KIBRIS DENİNCE…
Tarih: 7.10.2015 08:55:17 / 1252okunma / 0yorum
Cumali KARATAŞ

/resimler/2015-10/7/0857098169426.jpg

            Kıbrıs denince neler akla gelmez ki… k´larla dolu renkli şans geceleri akla gelebilir; deniz, kum, viskiyle donatılan tatil anları, anıları, güzel anlar… Fakat asıl akla gelmesi gereken, emperyalizme haşhaş tokadı çeken dürüst devlet adamı Bülent Ecevit´în “Ayşe´yi de tatile çıkarması”dır… Malum işte, şimdi oralarda bir şoförün uzun menzilli güdümsel hayranlığına şıp diye eklediği, savunmasız muhataplı derin devlet kaynaklı masalları kadar kolay değil her şey, ama gel gör ki, son yılların yerli malı algı yutturmacası almış başını gidiyor işte.

Kıbrıs denince neler akla gelmez ki…

            K´larla dolu renkli şans geceleri akla gelebilir; deniz, kum, viskiyle donatılan tatil anları, anıları, güzel anlar…

            Fakat asıl akla gelmesi gereken, emperyalizme haşhaş tokadı çeken dürüst devlet adamı Bülent Ecevit´în “Ayşe´yi de tatile çıkarması”dır… Malum işte, şimdi oralarda bir şoförün uzun menzilli güdümsel hayranlığına şıp diye eklediği, savunmasız muhataplı derin devlet kaynaklı masalları kadar kolay değil her şey, ama gel gör ki, son yılların yerli malı algı yutturmacası almış başını gidiyor işte.

Kıbrıs diyorduk değil mi?..

Zaman tünelinde biraz daha geriye gittiğimiz zaman akla gelmesi gereken diğer bir isim bir zindan şairidir… Vatan, millet, Sakarya deyip de boş nutuk atanlar değil, edebiyat ve kültürün temelinde insan, toplum ve yurt sevdasını netleştiren, bu uğurda bedel ödeyen bir aydın yazar olan Vatan ve Hürriyet Şairi Namık Kemal´ı anımsamadan nasıl geçebiliriz öteye…

Ona da değineceğiz ileriki satırlarda.

Dönelim o yıllara…

            Kıbrıs sularındaki savaş bağlamlı gel-gitlerin Akdeniz kıyısındaki yaşama yansımalarını da anımsamadan olmuyor sonuçta. Sanırım o yıllar 1974´den bir 9-10 yıl daha öteye giden günler olmalıydı…        

            Bahar aylarında Yanıkbahçe´ye okulla pikniğe gittiğimiz, at otlattığımız, Uzun Haşim´in oğlu Uzun Enver´in roman kızlarıyla Obalar caddesinden arzı endam ederlerken “film çekmeye gidiyoruz” mavrasının yayıldığı günlerden çok daha farklıydı Yanıkbahçe…

            O günler de, Yılmaz Güney etkili “Beni İpe Verdiler”in mağdurunu oynayan Artiz Niyazi´nin “daha iyi oynuyorum diye film sahnelerimi kesti…” öznelliğinin de Yılmaz Güney´in gıyabında kulaktan kulağa yayılmacılığıyla görselleştirilmeye çalışıldığı yıllardı da.

            Kıbrıs yolunda geri sarmalarla bunları düşünüyorum işte….

Kıbrıs´taki çatlak seslerin kanlı gösterilere dönüştüğü o günlerde askeri sığınak yeriydi Yanıkbahçe. Bir çok noktaya konuşlanan ordu, havaalanın hemen yanındaki Yanıkbahçe´de de kamufle olmuş durumdaydı.                                                                                     

Ama sanıyorum, tüm bunlar Kıbrıs Barış Harekâtı´ndan çok daha önceydi. Sanki 1964/65´lerdeki olaylara karşı bir tavırdı. Çünkü… 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı´nda Hamburg´daydım…

Biraz önce Adana Şakirpaşa Havaalanı´ndan kalkan Kıbrıs uçağında bakışlarım boşluğa daldığında işte tüm bunları düşünüyordum…

Uzun yıllardan beri gitmeyi düşündüğüm yerlerden biriydi Kıbrıs… Şimdi “Yavru vatan” dillendirmesinin bile kaygı götürdüğü Kıbrıs aslında çok uzak da, çok uzağımızda sayılmazdı.

            Uçak havalandıktan sonraki ilk 20 dakika yükselmeyle geçmişti aşağı yukarı. Sonra da yapılan anons uçağın inişe geçtiğini belirtiyordu. Topu topu kırk dakika sonuçta. Yani. Dolmuşla 100. Yıl´a gitseydik bundan daha erken olamazdı.

            Gözüm denizden uzanan dağlara kaydığında bir buruk sızı gibi içime çöken hüznün tutsağı gibiydim adeta. Öyle ya, biz bu topraklar için kan döktüğümüz zaman yetmişli yıllar arasına sıkışmamış mıydı?...

            Bu topraklarda hükümranlığını 307 yıl boyunca sürdüren Osmanlı İmparatorluğu´nun 1571 fethiyle, 1974 Barış Harekâtı arasına sıkışan muharip görselliklerine ek olarak “kanlı noel”ler, şehitlikler, soykırımlar insanın usuna gelip gelip çakılıyor.  Mehmetçikler sanki hep yaşayan çıkarmalarda, savunmada, Beşparmak dağlarını efsanevi aşışlarda… Belki de bizim görselliğiyle gördüğümüz o hüzünlü öyküyü anlatıyor Beşparmak dağları dingin dingin duran kentlere.  

            Böyle bir kutsal hüznün dağınıklığındayken Ercan Havaalanı´na iniyoruz…

            Ercan Havaalanı Hava Pilot Binbaşı Fehmi Ercan´ın (1935-8 Ağustos 1975) anısına yapılmış. Bina içinde fotoğraflı özgeçmişi var. O da Cengiz Topel gibi Kıbrıs´la özdeşen, yurt sevgisinin simge isimlerinden biri. Cengiz Topel´in (1934-8 Ağustos 1964) adını da yurdun birçok yerinde yaşatmaya çalışmamış mıydık?.. O yıllarda, Adana´da, Seyhan nehri kenarındaki Set´den, Cemal Paşa´ya kadar uzanan Topel dolmuş hattını, Kıbrıs Barış Harekâtı´nda uçağı vurularak şehit düşen Yüzbaşı Cengiz Topel´in anısına ithafen kurmamış mıydık?..

Ercan Havaalanı Lefkoşa´nın kıyısında. Servis otobüsü Lefkoşa´ya girmeden sahile doğru, sanırım bir 40 km. kadar giderek Bafra Turizm Bölgesi´ndeki Nuhun Gemisi´ne bırakıyor bizi.

Nuhun Gemisi oteli modern bir dev bir turistik tesis. Fakat Antalya´daki turistik otellerdeki sosyal canlılık ve Rus ağırlıklı insan mozaiği yok. Kıbrıs´ın sosyal yaşamına koşut bir seyirde sanki. Daha sakin, daha tenha ama dingin. Otel sanki bizim grubun gelişiyle daha canlılık kazandı. Bu canlılığın nedenlerinden biri de sade partilerimiz…

Bu “Kültür” gezimizin kitaplar dışına çıkan en önemli yanı Remzi Bey´le bol bol tavla oynamamız.. Öyle ki, kitabını yazmadık desek de, Allahverdi hocanın da zaman zaman tribündeki yerini aldığı bu amatör heyecana ortak olanlar fazlalaşıyor. Fakat dışarıdan müdahaleler kabul edilmiyor.       

Parti deyince, denize epeyi giren iskeledeki gece partisi pek güzel geçiyor…

Ertesi gün, bir o kadar mesafedeki Magosa´yı görmek için otelden ayrılıyoruz üç arkadaş… Taksi şoförüyle Kıbrıs´ın ekonomik ve sosyo/ekonomik yönünü konuşuyoruz… Kıbrıs bir tatil beldesi sessizliğinde fazla kalabalık yok caddelerde. Gelişmiş bir kasaba havasında geçip gördüğümüz yerler. Modern tarım yapıldığı izlenimini veriyor tarlaların görünümü. Tarlalarda silindir şeklinde tortop edilen saman yığınlarının bazı tarlalarda bez gibi bir beyaz bir koruyucuya sarıldığı görülüyor.            

Taksi şoförünün nabzını yoklamak için şöyle bir zarf attığımızda Denktaş hakkında atıp tuttuğunu görüyoruz. Oysa Denktaş da hayatta değil… Derin devlet hikâyesine benzer bir görüntü çıkıyor sonuçta… Tarihsel derinliğini bilmediğimiz hiçbir şey hakkında önyargılı olup, savunmaya geçmek doğru değil; nitekim Rauf Denktaş da babamızın oğlu değil, fakat halk arasında belirli oranda bir etki alanı yarattığı anlaşılan ve son yıllarda ülkemizde de yaşadığımız, yaşıyor olduğumuz temelsiz bir algı yaratma basitliğinin orda da başını alıp gittiği yer yer duyumsatıyor gibi kendini…   

            Kıbrıs denince hemen anımsayabileceğim bir sayfa da gurbetçiliğime açılır…

Hemşeriliğin tadı nasıl gurbetteyse, yurttaş olmanın da bambaşka bir tat ve bağlılığı vardır gurbetçilik de..  Hele bir de kişilik ve kültürel yönden kafa denklilik varsa bu hemşerilik ya da yurttaşlıkta…

Bu konuda, Fakir Baykurt´un, gurbetçi işçilerin yurtseverlik yaklaşımını içerik ve betimleme olarak çok güzel yansıttığı bir öykü vardı… Bilmem okuyanınız ya da okuyup da anımsayanınız var mı bilmiyorum.. Milliyet Sanat ya da Sanat Olayı dergilerinden bir de olabilir. Almanya´da yaşayan Fakir Baykurt gözlemleyip ya da duygusal gerçeklikle yakaladığı, yurttaşlık duyarlılığını içerik ve betimleme olarak çok güzel yansıttığı bir öykü vardı… Markete giren her yurttaş, dizili kartpostalların içindeki kendi ülkesinin kartpostalını kimse farkına varmadan, en üst sıraya koyuyordu. Bu yer değiştirmelerdeki öykü tadı güzeldi. Gerçek olduğunu da düşünüyorum, ya da ucu da gerçekliğe açıktı.  

 

*GURBETTE KIBRIS:

Şimdi gelelim benim asıl neyi anımsadığıma…

Hamburgta´ydım ya o yıllar… İnşaat ustası olarak gidip balık işçisi olmuştum… Kıbrıs Barış Harekâtı´nın yapıldığı o yıllarda çalıştığımız fabrikada Yunanlı ve İspanyollar da vardı. Hatta aynı firmanın kurduğu futbol takımında birlikte yer aldığımız Yunanlı Forti´nin göz atan kız kardeşi Maria´nın, mesai saatinde bir işim çıkması sonucunda bisikletime atlayıp lojmana gelmemden de, zamanlamanın getirdiği bir duygulanım olarak sanki rahatsız olduğunu da algılamıştım. Kaygılı anların gölgesinin düştüğü o 1974 yazı çok sıcak ve heyecanlıydı sonuçta… İşyerinde gizliden gizliye saat başı verilen haberler dinleniyordu. İngiltere´deki görüşmelerden olumlu sonuç alamayan Dışişleri Bakanı Turan Güneş düğmeye basmıştı:”Ayşe tatile çıksınn…”

Böylece başlamıştı Kıbrıs Barış Harekâtı… Ayşe´nin yerine Mehmetçik Kıbrıs´a çıkmıştı. Yer yer kanlı bir savaşta, iç kesimlere yapılan ilerlemeleri, Beşparmak dağlarına yönelen askerimizin ilerleyişini parça bölük dinliyorduk saat başı ajanslardan. Öyle bugünkü gibi anlık görüntü ve iletişim sağlayan cep telefon ya da internet yoktu tabii.. Mektubun birkaç hafta da gidip geldiği o iletişim sarmalında tek haber kaynağımız radyo başı haberlerdi. Bir de haftada bir gün, sanırım 2-3 saat Türk kanalı yayınını izliyorduk siyah/beyaz televizyonumuzdan. Öyle olunca ajans haberi nur nimetti. Radyo haberleri bizimkilerin her karşılaştığı yerlerde yayılıyordu selamlaşmalarla. Elin Alman´ı dinler miydi seni. Tüm bunlar mesaide oluyordu ve biz çaktırmadan yurtseverlik oynuyorduk. Kuşkusuz bu her toplumda görülen bir azınlık psikolojisinin yansımalarıydı. Adana´da da demiyorlar mıydı falan birbirine tutkun diye….

Evet işte gördünüz nerden nereye geldik… Kıbrıs dedik, bizim mahalle dedik, Almanya, Fakir Baykurt deyip dönüp geldik bir uçtan bir uca…

            En büyük şehri Lefkoşa olan Kıbrıs adasının toplam nüfusunun % 70´i Rum, % 30´u Türk. 1980´lere kadar adada İngiliz, Ermeni, Maruni toplulukları da bulunmaktaymış.

Kuzeyde denize paralel Beşparmak Dağları ile güneydeki Karlı Dağ (1952 mt.) Karpaz yarımadası adanın kuzey doğusunda yer alırken; güney ve doğu kıyılarında Limasol Tuz Gölü gibi ufak tuz gölleri bulunan adada turunçgiller, zeytin, maki, bodur ağaçlar genel bitki örtüsü. Toplam olarak 150 çeşit ağaç ve 1900 bitki bulunmakta. Zengin hayvan türüne sahip olan ada coğrafi konum nedeniyle kuşların konaklama yeri olup, adadaki 350 türden 7 türü endemilt. Ayrıca 26 çeşit sürüngen ve amfibyum da bulunmakla birlikte, caretta caretta ve chelonia mydas gibi nesli tükenen kaplumbağaların yumurtlama bölgesi. Adada bulunan Karpaz milli Parkı´nda 250 civarında yaban eşeği de bulunmaktaymış.  

Türkiye, Suriye, İsrail, Lübnan, Mısır ve Yunanistan gibi ülkelerle uzak-yakın deniz komşusu olan Kıbrıs, Sicilya ve Sardinya´dan sonra Akdeniz´in üçüncü büyük adası konumunda olup, tarih boyu Akdeniz´in en gözde yerlerinden biri de olmuş…   

            *GAZİ MAĞOSA:         

            Kıbrıs denince anımsanması gereken en önemli şey kuşkusuz ki tarih ve kültürdür de…

            Bulunduğumuz yerden açımızı genişletecek olursak; Yakındoğu ile Avrupa arasında önemli bir ara istasyon olan Gazi Mağosa limanının yaklaşık 70 bin kişilik, sanayisi olmayan bir kent için önemli bir şans olduğu görülür.

Salamis ve Enkomi (Alasia) gibi M.Ö. 2.000´li yıllara kadar uzanan bu antik kentler önemli tarihsel derinlikleriyle ilgi çekmektedir…. Mimari ve tarihi özellikleriyle kendi döneminin yansımasını yapan antik kentlerde eğitim, kültür, sanat ve spora önem veren kaliteli bir yaşamın savaşların yol açtığı barbarlıklara da kurban edildiği de gözlenmektedir.

             Dalgaların kucakladığı Gazi Mağosa´nın en önemli göze çarpan tarihi yapısı, limanı gözetimine alan Othella kalesi ve surlarıdır. Kıbrıs´ta önemli bir izleri bulunan Lüzinyanlar tarafından yapılan kale surlarının 150-200 mt. gerisindeki alanda “Lala Mustafa Paşa Camisi” (St. Nicholas Katedrali) yer almaktadır. Onun karşısında ise “Namık Kemal Zindanı ve Müzesi” yer almaktadır. “Vatan Yahut Silistre” oyunundan dolayı Kıbrıs´a sürgün edilen Namık Kemal 38 ay boyunca kaldığı bu zindanda birçok yapıtlarını vermiştir.

            Kıbrıs´a sürgün edilen ikinci bir önemli isim ise bir Osmanlı diplomatı olan “Yirmi Sekiz Mehmet Çelebi”dir. Asıl adı Mehmet Faiz olup, Yeniçeri ocağının 28. ortasında yetiştiği için bu lakapla anılan “28. Mehmet Çelebi” 11 Ay Paris Büyükelçiliği yaptığı sırada (1720) “Paris Sefaretnamesi” adlı yapıtıyla yaptığı büyük yankı ile tarihe geçen, İngiltere´de de oldukça ilgiyle karşılanan, Paris dönüşü sonrası Mısır´da görevlendirildiği sırada “Patrona Halil İsyanı”na karıştığı gerekçesiyle Kıbrıs´a sürgüne gönderilip, 1732 yılında da Mağusa´da hayatını kaybeden önemli bir isim.

  

            Mağusa´da “Tarihi Türk Mezarlığı ve Çanakkale Şehitliği” de bulunmaktadır. Anısına bir anıt da dikilen tarihi “Türk Mezarlığı”ndaki 33 şehidin 1. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin Süveyş Kanalı ve Çanakkale cephesinden esir edilerek getirildikleri esir kampında kötü muamele sonucu ve firar girişiminde bulundukları için şehit edildikleri söylenmektedir.(1916-1920)  

            Gazi Mağusa´da bulunan diğer tarihi eserler ise Kıbrıs fethinde şehit düşen (1571) “Pertev Paşa´nın Mezarı”, “Yeniçeri Efendisi Mehmet Efendi´nin Mezarı” ile  “Cafer Paşa Hamamı”,ve “Cafer Paşa Çeşmesi”dir. “Pertev Paşa´nın Mezarı”ndaki simgeler ilginçtir… Asıl mezarının Rumlar tarafından yıkılması üzerine “1974 Kıbrıs Barış Harekâtı” sonrasında Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Pertev Paşa anısına dikilen anıtta bilim ile askerliğin dayanışmasını simgeleyen kitap ile sur birlikte yer almaktadır.  Bunların yanı sıra; “Mustafa Zühtü Efendi Türbesi”, “Şam Müftüsü Mehmet Ömer Efendi Türbesi”, “Kutup Osman Türbe ve Tekkesi”, “Mustafa Paşa Camisi”(Stavros Kilisesi), “Mağusa Mederese Binası” ile “Mağusa´daki Osmanlı dönemine ait üç hamamdan biri olan “Kızıl Hamam” gibi  tarihi eserler göze çarpmaktadır.  

            Bunlarla birlikte; “St. Anna Kilisesi”, “Karmelite Kilisesi”, “St. Nikolas Kilisesi”, “Ayia Zoni Kilisesi”, “St. George Grek Kilisesi”, “Nikokreon Anıtı”, “Kral Mezarları”, “Cellarga Toplu Mezarları”, “Viktoria Havuzu ve Fıskiyesi”, “Roma villası”, “Bizans su sarnıcı”, “Kompanapetra Bazilikası”, “Aya Epiphanios Bazilikası”, “Su Deposu-Vouta”, “Agora”(Pazar Yeri” ve “Zeus Tapınağı”, “Gimnazium” (Spor alanı) ve tiyatro gibi detaylar “Salamis” antik kentinde yer alan kalıntılardır.  

 

*KIBRIS´IN İLGİNÇ TARİHİ:

Kıbrıs´ın ilginç bir tarihi geçmişi var… Ada bir şirket metası gibi elden ele geziyor… Krallardan Tapınak şövalyelerine, tüccarlardan ülkeler konsorsiyomuna gidip geliyor. Bu bağlamda oldukça ilginç bilgiler var… 

            Tarih içinde Kıbrıs´ın yad elliği değişmemiş; Fenikeliler zamanından Namık Kemal´e kadar ada bir sürgün yeri olarak kalmış.

             M.Ö. 10000´li yıllara dek gidilebilen uygarlık izleri bulunan Kıbrıs´ın ilk yerleşimcilerinin de Anadolu´dan geldiği tahmin edilmekle birlikte; Filistin, Lübnan ve Suriye´ den de gelmiş sonraki zaman dilimlerinde. Girne´ye 10 km. mesafedeki “Vrisi harabeleri” ile Limasol ve Lefkoşa arasındaki “Kirokitia harabeleri” ile Lapta´daki “Tumba Tu Skuru Mezarları”, “Karmi Tunç Çağı Mezarlığı”, “Pigades Tapınağı” ve “Enkomi Tapınağı” ile Gazi Mağusa´nın kuzeydoğusundaki “Enkomi kalıntıları” anımsanabilir. Salami ve Solo gibi yerleşim yerleri de kurulmuş Kıbrıs´da. .

            M.Ö. 1500´li yıllara kadar yerel yönetim birimi şeklinde yaşayan Kıbrıs, Tutmosis, 3. Ramses, Amasis, Kleopetra ve Kıbrıs dönemlerinde Mısır idaresi altına girmiş. Daha sonra Hititler, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Büyük İskenderli Makedonlar, Makedonların uzantısı Ptolemaios, Roma, Bizans, Araplar, Emeviler, Memluklular ve Osmanlı İmparatorluğu, sırası geldikçe, bu uygarlık zincirinin halkalarına eklenmişler.   

Sonra bir de Emevi ile Bizans arasında yapılan antlaşmada Cuma günü sayısına göre tazminata konu olan ilginç bir madde de var-688´de Bizans İmparatoru II. Justinşanos ile Emevi Halifesi 1. Abdulmelik´in kendilerinden önceki IV. Konstanius ile Emevi Halifesi 1. Abdulmelik zamanında yapılan antlaşmayı sürdürerek, aralarında imzaladıkları antlaşmaya göre, Bizans Emevi Halifelerine eskisi gibi yılda ödeyeceği 1000 Bizans altını tazminata ek olarak, o yıl içinde olan Cuma günü sayısı kadar atın ve esirin de tazminat olarak verilmesini madde olarak eklemişler. Bunu başarmak için Kıbrıs adası askerden arındırılacakmış. Bugüne kadar süregelen bu gelen duyarlılığın mevcudiyeti de ayrı bir şey. Böylece Kıbrıs takdim/tehirli bir ilginçlik de taşıyan bir rakamsallıkla 688´den 868´e kadar olan 180 yıl Arap/Bizans Konsorsiyumu tarafından yönetilmiş.

 3. Haçlı Seferi´nde İngiltere Kralı I.Richard, hele buraya kadar gelmişken Kıbrıs´ı da alıvereyim diye düşünmüş olması (1191) bir işe yaramamış; Kıbrıs halkının bu yönetimi beğenmemesi üzerine ada Tapınak Şövalyeleri´ne satılmış.

            Bu kez ada halkı bu yönetimden de memnun olmayıp, Beşparmak Dağları´nda isyan etmeye başlayınca de Tapınak Şövalyeleri adayı 1. Richard´a geri vermiş. (1192)

Bir yıl içinde alınıp satılan, el değiştiren, isyan edilen ada, 1. Richard´ın Kudüs Kralı Guy de Lusignan´ı Kıbrıs Krallığı´na getirmesiyle 300 yıl kadar hanedanlık yönetimi sağlanmış.

            Bu ara 500 kadar gemi ile gelen Arap donanmasının Kıbrıs´ı abluka altına almasını insan bir düşünmeye görsün ve  de savaşın kabadayısı olursa da böyle olsun yani!..

            Kıbrıs 14. Yüzyılda Cenevizli tüccarların eline geçmiş. 1426 yılında Memluklular adaya hâkim olmuş. 1489´da son kraliçe Caterina Cornaro´nun adayı Venedikliler´e satmasıyla Kıbrıs Krallığı son bulmuş.

            1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilen Kıbrıs´a Yeniçeriler yerleştirildiğinde, adanın tarihi geçmişinde demografik anlamda bir değişiklik olmuş.   

            Bu ara, Kıbrıs´ın bu günlere kadar İngiliz hegomanyasının nasıl başımıza illet olduğuna bir bakın….

            1878 yılında, 93 Harbi´nde yani,  Rusya İmparatorluğu karşısında yenilen Osmanlı, Ruslara karşı fazla ödün vermemek amacıyla, Birleşik Krallık´ın isteği ve “Ruslara karşı yardım” vaadiyle ada 92.799 sterline 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan Kıbrıs sözleşmesi ile kiralanmış; 1. Dünya savaşında ise İngiltere karşısında Almanya yanında harbe girilmesiyle Birleşik Krallık adayı ilhak etmiş.

            93 Harbi´nde     1923´te imzalanan Lozan Barış Antlaşması´nın 21. maddesi gereğince ise, Birleşik Krallığa ilhakı tanınıyor. 1925 Yılında Kıbrıs Crown Colony olarak ilan edilince de, adaya Türkiye Cumhuriyeti konsolosu atanmış.   

            Ekim 1931´de Rumlar Birleşik Krallığa karşı Enosis isteğiyle ayaklanınca Birleşik Krallık´ın politikası sertleşiyor. Yunan ve Türk tarihinin okutulmaması, iki ülkenin bayraklarının kullanılmaması ve Yunan ya da Türk ulusal kahramanlarının resimlerinin sergilenmesine yasaklar getirilmiş.  

            Ocak 1950´de Doğu Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs Türk toplumunun boykot ettiği bir referandumda katılan halkın % 90´nı ise Enosis lehine oy vermişler.

            1955´de Kıbrıslı Rumların kurduğu EPKA örgütü Birleşik Krallık kuvvetlerini adadan çıkarmak için silahlı eylemlere başladığında, Kıbrıs Türkleri de silahlanmaya başlayınca, Birleşik Krallık´ın, adanın tüm bölümlerini kontrolünün elinde tutması zorlaşıyor. O sıralar Türk ve Rumlar arasında çatışmalar başlamış.  

            Ada 1960´da Kıbrıs Cumhuriyeti olarak bağımsızlık kazanmış.     Bilindiği gibi de, 1974 Yunan darbesinin ardından gerçekleştirilen Barış Harekâtı sonucunda adanın kuzeyinde tek yanlı Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulup; Daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını almış.   

            O zamandan beri süregelen görüşmeler sonucunda Birleşmiş Milletler´in Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan birleşme planı adada referanduma sunulduğunda Kuzey Kıbrıs plana % 35´e karşı % 65 ile “evet” derken, Güney Kıbrıs % 25´e karşı % 75 ile “hayır” diyerek reddetmiş. .

            Güney Kıbrıs 1 Mayıs 2004 tarihinde, adanın tamamını temsilen “Kıbrıs Cumhuriyeti” adıyla Avrupa Birliği´ne katılmıştır. 

*VE BİZ…       

Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet´ine

Resmetmeye çalıştığımız tablonun hep dışında kaldık; Biraz da kendimizi özetlemek gerekir…

Bize gelince…                                                                                    

Bu “Kültür” gezimizin kitaplar dışına çıkan en önemli yanı da, zaman zaman Allahverdi hocanın da tribündeki yerini aldığı  bol bol tavla oynamamız.. Öyle ki, Allahverdi hocanın da zaman zaman tribündeki yerini aldığı bu amatör heyecana ortak olanalr da bulunmaktaydı.                    

            Kıbrıs dendiğinde Aslında akla ilk gelmesi gereken isim Namık Kemal´dır. Hürriyet âşığı bir yazar olan Namık Kemal Ege´den Akdeniz´e uzanan adalardaki sürgün yaşamında, birçok yapıtını yazdığı Magusa onun sürgünlüğünün önemli bir durağıdır. 48 yaş gibi çok genç bir yaşta aramızdan ayrılan yazar, edebiyat ve sanat için en üretken olduğu bir dönemde yaşamını yitirmesi kuşkusuz ki yerine konulamayacak daha nice yapıtların imzalanmayışı adına üzüntü vericidir.

 

            *NAMIK KEMAL´IN YAŞAMI:

            Şair, yazar, gazeteci ve devlet adamı olan Namık Kemal Türk edebiyatının temelinde olan ve yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarını Türk düşün ve edebiyatı sokan önemli bir Tanzimat dönemi aydını olup, “Vatan şairi”, “Hürriyet şairi” olarak anılan Namık Kemal şiirin yanı sıra, eleştiri, biyografi, tiyatro, roman, tarih ve makale türlerinde yapıtlar vermiş. Özellikle “İntibah” adlı romanı ve “Vatan yahut Silistre” adlı tiyatro oyunuyla ünlenen Namık Kemal Mustafa Kemal Atatürk´ü de düşünceleriyle etkileyen bir isim olarak bilinir.  

            Namık Kemal (21.12.1840 Tekirdağ - 2.12 1888 Sakız) sekiz yaşında iken Afyon´da annesini yitirince, çocukluğu Tekirdağ (Tekfurdağ) ve Afyonkarahisar sancaklarında vali yardımcısı olarak görev yapan dedesi (annesinin babası) Abdullatif Paşa´nın yanında geçer. Dedesinin değişik kentlerde görev yapması nedeniyle de düzenli eğitim alamaz, özel dersler alarak kendisini yetiştirmeye çalışır; dedesinin İstanbul´a gelmesiyle de Bayezid Rüştiyesi´ne, ardından da Valide Mektebi´ne devam eder. 8 yaşına kadar kaldığı Sofya´da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi´nin kızı Nesime Hanım ile olan evliliğinden Feride ve Ulviye adındaki kızları ile Ali Ekrem adında bir oğlu olur. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Duriye Hanım´dan da Naşit adında bir kardeşi bulunur.       

           

*ŞAİR NAMIK KEMAL:

            Dedesinin mutasarrıf olarak 1,5 yıl kadar Kars´ta kaldığı sürede Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendi´den divan edebiyatını öğrenmenin yanı sıra avcılık, atıcılık ve cirit dersleri de alan Namık Kemal; Kars´taki görüp, yaşadığı bir olayı, Midilli´de sürgüne gönderildiği sırada Abdülhak Hamit´e gönderdiği bir mektupta da belirttiği gibi; nişanlısının arkasına düşerek, gönüllü nefer yazılmış, Kars´a kadar gelmiş ve bir taburun trampetçiliğinde bulunduğu halde şehit olmuş Kürt kızın cenazesini gördüğünden söz eder. Bununla bağlantılı olarak, Namık Kemal´ın ”Vatan Yahut Silistre” adlı tiyatro oyununu, erkek kıyafetiyle nişanlısın ardından Silistre´ye giden ve sonunda ölen Zekiye gibi bir kadın kahramanının hayatından etkilenerek yazdığı düşünülür.

Babası Filibe Mal Müdürü, dedesi Sofya Kaymakamı olarak bulunduğu dört yıllık süreçte de, Kars´ta öğrendiği aruz ve hece vezinlerini pekiştiren Namık Kemal; Sofya´da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal´e yazıcı, kâtip anlamına gelen “Namık” adını verir. Kendisi de, zaman içinde bu namıklığın hakkını vermeye başlar…

İlk şiirlerini Sofya´da yazan Namık Kemal İstanbul´a geldiğinde, kısa sürede şairler arasında tanınmış. Henüz Batı edebiyatı ile teması yokken, İstanbul´da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanışıp, Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalışan Namık Kemal, Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurup, bu şairin başkanlığında kurulan “Encümen-i Şuara” adlı şairler topluluğuna da katılmış. Daha sonra yeniden Tercüme Odası´nda görev alıp (1863-1867) Bu yeni görevi sırasında batıyı tanıyanlarla tanışma olanağı bulunca, gözlerini batı kültürüne çevirmiş. Bab-ı Ali Tercüme Odası´nda stajyer memur olarak göreve başlayıp (1857) daha sonra Gümrük Kalemi´nde çalışmaya başlayan Namık Kemal´ın; edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması sanat ve hayat görüşünü değiştirmiş. Batı edebiyatını öğrenmeye çalışırken ilgisi nesire yönelmiş; tarih ve hukuk alanında da kendini geliştirmeye çalışmış. Batı edebiyat ve kültürünün önemini gören yazar; çocukken öğrendiği Arapça ve Farsçadan sonra Tercüme Odası´nın bir katibinden Fransızca dersler de almış.  

*SANAT ANLAYIŞI:

Tanzimat döneminin en önemli düşünce, sanat ve siyaset adamlarından biri olan Namık Kemal, ”Toplum için sanat” anlayışını benimser. Sanatı, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanıp, eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçlar. Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düzyazıyı kullanır.

Eserlerinde noktalama işaretlerini kullanan Namık Kemal; gençliğinde divan edebiyatı tarzında şiirler yazmış, Avrupa´ya gittikten sonra yeni edebiyatı benimsemiş ve o yolda yapıtlar vermiştir. Fransız edebiyatını örnek alıp, romantizmin etkisinde kaldığından, şiirlerinin biçim bakımından eski, konu bakımından yeni olduğu söylenir. Yurt, ulus, özgürlük gibi konuları işleyen şair; ayrıca şiirlerinde savaşımcı tipte bir insan yaratır.

Namık Kemal´ın Atatürk üzerinde de duygusal etki yaptığı bilinen bir şeydir… Atatürk´ün; “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, duygularımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp” sözünde de bu vurgu net bir biçimde ortaya konmuştur.

Celaleddin Harzemşah adlı yapıtında tiyatro tiyatro ile ilgili düşüncelerini açıklayıp,  tiyatroyu “eğlencelerin en faydalısı” olarak niteleyerek, halkın eğitilmesinde okul gibi gören Namık Kemal; sahne dili ve tekniği yönünden başarılı yapıtlar vermiştir. Tiyatrolarının hepsi dram türündedir.

YAPITLARI:

Oyun: “Vatan Yahut Silistre” (1873), “Zavallı Çocuk”(1873), “Akif Bey” (1874), “Celalettin Harzemşah” (1885), “Kara Bela” (1908)

Roman:”İntibah” (1876), “Cezmi”(1880)

Eleştiri:“Tahrib-i Harâbât” (1885), “Takip” (1885), “Renan Müdafaanamesi” (1908), “İrfan Paşa´ya Mektup”(1887), “Mukaddeme-i Celal”(1888(

TARİHİ KİTAPLARI: “Devr-i İstila”(1871), “Barika-i Zafer”(1872), “Evrak-ı Perişan”(1872), “Kanije Muhasarası”(1974), “Silistre Muhasarası” (1874),“Osmanlı Tarihi”(1889), “Büyük İslâm Tarihi” (1975)

Tasvir-i Efkar” ve “Hürriyet ve Hilali Osmani”dir.

 

             *GAZETECİ  NAMIK KEMAL:

            Namık Kemal “Tasvir-i Efkar”da fıkra ve tercüme yazılar yazmış. İlk defa Şinasi´de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırmaya başlamış. Şinasi, “Tasvir-i Efkar”ı kendisine bırakarak Fransa´ya gittiğinde de (1865) Namık Kemal tek başına gazeteyi çıkarmış. .

“Yeni Osmanlılar Cemiyeti” adını alacak olan ve amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamak olan “İttifak-İ Hakimiyet”in görüşleri doğrultusunda ve hükümeti ağır eleştiren makaleler yayınlayan Namık Kemal; “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale sonucunda, gazete kapatılıp, (1867)  kendisinin de Erzurum vali yardımcısı olarak ataması yapılsa da; hükümet tarafından gönderildiği Erzurum´a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris´e kaçarlar. O ve arkadaşlarını Paris´te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almış. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa´nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz´in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini “Yeni Osmanlılar Cemiyeti”nin reisi ilan ederek, Avrupa´ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü de üstlenmiş. M. Fazıl Paşa´nın desteğiyle Londra´da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkarsalar da, ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine “Muhbir”den ayrılır. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi´ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti “Genç Osmanlılar”ı ülkeyi terk etmeye davet ettiğinde de Londra´ya geçen Namık Kemal ve arkadaşları orada “Hürriyet” gazetesini çıkarırlar. Bu arada “Hürriyet Gazetesi”ni çıkaran Mustafa Fazıl Paşa, Paris´e gelen Abdülaziz´le ilişkilerini düzeltip, onunla İstanbul´a döndükten sonra, giderken gazeteyi çıkarma konusunda desteğini sürdüreceğini söylemesine rağmen, desteğini çektiğinde, geçici olarak “Hürriyet”i de kapatmalarını isteyince, Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denerlerse de, bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçer ve Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döner (1870). Siyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan Namık Kemal İstanbul´a döndükten sonra “Diyojen” adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazar; Sadrazam Ali Paşa´nın ölümünden sonra da (1872) “İbret” gazetesini çıkararak yeniden muhalefete başlar. Gazete sık sık kapatılır ve sonunda da Mahmut Nedim Paşa´yı eleştiren yazılar yüzünden İstanbul´dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu´ya atanır.

*SÜRGÜNDE BİR AYDIN:

            Namık Kemal´ın Gelibolu´ya atanması bir sürgündür sonuçta….

Namık Kemal bir yandan sürgüne gönderilirken, diğer yandan Nişani Osmani madalyası, Balâ rütbesi, imtiyaz madalyası alır. Midilli sürgünlüğü dönüşü İstanbul´da bir kahraman gibi karşılandı. Fakat bu sürgünler onun için de yapıt ortaya koymak için bir fırsat olsa gerek… Gelibolu´da "Vatan Yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserlerini tamamlar. Gelibolu´nun bazı sorunları ile ilgilenip, su sorununu çözümler. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşa´nın Bolayır´daki kabrini ziyaret ettiğinde,  Ebüzziya Tevfik Bey´e burada gömülmeyi vasiyet eder.

Namık Kemal, aydın bir yazar ve düşün adamı olarak edebiyat ve tiyatro arasındaki savaşımında bir yandan da gazetelere yazılar yazar…

Gelibolu´da iken "İbret Gazetesi"´ne “BM” (Baş muharrir), Ebuzziya´nın çıkardığı "Hadika Gazetesi”ne “N.K” imzası ile yazı gönderen Namık Kemal; Gelibolu´da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için kendisi de köpekleri sürgüne göndermeye çalışınca Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alınır.  

            Durum böyle oluncaİbret”in başına geçer. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca da tiyatro ile ilgilenmeye başlar. “Vatan Yahut Silistre” oyunu, Nisan 1873 gecesi İstanbul´da Güllü Agop´un Gedikpaşa´daki tiyatrosunda sahnelenince de, deyim yerindeyse kıyamet kopar… Sahnelenen oyunun coşturduğu halk olaylar çıkarır. Bu konuda “İbret”te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatılır; Namık Kemal ve dört arkadaşı ise de yargılanmadan sürgüne gönderilirler. Namık Kemal Mağusa´ya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodos´a, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akka´ya sürülür. Namık Kemal´ın böylece adalar sürgünü başlar…. Kıbrıs, Midilli, Rodos, Sakız adaları mekânıdır artık. . 

            38 ay kaldığı Mağusa´daki olumsuz koşullar nedeniyle çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalanan Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrıs´ta verir. .

Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat´ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası´nı oluşturmak için bir komisyon kurduğunda, Namık Kemal da, bu komisyonun içinde yer alır. Ancak, Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit´in de tahttan indirilebileceğini çağrıştıran, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamında, padişahın aleyhine Arapça bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuması sonucunda mahkemede yargılanır ve asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup altı ay hapis cezasına çarptırılır, sonradan de beraat ederek, Girit Adası´nda zorunlu ikamete mecbur edilir; kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası´na çevrilir (1879-1884) Midilli´deki görevi sırasında kaçakçılığı önleyip, hazine gelirini arttırarak, 20 Türk ilkokulu açan Namık Kemal; Türk´lerin hayat seviyesini yükseltip, adalarda yaşayan Türk ahalisinin sorunlarını dile getiren bir rapor hazırlayarak Bâb-ı Âli´ye sunar. 1882´de Nişan-i Osmanlı madalyasi ile ödüllendirilen Namık Kemal; “Vaveyla", "Murabba", "Vatan Mersiyesi" gibi şiirlerini burada yazar. Magosa´da yazmaya başladığı “Celaleddin Herzemşah” adlı eserini de burda tamamlar… Okunmak için yazılan 15 perdelik tarihi bir oyun oaln Harzemşahlar Devleti´nin son hükümdarı “Celaleddin Harzemşah” etrafında gelişen oyunda İslam birliği düşüncesini işleyen Namık Kemal´i, Abdülhamit, bu eserinden dolayı bâlâ rütbesi ile ödüllendirir. Namık Kemal´in Midilli´de kaçakçılıkla mücadelesinden çıkarları zarar görenlerin şikâyetinden sonra 1884´te Rodos mutasarrıfı olan yazar, Midilli sürgünlüğü dönüşünde de İstanbul´da bir kahraman gibi karşılanır.

Rodos adasındaki çalışmaları da padişahın imtiyaz madalyası ile ödüllendirilen Namık Kemal;  Rodos´ta, Osmanlı tarihi hakkında eser yazmaya başlar. Bu kez de İngiliz ve Yunanların şikâyetleri üzerine Rodos´taki görevi sona erer. (1887)

Sakız Adası´na mutasarrıf olan Namık Kemal´ın ölümü Sakız Adasının kuru havası nedeniyle olur… Rahatsızlanan Namık Kemal, 2 Aralık 1888 günü 48 yaşında hayatı son bulur. Adada bir caminin haziresine defnedilen yazarın arkadaşı Ebüziyya Tevfik, şairin Bolayır´da gömülme arzusunu Padişah II. Abdülhamit´e iletince naaşı Gelibolu´ya nakledilerek, Bolayır´da Orhan Gazi´nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa´nın türbesinin yanına gömülür. Birkaç yıl sonra ise Sultan Abdülhamit´in yaptırdığı türbenin planını Tevfik Fikret çizer. 1912 Mürefte-Şarköy depreminde sütunlar zedelendiği için hâlen mermer kaplı bir kabirde bulunan Namık Kemal"in ölümünden sonra II. Abdülhamit, şairin oğlu Ali Ekrem´i sarayda görevlendirir, babası Mustafa Asım´ı ise saraya müneccimbaşı tayin eder. İşte böyle, Namık Kemal´ın çok kısa süren saygın yaşam öyküsü…

                       

*KIBRIS´A VEDA:

Sevgili yazarımızı da, şehit ve gazi olan sevgili Mehmetçiklerimizi de saygıyla anarak, üç gün kaldığımız Kıbrıs´tan dönüyoruz…. Ve sadece kent olarak Gazi Magosa´yı görmüş olup, Ercan Havaalanı´nın yanı başındaki Girne´ye bile program gereği uğrayamadığımıza üzülüyoruz… Oysa Kıbrıs´ın görülmesi gereken güzel olduğu kadar anlamlı daha birçok yeri var… Özellikle de Kıbrıs Barış Harekâtı açısından hayli özel bir yeri olan Girne Kalesi, Karaoğlanoğlu Şehitliği; Lefkoşa´daki “Kanlı Noel Mezarlığı”, Barbarlık Müzesi, Boğaz Şehitliği, Gazi Magosa´daki Soykırım görmüş olan Muratağa, Atlılar ve Sandallar köyleri; Güzelyurt´taki Pilot Cengiz Topel Anıt Mezarı ile Dr. Fazıl Küçük ve Denktaş´ın Anıt Mezarları başta olmak üzere daha nice yer…  Artık kısmet diyoruz, belki başka bir zamana…  

-son-

 

 

 

 /resimler/2015-10/7/0902284269352.jpg/resimler/2015-10/7/0902436926001.jpg/resimler/2015-10/7/0902566476560.jpg/resimler/2015-10/7/0903115051455.jpg

 

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Çocuk Öyküleri (16 Ekim 2017 - Pazartesi)
BİR FOLKLOR AĞIDI (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
MUZAFFER İZGÜ´NÜN ARDINDAN (03 Ekim 2017 - Salı)
ALİLİMONCU´YA VEDA (25 Eylül 2017 - Pazartesi)
MESUT MERTCAN YOK ARTIK (18 Eylül 2017 - Pazartesi)
GÜNEYDE YAPRAK DÖKÜMÜ (11 Eylül 2017 - Pazartesi)
***ÖKSÜZ MARTILAR*** (06 Eylül 2017 - Çarşamba)
Çocuk Hikâyeleri (06 Eylül 2017 - Çarşamba)
SELAHATTİN SARIKAYA ANILAR (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
USTALARDAN - MUSTAFA KEMAL´İN KAĞNIS (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
60. SANAT YILINDA CAHİT SEYHANLI (18 Haziran 2017 - Pazar)
***SELAHADDİN YANIKSES´LE RÖPORTAJ*** (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
ADANA ÖZGENTÜRK´ÜNÜ UNUTMADI (30 Mayıs 2017 - Salı)
*** ASLAN İLE KARTAL *** (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Çocuk öyküleri (02 Mayıs 2017 - Salı)
ÇUKUROVA VE TRT´NİN ONURU SUAT YILDIRIM (17 Nisan 2017 - Pazartesi)
SANAT SAYFASI YILLIĞI 2016-2017 24. YIL (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
ADANA´DAN BİR BİLGE ÖZGEN GEÇTİ (31 Ocak 2017 - Salı)
*** AHMET REMZİ DESTANI *** (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
“SEVENLER ANLAR” NEYZEN BESTEKÂRI (19 Aralık 2016 - Pazartesi)
ADANA´DA BİR MESAM GÜNÜ (05 Aralık 2016 - Pazartesi)
ŞARKININ “OKYANUS”UNDA BİR TALAT ER (24 Ekim 2016 - Pazartesi)
BİR TÜRKÜ USTASI ALİ LİMONCU… (26 Eylül 2016 - Pazartesi)
ABDURRAHMAN KESKİNER İLE RÖPORTAJ (12 Eylül 2016 - Pazartesi)
YAPI MESLEK LİSELİLER BULUŞTU (11 Temmuz 2016 - Pazartesi)
ÇUKUROVA´DA BİR ORHAN PAMUK (26 Haziran 2016 - Pazar)
***DERGİCİ LİSELİLER*** (09 Mayıs 2016 - Pazartesi)
BİR GURBET ÖYKÜSÜ (03 Mayıs 2016 - Salı)
***ERDAL YALÇIN İLE RÖPORTAJ *** (18 Nisan 2016 - Pazartesi)
“RESMİN GÖZYAŞLARI …” (11 Nisan 2016 - Pazartesi)
MESAM´DA BAŞKANLAR DÖNEMİ (28 Mart 2016 - Pazartesi)
DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ KUTLANDI (22 Şubat 2016 - Pazartesi)
ÇOCUKLARA İMZA GÜNÜ (17 Şubat 2016 - Çarşamba)
ÇİÇEKLERİN DİLİYLE BİR BİTKİ SOHBETİ (08 Şubat 2016 - Pazartesi)
PORTRELERİN FOTOĞRAFÇISI ALİŞER AVCI (01 Şubat 2016 - Pazartesi)
ZEKÂYİ GÖKKAYA İLE RÖPORTAJ (26 Ocak 2016 - Salı)
ARİF KESKİNER´İN YAŞAR KEMAL´I (18 Ocak 2016 - Pazartesi)
“ŞİİR HAYATIN BURASINDA” (18 Ocak 2016 - Pazartesi)
ADANA´NIN KURTULUŞU ŞARKIYLA KUTLANDI (11 Ocak 2016 - Pazartesi)
TOROSLAR´DA BOZLAK TEŞEKKÜRÜ (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
RESSAM SUAVİ NUMANOĞLU İLE GÖRÜŞME (02 Kasım 2015 - Pazartesi)
ÖDÜLLERLE ADINI DUYURAN BESTEKÂR (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-10 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-9 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-8 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-7 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-6 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-5 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-4 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-3 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-2 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-1 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
OZAN BİLDİK´LE GÖRÜŞTÜK… (15 Ekim 2015 - Perşembe)
TED´İN SANAT ÇOCUKLARI (07 Ağustos 2015 - Cuma)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
İSTANBUL´A İHANET ADANA´YA KEHANET
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
4.ŞEHİR TİYATROLARI BULUŞMASI
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
“ÇUKUROVA´DAN SESLER-3” KAZIM KARAÖRS ***UNUTULAN BİR SAZ USTASI KAZIM KARAÖRS***
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
MÜLKİ AMİR ‘ÜZERİNE KUMA´ KABUL EDER Mİ?
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
CUMHURİYET – TÜRK MUCİZESİ
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
19 EYLÜL GAZİLER GÜNÜ BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE VE KAHRAMAN TÜRK ORDUSU İLE EMNİYET MENSUPLARINA KUTLU VE MUTLU OLSUN
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
OKUL MÜDÜRÜ BİLGİYİ ÖĞRETMENDEN SAKLAMAMALI
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
FİFA KOKARTLI İLYAS AYAN´A VEFA
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Az Gittik, Uz Gittik-2
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SES BAYRAĞIMIZI DALGALANDIRMA ZAMANI
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
AB´NİN TÜRKİYE´YE MALİ YARDIMI AZALTMASI NE ANLAMA GELİYOR?
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
EKONOMİMİZDE HİNT YAZI
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
NUTUK (SÖYLEV), YÜCE DEĞERİNİ, 90. YILINDA DA TÜM GÖRKEMİYLE KORUYOR!
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın !
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Araştırma Üniversiteleri, Çukurova Üniversitesinin Kaçırdığı Şansı Yeniden Yakalama Olasılığı Ve Öneriler İbrahim Ortaş, iortas@cu.edu.tr
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
RAKKA´DA AÇILAN POSTER
Celal Topkan
Celal Topkan
BU TARIM VE EKONOMİ POLİTİKASI TÜRKİYE´Yİ ÇÖKERTİR
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
ARMAGEDDON
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
YİTİK BİR SAZ: KAZIM KARAÖRS
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Sözüm Sana İşçi Sınıfı!
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
TATSIZ TUZSUZ BİR HAFTA
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
BİZİM KÖY´ÜN HALLERİ (NAR)
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
DR.ERCAN ATALAY VE ASKF
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
NİKAH VE MÜFTÜLÜK
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
TAHSİN ÇAVUŞ´UN ÖLDÜĞÜ GÜN
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
HER MAÇ BÖYLE OLMALI
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
ÜLKEMİZDEKİ SURİYELİLER;
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
17 °C
Çarşamba
16 °C
Perşembe
16 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-10/23/1423176851935.jpg