TÜRK -ERMENİ SORUNU
Tarih: 21.2.2018 11:58:24 / 1406okunma / 0yorum
Cezmi DOĞANER

Cezmi DOĞANER yazdı:

Türkiye ile ilişkileri bozulan devletler, ülkemizi zayıflatmak ve köşeye sıkıştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

 Son örnek Hollanda´dan.
HOLLANDA, SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINI HENÜZ KABUL ETMEDİ. BU HAFTA MECLİSTE TARTIŞILACAK VE OYLANACAK. BAŞBAKAN RUTTE, HÜKÜMET OLARAK SOYKIRIM İSTEĞİNE KARŞI ÇIKIYOR VE MESELEYİ İKİ ÜLKENİN ÇÖZMESİ GEREKTİĞİNİ SAVUNUYOR.

BEN DE BU DAVA HAKKINDA PEK ÇOK DOSYA VAR. BUNLARDAN BİRİNCİSİ, Mersinli hemşehrimiz ve dostum, usta gazeteci İlhan Karaçay´ın arşivinden aldığım, aşağıda Türkçe çevrisi ve ekte Hollandaca küpürü bulunan önemli bir belgeyi,  Türkiye´de ilk kez YENİADANA gazetesi´nde yayınlıyorum.
İşte, patronlarının da dürüstlüğünden hiç şüphe etmedikleri, araştırmacı yazar George Nypels´in 1920 yılında kaleme aldığı haber-yorumun, İlhan Karaçay tarafından tercüme edilmiş olan yazısı:


Algemeen Handelsblad (1)
Amsterdam
25.05.1920-Salı

                                  ERMENİ-TÜRK SORUNU

Balkanlarda görev yapan bir gazeteci arkadaşımızdan aşağıdaki ilginç mektubu aldık. Bu mektubun içeriği, Ermeni sorununa Batı Avrupa´daki alışılageldik görüşten farklı bir bakış getiriyor. Bu gazeteci arkadaşımızın tarafsızlığına büyük güvenimiz var. Onun olayları değerlendirmesi daima kanıtlara dayandığı için, yazılarını yorumsuz olarak ve hiç bir değişiklik yapmadan olduğu gibi yayınlıyoruz.

Aynen Sultan Abdülhamit devrinde olduğu gibi, bugünlerde Kilikya´dan yeniden çok sayıda Ermeninin katledildiğine dair çirkin haberler geliyor. (Fransız işgali altındaki Adana, Gaziantep, Maraş ve Urfa´daki Ermeni zulmune ve katliamlarına karşı Kuvvayı Milliye Hareketleri) Konuyu çoktan unutmuş olan dünya kamuoyu, bu haberlerle yeniden şok oldu. Aslında din uğruna yapılan bu iğrenç katliamları savunmaya ve koruma altına almaya hiç niyetim yok. Fakat her gerçeğin iki yönü vardır. Olaylar sırasında Türkiye´yi parçalayıp yıkmak isteyen itilaf devletleri ve basını, propaganda yaparak Kilikya´daki Ermeni kıyımını Türklere karşı bilinçli olarak kullandılar ve bütün yıkımın Türkiye tarafından yapıldığını iddia ettiler. Önemli olan gerçeğin ne olduğunu bulmaktır. Bu bilinçle, sözü edilen bu kitlesel katliamdan gerçekte yalnızca Türklerin sorumlu olamayacağını gözler önüne sermek istiyorum.

Bu konuda fikrimi söyleme hakkını kendimde buluyorum. Çünkü Birinci dünya savaşı süresince Türkler ve Ermenilerin birbirleriyle nasıl bir nefret ile boğuştuklarını çok açık bir şekilde gözlerimle gördüm.

1918 baharında Rusların yenilgisinin sonucunda Türkiye yeniden saldırıya geçtiginde ve peygamberin mukaddes bayrağı Osmanlı ülkesinin dışında da dalgalandığında, ki Küçük Kaynarca anlaşmasından beri hiç böyle olmamıştı; ben kendimi Ermeni-Rus sınır bölgesinde buldum ve Türklerin Kafkasya´da ki ilerlemelerine şahit oldum.

Savaşı yaşayan bir kişi, bir ülke ve ulusunu tanımak için savaş halinden daha iyi başka bir fırsat olmadığını kabul edecektir. Bu durumda bütün insani canavarlıklar büyük bir şiddetiyle ortaya çıkar. Savaşımın gerektirdiği kaba güç kullanma ile, kültür ve uygar davranışlar kaybolur. O sıralar Avrupalı olarak bir tek ben, bu kritik ortamda bulunuyordum. Bu durumda söylenebir ki Türklerin Rus- Ermenistan´ına ilerleyişi sırasındaki olayların tek Avrupalı şahiti bendim.

Seyahatime başlamadan önce Ermeni yanlısıydım. 1916-1917´de İstanbul´daki kalışım sırasında, Ermenilere yapılan toplu katliam hakkında, az çok bilgisi olan Avrupalılardan ve Türkiye Ermenilerinden yeteri kadar tiksindirici, çirkin ayrıntılar duymuştum. Bu kişiler Türkleri suçlu ve Ermenileri de, barbar Türklerin masum kurbanları olarak görüyorlardı.

Türklerle aram yeterince iyi olduğu için, bu hassas konuda, hiç bir Avrupalının konuşmaya cesaret edemeyecegi şeyleri sorabiliyordum. Türklerin bana karşı olan davranışları, benim Ermenilerin suçsuz, Türklerin de suçlu olduğuna dair inancımı kuvvetlendiriyordu. Çünkü ben Ermeni olayları ile ilgili bilgi almak için, soru sorduğumda Tüklerden şöyle yanıt alıyordum: "Bizim hakkımızda anlatılanların hepsi doğru. Biz 1 milyon Ermeniyi kestik. Bu korkunç bir katliamdı. Fakat biz bu konuda haklıydık ve bu suçtan ötürü ancak kendimize karşı sorumluyuz." Bütün çabalarıma rağmen bu konuda ayrıntılı ve olayların gerçek nedenleri hakkında bilgi elde edemiyordum. Ben de bu durumda şöyle bir yargıya varabiliyordum: Orada Hristiyanlara karşı fanatik bir din savaşı güdülüyordu. Bu olaylar Ermenistan´ın dünyayla tüm ilişkisinin kesildiği Yukarı Ermenistan´da meydana geliyordu. Orada Ermeniler Türklerin insafına terk edilmişti.

1918 ilkbaharında Trabzon´a geldim. Bilindiği gibi kıyıdan Ermenistan´in dağlık bölgelerine giden tek yol buradandır. Trabzon 1915´de Ermeni katliamını yaşamıştı. 3 yıl sonra bu kentte yaşayan Rumlar ve Avrupalı Levantenler bana Trabzon surları içinde olan inanılmaz vahşeti; Trabzon sokaklarında nasıl Ermeni kanı aktığını, Ermeni mahallelerinin nasıl alev alev yandığını, bu olaylardan günler haftalar sonra bile çocuk cesetlerinin Platana limanındaki Bizans duvarına vurduğunu anlatıyorlardı. Ben yanmış yıkılmış mahalleleri gördüm. Bana bunların bir zamanlar Ermeni mahalleleri olduklarını anlattılar. Bana Hristiyan kiliselerini gösterdiler. Bunlar Ermeni kiliseleriymiş. İnsanlar gübre yığınlarını eşelerken hala kemikler ve ceset artıkları buluyorlarmış. Bana bunların Ermenilere ait olduklarını anlattılar.

Bütün bunlar, insanın hiç unutamayacağı korkunç izlenimlerdi ve herkes bir tek şey diliyordu: "Tanrı bizi ve herkesi bu barbarlıktan ve Müslümanların düşmanlığından korusun." 
Bütün bu olanlardan dolayı ben lanetlerimi yağdırırken şüphesiz ki Hristiyanların tarafını tutması lazım gelen sıradan yaşlı bir Fransiskaner papazı başını salladı ve "Yanılıyorsunuz", dedi. "Sadece Türkler suçlu değildir. . Avrupa´dan gelen ve Avrupa kültür anlayışıyla Asyayı değerlendiren biri olarak, doğal olarak bu halkın yok edilmesi suçuna karşı lanetlerini yağdıracaksın. Fakat senin gördüklerin ve sana anlatılanlar, gerçeğin tamamı değildir. Bütün bunları anlayabilmen için olayları bir Asyalı gibi görmen ve yorumlaman gerek. Şunu unutma ki burada yüzyıllardır birbirlerinden nefret eden ve birbirine kin güden iki halk var. Burada iki farklı zihniyet var: Ermeni ve Türk zihniyeti. Bu iki düşman görüşteki insanlar birbirlerinin yok edilmesi gerektiğine inanırlar. Evet 1915´de Ermeniler yok edilmişlerdi, her şey onlara karşydı ve yenilgiyi kabullenmek zorundaydılar. Fakat insan şuna inanıyor ki, eğer aynı konuma Ermeniler sahip olsalardı onlar da Türklere aynısını yapacaklardı. Benim raporlarımdan ve benim Beyazıt, Van, Erzurum ve Erzincan´daki görevlilerden aldığım raporlardan biliyorum ki 1915´de Ruslarla savaş başladığında Ermeniler, Türk ordusunun arkasından isyana kışkırtıldılar ve Türk köy ve kasabalarını yıkıp, yerle bir ettiler. Daha sonra Türkiye´de olan olaylar işte Ermenilerin bu ilk düşmanca tutumu nedeniyle başlamıştır. Kabul ederim ki çok korkunç şeyler oldu; Şimdiye kadar görülmemiş bir biçimde çok kan aktı. Fakat Ermeniler bu kan gölünün oluşmasında suçsuz değillerdi. Türkler gereğinden fazla ileri gittiler, fakat suç yine sadece Türklerde değildi. Suç Avrupalılarda görülmeyen çok derin nefretlerin oluştuğu, Asyalı düşünce tarzındaydı ve bu düşünceyle yapılan savaşta vahşice davranışlar ortaya çıkıyordu. "

" Örneğin Trabzon´a bak. Yanmış, yıkılmış Ermeni semtlerini gördün, fakat yerle bir edilmiş Türk mahallelerini de gördün mü? Henüz daha taze Türk mezarlarına da dikkat ettin mi? Hayır mı! Haydi git ve gör. Ermeniler de aynı pozisyonda oldukları zaman Rus ordusunun korumasında zafer kazandıklarında, 1915´ de yaşananlar tekrarlandı. Fakat bu sefer Türkler, Ermenilerce katledildi. Ermeniler, nerede bir Türk bulsalar onu acımasızca kesip doğradılar, nerede bir cami görseler onu yağmalayıp yaktılar. Türk mahalleleri yakıldı, duman ve alev içinde kaldı. Tıpkı bir zamanlar Ermeni semtlerinde olduğu gibi. Şimdi Anadolunun içlerine gidip savaşın bütün bu izlerini takip edebilirsin: Bayburt´da, Erzincan´da,, Erzurum ve Kars´da. Oralarda daha dumanı tüten yığınlar göreceksin; daha çok kan ve ceset koklayacaksın. Ancak bunlar Türklerin ölüleri olacaktır."

Fransiskaner rahip bana gerçekleri söylemişti. Aylarca Ermenistan ve Kürdistan(Doğu Anadolu ve Kafkasya) içlerinde yolculuk yaptım ve gerçekten de rahibin bana anlattıklarının doğru oldugunu gördüm. Rus ordusunun geri çekilmesinden ve bunu takip eden barış anlaşmasından sonra, sözün ona Ermeni ordusu( Ermeni çeteleri) çeşitli operasyonlar yaptı. Bu çeteler Rusların çekildikleri bu Türk bölgelerini işgal ettiler. Ruslar işgal sırasında Türklerin canlarını ve mallarını koruyorlardı. Rusların geri çekilmesinden hemen sonra olanlar ise, yürek parçalayıcıdır. Küçük Türk yerleşim birimlerindeki insanlar, General Antranik ve Murat´ın çeteleri tarafından tek bir canlı kalmayıncaya kadar katledildi. Camiler son taşına kadar tahrip edildi.

Bu bulunmaz fırsatı yakalayan Ermeniler, beklentilerini, hayallerini bayağı genişlettiler ve neredeyse bütün Anadolu sanki onların olacakmış gibi davranmaya başladılar. Anadolu´da yaşayan Türklerle, yaşayan son erkeğe, son kadına ve son çocuğa varıncaya kadar hesaplaşabileceklerini ve onları yok edeceklerini umuyorlardı. Ben Erzincan´da yıkıntılar arasında yatan yüzlerce boğazlanmış Türkün cesedini gördüm. Kuyuların içine ışık tuttuğumda cesetlerle dolu olduğunu gördüm. Açılan toplu mezarlarda yüzlerce kadın ve erkek cesetlerinin üstüste yığılmış olduğunu kendi gözlerimle gördüm. Bunları kim yapmıştı? Zafer kazanan Ermeniler tabiki. Böyle manzaralar sürekli olarak Yukarı Ermenistan yollarında, Kürdistan ve Rusya-Ermenistan´nda bana eşlik etti. Türkler´inde şimdi tekrar bir zafer kazandıklarında öç almaları ve öfkeyle misilleme yapmaları şaşırtıcı mıydı dersiniz? Şunu da itiraf etmeliyim ki, Rusya Ermenistan´ına yürüyüşleri sırasında Türkler tarafından yapılan öldürmeler de sürdü. Sarıkamış sınırının karşı tarafında birbirine yakın Ermeni yerleşim yerleri ateş ve demirle yerle bir edildi. Asya´nın bu vahşi ülkesinde şimdi zafer kazananlar, önceki zafer kazananlara karşı korkunç vahşi bir öfke duyuyorlardı. Halkların halklara karşı bu acımasız davranışlara nasıl kışkırtıldıklarını, bu acımasız nefreti, bizim Avrupalı beyinlerimiz anlamaz. Fakat biz Yukarı Ermenistan denilen bu bölgenin uygarlığı ile, Avrupa halklarının eski kültürünün karşılaştırılabileceğini düşünmemeliyiz. Çünkü buralarda yaşayan halkların milliyetleri yoktur, fakat çeteleri vardır. Bunu şöyle açıklamak mümkün. Buralarda iki çete karşılaştığında, bu taraflardan birinin imha edilmesi demek oluyordu. Bu nedenle bugüne kadar Büyük Ağrı Dağları´nda birlikte yaşamak için uzlaşmak, ortayolu bulmak diye birşey düşünülemez. Bunun yerine yanlızca imha etmek geçerlidir. Yukarı Ermenistan´ın çıplak dağlarında bir anlaşma yoktur, sadace ölüm kalım mücadelesi vardır. Kazanan yaşar, kaybeden ölür....

Benim Aleksandropol´de(Gümrü) kalışım sırasında orada yaşayan insanların düşünce yapısına ışık tutan şöyle bir olay oldu. Bir gün Alagöz dağları yönünden bir top atışı duyuldu. Türk sınırı arkasında korku içinde yaşayan Ermeni halkı bunu şöyle açıklamışlar; İngilizler Türklere karşı ilerliyorlar ve Türkler birkaç saat içinde yenilmiş olacaklar. Birden Türk sınırının gerisinde bir ayaklanma oluştu ve Ermeni köylerindeki zayıf Türk nöbetçileri şeytanca işkencelerle öldürüldü. Fakat ortada Ermenilerin geldiklerini sandıkları İngilizler yoktu. Olayın aslı şu idi: Kafkas Ermenilerinden bir birlik önce Türk cephesini yarmayı denemişler. Top atışı sesleri bu yüzdendi. Bu çatışma birkaç saat sonra bitti. Fakat sıra intikam almaya gelmişti. Türk askerlerinin sinsice katledildiği Ermeni köyleri yakılmaya başlandı. Bu durumda Ermenilerin hiç suçu olmadığı söylenebilir mi?

Tamamen Türklerin eline geçen Aleksandropol(Gümrü) kenti bir Ermeni kentiydi ve ben burada Türk işgaline rağmen günlük işlerini güçlerini yapan, şehrin ileri gelen Ermenileri ile tanıştım. Bu kişiler Ermeni çetelerinin düşüncesiz davranışları nedeniyle Türklerin bir gün öç alacakları düşüncesiyle sürekli korku içinde yaşıyorlar ve bir gün sırf bu yüzden yok olacaklarına inanıyorlardı. Ermeni halkının bir kısmı, ki buna ileri gelenleri diyebilirim, Türklerle barışcı bir anlaşma yapılmasının taraftarıydılar. Çünkü şimdi beraber yaşamak zorundaydılar ve karşılıklı bir antlaşma, bu cinayetlere bir son verebilirdi. Fakat halkın büyük bölümü ve çeteler yani sözde Ermeni askerleri, barışın adını bile etmiyorlardı. Onların sloganı: " Ya biz, ya da onlar; birimizden biri yok olmalı" idi.

Düşününüz, Antlaşma ve barış isteyenler, Ermeni halkının büyük çoğunluğu tarafından lanetleniyordu. İçinde bulunduğum Ermeni çevrelerinden bazı insanlar bana açıkça şöyle diyorlardı: " Şimdi Türkler başa geçti, ancak biz pek yakında tekrar başa geçtiğimizde elimize geçirdiğimiz hiç bir Türk´ü sağ bırakmayacağız. Onlarla bizim aramızda bir anlaşma olması mümkün değil. Asırlardır görülecek bir hesabımız var onlarla. Sürtüşmemiz, halkımızın tarihi kadar eskidir. Bu savaşım, Türklerin ülkemize gelmesiyle başladı. Bu savaş ya biz, ya da onlar yok olana kadar sürecektir. Biz barış istemiyoruz. Lanet olsun Türklerle dostluk kuranlara!"

İste o zamanlar Ermenilerin düşünceleri böyleydi. Ermenilerin bağımsızlıklarını kazanma ümitleri pek yoktu. Zaferi kazanan Ay-Yıldız´ın(Türklerin) ise bütün Rus- Ermenistan´ını ele geçirecegi görülüyordu.

İşte bunları duyduktan sonra, şimdi Türklerin geri çekilip de, Türk yerleşim yerleri tekrar Ermenilerin eline geçtikten sonra olanları tahmin etmek, herhalde zor olmasa gerektir.

Uzlaşmalar ancak uygar halklar arasında olabilir. Vahşi Asya´nın halkları arasında sadece nefret ve yok etme duyguları vardır. Evet, Türkler suçludur, katlettiler, ancak ellerine fırsat geçince aynı katliamları yapan Ermeniler acaba daha az mı suçlular? İnsan Asya´yı sadece Asyalı bakış açısıyla değerlendirebilir.

(1)Gazeteci İlhan Karaçay´ın arşivinden alıntı.

/resimler/2018-2/21/1200435569088.jpg

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
TÜRKİYE´NİN DIŞARDAN GÖRÜNÜŞÜ (08 Aralık 2018 - Cumartesi)
ANADOLU´DA HÜMANİZMA´NIN DOĞUŞU (29 Kasım 2018 - Perşembe)
AVRUPA´DA HÜMANİZMA´NIN DOĞUŞU (23 Kasım 2018 - Cuma)
AVRUPA´DA SOSYAL DEMOKRASİNİN BUNALIMI (24 Eylül 2018 - Pazartesi)
MAHATAMA GANDİ´DEN DERS (17 Eylül 2018 - Pazartesi)
İNSAN VE YAŞAM (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
KİRLENEN-YOKOLAN TÜRKİYE!(2) (30 Ağustos 2018 - Perşembe)
KİRLENEN TÜRKİYE!(1) (22 Ağustos 2018 - Çarşamba)
ÇEVRE FELAKETİ YAŞIYORUZ (1) (10 Ağustos 2018 - Cuma)
ANADOLU HALI VE KİLİMLERİ (29 Temmuz 2018 - Pazar)
DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK(2) (22 Haziran 2018 - Cuma)
DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK(1) (19 Haziran 2018 - Salı)
GERİCİLİK VE İÇYÜZÜ (14 Haziran 2018 - Perşembe)
TUTUCULUK (08 Haziran 2018 - Cuma)
OSMANLICILIK (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
OSMANLI HASTALIĞI (21 Mayıs 2018 - Pazartesi)
DEMOKRASİ-NASIL ENGELLENİYOR (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
KİM-LER KURTARILIYOR (08 Mayıs 2018 - Salı)
SOSYAL DEMOKRATLAR VE AYDINLIK YARINLAR(1) (23 Nisan 2018 - Pazartesi)
BİRLİKTE YAŞAM (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
YIKIMA KARŞI BARIŞ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
SOSYAL DEMOKRAT SENDİKACILIK (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
Öğretmen ve Eğitimin Hedefleri (28 Mart 2018 - Çarşamba)
OSMANLI DÖNEMİNDE EĞİTİM (3) (21 Mart 2018 - Çarşamba)
OSMANLI DÖNEMİNDE EĞİTİM (2) (14 Mart 2018 - Çarşamba)
OSMANLI DÖNEMİNDE EĞİTİM (1) (06 Mart 2018 - Salı)
GÜL (28 Şubat 2018 - Çarşamba)
DERİN YALNIZLIK... (13 Şubat 2018 - Salı)
Siyaset Seçmen(1) (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
ARAP BASININDAN (25 Ocak 2018 - Perşembe)
SURİYE BATAĞINA SAPLANIRKEN (21 Ocak 2018 - Pazar)
UYUM-SUZ AHLAKI (18 Ocak 2018 - Perşembe)
DARÜLFÜN´A GERİ DÖNÜŞ (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
DÜŞÜNMEYİ GELİŞTİRME(2) (07 Ocak 2018 - Pazar)
DÜŞÜNMEYİ GELİŞTİRME (1) (05 Ocak 2018 - Cuma)
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ (1) (31 Aralık 2017 - Pazar)
AVRUPA SOLU (29 Aralık 2017 - Cuma)
CUMHURİYETİN TEMEL İLKELER (22 Aralık 2017 - Cuma)
DÜŞÜNCELERİ ÖĞRENME VE GELİŞTİRME(1) (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
TOPLUM VE BAŞARI (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Eğitim, okuma anlama (30 Kasım 2017 - Perşembe)
GAZİ GAZETE (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
TUTSAKLIKTAN ÖZGÜRLÜK(2) (26 Kasım 2017 - Pazar)
KÜLTÜRE BAKIŞ (23 Kasım 2017 - Perşembe)
SEVGİ VE HOŞGÖRÜ (21 Kasım 2017 - Salı)
ATATÜRKÇÜLÜK VE ÇEŞİTLERİ (17 Kasım 2017 - Cuma)
HİNDİSTAN-PAKİSTAN VE DEMOKRASİ (12 Kasım 2017 - Pazar)
İLKESİZLİK ÜZERİNE KONUŞMA (03 Kasım 2017 - Cuma)
CHP VE ÖRGÜTLENME (27 Ekim 2017 - Cuma)
AŞK ÜZERİNE (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
PARTİ İÇİ DEMOKRASİ VE KATILIM (19 Ekim 2017 - Perşembe)
EKSEN KAYMASI REJİM SORUNU (12 Ekim 2017 - Perşembe)
CHP VE SİYASET (04 Ekim 2017 - Çarşamba)
AŞK KİTAPLARI ÜZERİNE (28 Eylül 2017 - Perşembe)
PETROL SAVAŞI (25 Eylül 2017 - Pazartesi)
SANAT YOLUNDA PİSACCO (21 Eylül 2017 - Perşembe)
AB DE TARTIŞMA (14 Eylül 2017 - Perşembe)
DİL GELİŞİMİ VE OKUMA (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
ANAOKULUNUN YARARLARI (08 Eylül 2017 - Cuma)
MUSTAFA KEMAL VE MAHATMA GANDİ (02 Eylül 2017 - Cumartesi)
ASIL GÜZELLİK (28 Ağustos 2017 - Pazartesi)
SANATIN GÜCÜ(1) (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
YARATICILIK (15 Ağustos 2017 - Salı)
GÜZELLİĞE SAHİP OLMAK (10 Ağustos 2017 - Perşembe)
SANATIN GÜCÜ (03 Ağustos 2017 - Perşembe)
OSMANLI TOPLUMUNDA KADIN(1) (30 Temmuz 2017 - Pazar)
DEMOKRASİ SORUNU (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
ÜNİVERSİTE VE ELİF HOCA (19 Temmuz 2017 - Çarşamba)
Geleceği Görmek (12 Temmuz 2017 - Çarşamba)
SAVAŞA KARŞI BARIŞ (07 Temmuz 2017 - Cuma)
HUZUR İÇİN ADALET (04 Temmuz 2017 - Salı)
DEĞİŞEN CHP NASIL OLMALI?(2) (29 Haziran 2017 - Perşembe)
DEĞİŞEN CHP NASIL OLMALI?(1) (15 Haziran 2017 - Perşembe)
TÜRKÇE SEVDALISI (08 Haziran 2017 - Perşembe)
DOĞA VE İNSANIN ÖLÜMÜ (26 Mayıs 2017 - Cuma)
EĞİTİM VE EDEBİYAT (18 Mayıs 2017 - Perşembe)
YENİ NESİL GENÇLİK (12 Mayıs 2017 - Cuma)
DOSTLUK İÇİN BARIŞ (05 Mayıs 2017 - Cuma)
SOSYAL DEMOKRASİ VE EKONOMİ (22 Nisan 2017 - Cumartesi)
DÜŞÜNMEK (20 Nisan 2017 - Perşembe)
TOPLUM VE HUKUKSAL BARIŞ (07 Nisan 2017 - Cuma)
HUKUK DEVLETİ (30 Mart 2017 - Perşembe)
DEMOKRASİ VE YURTSEVERLİK (23 Mart 2017 - Perşembe)
DEMOKRATİK EĞİTİM (16 Mart 2017 - Perşembe)
EVET-HAYIR (03 Mart 2017 - Cuma)
GÜVENSİZLİK VE KEYFİLİK (24 Şubat 2017 - Cuma)
VURGUN YEMİŞ ÜNİVERSİTELER! (09 Şubat 2017 - Perşembe)
KORKU VE DİKTAYA DAİR (26 Ocak 2017 - Perşembe)
BAĞIMSIZLIK FENERİ (23 Aralık 2016 - Cuma)
Yılanlı köy gecelerinde (16 Aralık 2016 - Cuma)
REJİM DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞIYIZ (13 Aralık 2016 - Salı)
AB TÜRKİYE İLİŞKİLERİ (20 Kasım 2016 - Pazar)
CHP SOLDA (MI?) (27 Aralık 2015 - Pazar)
Çöken Eğitim (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
UMUTSUZLUĞA KAPILMAMAK GEREK
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
BARIŞ SERGİSİ NOTLARI
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
EMPERYALİZMİN MAŞALARI-2
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
BİR GÜNÜN MANZARASI
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ATATÜRK´ÜN EBEDİYETE İNTİKALİNİN 80.YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
AMAÇ ÇATIŞMALARI VE ÖĞRETMENLER
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Dost acı söyler sayın Kılıçdaroğlu
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Belediye Kazanmak mı? Seçim Kazanmak mı?
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SAVCI DOĞAN ÖZ´Ü SAYGIYLA ANARKEN...
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
TÜRKİYE´NİN DIŞARDAN GÖRÜNÜŞÜ
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
EKONOMİ YÖNETİMİNİN SORUMLULUĞU ARTIYOR!
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
TARİKAT-CEMAAT ÖRGÜTLENMESİ DEMOKRASİDE MEŞRU MUDUR?
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
HASTA VELİNİMETİMİZDİR !
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
ABD´yi Yerli Malı ile Protesto Etmek Yerine Beyin Göçünü Engellemek ve Bilimin Öngörüsü ile Geleceği Kurmak Gerekir
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Ata Alp And
Ata Alp And
SEVGİ ÜSTÜNE
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
İDLİP
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
FIRAT DOĞUSUNA HAREKÂT AÇIKLAMASI
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
ATATÜRK CHP VE CUMHURİYET YÖNETİMİ
ALİ TAŞ ADN.
ALİ TAŞ ADN.
kitaplık-elş.deneme YASEMİN BÜLBÜL-“SON SALTANAT ERTUĞRUL”(*)
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
ATATÜRK 30 AĞUSTOS´U ANLATIYOR
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
HÜLYA ŞENKUL VE EDEBİYAT
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
YENİ ADANA GAZETESİNİN KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA 100. YILI
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Tarihten Ders Almak
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
VEYSEL GARANİ
Adil OKAY
Adil OKAY
ADİL OKAY YAZDI: “ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*
Özcan İNCEOĞLU
Özcan İNCEOĞLU
Beraberliğe razı olduk
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
ADANASPOR İYİ YOLDA
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
BEKA MESELESİ
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
ADANA DEMİRSPOR´A BAŞARILAR DİLERİZ
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Volgada 11 gün-23
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
SEÇİM RENKLİ GEÇİYOR
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
9 °C
Pazar
10 °C
Pazartesi
9 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2018-12/6/1516488376145.jpg