VAHİDEDDİN´İN İHANETİ
95 yıl önce işgalcilere sığınarak yurt dışına kaçmıştı
Tarih: 15.11.2017 12:47:47 / 1202okunma / 0yorum
Av.Cemil DENLİ

/resimler/2017-11/15/1258176110769.jpg         “Vahdettin bütün gece, etraftaki pirinç masalar üzerinde tabancalarla mücevherlerinin, kıymetli taşlarının ve daha başka değerli eşyalarının sandıklara yerleştirilmesini , başlarında durarak, bekledi. Eşyalar arasında Sultan Selim´e ait  som altından küçük bir masa da vardı.” (Lord Kinross, ATATÜRK-Bir Milletin Yeniden doğuşu, s.536, Sander Yayınları, 5.Başkı,-1973 )

           “Harici düşmanlar karşısında  hem tahtını,  hem memleketini kurtarabileceğinde en ufak bir tereddüde düşünce bir hükümdar hemen daima tahtını kurtarmağa can atar ve memleketini düşmana peşkeş çekip  onun himayesi altına girer ve muti bir hizmetkar gibi, memleketin fetih, istila ve idaresini işbu düşmana kolaylaştırmak için  bütün nüfuzunu sarf eder. Atlas Okyanusundan Büyük Okyanusa kadar uzanan bir sürü memlekette bunun düzinelerle nümunesini görmekteyiz.

            Şayet müstesna olarak da  hatta bunu yapmayacak bir hükümdar bulunursa müstevli bu işi görebilecek birini ekseriya gene onun hanedanı arasında bulur ve o zatı tahta çıkartıp muradına erer.

           Mütareke anında tesadüf, Osmanlı tahtında bu yaradılışta olanların en kötüsünü  bulundurmuş idi; bu hal her taraftan ecnebi istilasına uğrayan Türkiye´de korkunç bir dahili harbin tohum ve sebebi olacaktır.”  ( Ord.Prof. Yusuf  Hikmet  BAYUR,  Türk Tarih Kurumu  Üyesi ve Manisa  Saylavı, TÜRK DEVLETİNİN DIŞ SİYASASI, s.16, İstanbul,Ahmet Sait Matbaası -1942)

           Değerli tarihçi ve siyaset adamı Prof.Dr.Yusuf Hikmet Bayur´un yukarıdaki sözlerinde  “en kötüsü” olarak nitelendirilen kişi elbette ki Osmanlı Padişahlarının otuz altıncısı ve sonuncusu olan  VI.Mehmet Vahideddin´dir. 3 Temmuz 1918´de tahta çıkan Vahideddin´in  “Zekaca değil, fakat seciyesindeki sinsilik bakımından büyük kardeşi Abdülhamid´e benzediğini söylerler.” (İbrahim Alaettin Gövsa, Türk Meşhurları Ansiklopedisi, s.244). 

/resimler/2017-11/15/1252223291211.jpg           Dört yıl süren kanlı  Birinci Cihan Savaşı sonunda Osmanlı Devleti, müttefikleri olan Avusturya-Macaristan, Almanya ve Bulgaristan´dan sonra mütareke istemek zorunda kaldı. Osmanlı Donanma Bakanı Rauf  (Orbay) ile galip devletler adına İngiliz Amirali Calthrope, Limni adasının Mondros limanında Osmanlı Devleti´nin  “teslimiyet belgesi” olan, çok ağır  ve  onur kırıcı koşullar içeren  Mondros mütarekesini imzaladılar. (30 Ekim 1918) 

          “Osmanlı Devleti´nin  içine düştüğü bu misli görülmemiş buhrana karşı koyması için padişah ile yardımcılarının karakterli, gerektiği vakit hayatlarını  millet  için harcayacak kadar fedakar ruhlu olmaları lazımdı.  Halbuki padişah Vahdettin  iradesiz  ve korkaktı.  Padişahlığı, bağlı olduğu hanedanın huzur ve emniyeti için çalışmak manasında  anlıyordu.  Mondros Mütarekesinin  metni kendisine gösterildiği gün şöyle demişti:

            “Şartların çok ağır olmasına rağmen kabul edelim; biz sonra İngilizlerin müsamahasına nail olacağız.”

           Son Osmanlı Padişahı İngilizlerin müsamahasına o kadar inandı ve peşinden o derece gitti ki,  İngiliz Muhipleri Cemiyeti´ne girmekten bile çekinmedi.  Vahdettin´in damadı Ferit Paşa ve pek çok siyaset adamı da bu cemiyete girmişti.

 /resimler/2017-11/15/1259143768054.jpg           Atatürk´ün Büyük Söylev´inde Türklük İçin Zararlı Cemiyetler”  arasında saydığı  bu cemiyetin “açık” ve “gizli”  iki amacı vardı. “Açık amaç, Osmanlı Devleti´nin devamını sağlamak için  İngiltere´nin koruyuculuğunu elde etmekti.  “Gizli amaç” ise; memlekette teşkilat yaparak , isyan ve ihtilal çıkartarak milli şuuru öldürmekti.” (Ord.Prof.Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, s.3,  Maarif Matbaası, İstanbul-1944) 

           Sultan Vahideddin, salt tahtını ve bağlı olduğu hanedanın geleceğini  ve güvenliğini sağlamak, saltanatını sürdürmek ve  İngiltere´nin koruyuculuğun nail olabilmek için başbakan  Ferit Paşa ile birlikte bu zararlı cemiyete girmekte tereddüt etmemiş, İngilizlere olan güvenini de şu talihsiz sözlerle ifade etmiştir:

           “Pederim Abdülmecit Han Fransa ile İngiltere´nin dostu ve müttefiki idi. Ben ise her zaman İngiltere´yi sevdim ve daima İngiltere siyasetinin dostu oldum.  İnsanlık ve adillik duyguları ile kalbi çarpan İngiliz milleti ve hükümeti hakkımızın tanınması için bize adilce yardım edecektir.”           

             Mustafa Kemal´in 19 Mayıs 1919´da Samsun´a çıkarak Anadolu´da  başlattığı Ulusal Kurtuluş hareketine karşı  Vahideddin ve başbakan Damat  Ferit´in yaptığı ihanetler ve alçaklıklar asla yadsınamayacak kanıtlarla tarihe geçmiştir. 

           Birinci Dünya Savaşı´nın galip devletleri,  Türklere kabul ettirilecek olan  Sevr Anlaşmasını hazırladıktan sonra  Osmanlı Devleti delegelerini  5 Nisan 1920 tarihinde Paris Barış Konferansına çağırdılar. Eski Sadrazam Tevfik Paşa´nın başkanlığında bir heyet Paris´e

 gitti ise de; “Sulh şartları müstakil bir devlet mefhumu ile kabili telif değildir.” diyerek  geri döndü. Bunun üzerine Damat Ferit  başkanlığında bir kurul Paris´e gönderildi.

            /resimler/2017-11/15/1307275652712.jpg  “ Damat Ferit sözde, Osmanlı Devleti´nin haklarını savunurken aptallığı ve ihaneti yüzünden yapmadık hata bırakmamıştır;  17 Haziran 1920 günlü konuşmasında Ermeni Tehciri´nden söz ederken savaş sırasında isyan çıkarmak, Türk Ordusu´nun gerilerini tehdit etmek ve bir sürü mezalimde bulunmak suretiyle işe önce Ermenilerin başladıklarını ve yapmadık cinayet bırakmadıklarını  söylemeye dahi gerek görmeyerek tehciri sırf o zamanki Osmanlı /resimler/2017-11/15/1303257523072.jpgHükümeti´nin bir “eser-i vahşeti” diye tanımlamış, ayrıca aynı günde konferansa verdiği muhtırada da (her biri dünyanın en büyük cihangirlerinden ve devlet adamlarından olan) Cengiz ve Timur Devletlerini birer kasırga ve beşeri felaket gibi tarif ettikten sonra” (Bayur, agy.s.37) “ Arapların çokluk olduğu Osmanlı İmparatorluğu topraklarının padişaha bırakılmasını isterken, Doğu Anadolu´nun özbeöz Türk topraklarında bir Ermenistan´ın kurulmasını kabul edeceğini bildirdi ve buna benzer bir çok gaflar yaptı.” (Karal, agy.s.54)  30 Haziranda verdiği bir önerge ile de Almanya´ya iltica etmiş olan yurtsever İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin de yargılanmak ve cezalandırılmak üzere müttefikler tarafından  oradan aldırılmasını istemiştir.”(Bayur, agy. s.37)

                     “Barış konferansında Damat Ferit´in savları ve istekleri kabul edilmediği gibi,  Fransız başbakanı  Clemenceau imzası ile 25 Haziran´da aldığı cevapta tahammül edilmez surette hakarete uğramış; Fransız başbakanı Damadın Ermeni tehciri hakkındaki sözlerini “senet ittihaz ederek” Türklük aleyhine en ağır isnadlarda bulunmuştur.” (Karal, agy. s.37) Galip Devletlerce anlaşmanın süratle imzalanması gerektiği kesin ve tahkir edici bir uslupla bildirilince Damat Ferit yanındakilerle İstanbul´a döndü.  

               Galip devletlerin bu tutumu karşısında Padişah Vahideddin´in başkanlığında toplanan “Saltanat Şurası”nda topçu feriki (tümgeneral) Rıza Paşa´dan başka herkes oyunu anlaşmanın imzalanması yönünde kullandı ve Bağdatlı Hadi Paşa, Ayandan  Filozof Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bern Elçisi Reşat Halis´ten oluşan bir kurul  “Demokrasi” adlı bir Fransız savaş gemisi ile Fransa´ya  giderek 10 Ağustos 1920 tarihinde Türk Ulusu´nun “ölüm buyruğu” olan uğursuz  Sevr Anlaşmasını imzaladı. (Bilgi notu:  Sevr´i imzalayan kurulun başkanı Rıza Tevfik imzada kullandığı kalemi de kıracağı yerde öğretmenliğini yaptığı Robert Kolej´e armağan etti. (İlhami Soysal, Yüzelilikler, 3.Baskı, s.287,  İstanbul-1988,  Gür Yayınları)

                 Yeni seçilen Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920 tarihinde açılır. “Tarihsel görevin bilincine varamayan Padişah Vahideddin, hastalığını bahane ederek, açılışa gelmez. Açılış konuşmasını Sadrazam Ali Rıza Paşa yapar ve Meclis çalışmaya başlar. 28 Ocak 1920 tarihli toplantısında da mayası Ankara´da oluşturulan Ulusal Ant (Misak-ı Milli) son biçimini alır, 17 Şubat 1920´de de bütün dünyaya bildirilir.” Meriç  Velidedeoğlu, Türk Halkının Yokediliş Belgesi  SEVR, Cumhuriyet,  18 Ağustos 1995).

 /resimler/2017-11/15/1300147050492.jpg              23 Nisan  1920´de açılan  Türkiye Büyük Millet Meclisi yaptığı  7 Haziran 1920 tarihli 7 nolu kanunla “İstanbul´un işgal tarihi olan  16 Mart 1920´den itibaren Büyük Millet Meclisi´nin onayı dışında İstanbulca akdedilmiş ya da edilecek bilumum anlaşmalar,  sözleşmeler, akitler,  resmi kararlar ve mütarekeden sonra bağıtlanmış bütün gizli anlaşmaları, verilmiş imtiyaz ve maden ruhsatlarını yok hükmünde” saydı. 18 Haziran´da  “Misak-ı Milli”ye and içerek Türk topraklarının bölüşülmesine izin vermeyeceğini  bütün dünyaya bir kez daha duyurdu.  Sevr Anlaşmasının imzalanmasının ardından 19 Ağustos 1920 günü yapılan ilk oturumunda  Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa´nın  “Türkiye´nin hayati mevcudiyetini söndüren bu zalim muahedenin imza edilmesine rey veren adları malum kişilerin  ve muahedeyi imza koyanların ihaneti vataniye ile itham  olunmasını ve haklarında hükmü gıyabi  verilmesini, bu vatansızların  isimlerinin her yerde lanetle yadedilmesinin ilan ve tamim olunması” şeklindeki telgraf önerisi  okundu ve oybirliğiyle kabul edildi.          

             Mondros ve Sevr´i kabul etmeyen Türk Ulusu, Müdafaai Hukuk Cemiyetleri kurarak, Ulusal Güçler oluşturarak varlığını korumak için çırpındıkça  Padişah Vahideddin  bu hareketleri boğmağa, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öncülüğünde sürdürülen varlık savaşını kırmağa uğraştı. Bu uğurda Hilafet Ordusu ve Kuvayı İnzibatiye adları altında serseri ve soysuz kuvvetler oluşturdu, millet mücadelesinin başında çalışanları idama mahkum ettirdi, Aznavur çetelerini memleketi düşmandan kurtarmak isteyenlerin üstüne saldırttı, birçok yerde Ulusal Güçler aleyhinde isyanlar çıkarttırdı ve en hazini de Yunan ordusunun zaferi için dua etti.

             9 Eylül 1922´de düşmanı denize döken  Muzaffer Türk Ordusu 6 Ekim 1922´de İstanbul´a girdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1 Kasım 1922´de saltanat kaldırıldı. Refet Paşa TBMM adına İstanbul´daki yönetime el koyduğunu İtilaf /resimler/2017-11/15/1305152993850.jpgDevletleri komiserlerine bildirdi. Kurtuluş Savaşı sırasında  Milli Mücadele aleyhine yazılar yazan  Peyam-ı Sabah gazetesi başyazarı Ali Kemal İzmit´e kaçırıldı, halk tarafından linç edildi. Can korkusuna düşen Sultan Vahideddin de ihanetinin hesabının sorulacağını ve bedelinin ödetileceğini  bildiği için 17 Kasım 1922´de Generali Harrington´a bir yazı ile başvurarak öldürülmekten korktuğunu bildirdi ve İstanbul´dan ayrılması için gereken yardımın sağlanmasını istedi. Aynı gün, general tarafından olumlu yanıt verildi. Sandıklar dolusu mücevherden oluşan hazinesini de alarak saraydan ayrılıp İngiliz komutanlığına sığındı  Malaya adlı İngiliz zırhlısı ile Türkiye´den kaçtı. Malta´ya gitti, bir süre sonra  San Remo´ya giderek orada orta büyüklükte bir villaya yerleşti. “İngiliz elçiliği sultanın paralarıyla değerlerinin dışarıya gönderilmesine aracılık etmişti.” (Lord Kinross, aynı yapı,s,540).

            Vahideddin yurt dışında da rahat durmadı. İngiliz ve Arapların yardımıyla halifeliğini sürdüreceğini düşündü. Hicaz emri Hüseyin´in çağrısına uyarak Mekke´ye gitti. Burada hilafet ve saltanatın ayrılmasının şeriata aykırı olduğunu bir bildiri ile duyurduysa da hiç kimse çağrıya itibar etmedi. Mekke´den sonra San Remo´ya döndü ve bu şehirde öldü.(16 Mayıs 1926).  Şam´da Selimiye Camii yanındaki mezarlığa gömüldü.              

           Yurdu işgal eden düşmanlarla işbirliği yapmak, savaş sırasında ulusal güçlerin askeri durumu ve hareketleri aleyhine, düşman lehine eylemler yapmak, ulusal savunma güç ve araçlarına saldırı ve halkın ulusal savunma direnişini, dayanma gücünü kırmaya ve bozmaya yönelik eylem ve davranışlarda bulunmak tarih boyunca  her devirde ve her yönetim biçiminde, “vatana ihanet“suçu sayılmış ve bedeli çok ağır şekilde ödetilmiştir. Tarihten ders almak gerekir.  

                                                                                                                      Avukat Cemil Denli

                                                                                                  

 

 

 

                                                                      

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
KAÇ-KAÇ FACİASI
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
İLK 100 GÜN
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
sanat gündemi
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRK TARIMI - 19
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
TOROSLAR
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ATATÜRK´ÜN ÖZGÜRLÜK BİLDİRİSİ AMASYA GENELGESİ´NİN 99. YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
DEMOKRASİ, KALKINMA, SAYGINLIK VE EĞİTİM
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
YENİ ADANA GAZETESİNİN KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA 100. YILI
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
YENİ ADANA GAZETESİ VE BASIN BAYRAMI..
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Ne Geceymiş Yahu?
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SAVCI DOĞAN ÖZ´Ü SAYGIYLA ANARKEN...
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK(2)
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
DEĞİŞİM ZAMANI
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
CUMHURİYETİN DEMOKRATİK EĞİTİMİ ULUSAL GÜCÜMÜZÜ OLUŞTURDUĞU GİBİ, “KİNDAR NESİL YETİŞTİREN EĞİTİM” DE ULUSAL YIKIMIMIZA YOL AÇAR!
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
HASTA VELİNİMETİMİZDİR !
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Türkiye Bilimsel Yayınalar Dünyadaki Yeri ve İran Güney Kore Karşılaştırması
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Ata Ali Alp
Ata Ali Alp
aktüalite ve edebiyat
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
ASKERALMA SİSTEMİ VE BEDELLİ ASKERLİK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
19 MAYIS 1919
ALİ TAŞ ADN.
ALİ TAŞ ADN.
“YAŞAMAYA GEÇ KALDIM”(*)
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
UĞUR MUMCU
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
HÜLYA ŞENKUL VE EDEBİYAT
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Bereketli Hilal
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
TEŞEKKÜRLER TOROS KAPLANLARI
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
YAYLA YOLLARI
Adil OKAY
Adil OKAY
ADİL OKAY YAZDI: “ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
Desteğin Tam Zamanı
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
DEVLET İÇİNDE KİŞİSEL DEVLET
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
SEÇİM RENKLİ GEÇİYOR
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
İNSAN HAYATI BU KADAR UCUZ MU?
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2018-5/3/1300599925334.jpg