YASEMİN BÜLBÜL - “BEN ŞEMS”
Tarih: 25.6.2018 11:04:25 / 413okunma / 0yorum
ALİ TAŞ ADN.

             “Hallac-ı Mansur”, İbn-i Sina, “Hayyam”, “Son Saltanat Ertuğrul”, “Mitra´nın Işığı”, “Ceylan Meclisi” ile bazı çocuk kitapları bulunan yazar Yasemin Bülbül, “Ben Şems” olarak araştırmalara dayalı gerçeklere yakın bir kurgu roman yazdığını belirtmektedir kitabın sonunda. Yasemin Bülbül, Şems-i Tebrizi´nin “Makalat”, A.Eflaki´nin “Ariflerin Menkıbeleri”, Sultan Veled´in “İbtida-Name”, Mevlana Celaleddin-i Rumi´nin “Mesnevi”, İsmail Kaygusuz´un “Nizari İsmaili Devletinin Kurucusu Hasan Sabbah ve Alamut” ve “Makaleleri”, Devletşah´ın “Tezkire-i Devletşah” ve “Tazkirat al-Shu´ar” adlı yapıtlarından yararlanmış.

“İki ayağımı bir pabuca koyma.”(s.16) gibi bir deyimle yetinilen romanda bayılan bir kişinin bir baş soğanın kokusuyla ayılması gibi yaşamla ilgili geleneksellik de yer almaktadır. Diğer bir konu ise Şems, Türkmenistan yolculuğunda uğradığı kentte bir gün gezerken hayran kaldığı ritmli çalışmalarını yaşamla özdeştirdiği demirci ustasına bir kadın tarafından getirilen çocuğun çıbanlı bedeninin gösterilerek bir şeyler yapmasının istenildiği, daha sonra o akşam demircinin atölyesinde sözleşilip kadının çocuğu demirciye getirip, çocuğu içi is dolu demirci oluğunun içinde yıkayıp, başına birkaç tas su döktüğünü; çocuğu oluktan çıkarıp üstünü giydirmeden, bir süre oluğun sisli ve kirli suyunun çocuğun bedeninde kurumasını beklediğini görür. Çocuğun demirci dükkânına gelmesini bekledikleri o akşam Demirci ustası Sıdar´la, “Ene´l Hakk” (Ben Allah´ım) diyen Hallacı Mansur´un derisinin yüzülerek öldürülmesini konuşurlar. Şems, onun, ”doğru sözü yanlış zamanda söylediği için öldürüldüğünü söyler.

            *DOĞAÜSTÜ OLAYLAR VE GELENEK

            Tebriz-i Şems´in yaşamını anlatan “Ben Şems´de doğaüstü olaylar dikkati çeker.  Bunlardan söz etmek gerektiğinde, gülerek doğan Şems ile Alamut kalesindeyken, gökyüzünde uçan bir kartalın Şems´in çağrısı üzerine gelip koluna konması anımsanabilir hemen. Bunu gören dedesi hayrete düşer. Bu kerametli olaylarda alınan ortak önlem kimselerin duymaması, görmemesidir. Bu konudaki başatlık ise Şems´in görücülüğüdür… Verilen örneklerde de yer aldığı gibi, doğaüstü olaylara sahip yani eskilerin dedikleri gibi keramet sahibi olarak yoğunlaşılan düşüncelerde Şems görücülüğü de erişir.  

Mansur olayı da gizem doludur… Celalaeddin Hasan, Mansur´un, babasını kendisinin niçin çağırdığını söyleyince hayrete düşer ve bu ilginç konuğu daha dikkatli dinler. Nizarilerin kötü bir süreçten geçtiğini, eserinin büyük tepki çektiği babasının öldürülmesi için Selçukluların beş adam görevlendirdiğini söyler Mansur. Önlemi alınsa da,  babasına destek olmasını, onu yalnız bırakmamasını ve oğlunun eğitimini babasına bırakmasını ister. Yaşlı adam gittikten sonra, ona Şems´i sormadığını anımsayıp peşine düşen Celalaeddin Hasan, hemen döndüğü sokağa girse de onu bulamamasına şaşıp kalır. Daha sonra eve dönüp Şems´i kucağına aldığında onun yemyeşil gözlerinde, kendisine “O sana verilen bir emanettir, ona iyi bakasın.” diyen Mansur´u görünce daha çok şaşırır.

Şems Konya´ya geldiğinde bir ay kadar Celaleddin-i Rumi´yi araştırır, izler. Ve bir Cuma namazı çıkışında da kollarını açarak yolunu keser; huysuzlanıp şaha kalkan atın kulağına bir şeyler fısıldayınca da at uysallaşır. Kalabalık, ata büyü yaptığını söyler. Daha sonra da Celaleddin-i Rumi´ye bir soru soracağını söyleyip, onun attan inmesini bekler. İnince de sorusunu sorar:” Hz. Muhammed mi yoksa Beyazid-i Bistami mi?..” Sonuçta Rumi´nin yanıtında uzlaşırlar. Daha sonra, Celaleddin-i Rumi, rüyalarında gördüğü dervişin Şems olduğu sonucuna varır. Dergaha davet eder. Böylece birliktelikleri başlar.  Bir odada yedi gün boyunca konuşmadan, yemeden, içmeden düşünürler. Samimiyetleri geliştikçe Rumi´deki gelişme de Konya halkına yansır.

            Arkadaşı Hadel´le birlikte, halk tarafından bilinen Şeyh Evhadüddin Kirmani´ye gittiklerinde karşılaştıkları olayın sıradışı olduğu söylenemezse de ilginçtir… Kirmani´nin abdest alması bittiğinde içi su dolu leğenin önüne çökerek leğende gördüğü ayı seyrederken, Şems: “Hasta mısınız? Neden gerçeğini seyretmiyorsunuz?” deyince, başını gökyüzüne çevirip bir süre aya baktıktan sonra yaşından beklenmeyen bir çeviklikle Şems´in eline sarılarak müridi olmak istediğini söyler. Öğrenciyim, mürşit arıyorum dese de, ne yapsa da Kirmani´yi isteğinden vazgeçiremeyen Şems sonunda, Pazar yerinin ortasında kendisiyle şarap içerse müritliğe kabul edeceğini söyler ve şeyh sınavı geçemez. O gece sabaha kadar sohbet ederlerken, şeyhin yanındaki bir mürit olanları dışarıda birilerine anlatınca, olay tüm Bağdat tarafından duyulur ve Şems ünlenir. Bu ünlenmenin etkisiyle şeyhi Pir Rükneddin-i Secasi´nin kendisine mesafeli durmasıyla da,  Şems dergahtan ayrılır.

            *ŞEMS´İN DOĞUMU

Şems doğarken güler… Baba İmam Celaleddin Hasan, ebeye ve hanımına, oğlunun doğarken güldüğü hakkında kimseye söz etmemesi gerektiğini söyler.

“…aydınlık su gibi berrak gözlerinden etrafa adeta ışık saçan…” gözlerine bakıp “Hoş geldin âlemi seyre Şems.” dedi. 

-Ümeyra´ya dönüp:

-Muhammet Şems´dir adı, dedi.

-Ümeyra hiç itiraz etmeden:

-Adıyla yaşasın, âleme güneş olsun, aydınlatsın cihanı, dedi mutlulukla. (s.12)

/resimler/2018-6/25/1355409339401.jpgCelaleddin Hasan´ın çocukluk yıllarında babasından el aldığı, onun yerine imam olarak geçeceği biliniyordu. “…O bir İsmaili İmam´ı olacaktı. Babası Nureddin, onu en iyi şekilde yetiştirmek için büyük çaba harcamıştı. İsmaili öğretisinin bütün sırlarını ona öğretmişti. Ancak Celalaeddin Hasan; babasının aksine dinini öğrenirken tam olarak ona inanmayı değil, onu sorgulayarak öğrenmeyi seçtiği için gençliğinden bu yana içinde halkının inancına karşı hep bir kuşku taşımıştı. O halkının aksine; tarih boyunca varlığını korumak için hep gizlenmek zorunda olan İsmaililerin, özgürce yaşayacakları dönemlerde bile dini ibadetlerinden vazgeçmemeleri gerektiğine ve kötü şeyler de yaşanmaması için çok keskin olmayıp, Sünnilerle aralarının iyi olması gerektiğini düşünüyordu. Ona göre namaz gibi oruç gibi ibadetler dinin bir parçasıydı ve hep de öyle kalmalıydı. Babasının hiçbir zaman tartışmaya dahi açmadığı Kıyamet günü öğretisinden o çok uzaktı.” (s.13)

Celaleddin Hasan´ın babası Nureddin Ala Muhammed´in yazdığı “Haft-ı Babı Baba Seyyidna” (Büyük Kıyamet) adlı kitabı diğer devletler tarafından tepkiyle karşılanır. Torunu Şems´in kırkı çıktığında oğlunu yanına çağıran Nureeddin Ala Muhammed: “Selçuklular, Abbasiler, Harezmşah hatta Sünni-Şii Şeriat Yönetimleri iyice ortamı germekteler.” (s.16) dediğinde babasıyla farklı düşünen Celalaeddin Seyhan da bunlara yazdığı kitabın yol açtığını söyler.  Karşı sözünde; İsmaililere, Nizarilere doğru yola göstermekle kendini mükellef sayarak İmamlığını sürdürdüğünü belirten Nureddin Ala Muhammed, oğlunun kendilerine ait olan Alamut kalesine dönmesini söyler nedenini belirtmeden. Eve döndüğünde de kapıda Ahmet Efendi ile konuşan Riyadlı Mansur ile karşılaştığında onun doğaüstülüğünden oldukça etkilenir. Ardından… Bir haftalık bir hazırlık sürecinden sonra ve babasından izin alarak üç karısıyla birlikte, büyük Dai Hasan Sabbah´ın ele geçirdiği (1090) Alamut´a doğru yola çıkar.

Celalaeddin Hasan, diğer eşinden olma Alaaddin´le birlikte, babasının çalışma odasındaki kitaplıktan girilen gizli bölmesine geçerler ve artık hikâye ve masallar yerine başka kitaplar okuması gerektiğini söyleyerek “Kelile ve Demme-Beydeba” adlı kitabı verir ona.  Oğlunun gelişinden iki ay sonra babası Nureddin Ala Muhammed de Alamut Kalesi´ne gelmiştir. Kalede Şems´in eğitimini üstlenirken felsefi konulara da yavaş yavaş girmeye başlarlar. Düşünce konusunda Şems´ten gelen soruları yanıtlarken, düşünmenin bir sanat olduğunu, üretmeyi doğurduğunu vurgular. Nureddin Ala Muhammed, Rudbarlılar ile Mazanderan arsındaki gerginliği önlemek üzere Tebriz´e dönmek istediğinde oğlu  Celaleddin Hasan´ı da çağırır ve ona günü geldiğinde Şems´e verilmek üzere Riyadlı Mansur´un kendisine verdiği, notu verdikten bir hafta sonra da Alamut´tan ayrılır.  

Aradan beş yıl kadar bir zaman geçtiğinde ise dedesinden gelen bir not üzerine Şems Tebriz´e gider. Dedesinin yanında Sokrates, Platon ve Aristoteles´i okur, öğrenir. Daha sonra dedesi, Şeyh Ebu Bekir Selebaf denen yaşlı, bilge konuğuyla oturmaktadır. Tanıştıklarında, yaşlı bilge sır ve marifet sorularını sorup, aldığı yanıtlardan sonra Şems´i kabul eder. Dergâhta üç yıl kalan Şems, gelmeden önceki, şeyhin eski öğrencileriyle yaptığı sohbette oldukça göz doldurur. Ertesi gün Şeyh son bir tekrar yapar ve artık kendisinin öğreteceği bir şey kalmadığını ona söyleyince, Şems dedesinin yanına Tebriz´e döner.  Daha sonra da, Hindistan´a giderler birlikte. Orda eğitimine devam eder Şems.  

Şems, Tebriz´e, dedesinin yanına döndüğünde dedesi ile babasının aralarının açık olduğunu da öğrenir. Kıyamet öğretisini reddederek Sünni Şeriatın kendileri için daha uygun olduğunu kabul etmekle birlikte bu yönde taraftar toplamak için Sünni liderlerle temas kuran babasının bu davranışının dedesi tarafından olumsuz karşılandığı ve bu yöndeki umutların Şems´e bağlandığı gözlenir. Bu ara dedesi ruhani yönde ağırlığı olan Şems için Selahaddin Mahmut´u seçer ve Alamut´tan döner dönmez şeyhinin yanına gider Şems. Ahmet Efendi´ye yardım etmesi için alınan Esat´ın dedesini zehirlediği ortaya çıksa da babası fazla ilgilenmez. Bir süre sonra dergâha dönen Şems, ordaki müritlerin kendi aralarındaki konuşmasına kulak misafiri olunca, dergâhın halkı soyduğunu, şeyhin de manevi yönünü ön plana çıkarak bunu gerçekleştirmeye yardım ettiği sonucuna vararak ona hatasını dolaylı yönden anlatıp dergâha veda eder.

Babasının yerine geçen  Celaleddin Hasan, Esat´ı bir fedaisine öldürtüp, onu bu cinayete yöneltenlere ihtiyacı olduğu için onlara dokunmaz. Sünni şeriatını uyguladığı için de kabul görür. Ama onun gizli tuttuğu asıl görevi Sünniliğin içinde davalarını yaymaktır. Bu konuda Şems´ten yardım alır. Zagreb, Badakshan, Kashmir, Pencap, Sind gibi Dai olarak gittiği yerlerde Sünnilik öğretisi altında İsmaililiği öğretir Şems. Babası ise Sünnilerle evlilik yoluyla ayrıcalık kazanmayı yeğleyip dört evlilik yapsa da kuşkulu bakışı yok edemez. Dahası annesini hacca gönderir; hâlâ kendisine inanmayan, ”Bu değişimlere kuşkuyla bakan Kazeinli fakihlerin Alamut kütüphanesini denetlemek ve sapkınlık olarak değerlendirdikleri kitapların yakılmasına izin verir.” (s.195)            

Şems, Türkmenistan yolculuğunda yolda soyulur ve bir camiye sığınarak orda uyur bir süre. Daha sonra cami imamı Faruk ve yanındaki iki kişi ile tanışıp, durumunu anlatarak bir dergah sorunca onu Baba Kemal´ın dergahına yönlendirirler. Baba Kemal-i Cendi´nin müritliğine kabul olunan Şems´e bir gün babası bir haber gönderir. Babasının, halkı adına başarılarını öğrenen Şems daha sonra ordan ayrılıp, Pencap, Sindve Mutan´nı içine alan bölgeye doğru yolculuğunu sürdürmeye başlar.  Kolaydı burda işi, çünkü bu Karmatilerin bölgesinde Hallac-ı Mansur uzun süre kalmıştı.   Orda kaldığı yıllar sonucunda halk tarafından sevildi, keramet sahibi olarak tanındı, örgütlendi. 

Bu ara babasından aldığı bir haberle Alamut´a döner. Babası ise iyi bir siyasetle İran, Horasan ve Azerbeycan´ı ezip geçerek Harazmîlerin peşinden Doğu Anadolu´ya giren Moğolların hükümdarı Cengiz Han´a elçiler göndererek ilk iyi dilek mesajını ileten İslam önderleri arasında yer aldığı için Cengiz Han Alamut´a dokunmaz. Cengiz Han´ın savaşa girme nedeni ise, ülkesine iyi niyetle, ticaret yapmak için gönderilen 500 Moğol´u öldürtmesi. Bu bir anlamda Cengiz Han´a Anadolu´ya yayılma fırsatı da verir. 

Şems-i Tebrizi, babasının isteği üzerine kaleleri gezer ve Şahdiz kalesine gelir. Orda daha önce tanıdığı bir dervişi üç yıl eğittikten sonra Dai olarak Anadolu´ya gönderir; kendisi de Horasan´a gider. Horasan´da iyi örgütlenemediklerinden farklı bir yöntem denemeyi düşünür halka inerek. Yolda uyurken kabus görür. Bir kızın çığlığıyla uyandığında bir çift siyah göz kendisine bakarken uyanır, etkilenir.   Horasan´da bir gün ders verirken babasının ölüm haberini alınca Alamut´a döner.  O gecenin sabahı Fettah isimli çocuktan babasının Hekim ve diğer bir kişi tarafından zehirlendiğini öğrenir. Daha sonra Horasan´a dönse de yeniden Alamut´a çağrılarak devletin Moğollara karşı oluşturduğu yeni barış politikasını tanıtma işini Alamut adına bir prens olarak üstlenmesi talep edildiğinde kabul eder.

*ŞEMS VE KONYA

Erzurum´da medreseye gittiğinde, Gabir Efendi adlı Müderrrisin üçayda alfabeyi öğrenemediğinden yakınıp, azarlanan Hamza´ya üç ayda Kur´an okumayı öğretir. Daha sonra, Erzincan´a gittiğinde Alamut´tan çağrı alarak döner… Moğollara karşı durmaya çalışan babasını öldürüp Moğol saldırılarını önlemeyi tasarlayan ve sonuç istediği gibi çıkmayan Konya  Hükümdarı Alaaddin Keykubat, bu kez halkın Moğollara karşı direnişini kırdırabilmek için Konya âlimlerinden Celaleddin-i Rumi´yi dini yönde eğitecek bir hoca isteyince Şems´i görevlendirmek isterler.  Konya´ya giderken Kırşehir´e uğrayıp, Sulucakarahöyük köyünde eski öğrencisi Hace Bektaşi´yi görür. Celaleddin-i Rumi hakkında araştırma yapan Şems, onun güven duyulmayacak bir dönem adamı olduğu ve halk tarafından çok sevildiği yolunda bilgiler elde ederken; romanın süren bölümünde Celalaeddin-i Rumi´nin, Konya Sultanı Gıyaseddin´i eleştiren, halk tarafından da sevilen şiirler yazdığı, onu halktan uzak olmakla itham ettiği yer almaktadır.(s.274) 

“Moğol saldırılarına bir durdurabileceğini, bunun Moğollarca bir iyi niyet göstergesi olarak da algılanabileceğini düşünüyordu. Bu düşüncelerle Prens Gıyasettin babası Alaaddin Keykubat´ı çıkığı bir av sırasında av etiyle zehirlenerek öldürttü….Bağdat ve Alamut´ta Moğollara karşı direniş bilinci tamamen bitmişken Konya, Kırşehir ve Nevşehir civarında hala halkın içten içe Moğollara karşı kışkırtılıyor, direniş faaliyetleri sürüyordu ve Gıyaseddin´in bunun önüne geçmesi gerekiyordu….” (s.262)

            Şems Konya´ya, Rumi´nin dergahına gelince dergah değişir, daha sonra da dergaha taşınır. Dergahın  geliri düşer, zengin eşraflar yerine halk gelir. Çok zengin Başmürid Muinnuddin Pervane, Şems´e düşman kesilir.  Şems hakkında olumsuz dedikodular yayılır. Bu ara, Şems´i, Rumi´yi eğitmek için çağıran Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev ölmüş, yerine Alaaddin Keyhüsrev geçmiştir. Konya eşrafı Şems´den kurtulmaya karar verip, yeni sultana durumu anlatırlar. Bu ara Rumi´nin büyükoğlu Sultan Veled, küçükoğlu Alaaddin´nin Moğollara karşı direnene Hace Nasrettin ile olan ilişkilerirnden dolayı onu uyarır. Rumi ise Şems´i yanında tutmak için üvey kızı Kimya´yı ona verir. Bu olaya annesi ve Kimya çok üzülür. Onu gizlice seven Alaaddin yemekte isyan eder ve çekip evden gider. Şems ile Kimya evlenirler sonuçta. Bir ay kadar sonra Kimya hasta olur. Ateşler içindeyken “Alaaddin” diye sayıkladığında, uykusu kaçıp oturan Şems bunu duyar.  Bir süre sonra da Kimya ona Alaaddin´i sevdiğini itiraf edince bunu Rumi´ye söyler. Yanlarında Muinnuddin Pervane de vardır. O gün dinlenirken, Tebriz´den gelen biri kendisini görüp büyük İmamları Alaaddin Muhammed´den bir mektup getirince Alamut´a döner. Alamut´a dönmeden de Rumi ile konuşup, Konya halkının diline kötü insan olarak düşen Kimya´nın, Rumi muhaliflerince ortadan kaldırılmadan kendilerinin ortadan kaldırılmasına karar verirler ve Rumi, çekmecesinin gözünden çıkardığı küçük bir zehir şişesini Şems´e verir.  Şems, Kimya´ya bakan Zinar Kalfa´ya zehri verince o da çorbasına katar. Suçsuzluğunu üvey babası Rumi´ye anlatmak için dışarı çıkan Kimya´nın başı döner ve yere düşünce boynu kırılır, ölür.

Kimya´nın öldüğü gün Konya´dan ayrılıp Alamut´a dönen Şems´i iki hafta sonra kardeşi Emir Alaaddin Muhammed görmek ister, yanında Başvezir Hüsrev Efendi de vardır. Yakında toplanacak olan Moğol Kurultay´ına katılacak heyet içerisinde Şems´in de olmasını isterler, Şems de bunu kabul eder. Kurultay´da Ogeday´ın büyük oğlu Guyuk Han Moğol İmparatoru olarak seçilir.  

Şems gidince Rumi eskiye döner. Rumi´nin bir müridi Hace Bektaşi´yi, Rumi´nin iki kez katilleri koruduğu yolunda bilgi verince Hace Bektaşi, Rumi´ye uzun bir mektup yazar. Mektup da Moğollara karşı olmadığını da eleştirir. Daha sonra Rumi, Kırşehir Emiri Nurettin Caca´ya, Nurettin´e yardımcı olması için yazdığı mektup da, kendisini görmeyi de yağ çekerek belirtince, Caca onun ziyaretine geldiğinde, Hace Bektaşi´nin namaz kılmadığın ve halk tarafında bu söylentinin yayılmasıyla dinin elden gideceğini söyler.  Hace Bektaşi´ye namaz kıldırmayı kafasına koyan Nurettin Caca, onun sofrasına oturmayarak namaz kılmadığı için yemeğinin yenilmeyeceğinden söz edince namaz kılmaya yönelirler. Caca, Hace´ye ibrik tutar zevkle,  bu arada Hace´in adamları çaktırmadan ibrikleri değiştirince kan bulunan ibriği eline alan Caca, ibrikten kan aktığını görünce, keramet kabul edip çok şaşırır ve daha sonra da onların düşündüğü çizgiye gelerek,  yardım etmeye karar verir. Sonuçta Caca, devlette söz sahibi olan Muiniddin Pervane´nin ikna edilmesi için Konya´ya giderek Rumi ile konuşacağını söyler.    

Bu ara Talikan´dn dönen Şems kardeşi Alaaddin Muhammed´in tahtı Moğollardan köklü bir ailenin kızıyla evlenen Rükneddin Hürşah´a bırakır. Kurultay sonrası Guyuk Han da Elgidey´i Moğolların başına geçirip İran´ı zapta gönderir. İsmaililerin ve Bağdat halifelerinin idaresine son vermek ister. Şems daha sonra Şam´dan Konya´ya dönünce Rumi büyük bir sevinç yaşar. Şems´le Rumi´nin arası, Rumi´nin mal varlığı yüzünden açılır. Rumi´nin oğlu Alaaddin ile dergahtakiler artık hoşlanmazlar Şems´den. Talikan´daki Kurultay´da yaşananları gören Vezir Bahauddin Şems´in Konya´da kalmasını doğru bulmaz. Moğolların istediği adam olan Rükneddin Kılıçarslan´ı Selçukluların başına getirmişken, Şems´in Konya´da bulunmasıyla zor duruma düşeceğini hesap eder. Bu nedenle de Muiniddin Pervane´ye durumu açarak ona fırsat verir. O da bir akşam Rumi´yi yemeğe çağırıp konuyu açar. Bir ay kadar sonra dergahtaki bir sohbette üç adam Rumi´yi eleştirir ve olay çıksa da yatıştırılır. Daha sonra da zaten araları pek iyi olmayan ikisi tartışır ve olanları bildiğini, düşünüp yoğunlaşarak gördüğünü söyleyen şŞems. “Anlaşıldı… Ben Allah´ın peşindeyim sen bir lokma ekmeğin.” diyerek kapıyı çarpıp çıkar.  Çıkış o çıkış olur… Şems öldürüldü mü, kayıp mı oldu… Romanın akışına göre Celaleddin Rumi´nin oğlu Alaaddin, Vezir Bahauddin ve Muiniddin Pervane tarafından Şems´in öldürülme nedenleri de var. Tabii ki romanda Şems´le Rumi´nin uzlaştıkları bir nokta varsa o da Rumi´nin üvey kızı, Şems´in karısı olan Kimya´nın öldürülme olayıdır… 

 *HATALAR

Roman, redaktör ve editör hatalarıyla dolu. Eksiklikler, fazlalıklar, yanlışlıklar… “…Dost dostunun evrenindir…” (s.329) bir örnek göze çarpıyor hemen. Romanda tümce anlatımını etkileyen yanlış, eksik sözcük yazımı oldukça yoğun. Ayrıca, basir bir deyince sözcüğü, birçok diyalogda “diyince” olarak geçiyor, karekter sözü olmayan da var. Yöresel, otantik vb. yerelliklerden öte yazarı bağlayan günümüz Türkçesiyle söylenmesi gereken bir sözcük. Dolayısıyla da yanlış.. Diyaloglarda kimsenin bir şey diyeceği olmaz ama yazarı bağlayan anlatımda “diyince” değil,”deyince” kulanılması gerektiğini çocuklar bile bilebilirler. Ayrıca; “-Sana verdiğim hiç işin meraklanmam oğlum, Allah senden razı olsun, dedi Rumi.” Sözcüklerin tümce içindeki diziliş sırasının değişmesi, tıpkı bu örnekte olduğu gibi örnekler çıkarıyor.”   Sonra “hâlâ” sözcüğü… Yazar “âdet”, “âlim” örneği sırası geldikçe şapkasını giydirirken harflere nedense babasını kız kardeşini özlercesine “hâlâ” yı hala yapmaya diretiyor. De, da´ların ayrılması gereken yerlerde bu dilbilgisi kuralına uyulmadığı da gözlenmekte. Sonra, romanın en çok merak edilen bölümünde, yani Şems´le Celaleddin Rumi´nin karşılacağı bölüm olan 275. ve 276. Sayfalardaki basım hatası nedeniyle romanda kopukluk meydana gelmektedir. “Her hangi”(s. 290), “taşıyamıya bilirsin” (s.292), “hiç birinin” (s.292), “İdealı iddialı olacak”(s.292) Ayrıca, “…Annesi Ümeyra oğlunun bu haline artık tahammül edemez olunca kocası Celaleddin Hasan´ın yanına gidecek oğlunun haline bir çare bulmasını, gerekirse oğlunu dedesinin yanına göndermesini istemişti…” (s.63); “…Oysaki bilseler bedenden sıyrılmanın verdiği haz ve rahatlığı öğrenmek için canını veren bile çıkar bu sırrı…” (s.99) gibi dizelerdeki harf yanlışının nasıl bir cümle düşüklüğüne yolaçtığını da söylemek gerekir.

*(Ben Şems/Paradoks Yayınları /Nisan 2013/472 sayfa)
Ali Taş Adn.

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
UMUTSUZLUĞA KAPILMAMAK GEREK
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
BARIŞ SERGİSİ NOTLARI
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
EMPERYALİZMİN MAŞALARI-2
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
BİR GÜNÜN MANZARASI
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ATATÜRK´ÜN EBEDİYETE İNTİKALİNİN 80.YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
AMAÇ ÇATIŞMALARI VE ÖĞRETMENLER
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Dost acı söyler sayın Kılıçdaroğlu
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Belediye Kazanmak mı? Seçim Kazanmak mı?
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SAVCI DOĞAN ÖZ´Ü SAYGIYLA ANARKEN...
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
TÜRKİYE´NİN DIŞARDAN GÖRÜNÜŞÜ
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
EKONOMİ YÖNETİMİNİN SORUMLULUĞU ARTIYOR!
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
TARİKAT-CEMAAT ÖRGÜTLENMESİ DEMOKRASİDE MEŞRU MUDUR?
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
HASTA VELİNİMETİMİZDİR !
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
ABD´yi Yerli Malı ile Protesto Etmek Yerine Beyin Göçünü Engellemek ve Bilimin Öngörüsü ile Geleceği Kurmak Gerekir
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Ata Alp And
Ata Alp And
SEVGİ ÜSTÜNE
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
İDLİP
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
FIRAT DOĞUSUNA HAREKÂT AÇIKLAMASI
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
ATATÜRK CHP VE CUMHURİYET YÖNETİMİ
ALİ TAŞ ADN.
ALİ TAŞ ADN.
kitaplık-elş.deneme YASEMİN BÜLBÜL-“SON SALTANAT ERTUĞRUL”(*)
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
ATATÜRK 30 AĞUSTOS´U ANLATIYOR
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
HÜLYA ŞENKUL VE EDEBİYAT
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
YENİ ADANA GAZETESİNİN KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA 100. YILI
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Tarihten Ders Almak
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
VEYSEL GARANİ
Adil OKAY
Adil OKAY
ADİL OKAY YAZDI: “ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*
Özcan İNCEOĞLU
Özcan İNCEOĞLU
Beraberliğe razı olduk
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
ADANASPOR İYİ YOLDA
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
BEKA MESELESİ
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
ADANA DEMİRSPOR´A BAŞARILAR DİLERİZ
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Volgada 11 gün-23
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
SEÇİM RENKLİ GEÇİYOR
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
9 °C
Cumartesi
9 °C
Pazar
10 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2018-12/6/1516488376145.jpg