CUMHURİYETİMİZİN GENÇ KADIN KUŞAKLARINA ÖRNEK VE MODEL ATATÜRK´ÜN ANNESİ ZÜBEYDE HANIM´IN EBEDİYETE İNTİKALİNİN 94.YIL DÖNÜMÜ
Tarih: 13.1.2017 08:57:06 / 5927okunma / 0yorum
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY

“BÜYÜK BAŞARILAR DEĞERLİ ANALARIN YETİŞTİRDİLERİ SEÇKİN ÇOCUKLARIN YARDIMIYLA MEYDANA GELİR.”
MUSTAFA KEMALATATÜRK1923

20. Yüzyılda dünyanın en büyük komutanı ve devlet adamı yetiştiren, Ulusal Kurtuluş Savaşı´mızın Başkomutanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk´ün annesi Zübeyde Hanım´ın ebediyete intikalinin 94. Yıldönümünde milletçe kendisini içtenlikle ve özlemle anıyoruz.

 ZÜBEYDE HANIM´IN YAŞAM ÖYKÜSÜ

/resimler/2017-1/12/1201015222197.jpg
Zübeyde Hanım Feyzullah Efendi´nin üçüncü eşi Ayşe Hanım´dan tek kızıdır. Yani babası Feyzullah Efendi´dir ve kendisi Sofuzade olarak anılırdı. Oldukça dindar vatansever bir şahsiyeti vardı. Dönemin yaşam koşulları nedeniyle birkaç evlilik yapmak zorunda kalan Feyzullah Efendi üçüncü eş olarak Ayşe Hanım´la bir evlilik yapıyor. Ayşe Hanım da yörük bir ailenin kızıdır.

Zübeyde Hanım, işte böyle bir ailenin tek kız çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası Feyzullah Efendi, annesi Ayşe Hanım. Yıl 1857, doğum yeri ise Selanik´e bir saat uzaklıkta bulunan Langaza´dır.

Babası Feyzullah Efendi kendisi ve ailesi için bir cevher gibi gördüğü kızına, öz, aşk, cevher manasına gelen Zübeyde ismini koydu.

Zübeyde Hanım henüz mahalle mektebine gitmeden okuma yazmayı öğrenmişti. Bir süre sonra Langaza´da lakabı mollaya çıkmıştı.

Kendisine Molla Zübeyde lakabı, onun Langaza´da kendi yaşıtlarından çok ileri olmasından dolayı verilmiş bir lakaptı.

Atatürk´ün soyağacı: Yaşamı Balkanların en neşeli bölgesinde başlayan ama gençliği ve olgunluğu, savaşın yoklukların, acı ve ıstırapları kol gezdiği bir döneme denk düşüyor. Zübeyde Hanım´ın nasırlı ellerindeki çizgiler, gözlerine yansıyan yorgunluk geçmişin derin izlerini taşıyor.

Ailesi Konya / Karaman bölgesinde bir devlet politikası gereği Selanik´e göç etmek zorunda kalır. Aslı Yörük olan Zübeyde Hanım´ın çocukları, Mustafa Kemal Paşa ve kız kardeşi Makbule hanım da annelerinin geçmiş hakkında kendilerine anlattığı hikayeleri naklederken aynı terimi kullanıyorlardı. “bize Yörük” derlerdi. İfadesini kullanırlardı.

Zübeyde Hanım, hayatının her döneminde neşe içinde olamadı. Genç yaşta evlilik yaptı, dört çocuğunu küçük yaşta yitirdi. Eşi Alı Rıza Efendi sağ iken bu orta halli ailenin başlıca kaygısı çocuklarını okutup yetiştirebilmekti. Mustafa yedi yaşına basınca ana baba arasında anlaşmazlık çıktı. Zübeyde Hanım´a göre oğlu ilahilerle Kasımpaşa semtine yakın medrese ilkokuluna, babasına göre yeni usul eğitim yapan Şemsi Efendi okuluna gitmeliydi. Atatürk derki “nihayet baba bir kurnazlıkla işin içinden çıktı. Önce ilahiler ve dualarla mahalle mektebine başladım biraz sonra Şemsi Efendi okuluna yazıldım.”

Yoksulluk, acı ve ıstırapla birleşince dayanılmaz oluyordu. Bir süre sonra yeni çocukları oldu, acılarını unutturdu. Ama acı bir kere düşmeye görsün ocağa, sarıp duruyordu aileyi. Zübeyde Hanım eşi Ali Rıza´yı kaybetti, genç yaşta dul kaldı. Yeniden döndü aile ocağına, dayısının çiftliğine sonra yalnızlığa karşılık Ragıp Efendi ile ikinci defa evlenmek zorunda kalmıştı.

/resimler/2017-1/12/1202086629716.jpgZÜBEYDE VE OĞLU “BİZ BİR YAYIZ Kİ, ÇOCUKLARIMIZ ATTIĞIMIZ OKLARDIR.” OK YAYDAN KURTULUNCA ARTIK BİZİM DEĞİLDİR. BİZDEN DURMANDAN UZAKLAŞIR. KENDİ YENİ ALEMİNDE, KENDİ UFUKLARINA DOĞRU UÇAR, GİDER.
 ZÜBEYDE HANIM´IN ATATÜRK´LE ANNE- OĞUL İLİŞKİLERİ NASIL ZEMİN ÜZERİNE OTURMUŞTU ?

Atatürk´ün yanında yirmi dört yıl yaverlik yapan Cevat Abbas Gürer, Zübeyde Hanım ve Mustafa Kemal´in arasındaki ana – evlat ilişkisini nasıl açıklıyor. Bayan Zübeyde, daha küçük yaşta yetim kalan oğlunun her durumuyla yakından ilgilenirdi çünkü onun yetişmesinde ve yetiştikten sonra memlekete yararlı olmasında büyük etken olmuştur. Atatürk´e tam anlamıyla hem analık, hem babalık etmişti. Sevgili oğlu Mustafa´nın idamla mahkûmiyetini haber aldığı zaman, son derece dinç olmasına rağmen üzüntüsünden kahırlanan, Bayan Zübeyde hastalanmış, yatağa düşmüştü. Uzun bir müddet oğlundan doğru bilgi alamaması da hastalığın ilerlemesine sebebiyet vermişti. Bayan Zübeyde Atatürk´e Mustafa diye hitap ederdi. Ben bu büyük ailenin arasında, emniyet, itimat ve muhabbet kazanmak mazhariyetine yıllardan beri karışmıştım. Ekseriya her iki büyüğün görüşmelerinde beraber bulunurdum. Bu ziyaretlerin her birinde Atatürk anasının mübarek elini büyük bir saygıyla öperdi sonra anasının karşısında o büyük adam küçülür Mustafa hatta Mustafacık olurdu. Konuşmaları şakaları pek içten kaynayan sevginin belirtileriydi.
 
ZÜBEYDE HANIM OĞLUNUN ELİNİ ÖPER

Bu olayı, yaveri Cevat Abbas Güver bakın nasıl anlatıyor: “Çankaya´da bu ana oğul görüşmelerinde şahit olduğum durumu, değeri sınırsız olan bayan Zübeyde´nin, işlek, kıvrak zekasını bir örneği olarak sunacağım.”

Atatürk, annesinin elini öptü. Bayan Zübeyde, oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle, Atatürk´ü bağrına basmak istiyordu. Onu kucakladıktan sonra, aziz Türk milletine eşsiz bir kurtarıcı armağan veren, ana olmak itibarı ile gururlanmalı idi. Fakat öyle olmadı, mutluluğunu gülen ve şirin yüzünden okunan o büyük Türk anası, kolları arasında uzaklaşan ciğer paresinin eline uzandı. Atatürk, “ne yapıyorsun anne” dedi.

Bayan Zübeyde, sessiz ve kesin bir ciddiyetle; “ben senin ananım, sen benim elimi öpmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun. Fakat, sen vatanı ve milleti kurtaran devlet başkanısın, bende bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebasıyım, elini öpebilirim.” Cevabını verdi.

   /resimler/2017-1/12/1202562568267.jpgZÜBEYDE HANIM NASIL BİR ANNEYDİ

“Benim oğlum Paşa olacak” diyordu. Acılarla yoğruldu, yıkılmamayı, direnmeyi, çalışmayı, yönetmeyi öğrendi. Balkanlarda kadın olmak böyle bir şeydi. Selanik´te İttihat ve Terakki toplantısının gizli belgelerini “Verin ben saklayayım.” Derken içinde “Annelik” duygusuyla koruyan birisi oldu. Evlendirmek isterken de “Asil aile kızı olsun, Saraylı olsun.” Diyordu. Vahdettin´in kızı Sabiha Sultanı oğluna almak istedi. Anneydi, baskın ve otoriterdi. Yanlış gördüğü bir şeyi, ne oğluna ne de yakınına müsaade ederdi. Oğlu Paşa oldu, Gazi oldu, Cumhurbaşkanı oldu hepsini gördü. Ama çok istediği halde evliliğini göremedi. Evleneceği kızı görmek için, hasta yatağından kalkıp İzmir´e gitti. Kız görmeye gidiyordu, ama çok ağır hastaydı, yorgun bedeni dayanamadı. Gelini olacağı kızın elinden su içerek tanıştı, sonra evinde hizmetini gördü, gelin adayına nasihat etti. “Erkeğin okumuşu zarif olur, kadının okumuşu cadı olur, sen cadı olma” dedi.

ZÜBEYDE HANIM´IN EVLADINA VERDİĞİ DEĞER VE ÖZVERİ

Mustafa Kemal´in 2´nci Abdülhamit yönetimine karşı olan arkadaşlarıyla evde yaptığı toplantıdan çok ürkmüştü. Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal´in işi kendisine anlatması üzerine sorunu kavrayıp “Gizli şeyleriniz varsa ben saklayayım, muvaffak olmak zordur, mahvolmak da ha tabiidir” dedikten sonra şöyle konuşmuştur:

“Evladım, bir gün bu işler olduktan sonra, seni namus ve haysiyet sahibi olarak görmezsem, işte o zaman meyus olurum.”

“Ben senin kadar okumadım, senin kadar bilmem, seni gördüğün, anladığın şeyleri yapmaktan menetmeye kalkışmam, yalnız dikkat et, esas muvaffak olmaktır, muvaffak olmaya çalış.”

Mustafa Kemal her ay maaşını alır ve annesinin eline sayardı. Kız kardeşi Makbule Hanım, “Annemin koltuğu altında yaşıyorum. Kardeşimin bütün parası bizim. Her ay maaşını getirir. Kendi eliyle annemin avcuna koyardı, diye anlatıyor.”

Büyük taarruzdan az önce Zübeyde hanım ve Makbule hanım, Ankara´nın tanınmış ailelerinden Bulgurluzadeler olarak bilinen ve çok varlıklı bir ailenin Mehmet beyin kızını Mustafa Kemal´e münasip görürler. Olayı, Gazi´nin şoförü Ahmet Çavuştan dinleyelim : “O günler Ankara eşrafından Bulgurluzade Mehmet Bey´in kızını  vermek istediler. Fakat Gazi annesine; ” Vatanı kurtaralım, memleket selamete çıksın, ondan sonra evlenme konusu düşünürüm,” demiştir.

Zübeyde hanım vişne ağaçlarının arasında kızı Makbule hanımlar oturuyorlardı bende yakında idim. Atatürk´ün Bulgurluzadelerin kızı ile evlenmeyi bu sözlerle reddettiğini Zübeyde hanımın kızı Makbule söylüyordu.

Atatürk her konuda hür düşünmeyi seven, hiç kimsenin telkin ve nasihatına, tahamülü olmayan bir kişiliğe sahipti. 21 Mart 1926´da Hakimiyeti milliye gazetesine verdiği röportajında bakın bu konuda neler söyledi; “At ve kısrak parasıyla İstanbul´a geldik. Anam ve kız kardeşim Akaretler´de 76 numarada ikamet ediyordu. Ben, diğer bir ikametgah arıyordum, benim çocukluğumdan beri bir tabiatım vardı; oturduğum evde ne ana, ne kardeş, ne de ahbap ile beraber bulunmaktan hoşlanmazdım.”

Sekizyıl oğlunu göremeyen çilekeş anne Zübeyde hanım, Mustafa Kemal, 1.nci Dünya harbinin bitimiyle 1915´de İstanbul´a dönecektir. Sekiz yıl sonra aile ocağına dönüşünü Makbule hanım söyle anlatacaktır. “Makbule hanım ve annesi Zübeyde hanım, Birinci Dünya Savaşı´ndan hemen sonra Selanik´ten İstanbul´a gelerek Beşiktaş Akeretler´de bir eve yerleşirler. Bu dönemlerde çeşitli cephelerde savaşan Atatürk, Makbule Hanım´ın anlattığına göre, tam sekiz yıl evinden uzak kalmış. Makbule hanım ağabeyinin dönüşünü söyle anlatıyor;

“İstanbul´a geleceğini haber aldığımız zaman, sevincimize payan yoktu. On gün, on gece hazırlık yaptık. Her tarafı sildik. Süpürdük Sevdiği yemekleri yaptık. Sekiz senelik ayrılıktan ve zaferden sonra ağabeyimin dönüşü, bizi sevinçten deliye çevirmişti adeta. 

Ah o gün….

O güzel ve mesut günü şu anda bile hatırladıkça, içimde çok derin bir sızı hissediyorum…”

  /resimler/2017-1/12/1205041476937.jpgZÜBEYDE HANIM´IN OĞLUNUN MÜRÜVETİNİ GÖRME ARZUSU

Mustafa Kemal, Şam´da görevdedir. Burada “Vatan ve Hürriyet Cemiyetini” kurdu.           

Gizlice Selanik´e geldi. Ailesini gördü. Mustafa Kemal ve Zübeyde Hanımın aralarındaki konuşmayı Makbule atadan şöyle anlatıyor. “Hiç unutmam, zabit olarak sürgün edildiği günlerdi. Sultan Hamid´in elinden kurtularak binbir planla Selanik´e kaçamak yapmıştı. Eve geldiği gün dudaklarında yine böyle bir köy türküsü vardı. Havai uçarı bir çocuk gibiydi. Ogün annem, “Mustafa” dedi, “Seni evlendirmeliyim artık..
Ağabeyim bu teklif karşısında sustu, biraz düşündü. “Anneciğim” dedi, “Ben vatanımla evliyim, başka bir izdivaç yapmaya şu anda niyetim yok…”

Annem ısrar etti, “Evladım paradan yana düşüncen varsa ben vereceğim,gelinime  altın saplı şemsiye vereceğim, herşeyini ben temin edeceğim, gözüm kapanmadan evlen.”

“Anne” dedi O, “Mümkün değil bu. Bugün evlenmeden evvel daha mühim memleket işlerinin  peşindeyim. Vatan varken insan kendini düşünemez. Bırak şimdi şu evlenme meselesini.”      

/resimler/2017-1/12/1206324135022.jpgSAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ ZAFERİ´Nİ KAZANAN BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL PAŞA´YA ANNESİ ZÜBEYDE HANIM´IN YAZDIĞI TEBRİK MESAJI

Dünyanın en uzun ve kanlı meydan muhaberesi olan Sakarya Meydan Muharebesi 22 Ağustos 13 Eylül 1921 Tarihinde 22 gün 22 gece aralıksız devam etmiştir. Bu meydan Muharebesi´ne girmeden önce 5 Ağustos 1921´de TBMM tarafından Mustafa Kemal Paşa´ya Başkomutanlık yetkisi verilmiştir. Bu yetki yasama, yürütme ve yargı erklerini kapsıyordu. 13 Eylül 1921 tarihindeSakarya Meydan Muharebesini kazandıktan sonra 19 Eylül 1921´de TBMM tarafından kendisine  mareşal rütbesi ve gazi ünvanı verildi.

Annesi Zübeyde Hanım, bu vesile ile Mustafa Kemal Paşa´ya bir telgraf çekerek kendisini kutladı. “Milletin hakkınızdaki bu sevgi ve itimadı, benim kadar kimseyi duygulandıramaz. Kız kardeşinle beraber alnından öperek ve bağrımıza basarak, seni tebrik ederiz” 27 Eylül 1921

Gazi Paşa da aynı telgrafa şöyle cevap verecekti; “Benim için dünyevi mükâfatlarına en yüce olan tebrikatınızla mesut oldum”. 29 Eylül 1921
                          MUSTAFA KEMAL PAŞA ÇAY ZİYAFETİNE Mİ GİTTİ?

26 Ağustos´ta başlayacak Büyük Taarruzun tarihini gizli tutan Atatürk, gazeteler vasıtası ile ertesi gün Çankaya´da ziyafet vereceğini yazıyordu; oysa kendisi şimdiden cepheye, karargahına gitmişti bile. Annesine, elini öpüp vedalaşırken, bir çay ziyafetine gittiğini söylemişti. Zübeyde hanım onun üniformasına çizmelerine göz attıktan sonra, “Bu Çay Ziyafeti değil” dedi. Mustafa Kemal, onu yatıştırarak yanından ayrıldı. Annesi, daha sonra Garnizon komutanına telefon ederek oğlunun nerede olduğunu sordu; kendisine yine; “ Çay ziyafetinde” diye cevap verildi. Zübeyde Hanım, “Hayır” dedi. “Biliyorum savaşa gitti” diye cevap verdi. Ve oğluna mektup yazdı: ‘´Oğlum seni bekledim gelmedin çaya gittiğini söylemiştin bana. Ama nereye gittiğini biliyorum. Senin için dua ettiğimi bilmeni istedim. Savaşı kazanmadan geri gelme” demek suretiyle ulusal kurtuluşu olan arzusunu dile getiriyordu.

ANNECİM SÜTÜNÜ HELAL ETTİN Mİ?

2 Ekim 1922´de Gazi Paşa Ankara´ya dönecektir. Artık işgaller sona ermiş, Anadolu´da halk bayram ediyordu.

Mustafa Necdi Boysan o karşılama anını şöyle anlatıyordu:

“….. İstasyonda karşılaştığımız anda annesini sordu. Zübeyde hanım, kalbinden rahatsız yatıyordu. Endişe edilecek bir şey olmadığını, Zübeyde Hanım´ın ikinci eşi Ragıp beyin biraderinin kızı Fikriye Hanım ile beraber, Zübeyde Hanım´ın odasına girdik. Hiç unutmam, Muzaffer başkumandan her zamanki gibi; “Mustafacığım” diye gazasını tebrik ile “hoş geldin” diyen annesinin elini öperken, çocuk safiyetiyle mahcup ve mütevaziydi.

“Anneciğim sütünü bana helal ettin mi? Diye gülümsüyordu…” Helal olsun yavrum, senin gibi evladı olan hangi ana, şad olmaz. Allah seni bu millete bağışlasın. Babacığında sağ olup bu günleri görmeliydi. Amma, şimdi onun ruhu da şaddır. Varol Mustafacığım”. deyip yanına oturttu.

“Anneciğim mürüvvetimi göreceksin” Mustafa Mecdi Boysan o geceyi anlatmaya devam ediyordu:

“Dereden tepeden konuşurken, annesi Zübeyde Hanım birdenbire;

“Oğlum, artık sen de muradına erdin, biz de millet de … Amma benim bir muradım daha var. Bilirsin ya, kaç defa istedim, bir türlü olmadı.

“Şimdi artık evlenme sırası geldi… Bak hastayım, Ölmeden önce seni kendi elimle, anladın ya. Baş göz etmek isterim, yoksa gözüm arkada kalır” deyince Gazi güldü: ‘´Sen ne istedin de ben yapmadım, anneciğim.” dedi. ‘´Şimdiye kadar işlerden baş alıp evlenmeyi düşünmeye vakit mi vardı? Amma senin de istediğin gibi evimdeyim… Merak etme, bu muradına da pek yakında kavuşacaksın…”             

 /resimler/2017-1/12/1209248044555.jpgZÜBEYDE HANIM´IN LATİFE HANIM´LA TANISMASI

Zübeyde Hanım, gelin adayı Latife Hanımı görmek için sabırsızlanıyordu. Oğluna ısrarla “Beni İzmir´e gönder” diye istekte bulunmuştu. Ne doktor dinlemiş, ne Paşa´yı. Paşa en sonunda “Tamam” demek zorunda kalmıştı. Özel tren hazırlatarak İzmir´e göndermişti. Paşa aynı gece Salih BOZOK´u aramış; “Hemen şimdi İzmir´e gideceğiz.” Diyor. Validem, özel bir tren hazırlanıyor, sende ona göre hazırlanarak birlikte İzmir´e gideceksin. Yalnız şunu söyleyeyim, şayet annemi yolda emri hak vaki olursa, Ankara´ya yakın iseniz, buraya getirirsiniz. İzmir´e yakınsanız, orada benim her zaman kendisini ziyaret edebileceğim bir yere defnedersiniz.” Diyecektir.

Bu ziyaretin İzmir´e yapılmasındaki asıl amacın Gazinin Latife ile evlilik düşüncesidir.

“Latife ile evlenmek istediğini kanıtlamak ve genç kızı daha fazla bekletmek istemediği için, her zaman olduğu gibi, yine stratejik kararlar almaktan vazgeçmedi. Ve kendine iki hedef belirledi. Şiddetli ağrılar çeken annesini, sıcak ve kuru Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü İzmir´e yolladı. Uygun hava şartları, hem yaşlı kadının sağlığına iyi gelecek hem de Zübeyde Hanım, Latife´nin ailesinin evine konuk gidip oğlunun yapacağı bu evliliğe “Olumlu” baktığını göstermiş olacak.

Zübeyde Hanım´ın İzmir´de karşılanması. Çavuş Ali Metin şunları söylüyor; “Paşa´nın emriyle, Zübeyde Hanım´ı hem havası iyi gelir, Latife Hanımı görür diye İzmir´e götürdüm.  Zübeyde Hanım dizlerinden rahatsızdı ve yürümekte zorlandığı için hasır bir koltukta taşınıyordu. İzmir halkı,  Zübeyde Hanım´ı çok iyi karşıladı ve yakınlık gösterdi. Fakat ziyaretçilerin çokluğu yüzünden yoruldu. Etrafı göremez haldeydi. Bu arada Latife Hanım´da gelenlerin hangisi olduğunu anlamamış ve yanına getirmemi istemişti. Latife Hanım´ın Zübeyde Hanım´a su götürmesini temin ettim. Suyu içip gelin adayını yukarıdan aşağıya iyice süzdükten sonra, teşekkür ederek bardağı geri verdi ve Latife Hanım dışarıya çıktı.

Salih BOZOK Bey ‘de karşılaşma anını şöyle anlatıyor; “Tren Karşıyaka istasyonuna geldiği zaman, Latife Hanım´ı bizi bekler bulduk. Kendisini Paşa hazretlerinin validelerine takdim ettiğim gibi eşimi de latife Hanımefendi´ye takdim ederek hastamızı konpartmandan alıp, evvelce hazırlanmış olan ve istasyona yakın bulunan köşke naklettik. Ankara´dan beraber getirdiğimiz doktor eşim ve benden başka, Latife Hanım da hastanın yanında kaldılar.” Demektedir.

Zübeyde Hanım´ın Latife Hanım´dan aldığı bir söz: Mustafa Kemal Paşa´nın özel doktoru M.Kemal ÖKE, o sözle ilgili şunları söylüyordu; “ Zübeyde Hanım, hastalığının ağırlaşmaya başladığı bir gün Latife Hanım´ı, yanına çağırıyor. Oğlunun içkiye olan düşkünlüğünden rahatsız olan ve bu alışkanlığının onun hayatını söndüreceğini bilen Zübeyde Hanım söyle diyor: “Bak Latife canın pahasına oğlumun içkisine engel ol .” Diyerek ondan bu konuda yardımcı ve destek olmasını istedi.

Mustafa Kemal Paşa´nın yaveri Cevat Abbas, Mustafa Kemal Paşa´nın annesine nasıl değer verdiğini anlatırken; “Mustafa Kemal Paşa annesini çok severdi. Annesinin sevdiği bir şarkıyı duyduğu zaman gözleri yaşarırdı.” diyordu. Mustafa Kemal Paşa; “Faziletine, yüksek kadınlığına inandığım anam ve kız kardeşim, inkılap işlerinde bana inanmışlar ve hizmet etmişlerdir, diyerek” Zübeyde Hanım´a olan bağımlılığını ifade etmiştir. Annesini çok severdi. 

Zübeyde Hanım oğluna; “Mustafam” , “Sarı Mustafam” diye hitap eder; çoğu zaman bunu az bulur, “Paşam” veya “Sarı Paşam” diye hitap eder  veya anardı.

Bu ana, oğluna daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden başlamış, onu her çağında duygularla büyütmüş, öğrenmeye yönlendirmiş. İlim ve irfan aşılamıştır. Yetişen, makamını bulan oğlunu o, Mustafa Kemal yapmıştı.

Cevat Abbas GÜRER Zübeyde Hanım ile oğlu Mustafa Kemal arasındaki ilişkiler konusunda daha neler söylerdi: “Büyük, kıymetli; evlat yetiştirmek bahtiyarlığı ile kıymetli büyük bir anaya sahip olmak gururunu bir arada toplayan gözlerim; evet Türk toplumu bünyesindeki terbiyenin ve o terbiyenin temellerinin ne kadar derin ve köklü, ne kadar nezih ve ciddi ve ne kadar samimi olduğunun örneklerini gördükçe duygulanıyor, mutlu oluyordum. Diyebilirim ki; bayan Zübeyde ile Atatürk, bu ana-oğul birbirlerine aşıktılar. Annesini ziyaret etmek Atatürk için bir vazife idi. Ziyaretler haberleşmeden yapılmazdı. Çünkü, ana-oğul hazırlanmadan birbirlerini görmezlerdi. Her ikisi arasındaki münasebetlerin esas kuralı daima ziyaretçinin Atatürk olması idi. “Ebedi şef, sabahleyin uyanır uyanmaz, eğer o gün annesini görecek ise annesinden birisi vasıtasıyla izin alırdı. Sonra büyük bir merasimde bulunacakmış gibi Atatürk hazırlanırdı.

            “Bu ziyaretlerin her birinde Atatürk, anasının mübarek elini büyük bir saygı ile öperdi. Sonra anasının karşısında, o büyük adam küçücük, Mustafa, Hatta Mustafacık olurdu. Konuşmaları, şakaları, pek içten kaynayan sevginin belirtileriydi.
ZÜBEYDE HANIM´IN VEFATI

Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923´te hayata gözlerini yumdu. Geriye ise Latife Hanıma ve valiye yazdırdığı vasiyeti kalmıştır.

Atatürk´ün yakın arkadaşı Asım Gündüz, Zübeyde Hanım´ın cenaze merasimini şu sözlerle anlatmaktadır. “Zübeyde Hanım son saatlerinde yanında bulunan Latife Hanım´a ayrıca bir vasiyet yazdırmıştı. Latife Hanım, Zübeyde Hanım´ın ölüm haberini ilk önce İzmir valisi Mustafa Abdülhalik Renda´ya bildirmiş, valide büyük bir cenaze merasimi hazırlamıştı. Latife Hanım, ilk gece İzmir´in tanınmış hafızlarından tam otuz kişi çağırarak, sabaha kadar hatim yaptırmış ve hatim duası üç gün sürmüştür.

Salih Bozok bu acı haberi büyük bir yıkıntı içinde, Eskişehir´de bulunan Gazi Paşa´ya ulaştırmıştı. Ve acı haber, kısa bir süre sonra yaver Salih´in yolladığı şifreli telgraf ile gelir. Atatürk, telgrafın şifreli olduğunu anlayarak “Annem öldü değilmi” dedi Ali Çavuş üzgün bir şekilde telgrafı Pşaya uzatır “Başınız sağ olsun Paşam” dedi, “Gözleri yaş olan Atatürk, “Bana malüm oldu,bunun kabusunu gördüm ben. Anam, zavallı çilekeş Anam öldü, başka analar sağ olsun” diyerek koltuğuna çöker.   

  /resimler/2017-1/12/1210164608056.jpgMUSTAFA KEMAL PAŞA ANNESİNİN MEZARI BAŞINDA

Gazi Mustafa Kemal Paşa´nın annesi Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923´te İzmir´de, Karşıyaka´da ölmüştür. 27 Ocak günü Gazi İzmir´de annesinin mezarı başında bulunuyordu. Mustafa Kemal´in gerçi aile hayatı pek yoktu. O hemen bütün hayatını , aile yuvasının dışında geçirdi. Annesinden ayrılışı daha yedi yaşındayken başlar. Ondan sonra ev hayatı onun ancak pek sayılı günlerini alabilmiştir. Bu hal, yalnız yatılı mektep ve ordu hayatının zorunlukları ile değil, aynı zamanda onun ilerde değineceği şahsiyeti, mizacı ve hayat eğilimleri ile de böyle olmuştur.

Annesinin mezarı başında Gazi´nin çevresi başında İzmirli bir halk kalabalığı almıştı. Onu dinliyorlardı:

 “Ölüm, yaradılışın tabii bir kanunudur. Fakat bazen ne hazin görünüşler arzeder. Burada yatan validem, cebrin, zulmün, bütün milleti felaket uçurumuna götüren bir keyfi idarenin kurbanı olmuştur.”

Sonra annesinin, ıstırap hikayesini ana hatlarıyla anlatır. Örneğin daha 1905´te, yani akademiyi bitirip hayata ilk adımını atarken nasıl kendisini zindana sürüklediklerini, aylarca süren bu tehlikeli olayı annesinden saklamak gayretlerini, zindandan çıkınca, kendisini görmek için İstanbul´a koşan annesini ancak görebildiğini, sonra da kendisinin sürgün hayatının başladığını anlatır. Hem de onu menfasına götürecek olan vapura Mustafa Kemal bindirilirken annesinin ona yaklaşmasına bile izin vermemişlerdi. Mütarekeye kadar olan günler hemen daima annesinden ayrı, mütareke günleri ise bin bir cefa ve ıstırap içinde geçmişti. Bir aralık Zübeyde Hanım, Padişah´ın oğlu için verdiği idam hükümlerinin infaz edildiğine ve oğlunu ebediyen kaybettiğine bile inandı. Felç o zaman geldi. Gazi annesinin mezarı başında sözlerine söyle devam eder:

“-Onu pek yakın zamanda İstanbul´dan kurtarabilirdim. Fakat o zaman o, maddeten artık ölmüştü.”

Ondan sonraki sözleri yemindir:

“-Validemin ruhuna ve bütün ecdat (atalar) ruhuna müteahhit olduğu (üzerime yüklendiğim) vicdan yeminini tekrar edeyim: Validemin mezarı başında ve Allah´ın huzurunda aht ve peyman (yemin) ediyorum, bu kadar kan dökerek, milletin elde ettiği hakimiyetin muhafazası ve müdafaası için, icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Hakimiyet-i milliye uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun…”

Gazi´nin  İzmir günleri dolgun geçti. 27 Ocak´da,hükümet konağındaki ziyafette konuştu:

“-Bir millet, bir memleket için kurtuluş ve selamet istiyorsak, bunu yalnız bir şahıstan hiçbir zaman istememelidir. Bir milletin muvaffakiyeti, milletin bütün kuvvetlerinin, bir istikamette birleşmesi, teşekkül etmesiyle mümkündür.”

Sonra şunu işaret etti:

“-Henüz kurtulmuş değiliz. Atılan adımlar, bundan sonra atılacak adımların ancak başlangıcıdır. Bu adımları doğru ve isabetli atabilmek için kendi mukadderatımıza, kendimiz sahip olmalıyız. Bizim için sulh demek, hakiki hayatımızın temeline yarayan şartları elde etmek demektir. Yoksa yalnız sulh yapmak, kendi kendimizi aldatmak olur.”

30 Ocak´ta İzmir´de gazetecilerle, 31 Ocak´ta halkla açık konuşmalar yaptı. Bu arada kendisine sorulan otuz kadar suali cevaplandırdı. Kadın ve erkeklerin hayatta müşterek mücadele etmek zorunluluğuna, eğitim meselelerine, iktisadi kalkınma meselelerine dokundu ve sözlerinin düğümü şöyle bağlandı:

“-Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışmıştır. Milletimiz yeniden bir devlet vücuduna gelmiştir. Adına Türk devleti derler. Bu devlet Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun hükümeti tarafından idare olunur…”

TÜRK ANNELERİNİN YARATICILIĞI

Atatürk insanın faniliği, toplumun sürekliliği kuralının kendisi içinde geçerli olduğunu, benzer koşulların benzer koşulları yaratacağı görüşündendir. “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır ve Türk milleti ebediyet ve saadetini düzenleyen prensiplerine medeniyet yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir.” Atatürk 1921 yılında bu toplum bilim gerçeğini görerek Türk kadınının yaratıcılığını söyle ifade etmiştir: “İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben Mustafa Kemal, öteki milletin daima içinde yaşattığı Mustafa Kemal. Ben onu temsil ediyorum. Her hangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı? Türk analar daha Mustafa Kemal´ler doğurmayacaklar mı? Feyiz milletindir, benim değildir.” Diyor.

1923 yılında ülkenin geleceğinin teminatı olan Türk kadınlarına bakın ulu önder Atatürk hangi tavsiyelerde bulunuyor: “ Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımı ile meydana gelir.” 1923 “ Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yer ana kucağı olduğu düşünülürse bu görevin önemi gerektiği gibi anlaşılır.” 31.01.1923

SAYGI DEĞER VATANDAŞLARIM VE SEVGİLİ ADANALI HEMŞERİLERİM!

Türk dünyasının en büyük anası “Zübeyde Hanımla ilgili yazımı Sabiha Serin Hanımın” Zübeyde ana isimli şiirinin kısa bir bölümüyle bitirmek istiyorum.

ZÜBEYDE ANA
(Atatürk´ün Annesi 1857-1923)

Anaların yücesi sen, Zübeyde ana!
Bir gün ılgıt, ılgıt emzirdiğin yavrunun!

Bilir miydin yazgısını, bilir miydin ne olacağını
Bilir miydin Mustafa´nın saçlarını okşarken
Yazgıları, yazgılarımızı değiştireceğini…

Mustafa´n kötü yazgılar değiştirdi
Ulusal egemenliği tanıttı herkese
Cumhuriyeti tanıttı, devrimleri tanıttı
Ah Zübeyde Ana, daha neler, neler
Miras bıraktı bize oğlun, Zübeyde Ana.

 

Bütün Türk kadınlarına örnek olması dileğiyle, 20. Yüz yılda dünyanın en büyük komutanını ve devlet adamını yetiştiren, Ulusal Kurtuluş Savaş´ımızın ve Cumhuriyet kadınlarımızın simgesi, efsane ismi Atatürk´ün annesi Zübeyde Hanımı saygı, hürmet ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun!

KAYNAKÇA

1-Tek Adam cilt 1 ve 2 Şevket Süreyya Aydemir

2-Cepheden Meclise Cevat Abbas Gürer

3-Atatürk´ü Anlamak ve tamamlamak Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil

4-Gölgesinde Mustafa Kemali büyüten kadın Zübeyde Hanım Fatih Bayhan

5-Zübeyde Hanım Tek Kadın Zafer Güler

6-Atarük´ün Annesi Zübeyde Hanım Cemil Sönmez

7-Çağdaş Türk Kadını Kahraman Yusufoğlu

8-Atatürk ve İzmir Harika Yamak

9-Atatürk´ün Özel Yaşamı Prof. Dr. İsmet Görgülü

Anahtar Kelimeler:
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
18 MART ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ (17 Mart 2017 - Cuma)
YENİ ANAYASA KUMPASI (07 Haziran 2016 - Salı)
“ LAİKLİK,ADAM OLMAK DEMEKTİR.” (02 Mayıs 2016 - Pazartesi)
19 Mayıs 1919 SAMSUN VE İLK ADIM (18 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
İSMET PAŞA´DAN ADANA MUCİZESİ
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
Çocuk Öyküsü*** TAVŞAN YUVASINDA YANGIN ***
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
ADANA HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYOR
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞININ ÖZGÜRLÜK VE EGEMENLİK GÜNEŞİ 19 MAYIS 1919 SABAHI KAHRAMANLAR DİYARI SAMSUNDA DOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
İNANMAK BU OLSA GEREK.
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
DÜŞÜNCENİN BİLİM, SANAT VE GERÇEĞE UYGUNLUĞU-Fikri Akdeniz (*)
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
SİYASET VE GENEL DURUM
Ahmet  DUMAN
Ahmet DUMAN
CHP Bir Siyasi Partidir…(2)
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
ÖRNEK BİR EĞİTİM SİSTEMİ: KÖY ENSTİTÜLERİ…
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Cihat OVALI-SPOR YORUM
MAVİ ŞİMŞEKLER 34 PUANA DEMİR ATTI
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ VE TÜRKİYE
İlhan ALPER
İlhan ALPER
ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR…
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
İnsanlığın Derinleşen Sosyal Sorunlarını Çözecek Olan İnsan Beyni mi? Yapay Zeka mı?
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
DOĞA VE İNSANIN ÖLÜMÜ
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
“ARTIK MECLİS VAR !”
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Celal Topkan
Celal Topkan
Atatürk Dış Politika ve Liderlik
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
İNTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
YENİ ve BULUNMAZ (!) KOMŞULARIMIZ
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
NATO ZİRVESİNİN ARDINDAN
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Hayallerim Var!
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
CENNET KADIN
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
SURİYE, HATAY VE KIBRIS
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
SİZ HİÇ MAVİ BULVAR´DAN GEÇTİNİZ Mİ?
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
İHTİYARLAR PERİŞAN EDİLMESİN
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
ÇOCUĞA ŞİDDET
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
15 °C
Pazar
15 °C
Pazartesi
15 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-5/23/1458036914194.jpg