. Bir yandan, Suriye´de rejimi yıkma görevi üstlenmiş terör örgütlerine karşı mücadele daha etkin boyutlara taşınırken, diğer yandan da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri arasında yapılan görüşmeler sonucu alınan karar sonucu başlayacak diplomatik görüşmelerin Suriye için dengeli, kalıcı ve sağlıklı bir çözüm üretmeleri olasılığı, zaman alsa da, yükselmiş gibi görünmektedir.

Irak´ın işgali ve Arap Baharı projesinin uygulanmasından bu yana çok şey konuşuldu ve yazıldı. Demokrasi ve insan hakları getirme kandırmacasının bu ülkelerde insan unsuru açısından ortaya çıkan korkunç maliyeti kaç kişi yazdı ve kaç kişi biliyor? Mark Taliano Aralık 2015 de yayınladığı bir makalenin girişinde Irak´ın işgalinden önce uygulanan yaptırımlar sonucu su arıtma tesislerinin gerekli malzemeleri sağlayamamaları nedeniyle beş yaş altı yarım milyon çocuk ve 1.2 milyon kişinin yaşamını yitirdiğini belirtiyor[1]. Gideon Polya Mart 2015 de yayınladığı makalesinde 1990-2015 döneminde Irak-İran Savaşından başlayarak günümüze kadar Irak´ın ödediği insani maliyetler için verdiği rakamlardan bir kaçını belirtmek isterim: 7.7 milyon kişinin göç etme zorunda kaldıkları, 5 milyon dolayında yetim, 3 milyon dolayında dul, 3.5 milyon dolayında tam yoksulluk sınırında yaşayan çocuk, 1990 yılında kanserli hasta sayısı 100,000 de 40 iken 2005 yılında bu sayı 1,600 e tırmanmış, 1990 da 34,000 olan doktor sayısı 16,000 e gerilemiş, 2,000 den fazla doktor ve hemşire ölmüş, meslek sahibi insanların yüzde 40 ı 2003 den sonra ülkesini terk etmiş[2]. Irak halkının uğradığı yılımın bir bölümüdür bu rakamlar.

2011 yılında Suriye´de başlatılan rejim ve yönetim değiştirme harekatı nedeni ile ortaya çıkan insan maliyeti konusunda ne biliyoruz? Sadece Suriye´yi terk eden göçmen sayısını o da kabaca! Birleşmiş Milletler Göçmen Bürosu´nun (UNHCR-The UN Refugee Agency Northern Europe) verilerine göre, 2015 yılı sonu itibariyle yurt dışına göç eden Suriyeli sayısının 4,270 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Aynı Büro´nun açıkladığına göre 7.6 milyon Suriyelinin de ülke içinde göç etmek durumunda kaldığını belirtmektedir.  Wikipedia´da yer alan bilgilere göre ise Türkiye´ye sığınanların sayısının 2.5 milyona yaklaştığı ve bu sığınmacılar için Türkiye´nin 8 milyar avro dolayında harcama yaptığı bilgisi yer almaktadır. Ölen çocuk sayısı, yetersiz beslenen çocuk sayısı, dul kadın sayısı, çatışmalar nedeniyle ölenler/öldürülenler, nitelikli eğitim almışların kaçı ülkesini terk etti, ülkede kaç doktor-hemşire kaldı bunlar henüz bilinmiyor veya hesaplanamıyor. Ancak bu maliyetler ileride açıklandığında, Irak´taki, Somali´deki ve diğer bazı ülkelerdeki gibi insanlık için yüz karası olan yeni bir belge olacaktır. Suriye projesinin Türkiye´ye yüklediği sığınmacı ve bunlar için harcanan kaynakları ülke ekonomisine ve sosyal dokusuna yaptığı maliyetleri biliyor muyuz? Suriyeli göçmeni ucuza çalıştırmak için kaç kişinin işten çıkarıldığını biliyor muyuz? Kaç hanede Suriyeli kuma sorunu yaşandığına ilişkin veri var mı? Kaç Suriyeli çocuğun ülkemizde eğitimden yararlanamadığını biliyor muyuz? Çocuklar dahil kaç Suriyelinin Avrupa ülkelerine sığınmacı olarak giderken denizde boğulduğu hakkında bilgimiz var mı? Suriyeli göçmen sorununun ülkemizdeki yasa dışı faaliyetleri etkileyiş boyutunu araştırıyor muyuz? Soruları daha da artırmak olasıdır. Ama ben sıraladığım bu soruların çoğunun yanıtını bilmiyorum.

Dünya nereye gidiyor sorunuzun ilk yanıtı “dünya giderek insanlıktan uzaklaşıyor”, ikincisi ise, dünyada enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının denetlenmesine için uluslararası çekişmeler hız kesmeden ve tansiyonu devamlı değişen bir süreçle sürmeye devam edecektir. Enerji kaynaklarının paylaşım kavgası yanında, Türkiye olarak yakından izlemesek ve kamuoyunun gündemine getirmesek bile, maden ve minerallerin bulunduğu coğrafyaların denetlenmesi, tatlı su kaynaklarının kontrolü, verimli tarım arazilerinin bulunduğu coğrafyaların denetimi ve ülkeleri tohum bakımından daha bağlı konuma getirmek için de yoğun bir mücadele başlamıştır ve giderek yoğunlaşarak sürecektir. Gelişmiş ülkelerde bu konudaki araştırmalar ve yayınlar süratle artmaktadır. Umalım kısa süre içinde ülkemizde de bu konular daha etkin izlenmeye, üzerinde düşünülmeye ve tartışılmaya başlanacaktır. 

A E- 2015 yılının sonuna geldiğimiz bu günlerde, enerjide dışa bağımlılıktan ne zaman kurtulacağız?

Hikmet Uluğbay- Türkiye´nin enerjide yabancı kaynaklara bağımlılığını tamamen ortadan kaldırmak pek olası olmamakla birlikte, bu bağımlılığı orta ve uzun vadede taşınabilir, yönetilebilir ve kriz riski düşük bir düzeye indirmek mümkündür. Bunun için yapılması gereken, enerji kullanımından alınan yüksek düzeydeki vergilerin bütçe açıklarını kapatmakta kullanılmak yerine, yenilenebilir enerji alanlarına ve ülkedeki doğal gaz ve petrol potansiyelini araştırmaya kaydırılması gerekir. Bunun için yapılması gerekenlerin en başında da yenilenebilir enerji kaynaklarına gerekli yatırımın olabildiğince kamu kaynakları ile yapılması gelmektedir. Petrol ve doğal gaz aranmadıkça kendiliğinden fışkırmıyor!

A E- Ülkemizde Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından yeterince yararlanabiliyor muyuz?

Hikmet Uluğbay- Türkiye´nin yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanabilme potansiyeli çok yüksek olmasına karşın, yeterince yararlandığı söylemek olası değildir. Zira, kömür, petrol, doğal gaz ve nükleer enerji projelerinin kâr maliyetleri yüksek olduğu gibi, bu kaynakların artarak kullanmasını özendiren evrensel anlayış ülkemizde de hükümranlığını giderek daha da güçlenerek sürdürmektedir. Türkiye bulunduğu iklimsel konum itibariyle güneş enerjisinden yararlanma katsayısı çok yüksek bir ülkedir. Türkiye, konut, ticari, ulaşım ve sanayi enerji kullanımının bir bölümünü güneş enerjisinden sağlayabilir. Güneş enerjisi konusunda dünyadaki kuramsal çalışmalar çok ileri düzeye ulaşmış olup, verimlilik katsayısı çok yüksek teknolojiler geliştirilmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Aynı gelişme düzeyi rüzgâr enerjisi için de mevcuttur. Ülkemiz sahip olduğu rüzgâr enerjisi potansiyelinden yararlanma boyutu henüz başlangıç aşamasındadır. Diğer taraftan, ülkemizi çevreleyen denizlerdeki dalgaların azımsanmayacak enerji potansiyeli vardır. Bu kaynaktan yararlanma ülkemizde sıfır düzeyindedir. Devlet Su İşleri´nin hidrolik santrallar yapım ve işletmesinde rolünün giderek azaltılması ve yapılan hidroelektrik santralların özelleştirilmesi yanında küçük su santralları yapımının özelleştirilmesi de hidroelektrik potansiyelinden yararlanma hızını düşürmektedir. Zira özel kesim DSİ´den satın aldığı hidroelektrik santralların kârından mutlu olup, yeni barajlar yapmak için sergilediği çabalar, DSİ´nin geçmişteki başarılarının çok gerisindedir. Küçük su santrallarının özel kesim eli ile yaptırılması çok ciddi ekolojik ve sosyo-ekonomik sorunlara yol açmaktadır. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyen okurlar www.hikmetulugbay.com/?p=50 bağlantısında bulunan “Nehirlerin Özelleştirilmesinin Bedelini Kim Öder?” başlıklı incelememe göz atabilirler.        

A E- Nükleer Enerji Santralleri bir çözüm müdür? Enerjide çağı yakalama konusunda neler yapmalıyız?

Hikmet Uluğbay- Enerji sorunu ile karşı karşıya olan bir ülke için, her enerji üretecek teknoloji bir çözüm getirir, ancak her enerji üreten teknoloji ilgili ülke için en doğru ve en akılcı çözüm müdür sorusuna öncelikle bakılması gerekir. Ülkemizde yapılacağı ileri sürülen Akkuyu ve Sinop nükleer güç santralları için verilen fiyatlar somut ve net biçimde toplumun bilgisine sunulmamıştır. Akkuyu Nükleer A.Ş.´nin internetteki sitesinde şu bilgi yer almaktadır; “Akkuyu ve Sinop nükleer güç santrallerinde 1 yılda yaklaşık 80 milyar kWh elektrik üretilmesi bekleniyor. Yakıt maliyeti her iki santral için yıllık yaklaşık olarak 720 milyon ABD doları olarak açıklanıyor. 80 Milyar kWh elektrik üretimi için 16 Milyar m3 doğalgaza ihtiyaç var. Doğalgaz maliyeti ise yaklaşık 7,2 milyar ABD doları. 3 senede sadece doğalgaz ithaline ödenecek para ile Mersin-Akkuyu´da 4 ünite nükleer santral kurulabildiği belirtildi.” Dolaylı olarak dile getirilen maliyetin (7.2 x 3=) 21.6 milyar dolar olduğu anlaşılıyor.  Ancak bu tutar Akkuyu ve Sinop´un toplam maliyeti midir açık değildir. Diğer taraftan Sinop santralı için Milliyet gazetesinde çıkan haberde şu bilgi yer almıştır; “Japonya´da yayımlanan Nikkei gazetesi, Sinop´ta inşa edilecek nükleer santralin maliyetinin 16.3 milyar dolar olacağının tahmin edildiğini ve inşaatta Japon ve Fransız şirketlerin yanı sıra iki veya üç tane Türk şirketinin yer alacağını belirtti. Türkiye´nin ikinci nükleer santrali olacak Sinop Santrali´nin maliyeti daha önce 22 milyar dolar olarak öngörülmüştü. Santrali yapacak konsorsiyum Japonya, Fransa ve Türkiye´den oluşuyor. … Türkiye´nin ilk nükleer santrali ise 20 milyar dolarlık yatırımla Rusya tarafından Mersin Akkuyu´ya yapılacak.[3]” Milliyet gazetesinin bu haberinden anlaşıldı üzere, Akkuyu santralının maliyeti 20 milyar dolar ve Sinop 16.3 milyar dolar olmak üzere toplamda en az 36.3 milyar dolar olacağı anlaşılıyor. İki santralın toplam maliyeti için “en az” 36.3 milyar dolar dememin nedeni, gerçek sözleşme tutarlarının henüz kamuoyuna açıklanmaması ve açıklanacak rakamlara bir de yine en az 40 milyar dolar düzeyindeki dış kredinin getireceği faiz ve sair giderlerin eklenmesi gerekecektir. Bütün bu maliyetlerin sonucu üretilecek enerjinin halka satın fiyatının ne düzeye çıkacağı ise bir bilmeceye dönüşebilir.

Japonya´daki nükleer enerji kazasından sonra birçok ülkenin nükleer enerji yatırımlarını durduğu ve var olan santralları da kademeli olarak devre dışı bırakma kararı aldığı bir ortamda Türkiye´nin nükleer kaza geçirmiş iki ülkeye (Fukuşima ve Çernobil) birer santral yaptırma kararı ne kadar akılcıdır? Nükleer enerji santrali piyasasının durgunluk içine girdiği bir ortamda iki santral için verilen fiyatlar sağlanabilecek en iyi fiyatlar mıdır? Toplam maliyeti 40 milyar doları aşağı anlaşılan bu kaynak, güneş, rüzgâr, deniz dalgası, termal ve benzeri enerji teknolojisine harcansa, Türkiye´nin enerjide dışa bağımlılığı hangi düzeylere gerilerdi? Bu üç soru bildiğim kadarı ile ne Türkiye Büyük Millet Meclisi´nde ne de akademik düzeyde kamuoyunu da bilgilendirecek ve bilinçlendirecek düzeyde yapılabildiğini sanmıyorum.   

Türkiye´nin nükleer teknoloji ile ilgilenmesi gerektiğini kabul ediyorum, ancak yukarıda belirttiğim bütün bu sorular tartışılmadan nükleer enerji için 40 milyar dolar üzerinde borca dayalı dış kaynak harcamanın doğru olmayacağını düşünüyorum.

A E- Dünyada ve ülkemizde enerji sorununun geleceği için nasıl bir öngörüde bulunmak istersiniz?

/resimler/2016-1/1/1049373142638.jpg

Kaynak: Institute fort he Study of War

/resimler/2016-1/1/1051489785144.jpg

Kaynak: The General Libraries, the University of Texas at Austin

Hikmet Uluğbay- İlk elektrikli taşıtın ön modeli, petrolün kuyu delme yöntemi ile 1859 yılında yeryüzüne çıkarılmasından yaklaşık 31 yıl önce 1828-1835 döneminde bulunmuş olmasına rağmen, petrol tüketen içten patlamalı motorların geliştirilmesi sonucu otomotiv sanayiinin ilgisinden uzak kalmıştır[4]. Çevre sorunlarının artması ve küresel ısınmanın insanlık için yaşamsal tehdit haline gelmesi ile birlikte elektrikli taşıtlar için sanayicilerin ve tüketicilerin ilgisi artmış ve ticari üretim başlamıştır. Ancak, petrol ve otomotiv sektörünün ortak ticari çıkarları bu araçların geliştirilme ve piyasaya sunulma ivmesinin düşük düzeyde kalmasına neden olmaktadır.

Bu tarihi gelişim süreci de açıkça ortaya koymaktadır ki, dünyadaki enerji sorunlarına ilişkin çözümler enerji şirketlerinin çıkarlarına göre şekillendirilmeye devam edecektir. Bu yaklaşım da dünyadaki enerji kaynakları paylaşım kavgasının artan tempo ile sürmesi demektir. Bu kavganın diğer kazananı da, uluslararası petrol devleri yanında, silah sanayi kuruluşları olagelmiştir ve bundan böyle de öyle olamaya devam edecek gibi görünmektedir.

Ülkemiz de dünyadaki bu eğilimin etkisi dışına çıkamamaktadır. Bunun en belirgin örneği son yıllarda dile getirilen “tam yerli otomobil” projesidir. Bu projede, elektrikli taşıt aracı yapımını hedeflemek yerine yine petrolle çalışan teknoloji peşinden gidilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır.

A E- İlave etmek istediğiniz hususları da almak isteriz.

Hikmet Uluğbay- Dünyada en fazla sınır komşusu olan ülkeler sıralamasında Türkiye 8 sınır komşusu ile 7 inci sıradaki üç ülkeden birdir. Sıralama; Çin 15, Rusya 14, Brezilya 10, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 9, Almanya 9, Sudan 9, Türkiye 8, Avusturya 8, Fransa 8 ve Mali 7 sınır komşusu şeklindedir. Bu listede yer alan ülkelerin II. Dünya Savaşı´ndan bu yana tarihlerine de dikkatle bakıldığında, hiçbirisinin coğrafyasında Türkiye´nin bulunduğu coğrafya kadar yoğun ve kanlı savaşların yaşanmadığı da görülür. Coğrafyamızdaki savaşların nedenleri incelendiğinde en baş sıralarında, su olmak üzere kaynak paylaşımının olduğu da gözlemlenir. Dolayısı ile ülkemizdeki politikacılar, teknisyenler ve akademisyenlerinin, çok bilinmeyenli denklem çözmede, bu coğrafya için çıkar projeleri hazırlayan ülkelerin benzeri konumundaki insanlarından çok daha akıllı, becerikli ve bilgili olmaları gerekmektedir. Ayrıca saydığım görevlerde bulunanların 19 uncu yüzyılın son çeyreğinden başlayarak dünyada ve bulunduğumuz coğrafyada ulusal çıkar çekişmeler ve çatışmalar tarihini de çok iyi incelemiş olmaları gerekir. Bu incelemeler yapılırken, ulusal çıkar çatışmaların inanç farklılıklarının ve etnik farklılıkların ne boyutta ve nasıl kullanıldığına da özellikle dikkat etmeleri gerekir.

Sayın Erdoğdu, yeni yılın, sizin ve Yeni Adana Gazetesi okurları ile yönetici ve çalışanlarına sağlık, huzur, mutluluk ve iyiliklerle dolu olarak gelmiş olmasını dilerim.    

Sayın Uluğbay, katkılarınız için şahsım ve gazetem adına teşekkür eder, nice sağlıklı yıllar dileriz.                                                                                                 


[1] Taliano Mark, “A Circuit of Lies and ‘False Media´: Crimes against Humanity Go Unreported, The Western Contiues to Perpetrate Genocide in Iraq”, Global Research December 10, 2015.

[2] Polya Gideon, “12 th Anniversary of the Illegal Invasion of Iraq: The Anglo-American Iraqi Genocide, The appalling legacy of a quarter of a century of Western violance against Iraq (1990-2015)”, Global Research March 27, 2015.

[3] “İşte Sinop Nükleer Santralı´nın maliyeti” 22.06.2015-10.53|Son Güncelleme 22.06.2015-10:56 Milliyet.com.tr.

[4] Wikipedia, “History of electrical vehicle” ve “History of the automobile” maddeleri.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (4) (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (3) (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (2) (25 Ekim 2016 - Salı)
ATATÜRK´ÜN İZİNDE (1) (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (8) (24 Mayıs 2016 - Salı)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (7) (16 Mayıs 2016 - Pazartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (6) (07 Mayıs 2016 - Cumartesi)
KURTULUŞ SAVAŞI GÜNLERİ (5) (02 Mayıs 2016 - Pazartesi)
“MİSAK-I MİLLİ ASGARİ PROGRAMDIR” (04 Nisan 2016 - Pazartesi)
KIBRIS NEREYE GİDİYOR? (22 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (3) (08 Şubat 2016 - Pazartesi)
CHP NEREYE GİDİYOR? (2) (05 Şubat 2016 - Cuma)
CHP NEREYE GİDİYOR? (1) (05 Şubat 2016 - Cuma)
DR. SEDA BAYINDIR ULUSKAN´LA SÖYLEŞİ (25 Ocak 2016 - Pazartesi)
KURTULUŞ SAVAŞININ KAHRAMAN GAZETESİ (25 Aralık 2015 - Cuma)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (28 Kasım 2015 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA 29 EKİM ÖZEL YAZISI (29 Ekim 2015 - Perşembe)
HEPİMİZ OSMANLICA ÖĞRENİYORUZ! (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
ÇANAKKALE CEPHESİ (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2015 - Pazartesi)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
I. DÜNYA SAVAfiININ 100. YILI (05 Ekim 2014 - Pazar)
NEDEN 29 EKİM? (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
TARİHTE BU HAFTA (05 Ekim 2013 - Cumartesi)
ERİŞ ÜLGER İSTANBUL SÖYLEŞİSİ (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
MUSUL´DA MOLA VERDİĞİMİZ GÜN
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
HALKIN ENFLASYON ÖLÇÜM DENEYİMİ
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
“YAŞAR KEMAL SANAT GÜNLERİ”NİN ARDINDAN
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
TARIMSAL ÜRETİM 2200 RAKIMDA DA GELİŞTİRİLEBİLİR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
BAŞKA BİR ŞEY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ULU ÖNDER ATATÜRK´ÜN EBEDİYETE İNTİKALİNİN 79. YILDÖNÜMÜNDE ATAMIZI ÖZLEMLE ANIYOR VE ARIYORUZ.
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
ÖĞRENCİLERİN STRES KAYNAKLARI
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
FİFA KOKARTLI İLYAS AYAN´A VEFA
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Yüz Yıl...
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
GÜZEL, GÜNEŞLİ GÜNLERE DOĞRU
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
TOPLUM VE BAŞARI
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
CHP NEDEN BAŞARILI OLAMIYOR?
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE, AKP İKTİDARININ YAŞATTIĞI ACI GERÇEKLERİ ATATÜRK BİLİNCİYLE AŞACAĞIZ!
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
RASİM DOKUR´UN DOKUDUĞU KAPUT BEZLERİNDEN NE YAPILDI?
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİ VE NİTELİKLİ AKADEMİK KADRO TALEBİ
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
KUDÜS KİMİN BAŞKENTİ
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
SOSYAL DEMOKRAT PARTİLER DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
VAHİDEDDİN´İN İHANETİ
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
İSTANBUL ÖYKÜLERİ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Savunma
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
TATSIZ BİR HAFTA
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
ALİİİİİİİİİİİİ
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
DR.ERCAN ATALAY VE ASKF
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
TÜRKİYE VE DÜNYA
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
TAHSİN ÇAVUŞ´UN ÖLDÜĞÜ GÜN
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
HER MAÇ BÖYLE OLMALI
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
KÖR, SAĞIR ve İKTİDARSIZ BİR NESİL YETİŞTİRİYORUZ
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
7 °C
Salı
7 °C
Çarşamba
5 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-12/5/1722063453796.jpg