ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Tarih: 4.1.2017 11:59:42 / 1451okunma / yorum
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL

            5 Ocak 1922 Adana´nın düşman işgalinden kurtuluşunun tarihidir. Eminim tarihçiler tarihi gerçekleri bütün çıplaklığı ile anlatacaklardır. Ben farklı bir yol denemeyi tercih ettim. Hürriyetin anlamını bilmek için esareti iyi anlamak gerekiyor. Sizlere bir gerçek hayat hikâyesi anlatacağım. Bugün adına Saimbeyli dediğimiz, eski adı Hacın olan ilçemizde yaşanmış bir hayat hikâyesi.

Bu hikâye işgal altındaki bir vatan coğrafyasında yaşanmıştır. Biraz zaman ayırıp okumaya ne dersiniz…

            1920 Martı çok kötü gelmişti Hacın´a. Fransızlar Hacın´ı işgal etmişlerdi. Hükümet konağına Fransız Bayrağı çekilmişti. Ermeni terör örgütleri azdıkça azmıştı. Hacın´dan kaçabilen Türk ailelerden bazıları köylere akrabalarına sığınmışlardı. Kaçamayanlar Ermenilerin vicdanına terk edilmişti.

            Zeliha´nın beyi Mehmet Yemen de askerdi. Ev başsız kalmıştı. Yemen´e türküler yakılmaya, yemende canlar bırakılmaya başlanmıştı.

Zeliha´da yanık bir ses vardı. Küçük oğlu Hüseyin´i uyuturken gözlerinin önüne eşi Mehmet gelir başlardı yanık yanık söylemeye:

“Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasında acep nesi var
Bir çift pabuç ile bir de fesi var

            Ano yemendir gülü çemendir
            Giden gelmiyor acep nedendir
            Burası huştur yolu yokuştur
            Giden gelmiyor acep ne iştir”

            Zeliha yemen türküsüne başlar, oğlu Hüseyin´in gözleri ağırlaşır uykuya dalıverirdi. Büyük oğlu Feramuz Yemen türküsünü dinledikçe gözü kapıya çivilenir. Sanki babasını asker kıyafeti, elinde silahı, boynunda dürbünü kapıdan giriverecek sanırdı. Keşke babam kapıdan giriverse… Hemen boynuna sarılırım diye gönlünden geçirirdi. En çok da babasını ayağı çizmeli kapıdan girecek diye beklerdi.

            Annesi ona her defasında: “Oğlum baban Osmanlı´da zabit. Yemen ellerinde düşmana karşı kahramanlar gibi savaşıyor. Babanı gören düşmanlar kaçacak delik arıyorlar. Senin baban kahraman... O hiçbir şeyden korkmaz. Seni evimize evimizin erkeği olarak bıraktı. Sen babanın vekilisin. Sen bizim erkeğimizsin. Hiçbir şeyden korkma oğlum.  Baban senin korktuğunu duyarsa çok üzülür. Sonra baban geldiğinde komşular ona ne derler. Senin oğlun korkak… Bak sen yiğit bir adamsın bu oğlun sana layık olamadı derler.”

            Bu sözler Feramuz´un içine oturur. Korksa da korkusunu belli etmez. Hemen yan binada oturan amcası var ama evi babası ona emanet etmiş. Anası öyle diyor. Anası ona yatalım demeden yatmıyor. Ya anasından önce yatar ve uykuya dalarsa… Ya kendisi uyurken babası kapıdan içeri girerse… Babası ona, “Sen nasıl evin erkeğisin, uykucu seni, bir de erkek olacaksın” derse. Feramuz öldü demektir. Gözkapaklarını uyku ağırlaştırır ama o yine de uyumamak için direnirdi.

            Son günlerde Ermeni eşkıyalarının iyice azdıklarını gördükçe sorumluluğu bir kat daha artıyordu. Tedbir olsun diye bir sopa yapmıştı. Sopa kapının arkasında dururdu. Bir de kuş avlanan lastik yapmıştı. Onu yastığının altına koyar, en ufak bir çıtırtıda ilk işi kuş lastiğini eline almak ve daha önceden hazırladığı küçücük taşları ceplerine doldurmak olurdu. Bu taşlar onun silahının mermileriydi. Habersizce kapıdan girecek her kim olursa olsun ilk işi onun kaşlarının ortasından kuş lastiği ile vurmayı planlardı. Hatta bir kere kardeşi Fadiş habersizce kapıdan girmiş ve Feramuz onu lastik taşı ile vurmuştu. Ev halkı hep bilirdi Feramuz´un bu halini… Onun için de kapıya yaklaşınca mutlaka ses verirlerdi.

            Feramuz anasının yanık yanık Yemen Türküsü´nü söylemesi ile kendisinden geçti. Kardeşleri Ahmet ve Fadiş çoktan uyumuşlardı. Hüseyin anasının söylediği Yemen Türküsü ile uykuya daldı. Ama Feramuz babası kapıdan giriverecek beklentisi ile gözlerine gelen uykuları kovmaya çalıştı.

            Anası;

            -Hadi, Feramuz yat oğlum, deyince irkiliverdi. Bir anda hayalleri darmadağınık oldu. Ne babası kapıdan girdi. Ne de yengesi Fadime, “Feramuz… Ben geldim.” dedi.

            Etrafa bir sakinlik çöktü. Köpekler bile havlamadı.

            Zeliha, yere serdiği yatağa önce kucağında uyuyan Hüseyin´i yatırdı. Sonra oğlu Feramuz´a:

            “Hadi yatalım oğlum.” dedi.

            Kapıyı arkadan sürgüledi. Ocaklığa bekçi attı. Bu da sabaha kadar yansın… Hem odayı aydınlatsın, hem de içeriyi ısıtsın diye aklından geçirdi.

            “Bekçi” odun demekti. Ocaklığa uzun bir odun dikine konulur. O odun saatlerce yanardı. Hem odayı ısıtır. Hem de ışıtırdı.

            Zeliha kapıyı sürgüleyip, bekçiyi ocağa yerleştirip, gelip yatağa yatacağı zamana kadar oğlu Feramuz uyumamak için elinden geleni yapıyordu.

            Önce kuş lastiğini kontrol etti. Lastik sağlamdı. Mermi yerine kullandığı taşları yokladı. Yeteri kadar vardı. Anasına seslendi.

            -Ana sopam kapının arkasında mı?

            Anası,

            -He... dedi.

            Feramuz kendine göre tedbirlerini almıştı.

            Anası yatağa vardı. Kızı Fadiş yorganı tekmelemiş, üzeri açılmıştı. Anası Zeliha söylendi.

-Bu kız da hiç yatmasını bilmiyor. Üşütecek, diye. Bir taraftan da kızı Fadiş´in üzerini yorganla iyice örttü.

Ahmet, zaten derin uykulardaydı. Yorganın altına büzüşmüş kim bilir kaçıncı rüyayı görüyordu.

Zeliha, Feramuz ile Hüseyin´in arasına sokuldu.

            -Hadi, Allah rahatlık versin evladım. Uyuyalım, dedi Feramuz´a.

 Bu defa Feramuz´u uyku tutmadı. Babasını düşündü.

            -Ana, babamın atı var mı?

            -Var oğlum.

            -Atı hızlı koşar mı?

            -Koşar.

            -Atın gemi de var mı?

            -Var oğlum.

            -At koşarken babam yerden taş alabilir mi?

            -Alır oğlum.

            -Beni de alabilir mi?

            -Alır oğlum.

            -Ana, babam ne zaman gelecek?

            -Az kaldı oğlum. Yola çıkmış bile.

            -Ana, kim söyledi yola çıktığını?

            -Güvercinler söyledi.

            -Emmimin güvercini mi?

            -Evet oğlum.

            -Güvercin babamı görmüş mü?

            -Görmüş oğlum. Baban güvercine demiş ki, git oğluma selam söyle. Evin emaneti oğlumundur. Anasına, kardeşlerine sahip olsun. Ben yakında oğlumun yanına geleceğim. Ona çizme geçtireceğim. Bir de at alacağım.

            -Essah mı ana?

            -Essah oğlum.

            -Hele emmimin güvercini dün yoktu. Yemen´e mi gitmiş?

            -Evet oğlum.

            -Ana, Yemen uzak mı?

            -Uzak oğlum. Çok uzak. Orda bizim askerlerimiz var. Senin baban askerlerin en büyüğü... Onların komutanı. Altında yağız bir atı var. Belinde kılıcı. Ayağında çizmesi. Omzunda tüfeği. Ha unutmayım. Dürbünü de var.”

            -Yemeklerini kim yapıyor ana?

            -Düşündüğün şeye bak. Osmanlı´nın aşçıları var. Koca koca kazanlar var. Her gün etli yemek yiyorlar. Kazan kazan pilavlar pişiyormuş. Baban hiç aç kalmıyormuş.

            -Ama biz kalıyoruz ana.

            -Olsun oğlum. Baban gelince bize de getirecek. Biz de o zaman bol bol yiyeceğiz.

            -Ana, ben de asker olacağım. Babam gibi. Çizmem de olacak. Atım da…

            -Olacaksın oğlum.

            -Ana, ben seni hiç üzmeyeceğim.

            -Üzmezsin oğlum. Hadi uyu artık. Sabah erken kalkacağız. Evin erkeği erken kalkar. Malları birlikte yemleriz. Ben Çataloluktan su getiririm. Sen buzağılara saman verirsin. Bakarsın baban da gelir. Seni ata bindirir. Hacın´ın her yerini birlikte at sırtında gezersiniz. Ermeniler sizden korkarlar.

            -Ama Ermeni çocukları beni her gün dövüyorlar. Bize “pis dacikler” diyorlar.

            -Aldırmayın oğlum. Baban gelince onların sesi kesilir. Şimdi onlar azdılar. Bizim erkeklerimiz hep askere gittiler ya… Onlar gelmeyecekler sanıyorlar. Baban yanında arkadaşları ile gelecekler. Gör o zaman onları. Bak sana bir daha dacik derler mi?

            Zeliha bir defa konuşmaya başlamıştı. Anlattıkça anlatıyordu. Feramuz´un onu dinlediğini sanıyordu. Feramuz anasının anlattıklarını dinlerken uykuya teslim olmuştu. Rüyalara dalmıştı artık.

            Zeliha baktı oğlu Feramuz da uyumuş. Onu dinleyen de kalmamış. Kendi kendine iç dünyasında söylenmeye başladı.

            “Gel be adam, gel artık. Vallahi dayanır halim kalmadı. Çocuklara artık yalan söylemekten bıktım. Korkuyorum. Sen gelmeden bizi öldürecekler. Herkes kaçtı. Nazir Efendi´yi, Gelin Ayşe´yi öldürdüler. Sıra bizde… Gel evimin eri, damımın direği… Gel artık. Gel… Gel…”

            Zeliha söylendi de kim duydu ki? Mehmet Yemende aklı Hacın´da… Telef oldu Yemende Osmanlı ordusu. Kazan kazan etler nerede? Aç susuz kaldılar. Üst-başsız Yemen çöllerinde can derdine düştüler. Onun için dediler ya;

“Ano Yemen´dir, gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir”

Mehmet nasıl gelsin ki? Mehmet de Yemen çöllerinde can derdine düşmüş. Zeliha da bilir ama çocukların önünde nasıl desin ki?

Zeliha uyku ile uyanıklık arsında kocası Mehmet´i düşünürken bir çıtırtı duydu. Önce “ahırdan geldi” diye düşündü. Hayvanlar tepinirler bazen. Sonra çıtırtılara sesler karıştı. Kulak kabartıp dinlemeye başladı. Sesler git gide gürültüye dönüştü. Gürültüye çığlıklar karıştı. Pencereden içeriye bir ışık huzmesi girdi. İçerisi aydınlandı. İçerisi aydınlandı ama Zeliha´nın yüreği karardı.

“Eyvah!” dedi. “Eyvah! Eyvah!”

Ne olduğunu anlamadan… Ne düşüneceğini bilmeden pencereye koştu. Pencereden dışarı baktı. Alevler göğü tutmuştu. Dışarıda yangın vardı. Aklına bitişikteki kayını geldi. Ona haber vermek istedi. Kapıya yöneldi. Tam kapıya vardı. Sürgüyü açtı. Tesadüfün bu kadarı olur. Kapıya birileri dipçikle vurdu. Kapı Zeliha´nın üzerine devrildi. Zeliha bağırmaktan başka bir şey yapamadı. İçeriye eli silahlı adamlar doldu. Zeliha´yı ayakları altında tepelediler. Çocuklar uyku sersemliğinde ne olduğunu bile anlamadan silahların dipçiklerine hedef oldular.

Feramuz uyandı. Eli bir anda kuş lastiğine ve taşlarına uzandı. Lastik eline gelmedi. Bir küçük taş avuçlarına sıkıştı kaldı. Yakasından tutup kendisini havaya kaldıran eli ısırmak istedi. Ayakları yerden kesildi. Gücü yetmedi karşısındaki adama.

-Ana, diye bağırdı ancak.

Anası:

-Yavrum, dedi.

Çığlıklar göğü tuttu.

İçeri giren adamlar her yeri dağıttı. Çocuklar analarının etrafına toplandı. Zeliha can havli ile kapının arkasındaki Feramuz´un sopasını almak istedi. Hiç değilse bir ikisine sopa ile vurmak istedi. Bir türlü başaramadı. Sağdan soldan dipçik darbeleri vücudunun çeşitli yerlerine acımasızca indi.

            Çocukların ağıtları, Zeliha´nın çığlıkları evin içerisini kapladı. İçeri girenler arasında bulunan iri yarı adam;

            -Kesin sesinizi, diye bağırdı. Arkasından ilave etti.

            -Alın bunları dışarı. Evi ataşe verin.

            Emir yerine anında getirildi. Ocaklıkta bulunan bekçi evin orta yerinde serili yatakların üzerine getirildi. Ev alev aldı. Çocuklar dışarı çıkartıldı. Zeliha yerlerde sürüklendi. Çocuklar Zeliha´ya sarıldılar. Bilinmeyen bir yere doğru hepsi birden tekme tokat sürüklenerek götürüldüler.  Feramuz bir ara evlerine baktı. Evleri alevler içerisinde eriyip gidiyordu.

            “Ah lastiğim olsaydı. Şu elimdeki taşı onun meşinine bir taksaydım. Anamı yerlerde sürükleyen şu adamın kafasına lastik taşını bir sıksaydım.”

            Yapamadı. Kahroldu. Koruyamadı anasını ve kardeşlerini. Acizliğine ağladı. Ağladı… Ağladı. Babasına nasıl hesap verecekti. Ne diyecekti. Diyeceği sözü yoktu ki. Anası yerde sürükleniyor. Kardeşleri anasına sarılıyor. Kendisi bir şey yapamıyor.

            Aldılar bilinmeyen bir yere götürdüler. Karanlık bir yere. Attılar mağaranın derinliklerine. Ses yordamı ile ana evlatlarını etrafına topladı. Her yer zifiri karanlıktı. Çocukları korku tepeden tırnağa sardı.

 Zeliha:

“ Korkmayın. Babanız gelecek.” Dese de kendisi de inanmadı söylediklerine. Ne gelen oldu ne giden. Sadece mağaranın kapısında bekleyen nöbetçilerin konuşmalarından başka ses de duymadı. Neredeydiler? Bu mağara hangi mağaraydı? Yoksa öldüler mi? Ya da düş mü görüyorlar. “Düş olabilir” dedi Zeliha… Düşse uyanması lazım... Kendi kendisine bir cimdik attı. Canı yandı. Uyanmadı. “Düş değilmiş” dedi. “Düş değilmiş…”

Sabah olmaya, tan yeri ağarmaya başladı. Mağaranın önündeki adamlar belli belirsiz görülür oldu.  Eli silahlı üç adam mağaranın önünde nöbet tutuyordu. Zeliha ve çocukları mağaranın dibinde bir köşeye sıkışmışlardı.

Zeliha bu mağarayı hatırladı. Bu mağara küçük Katolik kilisesinin altındaki mağaraydı. Hemen üst taraflarında Katolik kilisesi vardı. “Şükür” dedi içinden. “Şükür” ne de olsa bir kilise yakınlarında bir yerlerdeydiler. Ne de olsa papaz din adamıdır. Birazdan gelir bu canilerin elinden kendilerini alırlar. Çocukları kurtulsa yeter. Kendisi ölse de önemli değil.

“Korkmayın” dedi çocuklara. “Korkmayın. Küçük kilisenin yanındayız. Birazdan papaz efendi gelir. Bizi kurtarır. Papaz da gâvur olmadı ya…”

Dediği gibi oldu. Gün iyice ağarmaya başlayınca mağaranın önünde sesler çoğalmaya başladı. Kapıda birkaç eli silahlı birkaç da silahsız adam belirdi. Adamlar içeriye baktılar. Zeliha bakanlar arasında papaz efendiyi gördü. Yüreğine bir su serpildi. Papaz Efendi içeriye şöyle bir baktı. Sonra döndü gitti.

Zeliha;

“Papaz efendi.” diye selendi. Papaz efendi duymadı bile. Ya da duymak istemedi. Zeliha mağaranın ağzına doğru koştu. Mağaranın ağzına yaklaştı. Eli silahlı adam Zeliha´nın bağrına dipçikle var güzü ile vurdu. Zeliha çocuklarının önüne sırt üstü yıkıldı. Çocuklar ananlarına sarıldılar. Silah sesleri mağaranın içerisinde ardı ardına duyuldu.  Kurşun yağdı Zeliha´nın ve çocukların üzerlerine. Kanlar fışkırdı hepsinin her yerinden. Vücutları kevgire döndü. Çığlık bile atamadı kimse.

Feramuz can havli ile elindeki taşı kendilerine silah sıkan iri yarı adama atmak istedi. Doğruldu yerinden. Elini kaldırmaya gücü yetmedi. Onu doğrulduğunu gören iri yarı adam;

“Daha gebermemiş” dedi. Feramuz´a yaklaştı. Silahının dipçiği ile Feramuz´un kafasına bütün hıncı ile vurdu. Feramuz´un beyni parçalandı. Avucunun içerisinde taş sıkılı kaldı.

Zeliha, Feramuz, Fadiş, Ahmet ve Hüseyin hep birlikte küçük Katolik kilisesinin altındaki mağarada katledildi.

Onlar gibi yüzlerce çoluk çocuk, kadın, genç, yaşlı aynı akıbeti paylaştılar.

 

 

Anahtar Kelimeler:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
TEL KAFES VE KUYU
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
DUVARA KARŞI YÜRÜMEK
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
”ÇUKUROVA´DAN SESLER-1” ALİ LİMONCU
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
GİRİŞİMCİ İDARECİLİK
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
ŞİMDİLİK HOŞÇA KAL CANIM, GÜZEL İZMİR
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞININ ÖZGÜRLÜK VE EGEMENLİK GÜNEŞİ 19 MAYIS 1919 SABAHI KAHRAMANLAR DİYARI SAMSUNDA DOĞDU
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
ÜNİVERSİTELERDE ÖRGÜTSEL ADALET
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
İNANMAK BU OLSA GEREK.
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
DÜŞÜNCENİN BİLİM, SANAT VE GERÇEĞE UYGUNLUĞU-Fikri Akdeniz (*)
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
YENİ ADANA 100. YILI RÖPÖRTAJI
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
AYRICALIKLI OLAN KİM?
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
TARİHİN VERDİĞİ DERS VE ADALET YÜRÜYÜŞÜ
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
MANİSALI ALİ BEY
İlhan ALPER
İlhan ALPER
ALİ LİMONCU VE “ÇUKUROVA´DAN SESLER”
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Böylesi Ancak Bizde Olur Dedirtecek Bir Memleket Durumu
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
“ARTIK MECLİS VAR !”
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
ORTADOĞU GELİŞMELERİ
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
İNTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE
Celal Topkan
Celal Topkan
ERDOĞAN FETÜLLAH GÜLEN İLİŞKİSİNİ, AMACINI VE SONUCUNU DOĞRU ANLAMAK VE KAVRAMAK GEREKİYOR
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Ben, Sen, O. Biz, Siz, Onlar
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Cihat OVALI-SPOR YORUM
MAVİ ŞİMŞEKLER 34 PUANA DEMİR ATTI
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
YEMEN NERE? KOZAN NERE?
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
ÜNİVERSİTE VE ELİF HOCA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
ADANA´DA FUTBOL
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
İHTİYARLAR PERİŞAN EDİLMESİN
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
PROMOSYON NEDİR?
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
25 °C
Pazartesi
25 °C
Salı
25 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg