YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ ***SARIKAMIŞ YOLLARINDA***
Tarih: 14.9.2015 15:37:07 / 1097okunma / 2yorum
Cumali KARATAŞ

Sarıkamış yolundayız bu kez…
Bu gezi, beyazla alın duyarlılık göstergesinde dramatize olan yaşam tablolarındaki trajik insan öykülerinin can yakan ağıtlarıyla dolu…
Vatan için gözünü kırpmadan canını veren Mehmetçiklerimizin kanlarıyla yazdıkları tarihe ibret bir kahramanlık destanı…
O destan ki; yüzyıllar boyunca onurlu kutsallığını koruyan bir yüceliğin erişilmez doruklarında dalgalanacak olan bir yiğitlik ve yurtseverlik bayrağı…
Ne zamandır Sarıkamış´a gitmeyi düşünüyorum.
Hatta düşünüyoruz durumuna getirmek için de uğraştım. Fakat olası değil…
Diyeceksiniz ki Sarıkamış´ta yarım kalmış işin mi var?..  
Yok elbette… Keyfimin kâhyası mısınız diyecek halim de yok..
 Ama orda,  ‘yanlış bir zamanlamada´ telef olan onbinlerce Mehmetçiğimiz var…
Onları hüzünle ve gönülden anma, o savaş zulmünün coğrafyasında bulunma duygusu var.
Mehmetçik on binleri akıp giden zamanın koynundaki bir hiçliğe bırakmamak gerekir.
Tabii bunun için aylar öncesinden yer ayırtmak da gerekiyormuş.
Özellikle bu yıl Sarıkamış felâketinin 100. yılı olunca, yurt dışına kadar uzanan bir talep olgusu var.
 Bu nedenle de, Kars valiliğinin bu olağanüstü durum karşısında rezervasyonlar konusunda önlem aldığı söyleniyor.
Sonunda, ver elini Sarıkamış diyoruz tek tabanca… Gönül istiyor ama şu koca Adana´dan, Çukurova´dan birkaç otobüs gidebilsin Sarıkamış´a. Bu da olmazsa olmuyor; kent ve toplum adına da olsa bir şey talep etmek yanlış algılara  neden olabileceği gibi, sürüncemesi hırpalayabiliyor insanı. Herkes iyi olsun yerinde dursun diyerek, en güzeli yola düşmek düşüncesiyle ver elini Sarıkamış diyorsunuz; iş başa düşmüştür artık.
Bu ara CHP Çukurova İlçe Teşkilatı´ndan, “Uygarlık Yolu” birlikteliğinin sıcak bir uzantısı olarak samimi bir yaklaşım geliyor…
Başta, geçen dönemin CHP Çukurova İlçe Başkanı Haşmet Biçer ve onun yardımcısı olan, eski Milli Eğitim Müdürlerinden yazar arkadaşımız Veli Cuma destekliyor düşüncemizi. Ve biz düşüyoruz Sarıkamış yollarına pılı pırtıyı toplayıp… Pılı pırtıda da bir şey yok… Birkaç parça giyecek, bot, mont; üç-beş kitap…  “Yükte hafif, paha da ağır" cinsinden olarak düşündüğümüz kitabın dışında çantamız hafif yani.
*GİDERKEN…
Önce trenle gitmeyi düşünüyorum; yeni bir trenli gezi notu yazacak da değilim Fakat bu gerçekleşmiyor.
Aktarma yapılacak gar olan Kayseri´de, yolların kapalı olması nedeniyle gidişlerin gecikmeli olabileceği sonucu çıkınca vazgeçiyoruz trenle gitmekten. Uçakla da olabilecek gibi değil, zaman bu kadar yaklaşmışken. Otobüste karar kılıyorum. Hem uzun okuma faslıyla kitap eritme programımdan ödün vermeyim diye düşünüyorum, hem de yıllar önce ara verdiğim kara yolu gezisindeki farklı bir açıdan ordaki yeni “… bizim köy…”leri görme sevdası yineleniyor… Gerçekten de öyle oluyor. Gece ikiye kadar kesintisiz okuyorum. Sonra da biraz kestiriyorum.
Kayseri, Sivas oraları geçip gidiyoruz. Erzurum dolaylarında, alışık olmadığım albenili bir beyaz kuşatmanın tutsaklığına gözümü açıyorum bir süre sonra; zaman zaman bazı kentlerde yaşamıma girse de. Pamuk tarlalarını görüp aşka gelerek, “Çukurova gelinliğini giymiş” diyen Karacaoğlan, sırtı tepelere, dağlara yaslanan, bembeyaz bir çarçafcasına göz alabildiğine uzanan bu ovalara daldığında, beyazın bu albenili tutsaklığı karşısında hangi dizeleri yazar, hangi imgeleri kullanırdı acaba diye merak ediyorum. Fakat Erzurumun da Karacaoğlanları yok değil hani… Dağlara gözüm dalıyor dağlara… Lavik ağzı bir dertli uzun hava kulaklarıma çalıyor. Sevgi, aşk, samimiyet neymiş dedirten, Kemal Çığrık´ın derlediği, söylenmesine doyulmayan hüzünlü, kahırlı, hasretli bir asker türküsü gibi de.
Devir kurşun kalem devri. Tükenmez kalem çıkmamış olmalı o zamanlar. Okuma yazma meselesi de pek az.
Askerlikte de “Ali okulu” vardı ya hani yıllar önce biliyorsunuz… Çok değerliydi köyde, mahallede okuma yazma bilmek.
Mektup yazan, mektup okuyan da aranırdı. Ben de o okuyuculardan biri az olmadım yani. Tüm bunları algılamak gerekir…
Böyle olunca,  Şahin Abi´nin (Av. Şahin Vural Atal) üstüne vazife olmadığı vatani görevini yaptığı Sarıkamış´ta Asteğmen iken 71 kişiye okuma yazma öğretmesi çok güzel bir girişim olsa gerek. Okuma yazma öğrenenler de bunun bilincinde ki, her Adana´ya yolu düşen Şahin Abi´nin ziyaretine geliyor. Eee “bana bir harf öğreten…” tümcesi boşa değil olsa gerek. Fakat, madalyonun bir de diğer yüzü var!.. “İnsan oğlu bu işte; sen-ben meselesi: yapılan bir insancıl duyarlılık, belli ki, takılanlar için ‘aşılmaz´ oluyor. Sonuçta, insanı insan yapan bir çaba başkaları için sorun olmamış değil. Asteğmen Şahin Vural Atal´ın okuma yazma bilmeyen insanlara böyle bir kültür armağanı vermesi komutanların dikkatini çekince, diğer subaylardan takılma tepkileri gelmeye de başlamış.
Erzurmu dağları da kar ile boran
Aldı içerimi de dert ile verem
Siz de bulunmaz mı da bir kurşun kalem
Yazıp arzuhalimi de yâre gönderem.
Türkü devam ediyor…
Oy beni beni de belâlım beni. .
Çıkam  dağlara da gurt yesin beni.
Sataram bu canı da alıram seni.
Devir kurşun kalem devri. Tükenmez kalem çıkmamış olmalı o zamanlar.
Okuma yazma meselesi de pek az.
Askerlikte de “Ali okulu” vardı ya hani yıllar önce biliyorsunuz…
Çok değerliydi köyde, mahallede okuma yazma bilmek.
 Mektup yazan, mektup okuyan da aranırdı.
Tabii bunu da idrak edince Şahin Abi´nin (Av. Şahin Vural Atal) üstüne vazife olmadığı vatani görevini yaptığı Sarıkamış´ta asteğmen iken 71 kişiye okuma yazma öğretmesi çok güzel bir girişim olsa gerek.
Okuma yazma öğrenenler de bunun bilincinde ki, her Adana´ya yolu düşen Şahin Abi´nin ziyaretine geliyor. İnsanoğlu bu işte; sen-ben meselesi: yapılan bir insancıl duyarlılık, belli ki, takılanlar için ‘aşılmaz´ oluyor. Sonuçta, insanı insan yapan bir çaba insnacıl olamayan duyarsızlar için böyyükk bir mesel olabiliyor. Asteğmen Şahin Vural Atal´ın topluma 71 insan kazandırması komutanların takdirine şayan olunca diğer subaylardan takılma tepkileri gelmeye de başlamış. Eee “bana bir harf öğreten…” vurgusu kolay değil ve hem de Ali okullarının, mektup yazdırmaların, okutmaların; Erzurum dağlı özlemlerin zaman diliminde yaşamak bu…
Neyse biz dönelim yolumuza…


Niğde, Kayseri, Sivas, Erzurum derken gece boyu aşıp gelmişiz Sarıkamış önlerine..
Kala kala 70 km. kalmış…
Horasan önlerindeyiz… Tatlı bir kar yağıyor. Kitap okumayı bırakıp, fotoğraf alıyorum biraz.
Yolun sağında, yukardan gelip, Horasan´a doğru akan bir çay var…
Çayın her iki yanındaki ağaç çalılar eşlik edercesine eğiliyor sulara doğru…  
Aslında böyle gerilerden bakmak değil de, toprağa ayak basmak lazım… N´eblim yani; insan hu tablo üstünde saatlerce yürüyebilir. İşte “Erzurum Dağları”ndan girip, “Kışlalar Doldu Bugün”e süren uzun havalar okuyabilir. Ya da, n´eblim; alnı sakar atları olan bir faytonda manzara âşıkı bir beyaz sükûnun mutlu ıssızlığına gömülürcesine çaylarınızı yudumlayabileceğinizi duyumsayabiliyor insan… Şiddetle bu tabloya dahil olma fikri duyguları ayaklandırıyor… Kaybolan çay bir süre sonra yine aynı çizgide tabloda ortaya çıkarak, yine görseldeki yol göstericiliğini ısrarla sürdürüyor. Hava sisli; derin bir sükûnetin renk tonu koyu; yükseklerde bir grup yaban ördeği umutla çırpınıyor…. Kars il sınırına bu fotoğrafla giriyoruz.
İşin uyutulan kara tablosu ise aka düşen al saplantısında düşünsel bir kronik acı olarak dinginliğini hırpalayan bir tetikçilik yapıyor adeta… İnsan bu tabloda saatlerce yürüyebilir derken, akıldan fikirden çıkmıyor 78 bin askerimiz… Beyaz esaretin zulmüne çaresiz boyun büken o Mehmetçiklerimiz sanki “biz böyle şehit olduk” diyor…      
Sarıkamış´a giriyoruz sonuçta.
Bildik Otel´in aracının ilçe girişinden beni aldığını belirtmeden önce biraz da son günlerde yaptığım okuma koşusundan söz etmek gerekir…
*KİTAPLAR ARASINDA:
Yola çıkmadan önce Emin Doğan´ ın “Mutlu Aile-Mutlu Çocuk” ve “Kırmızı Kız” adlı Diğer kitaplar, hâlâ mahcubiyetini duyduğum, 850 sayfalık ”Estetik Kalkışma”nın yazarı olan Cengiz Gündoğdu üstadın İnsancıl´ından gelme. 297. sayısını yayınlayan İnsancıl Dergisi´nin yol öyküsü gibi olan “Kuşatmaya Karşı 25. Yıl” (482 sayfa) ile yine İnsancıl´ı yazın sanatına armağan eden arkadaşımız olan, kitapta da “Cumhuriyet Kızı” vurgusuyla söz edilen Berrin Taş´ın “Akşam Yalnızlığı” isimli şiir kitabı ile İnsancıl Yayınları´nın diğer bir kitabı olarak, Berrin Taş ile yaptığı söyleşi yanında şiirlerini irdelemeye yer veren Mustafa Özmen´in “Torosların Kızı Berrin Taş” adlı kitabı.
“Akşam Yalnızlığı”nda, “Karanlığın aynasında ışığı arayanların” şiirlerini  yazıyor Berrin Taş…
Öpülesi “emekçi ellerle, iyicil dilekleri” sıralıyor… Kim bu ışığı arayanlar derseniz; “çöplere bırakılan bebeler, katledilen kadınlar, töre” kurbanları…   “günışığı”nı bin umutla bekleyen onlar... Şiiri o akşam mı yazmış bilmiyorum ama “çağın lekeli güneşinden devşirilmiş dizeleri" taşıyan örneklerden biri olan şiirin adı  “Bir Pazar Akşamı Şiiri”:
Sevmiyorum insanlığını yitirmişleri
hoyrat sevinçlerin kucağında ihaneti besleyenleri
değersizlik incitir beni
yaralanıyorum insansız bozkırlarda
tutuşuyor içimde amansız bir kavga
kavruluyorum hiçliğin kuytusunda
anlat bana yaban çiçeği
yağmurun söylediği nedir
susuzluktan bitkin düşmüş yolcuya. (s.22)
Kuşatmaya Karşı 25 Yıl” bir anlamda İnsancıl´ın dirençle ayakta kalabilme öyküsü…
“Sanat ve düşün emekçilerinin gözünden İnsancıl”, “Armağan olsun…”, “Yol arkadaşları İnsancıl´a bakıyor”, “İzleyiciler”, “İnsancıl katılımcıları”, “İnsancıl´ın kültüre katkısı”, “25 yıla kuşbakışı”,  “Kronoloji”, “Basında  İnsancıl” ve “İnsancıl eğleniyor” adlı bölümlerden oluşuyor “Kuşatmaya karşı 25 yıl” adlı kitap.  Katkı koyan isimler olarak da önemli bir altyapı desteği var. Hemen girişte sevgili dostların güzel vurguları yer almakta… Cengiz Gündoğdu üstat, “İnsanlık, insan için savaşanı unutmaz.” derken; Berrin Taş:”Seçimlerin ve kararlarının sonucunda oluşmuyorsa yaşamın, elinde kalanlar senin değildir” diyor. Devamında edebiyatın, sanatın yanına felsefiyi de koyan İnsancıl gemisinin yazın sularının derinliğine açılma öyküsü bulunmakta… İnsancıl Atölyesi ise edebiyat, sanat ve felsefenin iç içe geçtiği bilinçli bir öğrenim süreci olarak oldukça yararlı olduğu kadar, salt yazar kadrosunun gücüne vurgu yapmaktan öte, ulusal yazınsallık adına da oldukça önemlidir. İnsancıl dergisi, star sisteminin yanı sıra postmodernizm, yeni liberalizm ve yeni dünya düzenine karşı çıkarken, Anadolu´ya dair de sıcak söylemler taşımaktadır.
 Onlarca kişi İnsancıl´ın 25. yılı için yazı yazmışlar.
 Bunların arasında oldukça yararlı, derin ve detaylı yazılar var.
İnsancıl salt kendi dergiciliğini değil, onlarca yıllık sanat edebiyat kavgasını da taşıyıp getirmekte dünden bugüne…
“İnsancıl, Kuşatmaya Karşı 25. Yıl” seçkisinde dergilerle “yamalı bohça” arasında iletişim kuran bir ifade de var…
“Yamalı bohça gibi çıkan sözüm ona dergiler bugün çıkar, yarın unutulur.
”(s.43) sözü geçmekte bir yerlerde. Aynı ifadeyi 2-3 yıl önce yine başka bir dergide de okumuştum.
Adresi bilinmeyen çok yanlış bir tümce bu. İçinde yaşadığımız sanatsal ve kültürel yozlaşmada dergiler çıksın da tek sayı çıksın.
 Hem bunu yazan arkadaşın çıkardığı bir tek sayılık dergi o bohçanın hangi en büyük yamasında yer almakta acaba? Tabii, hangi dergiyi kast ettiğinin adını da yazmamış, yazamamış. Şunu demek isterim bu konuda… Her çıkan dergi sanat ve kültür adına bir kazanımdır. Dergicilik, yayıncılık zor ve sevdalı bir iştir.  Bir de özellikle, Anadolu´ya ses veren bir İnsancıl dergisine bu tür basit, öznel takılmalar yazılmamalı. Ayrıca dergicilik üstüne laf atmak isteyenler Puşkin ve Çağdaş dergiyle, Puşkin´in o ünlü “Bir dergiyi çıkarmak belki kolaydı ama yaşatmak zordu” sözünü anımsasınlar yeter (Remzi İnanç-s.55) Bunun dışında… İnsancıl 25. Yıl seçkisinde genel anlamda olumlu ve önemli yazın/düşün adamlarının İnsancıl´a yönelen yetkin bakışına tanık olunmakta…
Öner Yağcı:”Edebiyattan insanın, anlamın, estetiğin, bütünlüğün, dilin kovulduğu koşullarda kovulan değerleri savunan bir direniş anıtıdır İnsancıl.”(s.99)
Kitaplar konusu biraz böyle…
Kitapları okumakla azaltabiliyor insan ama dönüşüm gerçekleşiyor yine de… İ.Yavuz Bildik, “Rüzgârla Söyleşi”, “Gizemli Heceler" ve “Dalgaların Gece Vardiyası" adlı şiir kitaplarını yeniden armağan ediyor. Milletvekilliği döneminde bu şiir kitaplarının geliriyle sekiz yıllık eğitime katkı amaçlı olarak bir ilköğretim okulunun yapılmasına destek olmuştu Sevgili Yavuz Ozan… Anımsıyorum, amacını da göz önüne alarak, sanat sayfasında geniş yer vermiştik o etkinliğe.
Serbest de yazan Yavuz´un şiirlerinde, biraz da mesleki konumdan kaynaklanan bir uzlaşmayla “çekvalf” örneği mekanik ve matematiksel isim ve terimleri şiire yedirme alışkanlığı dagörülüyor…“Trigonemtrik Duygular”da, “ben/sinüs/kin/kosinüs/devgi/ tangant/90 o”(derece) diyen Ozan Bildik, Sarıkamış´ı şöyle anlatır, şiirinin ilk döneminde.
SARIKAMIŞ
Enerji dolu havası,
Sarıkamış´tır burası.
Anadolu´nun yaylası,
Şirin eldir Sarıkamış.
***
Göğe uzanır çamları,
Çamlardan alır suları
Yeşil örtülü dağları,
Şirin eldir Sarıkamış.
***
Kışın kayak yarışması,
Yazın spor çalışması,
Âşıkları atışması,
Şirin eldir Sarıkamış.
İ.Yavuz Bildik
*    *    *
***SARIKAMIŞ´I TANIYALIM***
*SARIKAMIŞ DEDİKLERİ:
Sarıkamış ismi ulusumuza ölüm dağlarındaki acıları çağrışım yapar.
90 bin Mehmetçiğin bir bölümünün dağlarda donduğunu biliriz hepimiz.
O Mehmetçiklerimizi mevsim olarak yanlış bir zamanda ve savaş gücümüzün yetersizliğinde göz göre göre ölüme göndermemizi hiçbir masum düşünce açıklayamaz. Sarıkamış işte böyle; ne yazık ki Türkiye´nin 2. Çanakkale´sidir… Başta coğrafi olarak saldırma ve savunma olguları bakımından Çanakkale´den çok farklı yalnız. Olumsuz bir zamanlamanın en önemli unsuru ise coğrafi ve mevsim özelliklerinin dikkate alınmadığı, bir kanlı ve kapkara bir sayfa oluşudur. Bu yüzden ki… Sarıkamış´ta kan, gözyaşı ve bitmeyen acılar vardır.
*MİLLİ PARK SAVAŞ TARİHİ:
Osmanlı gemilerinin Sivastopul´u bombalamasıyla bizim için 1.Dünya Savaşı´nın başlamasının ardından Anadolu´yu ele geçirmek isteyen Ruslar 1 Kasım 1914´de yeniden saldırıya geçmiş ve başta 83. Alay Komutanı Ziya Yergök´ün başarısıyla Osmanlı ordusunun kazandığı altı gün süren “Köprüköy Muharebeleri” yaşanmıştır. Bu sırada Kafkas Cephesindeki harekâtı yakından takip eden Başkomutan Vekili Enver Paşa doğudaki Rus kuvvetlerini çok zayıf olarak görüp, yapılacak bir taarruzla, Doğu Anadolu´daki kaybettiğimiz toprakların geri alınması ve ardından da Kafkasya´yı ele geçirebileceği olasılığını olumlu olarak değerlendiriyor. İşte bu düşünce ile 22 Aralık 1914 ile 19 Ocak 1915 tarihleri arasında Kafkas cephesinde gerçekleşen Türk-Rus savaşlarına “Sarıkamış Harekâtı” deniliyor. Düşmanın Türk topraklarından çıkarılması amacıyla gerçekleşen bu savaşta on binlerce Mehmetçik canlarını vatan uğrunda seve seve vermiştir. Askeri tarihimizde bu harekât “Rus ordusunu imha etmek için geniş bir çevirme manevrası, muharebesi olarak anılır.”
Köprüköy muharebelerini kazanan 3.Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa, ordunun durumunu ve yaklaşan kış aylarının bölgede oldukça zorlu geçtiğini bildiğinden harekâta devam etmemiştir. Harbiye Nazırı Enver Paşa, bu mevsimde harekât yapılamayacağı, taarruzun bahara bırakılması tavsiyesinde bulunan Hasan İzzet Paşa´yı görevden alarak, yerine kendisi geçmiştir. “Yine aynı ordu ile ki bu ordu Arabistan´dan geri çekilen ve sıcak iklime alışık ve teçhizat yönünden de kış şartlarına hazırlıksız olan ordudur. “
Üçüncü ordu, “Sarıkamış Çevirme ve Kuşatma Harekâtına” 24 Aralık 1914 günü başlamış. 24 Aralık günü başlayan bu harekâtın planlanan güzergâhı yaklaşık 3100 metreye ulaşan Allahuekber Dağları´nı geçerek Sarıkamış´a ulaşmakmış. İşte bu güzergâh üzerinde Aralık ayında -40 derece soğukta, kışlık teçhizatı bulunmayan 3. Ordu´nun çok büyük kaybı büyük olmuş.
Sarıkamış Harekâtı 22 Aralık - 19 Ocak tarihleri arasında gerçekleşen, Türk ve Rus ordularının inanılmaz bir direnme ve istikrarla savaştıkları kanlı ve tarihi bir muharebe olmuş. Dondurucu soğuk, kar, açlık hastalık ve ikmal güçlerinin yetersizliği gibi nedenlerle 90.000 kişilik ordumuzdan 78.000 Mehmetçiğimizi kaybetmişiz. Soğuk ve ve açlığa yenilen Türk askerinin Sarıkamış´ta göstermiş olduğu ve her türlü takdir ve değerin üstünde olan metanet, sabır ve özveri çok yüksektir.(Milli Park Kaynaklarından /Broşör)
*SARIKAMIŞ ALLAHUEKBER DAĞLARI MİLLİ PARKI:
2004 Yılında Milli park ilan edilen, Sarıkamış Allahuekber Dağları Milli Parkı Doğu Anadolu Bölgesinde Kars ve Erzurum illeri sınırları içerisindeki 22.519 hektarlık bir alanda yer almaktadır. Doksan bin askerimizden bir bölümünün donarak şehit olduğu 1914 yılına ait anılar Milli Parkın tarihi özelliğini oluşturmaktadır. Sarıkamış yöresi, sarıçam ağacının yurdumuzda yayılış gösterdiği en yüksek alan olduğu yanında; içerisinde titrek kavak ve adi ardıç türlerinin de olduğu bu yörenin sarıçam ormanlarının yaban hayatı türleri açısından da zengin olduğu belirtilmektedir.
*ŞEHİTLİKLER:
Park alanı, savaşların ve trajedilerin yaşandığı bölge olması nedeniyle, Şehitliklerin çoğunluğu Sarıkamış ilçesi yakınlarında bulunmaktadır. Bu şehitlikler arasında en önemlisi Allahuekber Dağları zirvesinde, yaklaşık 3100 rakımlı tepede bulunmaktadır. Milli Parkın kaynak değerleri arasında harp tarihimiz açısından önemli olan Allahuekber Tepe Şehitliği,  Dikenli Tabya Tepe Şehitliği, Çakırbaba Şehitliği gibi alanlar bulunmaktadır. Yine yakın civarda bulunan Ağaba Şehitliği, Sarıkamış Şehitliği, Meçhul Asker Şehitliği, Soğanlı Şehitliği, Bardız Geçidi Şehitliği, Divrik Köyü Şehitliği milli parkın kaynak değerleri arasında bulunmaktadır.
*SARIKAMIŞ HAKKINDA:
Türkiye´de Turizm Bakanlığı belgeli 28 kayak merkezi var, sayısal olarak tasarlanan ise 51 kayak merkezi. Bu tesislerdeki 9.549 olan yatak kapasitesinin 78.645´e ulaştırılması hedefleniyor. Bursa-Uludağ, Bolu Kartalkaya, Kayseri-Erciyes, Erzurum/Palandöken, Kastamonu-Ilgaz, Sakarya-Kartepe, Çankırı-Kadınçayır, Ardahan-Uğurludağ, Isparta-Davraz, Bayburt-Kopbağ, Trabzon/Gümüşhane-Zigana, Erzincan-Ergan Dağı, Denizli-Bozdağ, Sivas-Yıldız Dağı, Samsun-Akdağ ve Kars-Sarıkamış ise bunlardan sadece birkaçı. 2.700 metre yükseklikteki Sarıkamış´tan daha yüksek piste sahip olan Çıldır gölü kıyısındaki Ardahan-Uğurludağ Kayak Merkezi´nin yüksekliği 2.900 metre. Kayak merkezi sayısında ise dünyadaki rakamlar oldukça ilginç ve biz bu rakamların hayli gerisindeyiz. Örneğin: Kayak merkezi sayısında Japonya 547 tesisle dünya lideri. Onu 498 tesisle Almanya, 481 tesisle ABD izliyor.
2026 Kış Olimpiyatları´na talip olan Türkiye´nin, en yüksekte bulunan pistine sahip olan kayak merkezi Erzurum-Palandöken. Fakat 3.267 metre yüksekliğindeki Kayseri-Erciyes´te bulunan kayak pisti yakın bir zamanda hizmete girdiğinde, en yüksek rakamlarda bulunan pist olacağı söyleniyor. Sarıkamış´ı Türkiye´deki diğer pistlerden ayıran en önemli özelliği tıpkı, Çankırı-Kadınçayırı, Ilgaz Dağı gibi çam ağaçları arasında kayak yapılabilecek pistlere sahip olması. Genişliği 20-25 metre olan kayak pistlerinde uluslar arası yarışmalar düzenlendiği söyleniyor.
*SARIKAMIŞ KAYAK MERKEZİ:
Sarıkamış yöresinin antik, tarihi ve turistik özellikli yerleri olarak Ani Harabeleri, Köroğlu Kalesi, Zivin Kalesi, Çıldır Gölü ve Bayraktepe Kayak Merkezi olarak sıralanırken; Katherina Av Köşkü´nün tarihi çağrışımıyla ne avı köşkü olduğu da ister istemez insanın aklına gelmiyor değil doğrusu... Bunlardan iki etap teleferik ve kayak pistinden oluşan Sarıkamış Kayak Merkezi olağanüstü güzel… Özellikle, buzlanma yapmayan ve dağılma özelliği taşıyan, bilimsel tanımla kristal kar olarak bilinen Sarıçam karının İsviçre Alpler´inden sonra dünyada ikinci sırada geldiği yer almakta. Çevresi ünlü sarıçam ormanları ile kaplı olup, kayak sporu için en elverişli, ender bulunan kristal kara sahip olan ve çığ tehlikesi olmayıp, pisti güneş ve rüzgâr etkilerinden koruyup, karın ilk yağdığı günkü özelliğiyle kalmasını sağlamaktaymış.  Birbirine koşut iki ana etaptan oluşan teleferik ve kayak pistlerinin zirvedeki yüksekliği 2.700 metre olarak geçiyor. Son derece modern ve ilgi gören Sarıçam Kayak Merkezi´nin teleferik tesisleri 1.460 ve 2.200 metre uzunluğundaki iki etaptan oluşurken; ilk etap kayak pisti 1.750 metre; ikinci etabı oluşturan 1, 2, 3 ve 4 numaralı kayak pistleri, sırasıyla 3.500 mt. (eğim % 17), 3.000 mt. (eğim %28), 3.500 mt. (eğim % 32), 2.450 mt. (eğim % 32), 2.450 mt. (eğim % 32) ve 1750 metredir. Sarıkamış´ta sanırım 2.000 yataklık bir kapasite var. Yatak kapasitesi ile birlikte, genel olarak altyapı tamamlandığında Sarıkamış´ın ilçe ve yöresine önemli katkılar sağlayan bir turizm merkezi olacağı kesindir. Sevgili arkadaşım İ. Yavuz Bildik coğrafi, bakir, doğal ve tesis özellikleri olarak Sarıkamış´ın Uludağ, Kartalkaya ve Palandöken´den daha iyi olduğunu belirtiyor. Oraları görmedik ama biz de inanıyoruz ki gerçekten Sarıkamış Kayak Merkezi önemli bir tesis olarak gözüktüğü kadar sosyo/ekonomik ve kültürel yönden Sarıkamış, Kars ve hatta Doğu için önemli bir kazanımdır.
*HALİM DİKER´DEN SARIKAMIŞ:
Adı yitik şehitlerimizle anılsa da, sakin ve şirin bir yer Sarıkamış. Kayak merkezi kış turizmine olanak veriyor. Kar yağışı olduğunda daha hareketli. 2005´li yıllarda ilçeye gelen Halim Diker izlenimlerini Sarıkamış Kültür Edebiyat ve Haber Dergisi´ne (Sayı:12-Şubat:2015) yazmış. Şimdi birkaç otel bulunsa ve yatak kapasitesinin daha da artması hedeflense de, o yıllarda yalnızca Çam-Kar oteli varmış kayak merkezinde. Kentte atlı kızaklarla da ulaşım sağlanabiliyormuş.
Anlatıyor Halim Diker…
“Dışarıda kar ‘sihirli, kutsal bir sessizlik içinde yağıyordu. Soğuğun da bir kokusu var, ancak Sarıkamış´ta duyuyor insan bu kokuyu. Taş binalardan oluşan eski istasyonun önünde sıra sıra taksiler atlı kızaklar yolcusunu, yükünü, misafirini bekliyor arayan gözlerle… Sokakları adeta kayak pistine çevirmişler… Çarşı içinde gürül gürül akan çeşmelerden bidonlarla su dolduran sakalar, atlı kızaklarıyla mahalle aralarına dalıp su dağıtıyorlar. Yukarıdaki evlerin çeşmeleri donmuş olmalı…”
Kayak merkezi ile Sarıkamış arasında da atlı kızaklar çalışıyormuş.
”Anlatıldığına göre dünyanın en kaliteli toz karına karına ve kayak pistine sahipmiş burası….
” Dünyada sınırlı, çok kaliteli toz karı olan kayak merkezi ormanlıklar arasında. “… Doğu Anadolu´nun en gür ve büyük ormanları Sarıkamış´ta kalmış. Bu ormanlar, Rus işgalinin sürdüğü yıllar boyunca Rusların da göz bebeği olmuş. Orman içerisine teleferik hatları kurup kereste üretimine başlamış ve ilçede kereste fabrikası kurmuşlar. Böylesine güzel ormandaki hayvanlar da av meraklılarını cezbetmiş. Bunların başında da Rus Çarları geliyor. Askeri sınır içerisinde kalan, kütüklerden yapımlı Katerina´nın Av Köşkü özel izin alınarak gezilebiliyor… Sarıkamış´ın en gösterişli tarihi yapılarından biri, 1907 yılında Rusların yaptığı kilise. Sarıkamış´ın Ruslar´dan geri alınmasıyla çan kuleleri yıkılmış ve cami yapılmış. Burası yöre halkınca Kazım Karabekir Camisi olarak anılıyor. İstasyon civarında duvarları ayakta kalabilen ve Ruslar´ın yaptığı kereste fabrikalarından geriye ise pek bir şey kalmamış. Yaz-kış insanların ziyaret ettiği bir yer daha var. Burası Acısu diye bilinen, orman içerisindeki gürül gürül akan bir çeşme. Sarıkamış-Handere yolu üzerinde orman kıyısında, üç oluktan akan, her biri ayrı sertlikteki maden suyu.
Tatları öyle güzel ki. İnsan bu zayi olup giden servete üzülüyor. Ancak halk arasında itibarı pek yüksek. “Acısu´ya gitmedin mi?” diye soruyorlar ayrılık vakti gelip de vedalaştığımda. Siz en iyisi bir atlı kızağa kurulun ve Acısu´nun yolunu tutun. Kana kana için acısudan şifadır. Hem kim bilir belki ormandan sizi gözetleyen ürkek bakışlı tilkileri, kış uykusuna mola vermiş ayıları, şen şakrak beyaz kürklü sincapları da görürsünüz.”
Deli dedikleri  Turgut´u, Gade´yi
Onları konuşturan gençleri
Katerina´yı, Rus harbinden kalan eserleri
Soğuksuyu, acısuyu,, karssuyu
Karanlık dereyi, çamurluyu
Yeni açılan kayak cenentini,
Cıbıltepe´de manzara seyretmeyi
Cafe hasırda çay içmeyi
Özledim gönlümün kaldığı yeri
(Kemal Yıldırım-s.20)
*    *    *
***SARIKAMIŞ TANIKLIKLARI***
Bu bölüm onur sayfamız… 90.000 kişilik ordunun, 78.000 bin kişisinin çoğunun şehit olduğu, akla ve mantığa sığmayan, yüzyıl öncesinin bu 15 günlük Sarıkamış savaşına katılan Adana ve Çukurovalılara, yakınları aracılığıyla sütunlarımızı açtık… Adana CHP Eski Milletvekili Ziya Yergök, CHP Çukurova İlçe Eski Başkanı Haşmet Biçer, Emniyet Müdürü Dr. Nedim Uçar, Ressam Veysel Kubat ve Fotoğraf sanatçısı Mesut Eray kanalıyla, Sarıkamış anılarına yöneldik.
22. Dönem CHP Adana Milletvekili Av. Ziya Yergök, Sarıkamış Harekâtı´na 83. Alay Komutanı olarak katılan, savaşta yaralanıp Ruslara esir düşen, 6 yıllık esaretin ardından esir kampından kaçarak yurda dönen amcası Tuğgeneral Ziya Yergök´ün anılarının “Sarıkamış´tan Esarete” adlı kitapta yayınlanmasını sağlamış.
*VEYSEL KUBAT´IN KALEMİNDEN:
Ressam Veysel Kubat Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü´nden mezun olan Adana´nın yetenekli ve iyi ressamlarından biri. Güzelyalı´daki küçük ve şirin Kubat Resim Atölyesi´nde birçok ressam yetiştirmeyi sürdürmekte. Ressam Veysel Kubat´ın akrabalarından Balkan, Yemen, Çanakkale ve Sarıkamış´a giden, gidip de dönmeyen şehitlerimiz var. Babaannesi bir buçuk yaşındayken, onun babası olan Mehmet Bey 1890 yılında askere gitmiş; aynı dönemde (1890-1909) Erzurum ayaklanması (20 Haziran 1890) ve Ermenilerin çıkardığı olaylarda de şehit olmuş.
Anlatıyor Veysel Kubat:
“Babam, dedem Hasan Kubatoğlu´nun (doğ:1890) Balkan savaşına (1912-1913) katıldığını söyledi. Dedem savaştayken köye bir mektup göndermiş:´Kızım olursa Yadigâr Mihri, oğlum olursa Yadigar Hadi olsun´ diye. Balkan savaşı sonunda köye dönüp, oğlunu görmüş. Kısa bir süre sonra tekrar Sarıkamış savaşı çıkınca dedem yeniden askere çağrılmış. Sarıkamış savaşına gidince de orda şehit olmuş dedem… Bir de, dedemin savaşa gidiş hikâyesi vardır… Dedemin Dayısı köyün muhtarıdır. ‘Sen git ki diğer askerleri de gönderebileyim.´ diye kendisine baskı yapınca, dedem de:´Dayı gidilecekse hep beraber yola çıkalım” demiş.  Dayısı bu kez:”Dayısı yeğenine iltimas geçiyor demesinler” diye üstelemiş. Bunun üzerine, dedem kırgın bir şekilde yalnız başına Sarıkamış´a gidiyor. Sonuçta dedem orda şehit oluyor. 15-20 gün gibi çok kısa süren Sarıkamış savaşında, ikinci bir emir gelince, köyden Sarıkamış´a gidecek olanların da askere alınması durduruluyor.” Ve böylece n´oluyorsa Veysel Kubat´ın Balkan gazisi dedesine oluyor.
Ayrıca bir de, Yemende esir düşen Hasan Çavuşların köye döndüklerinde anlattıkları savaş hikâyelerini naklediyor…
“Hangi savaş olduğunu bilmiyorum…”diyor Veysel Kubat.
 “Köyden Yemen savaşına giden Hasan Çavuşlar´ın ikisi de Araplara esir düşüyor. Esirleri bulunduğu yerden başka bir kampa götürürlerken mızraklı süvariler yıkılan, düşen oldu mu hemen öldürüyorlarmış.
Arap bir süvari soruyor
-Nerelisiniz?..
Adanalıyız” diyorlar.
-Hangi köyü… deyince de;
-Zeamet köyü diyorlar.
O zaman Arap süvari:
-Hurşit´i tanıyor musunuz?” diye soruyor bu kez.
-Tanımaz olur muyuz, köylümüz…” deyince de;
-Sakın düşmeyin, atın önünden ayrılmayın diyor.
O süvarinin korumasında gidilecek yere sağ salim varıyorlar.
“Hurşit Emmi´ye gelince… Hurşit Emmi, köyde kahve çalıştıran cevval bir adamdı. Bir sopası vardı, çekti mi içinden kılıç çıkardı. Ayrıca hançeri ile gümüşlü bir de nargilesi vardı. Bu eşyalarını ben gördüm.” diyor Veysel Kubat.
Veysel Kubat, Kubat´lardan. Kubat´lar da Ramazanoğulları´na dayanıyor. Ramazanoğulları Beyliği (1282-1608) Orta Asya´dan Adana´ya göçle gelen bir kol.
Böyle tarihsel derinliği olunca anlatmayı sürdürüyor Veysel Kubat…
“Oğuzlar, Orta Asya´da iklim değişikliği, yeni topraklar bulmak ve Moğol saldırıları nedeniyle Anadolu´ya gelmişler. Anadolu Selçuklu Devleti, yeni gelen soydaşlarına yer gösteriyor ve onlardan yararlanmak istiyordu. Bozok ve Üçok Boyları Çukurova´ya inmişler. Memluk devleti 40.000 çadırlı bu boyları Antakya´dan Gazze´ye kadar bir alana yerleştirmiş ve beylerine dirlikler vermiş. Maraş´ta Dulkadiroğulları, Adana yöresinde Ramazanoğulları (Üçok) Beyliği kurulmuş. Üçok´un oğulları Varsak, Kusun, Karaisa, Özer, Gündüz ve Kuşdemir´miş. Yüreğir Bey bunlara baş olmuş. Diğerlerine yer göstermiş. Yüreğir boyu Adana´da, Ceyhan ve Seyhan nehirleri arasını almış. Bunun için, ovaya Yüreğir ovası denmiş. Yüreğir Bey ölünce yerine oğlu Ramazan geçmiş. Ramazan, beyliğinin adını Ramazanoğulları Beyliği olarak değiştirmiş. 14. Bey olan Halil Bey ölünce yerine kardeşi Mahmut Paşa geçmiş. Yavuz Selim´le Memluklar´a karşı savaşmış ve şehit olmuş. Bir süre Selim Bey beylik yapmış. 1517-1520 yılları arasında Halil Bey´in büyük oğlu olan Kubat Bey bey olmuş. Halil Bey´in oğulları Kubat Bey, Piri Mehmet, Davut Bey, Korkut Bey ve Mahmut Bey´lermiş.
Kubat Bey´in çocukları ise Selim Paşa (Şam Valiliği yapmış, kölesi boğmuş). Mısır, Diyarbakır ve Karaman Valilikleri ile Bağdat Melik-ül Ümerası ve ayrıca da Budin´in ilk Beylerbeyi olmuş Süleyman Paşa; onun oğlu Bekir Paşa ise iki Arap tarafından öldürülmüş. Halil Bey´in en büyük oğlu olan ve Karaman, İçel, Aclun, Trabzon, Basra, Van ve Halep Beylerbeyi olan Kubat Bey. Halep´te vali iken 1558 yılında ölmüş. Tarsus´ta, 1557´de tamamlanan Kubat Paşa medresesi bulunmaktadır.
Halil Bey´in oğlu Piri Mehmet Paşa, padişahtan kardeşlerine devlet görevi vermelerini istemiş.  Kubat, Davut, Korkut ve Mahmut Beylere gerekli zeametlerle üstün görevlere getirilmişler. Kubat Bey´e ise daha sonra, yukarıda yazılı olan görevler verilmiş. Zeamet de, eskiden nahiye gibi yerlerde toprağı işletip, vergiyi toplayan devlet görevlileriymiş.
Kubat Paşa´nın daha sonra bir rüşvet olayına adı karışmış. Olayı aydınlatılmak için, seferde olan Kanûni´nin yerine oğlu Mustafa görevlendirilmiş. Olayda Piri Paşa suçlu bulunup Mısır´a sürgüne gönderilmiş. Kubat Paşa ise suçsuz bulunmuş.
*ADANALI YURTSEVER “İBRAMCIK”:
Fotoğraf sanatçısı Mesut Eray´ın babası “İbramcık” var sırada….
Çerçilik yapan, 20 dönüm bahçesinden elde ettiği ürünleri at arabasıyla köylerde satan; tahıl ve pamukla değiştirerek nafakasını çıkaran İbrahim Eray da (doğ:1890) Sarıkamış Harekâtı´na katılan ve Ruslara esir düşen Adanalı yurtseverlerden biri. On iki yıl askerlik yapan Sayın Eray; Adana´daki Kuvva-i Milliye´yi de sayarsak tam beş savaş görmüş….
Balkan savaşına katılmış “İbramcık” Amca… “Ordan gelip Yemen´e gitmiş, askere gitmeden de yirmi gün önce evlenmiş.” Oğlu Mesut Eray, mahallelerinden beş kişinin Yemen Savaşı´na katılıp, üçünün şehit olduğunu, babasının ise arkadaşı İbrahim´le döndüğünü söyleyerek anlatmayı sürdürüyor…
“Yemen´de düşmandan çok hava koşullarıyla savaşmışlar. Kum fırtınası düşmandan daha kötüymüş!
İngilizlerin kışkırtmasıyla Yemenliler düşman olmuş bize. Babamın Arapça bilmesi işe yaramış, Yemenlilerden bazılarıyla dostluk kurmuş. Sakkaf ailesi de onlardan biriymiş; Savaş sırasında karşı karşıya geldiklerinde tam birbirlerini vuracakken, babam: “merhaba” deyince, aynı anda silahlarını havaya ateşlemişler. Daha sonra da,  birbirlerine yaklaşarak tokalaşmışlar. Sonunda Yemen Savaşı İngilizlerin yararına bitmiş. Sarıkamış savaşı çıkınca da, tümeni alıp Sarıkamış´a göndermişler. Adana´ya geldiklerinde herkese onar gün izin çıkmış. Babam eve geldiğinde, eşinin doğumda rahmetli olduğunu öğrenmiş. İzni bitince de Sarıkamış´a gitmişler. Hava çok soğukmuş, askerin giyeceği, silahı iklime uygun değilmiş. Üstelik İstanbul´dan askerin gereksinimlerini karşılayacak araç gereçlerin yola çıkarıldığı üç gemi Ruslar tarafından batırılmış…” Bu batan üç gemi olayı, Enver Paşa ile anlaşan Almanlar´ın, 1.Dünya Savaşı´na girmemize neden olan Göban ve Brislov adlı gemilerinin Sivastopul´u bombalaması sonucuna bir misilleme olarak Trabzon limanını bombalamaktan dönen Rus savaş gemilerinin, bir yanılgı olarak, kendi ulusuna mensup Türk gemileri sanarak, üzerlerine gitmesi sonucu batırılan üç gemi olsa gerek. Sonuçta oğul Eray, babasından edindiği bilgilere dayanarak;  “…asker aç, çıplak, açlığa, soğuğa dayanamayarak ölmüşler.” diyor
Bir de savaşta Ruslara esir düşme olayı da var…
Rusya´da altı yıl esir kalmış İbrahim Eray… Bu esirlikte, kendini yok oluştan kurtaran bir de aşk hikâyesi olmuş “İbramcık” amcamızın. İnsan olan güzel bir Rus kadınıyla büyük bir aşk yaşamış İbrahim Eray… Onu da anlatıyor oğul Eray… “Babam, Ruslarla savaşırken kendinden geçmiş, donmuş mu, bayılmış mı bilmiyor, gözünü açtığında Kırım´daki Rus hastanesinde buluyor kendisini…” Hiç görmediği elektriğe çarpıldığında da birbirlerine âşık olacakları hemşire ile tanışıyor...
“Babam ilk kez orada görmüş elektriği. Hemşire düğmesine basıyor ampul yanıyor, basıyor sönüyormuş. Babam elektrik sönünce üşüdüğünü hissetmiş. Gidip, lambayı yakarak, elini uzatıp, ampulü tutmuş ısınmak için.  Daha çok ısınmak için de ampulü çıkarıp, duyun içerisine elini sokunca, babamı elektrik çarpmış. Neye uğradığını şaşırmış babam. Yine gözünü açtığında da başucunda bekleyen melek gibi bir hemşireyle göz göze geldiklerinde, birbirlerine gülümseyerek, âşık olmuşlar. Ruslar esirleri Kırım´da domuz çiftliklerinde çalıştırıyorlarmış, Sibirya´ya gönderiyorlarmış. Sevdiği kadın, babamı götürmesinler diye, Moskova´ya ailesinin yanına götürmüş babamı. Beş yıl evli gibi yaşamışlar. Rusça öğrenmiş babam. Çar döneminin saygın bir ailesi olarak babamı saklayan Rus hemşire, daha sonra, Çar döneminin bir taraftarı olan ailesi açısından orda ki durum daha da kötüleşince, bu kez melek hemşire babamın Balkanlar üzerinden İstanbul´a kaçırılmasına yardım etmiş. Savaş sona erince Adana´ya gelmiş babam. Komşu kızı olan ikinci eşinin de öldüğünü öğrenmiş bu kez. Daha sonra, annem Şefika Hanım ile evlenmiş babam. Annem, Yamaçlı´da türbesi de bulunan dedem Şeyh Süleyman Sakra´nın kızlarından biridir. Annem yedi çocuk dünyaya getirmiş, ben yedincisiyim. Şu an beşimiz yaşamdayız…
Babam Sarıkamış´tan kaçınca doğru İstanbul´daki birliğine dönmüş. ‘Savaşmaya geldim…” demiş. Hatta bu harekâtı komutanlarca takdirle karşılanmış. Çukurova´nın Fransızlar tarafından işgal edilmesi üzerine babam bu kez Fransızlar´a karşı savaşmış. Düzenli ordu kurulunca da Afyon Cephesi´ne askere alınmış. Atatürk´ün yakınında bulunma onurunu yaşamış…. Atatürk´e kahve yapmış. Babamı severek, “İbrahimcık” diye seslenen Atatürk, “İbrahimcık kahve getir” dermiş. Babam bunları bize anlattığında gözleri dolar, çok duygulanırdı.  1. Dünya Savaşı sona erip, askerler terhis edilince, babam da Adana´ya dönerek bahçe işleriyle uğraşmaya başlamış. Babam, 78 yaşındayken hayatını kaybetti.”
*    *    *
*SARIKAMIŞ KAYMAKAM VEKİLİ DR. NEDİM UÇAR:
Sarıkamış´ta mülkü amir olarak görev alan, 1. Sınıf Emniyet Müdürü ve Polis Başmüfettişi Dr. Nedim uçar dostumuz aynı zamanda şair. MESAM Asıl Üyesi olarak birlikte görev yaptığımız Sayın Uçar´ın yüzü aşkın şiiri de bestelenmiş durumda. Hatta 1996 yılında ulusal olarak Adana´da düzenlediğimiz “Gramofon Beste ve Güfte Yarışması”nın güfte dalında derece alarak, Adana´ya da gelmişti sevgili Uçar. Geçmiş yıllarda Sarıkamış´ta vekaleten kaymakamlıkta yapan Nedim Bey, kısa bir parantez açıyor Sarıkamış bağlantılı yaşam öyküsüne….
“27 Aralık 1976 tarihinde Sarıkamış İlçe Emniyet Amiri olarak atandım. 04 Nisan 1978 tarihine kadar göreve devam ettim.
Görevde bulunduğum süre içerisinde Emniyet Amirliği yanında bazen Kaymakamlık görevine de vekalet ettim. Sarıkamış yerleşim olarak Türkiye´nin en yüksek rakımı olan ilçesidir. Kış mevsiminde yağan karın özelliği Alp Dağları´ndan sonra dünya da ikinci sırada yer alır. Sarıkamış tarihi açıdan doksan bin askerimizin istihbarat kaynakları kullanılmadan bir gecede yazlık kıyafetle donması ve şehit olması bakımından önemlidir. Özellikle bir şehidin anasının söylediği ´´Yüzbaşılar, Binbaşılar, Yerde Şehitler Işılar´´ dizelerinden konunun önemi daha iyi anlaşılır. Saygılarımla....”
Araştırmacı Yazar-Şair Nedim Uçar, nerdeyse kırk yıl öncesinde ilçe mülkü amiri olarak yaptığı o yıllara ait tanık olduğu bir trafik kazası konusundaki betimsel izler taşıyan öyküsel duygularıyla, Sarıkamış şehitlerimiz için şiir yazmış.    
TUŞA GELEN KAMYON
Sarıkamış´ta mevsim ilkbahar. Sabah güneşi sarı saçlarını salarken dağlara, çoğu evlerin bacalarından doygun tezek alevinin dumanları yükseliyordu göklere.
Çiğ düşmüş parke taşlı cadde ve sokaklarda belirgin bir telâş, sabahın mahmurluğunu üzerlerinden atmaya çalışan siyah kasketli orta yaşlı erkekler, nasırlı ellerinde süt bakraçlarını taşıyan nineler, örgülü saçları omuzlarına dökülen genç kızlar, bıyıkları yeni terlemeye yüz tutmuş yağız delikanlılar geçiyor penceremin önünden,
Dokuzuncu Piyade Tümeninde görevli bir asker fidanlığa giren buzağılı inekleri ve cılız kaçka atlarını tel örgünün dışına çıkarmak için çaba gösteriyor. İki tane siyah çoban köpeği ile bir beyaz zağar, tekir kediyi yarım kalan inşaata sıkıştırmışlar, ama üzerine gitmeye de cesaret edemiyorlar.
Uzaklardan duyulan borazan sesleri canlıları uyandırdığı gibi, geçmi¬şi yaşama burukluğunu da anımsatıyor insana.
Cıbıl Tepe´nin yamaçlarında görkemli yeşili ile çam ağaçları, yarı baygın sisli havada egemenliğini kanıtlarcasına dimdik ayakta. Dokuz ay boyunca hüküm süren beyazlığın yerini almaya özen gösteren yeşil çimenler boy salmış, dere boylarında sarı çiçekler ve aralarında yabani otlarla iç¬ice yaşarcasına canlı. Gökyüzünde kurşuni bulut kırıntıları, bekâr odamdaki sıcaklık on derece. Hafiften esen serin bir kuzey rüzgârı, kulağıma gelen yanık bir özlem tür¬küsü, yazarı belli değil. Toplumun ortak dili.
İlçe merkezindeki parke taşları oynak. Karayolu kıştan kalma kar oyuklarıyla dolu.
Ortalık sessiz, bu sessizliği arada sırada açılan dükkanların panjur gürültüleri bozuyor. İşte böyle bir ortamda yeni meydana gelmiş trafik kazaların-dan birisi daha duyuluyor, iletişim o kadar güçlü ve hızlı ki aranda yayılıyor her tarafa. Telâş birden meraka dönüşüyor ve insanlar koşuyor. Bu insan selinin ortasında ben de varım, birlikte yürüyoruz.
Manzara tüyler ürpertici boyutta. Yaralıları, Mehmetçikler kamyonun ve traktörün altından çıkartmışlar, bir kısmını yoldan geçen vasıtalarla en yakın sağlık kuruluşuna göndermişler. Olay yerinde kalanlarda iniltiler, boğuk ve acılı sesler. Akan kızıl kanlar, dağılan öteberiler ve olanlar olmuş bir kere. . .
Ayağımı bastığım yamalı asfalt yolda, bundan 17 dakika önce bir trafik kazası meydana gelmiş, taze kan sızıntıları yeni yeni pıhtılaşıyor. Aynı yoldan yine aynı yapı ve özelliklere sahip araçlar geçiyorlar. Sürücüleri bir an duraklayıp, şaram¬polde yatan araçlara ve yerdeki lekelere kuşkulu gözlerle bakıyorlar ve gaz pedalına iç güdüleriyle basıp yeniden homurtulu seslerle yollarına devam ediyorlar. Bunca insanın kafasında uyanan karışık düşünceler ne kadar devam edecek, yaşam savaşında, geçim derdinde olan nice canların kalıntıları var bu siyah asfalt üzerinde. Kanın kırmızı rengi, siyahın koyuluğuna gömülmüşken sanki. Bu trafik kazası ne bir, ne iki, ne ilki, ne de sonuncusu olacak. Yollar uzadıkça zamanın derinliğinde canlar eriyecek, geride silinmez izler ve sızılar bırakacak.
Yolun güneyinde zırhlı birlik karargahı duruyor. Tanklar ve toplar sefere hazır gibi. Amaçları devleti korumak, insanları mutlu ve güvenli etmek için. Ama kazaları önlemeye kimsenin gücü yetmiyor ki.
Tel örgünün gerisinde bulunan Mehmetçiklerin düşünceleri sıla özlemleriyle dolu. Kimisi anasını, babasını, eşini, dostunu belki de yavuklusunu sayıklıyor. İki satırlık bir mektubun ateşi ile ısınıyorlar. İçlerinden birisi cebinden bir kâğıt parçası çıkartıyor, arkadaşlarından gizli okumaya çalışıyor. Sanırım okuduğu cümleler en yakınından gelen saf ve temiz duyguları yansıtan bu kâğıt parçası, onu ürpertici manzaradan koparmaya yetti bile. Kimine göre acılarla bezenmiş yaşam süreci.
Karayolu üzerinde yirmi metre uzunluğunda sert bir fren izinden ve kamyonun kırmızı renkli karoser parçalarından başka bir şey yok. Traktör yolun sağın¬daki şarampole yuvarlanmış, sol arka tekerleğinin dış lastiğinde yer yer parçalanma ve derin yırtıklar. kalın demirden oluşmuş dış jantında eğilme, yırtılma ve bir parça da kopma var. Cormic marka kırmızı renkli plakasız traktör sanki günlerin yorgunluğunu gi¬derircesine sağ yarana uzanmış yatıyor. Sadece deposundan sır sır akan mazot, toprağa yeni sızmış kana karışıyor. Pıhtılaşan kan tortusunu yeniden sıvıya dönüştürmek için verdiği uğraş görülmeye değer bir olay. Sağ arka tekerleğin üstündeki çamurlukta haki kumaş parçası sıkışmış, eski dost gibi eski elbise söküğü. Traktörün mazot ve kanın karış¬tığı alt bölümünde yeni bir iskarpin ayakkabının sağ teki. Askeri Hastahane´de yaşamını yitirmiş olan şoföre ait.
Zamanında dumanı eksik olmayan uzun helezoni boru kırılmış, iki metre geride.
Olayın ilk tanıklarından, susuyor,konuşmuyor, iki büklüm çömelmiş biçimde.
Römork, traktörden tamamen kopmuş yolun engebesine uyumlu, hasarı az. Yine de geride duruyor. Sanki çekicisine saygı gösterircesine, römorkun altında değirmen taşma benzeyen ve oh tekerleklerin dönüsünü sağlayan çelik aksam yerinden kopmuş olmasına karşın çelik olduğunu kanıtlarcasına dimdik ayakta. Traktörün hemen gerisinde malzeme sandığı toza belenmiş. Yanında bir mavi kasket, iki eski şeker torbası, dört metre ötede ayakları kı¬rılmış bir adet marangoz masası ve küçük kan tortusu, sarı çiçekler arasında kırmızı trak¬tör ve kırmızı kan lekeleri yeşilin kucağında siyah bir tabut gibi...
Yol yine vasıtaları taşıyor. Geçen araçlar duyarsız, sürücüler kuşkulu, bakışlar donuk, yüzler soluk, Sarıkamış´ın kuşluğu epeyce soğuk...
Yolun sol yanında anız tarlaya sırtüstü uzanmış şasesi mavi, karoseri kırmızı kamyonun durumu daha da enteresan.
Karayolu üzerine tahta parçaları serpilmiş, bu parçaların orta yerinde, yolculardan birisine ait lastik ayakkabının sol teki, yalnız başına eşini arıyor gibi. Kalın halata düğümlü naylon ince halat kopuğu kıvrılmış, hemen yanı başında on iki adet eski kasket yüzükoyun sıralanmışlar, altısı kışlık, üçü yün ör¬me, ikisi yazlık, birisi de takke biçiminde, dört tanesinde kan lekeleri belirgin.
Kamyonun sağ yanında yedi adet un çuvalı, üç tanesi patlamış, dördünün ağızları kıldan örme ip ile bağlı.
 Çuvallar arasında, yuvar lak süzme peynir kalıpları dekoru tamamlıyor, altısı dağılmış, on tanesi sağlam, beş tanesi de teneke içinde sular sızıyor. Çevreye saçılmış yufka ekmek parçaları, haşlanmış yumurta artıkları ve ziyafette karınca sürüleri.
Koskoca kamyon tuşa gelmiş bir güreşçi örneği tam sırtüstü düşmüş, kalk¬maya hiç niyetli görünmüyor.
Altı tekerleği de havada. Tekerlekler in üç tanesi una belenmiş, tozun içinde renginden uzak. Hemen yanında yıpranmış ve fermuarı bozuk bir evrak çantası var. Çantanın içinde bir paket açılmamış Samsun sigarası, boş bir ruhsatname, iki adet cep takvimi, Erzurum´dan çekilmiş, beş bin liralık protesto belgesi ve bir kaç tane yazılı buruşuk kağıt parçası.
Kamyonun sol önünde iki adet dağılmış mikalı cam, yanında tek iç lastik ile kan tor tuşu. Depodan sızan mazot pıhtılaşmayı önlüyor. Birlikte toprağa, karışıyor. Tıpkı traktörde olduğu gibi, etrafta ağır bir koku hissediliyor. Bu ağır kokuyu, ne çam ormanlarının reçine kokusu, ne de kır çiçeklerinin büyüleyici kokuları gi¬deremiyorlar.
Bu trafik kazaları sadece Sarıkamış´ta değil, yurdumuzun her bölgesinde aynı düzeyde meydana gelmektedir.
Bu kazadaki bilanço bir ölü., yirmi altı yaralı insan ile sekiz adet küçükbaş hayvandan ibarettir. oysa daha belirgin trafik kazaları¬nın sayılarını bilmek ve örnekler vermek zamana sığmaz. Savaş alanlarında bile bu ka¬dar kayıp vermek olası değildir.    Karayolları Trafik Yasasına göre, yük taşıyan araçlarda insan taşınmaz kuralı olmasına karşın, doğa koşullarının güçlüğü, coğrafi yapının özelliği kırsal alan¬da yaşayan insanlarımızın ekonomik durumları ve yaşam biçimleri ne yazık ki yasanın kurallarını hiçe sayıyor. Özellikle Sarıkamış gibi coğrafi konumu olan yerleşim yerle¬rinde, insan, hayvan ve eşya, aynı araçlardan yararlanmak durumundadırlar.
İnsanımızın ne kamyon, ne de traktörün römorkuna binmelerine engel olmak bu doğanın doğal yapısı içerisinde vazgeçilemez bir yaşama biçimidir. Çözüm eğitinden geçer.  Ama nasıl?     
Nedim Uçar
16 Haziran 1977-Sarıkamış)
SARIKAMIŞ
Gündüzler kısalır, geceler uzar,
Fırtına yol keser, yiğitler azar,  
Buzların içine kar mezar kazar,
Doksan bin şehidi an Sarıkamış.
Doğudan batıya sıralı dağlar,  
Babalar yas tutar, analar ağlar
Böyle bir vefayı görmedi çağlar,   
Doksan bin şehidi an Sarıkamış.
***    
Aras boylarında turnalar uçar,
Kardelen, yazıda kızıl gül açar,
Soğanlı Dağı´nın uykusu kaçar,
Doksan bin şehidi an Sarıkamış.
***
Geçit vermez iken Allah ü ekber,
Enver Paşa, ardında asker,    
Cepheye yürüdü bunca cengaver,
Doksan bin şehidi an Sarıkamış.
***
Buzdan heykel oldu koca kolordu,
Amacı düşmandan almaktı yurdu,    
Gece yarısında kar, tuzak kurdu,    
Doksan bin şehidi an Sarıkamış.
***
Çölden gelen ask

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (2 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Olegbit
28.1.2017 09:59:44
Kostyabit
5.5.2017 05:51:08
Yazarın Diğer Yazıları
*** ASLAN İLE KARTAL *** (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Çocuk öyküleri (02 Mayıs 2017 - Salı)
ÇUKUROVA VE TRT´NİN ONURU SUAT YILDIRIM (17 Nisan 2017 - Pazartesi)
SANAT SAYFASI YILLIĞI 2016-2017 24. YIL (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
ADANA´DAN BİR BİLGE ÖZGEN GEÇTİ (31 Ocak 2017 - Salı)
*** AHMET REMZİ DESTANI *** (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
“SEVENLER ANLAR” NEYZEN BESTEKÂRI (19 Aralık 2016 - Pazartesi)
ADANA´DA BİR MESAM GÜNÜ (05 Aralık 2016 - Pazartesi)
ŞARKININ “OKYANUS”UNDA BİR TALAT ER (24 Ekim 2016 - Pazartesi)
BİR TÜRKÜ USTASI ALİ LİMONCU… (26 Eylül 2016 - Pazartesi)
ABDURRAHMAN KESKİNER İLE RÖPORTAJ (12 Eylül 2016 - Pazartesi)
YAPI MESLEK LİSELİLER BULUŞTU (11 Temmuz 2016 - Pazartesi)
ÇUKUROVA´DA BİR ORHAN PAMUK (26 Haziran 2016 - Pazar)
***DERGİCİ LİSELİLER*** (09 Mayıs 2016 - Pazartesi)
BİR GURBET ÖYKÜSÜ (03 Mayıs 2016 - Salı)
***ERDAL YALÇIN İLE RÖPORTAJ *** (18 Nisan 2016 - Pazartesi)
“RESMİN GÖZYAŞLARI …” (11 Nisan 2016 - Pazartesi)
MESAM´DA BAŞKANLAR DÖNEMİ (28 Mart 2016 - Pazartesi)
DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ KUTLANDI (22 Şubat 2016 - Pazartesi)
ÇOCUKLARA İMZA GÜNÜ (17 Şubat 2016 - Çarşamba)
ÇİÇEKLERİN DİLİYLE BİR BİTKİ SOHBETİ (08 Şubat 2016 - Pazartesi)
PORTRELERİN FOTOĞRAFÇISI ALİŞER AVCI (01 Şubat 2016 - Pazartesi)
ZEKÂYİ GÖKKAYA İLE RÖPORTAJ (26 Ocak 2016 - Salı)
ARİF KESKİNER´İN YAŞAR KEMAL´I (18 Ocak 2016 - Pazartesi)
“ŞİİR HAYATIN BURASINDA” (18 Ocak 2016 - Pazartesi)
ADANA´NIN KURTULUŞU ŞARKIYLA KUTLANDI (11 Ocak 2016 - Pazartesi)
TOROSLAR´DA BOZLAK TEŞEKKÜRÜ (09 Kasım 2015 - Pazartesi)
RESSAM SUAVİ NUMANOĞLU İLE GÖRÜŞME (02 Kasım 2015 - Pazartesi)
ÖDÜLLERLE ADINI DUYURAN BESTEKÂR (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-10 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-9 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-8 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-7 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-6 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-5 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-4 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-3 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-2 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
YÜZYILIN AĞIDI SARIKAMIŞ-1 (15 Ekim 2015 - Perşembe)
OZAN BİLDİK´LE GÖRÜŞTÜK… (15 Ekim 2015 - Perşembe)
KIBRIS DENİNCE… (07 Ekim 2015 - Çarşamba)
TED´İN SANAT ÇOCUKLARI (07 Ağustos 2015 - Cuma)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
‘PAVYON KUŞU´ OLUŞUMA DAİR
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
Çocuk Öyküsü*** TAVŞAN YUVASINDA YANGIN ***
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
ADANA HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYOR
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞININ ÖZGÜRLÜK VE EGEMENLİK GÜNEŞİ 19 MAYIS 1919 SABAHI KAHRAMANLAR DİYARI SAMSUNDA DOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
İNANMAK BU OLSA GEREK.
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
DÜŞÜNCENİN BİLİM, SANAT VE GERÇEĞE UYGUNLUĞU-Fikri Akdeniz (*)
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
KÜÇÜK YAŞTA EVLENMELER
Ahmet  DUMAN
Ahmet DUMAN
CHP Bir Siyasi Partidir…
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
ÖRNEK BİR EĞİTİM SİSTEMİ: KÖY ENSTİTÜLERİ…
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Cihat OVALI-SPOR YORUM
MAVİ ŞİMŞEKLER 34 PUANA DEMİR ATTI
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ VE TÜRKİYE
İlhan ALPER
İlhan ALPER
ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR…
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
İnsanlığın Derinleşen Sosyal Sorunlarını Çözecek Olan İnsan Beyni mi? Yapay Zeka mı?
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
EĞİTİM VE EDEBİYAT
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
“ARTIK MECLİS VAR !”
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Celal Topkan
Celal Topkan
BÜYÜK BİR BİLGE VE DÜNYA LİDERİ ATATÜRK´Ü ANLAMAK VE KAVRAMAK -3
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
İNTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
YENİ ve BULUNMAZ (!) KOMŞULARIMIZ
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
ABD-TÜRKİYE VE BÖLGE
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Hayallerim Var!
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
CENNET KADIN
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
İŞ PARAYLA YAPILIR
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
SİZ HİÇ MAVİ BULVAR´DAN GEÇTİNİZ Mİ?
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
İHTİYARLAR PERİŞAN EDİLMESİN
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
ÇOCUĞA ŞİDDET
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
14 °C
Perşembe
15 °C
Cuma
16 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-5/23/1458036914194.jpg