YAZARLAR

  • BIST 100

    101.447%0,00
  • DOLAR

    5,6900% -0,18
  • EURO

    6,2981% -0,28
  • GRAM ALTIN

    274,69% -0,21
  • ÇEYREK ALTIN

    453,2385% -0,21

Adana

18.09.2019

  • İMSAK 04:55
  • GÜNEŞ 06:16
  • ÖĞLE 12:38
  • İKİNDİ 16:07
  • AKŞAM 18:51
  • YATSI 20:06
  • Çarşamba 28 °C / 20 °C Güneşli
  • Perşembe 27 °C / 19 °C Güneşli
  • Cuma 27 °C / 20 °C Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

ZAMAN ZAMAN BİRKAÇ ŞEHİT VERMEK!

Ankara´nın beş yılı aşkın süredir çelişkili, ulusal çıkarları ve güvenlik kaygılarını dikkate almadan yürüttüğü Suriye politikasının hesabını kim sormalıdır? Elbette parlamento ! Hem de en fazla ve öncelikle parlamentonun iktidar kanadı?

El Bab önlerinde 14 şehit ve onlarca yaralı veren bu ülke, Türkiye´miz şu sıralar nasıl yönetiliyor? Bu soruyu en fazla sorması  gerekenler  yönetimi, Yürütme erkini, denetlemekle yükümlü parlamenterlerdir. Meclis´teki muhalif kanadın bunu yapmaya çalışması yetmez. Esasında çoğunluğu elinde tutan iktidar partisinin parlamenterleri, kurulmasına rıza gösterdikleri hükümeti bir an bile gözden uzak tutmamak, her attığı adımı da izlemek zorundadırlar.

Bugün,  Anayasa´ya göre yürütme erkinin en sorumlu yetkilisi olan kişi  çıkıp İl Başkanları toplantısında konuştu. Başbakan olarak Yıldırım, "Terörle mücadelemiz hem kendi topraklarımız içinde hem de sınırlarımızın ötesinde bütün şiddetiyle devam ediyor. Bu nedenle de zaman zaman şehitlerimiz oluyor. Dün maalesef Fırat Kalkanı Harekatı çerçevesinde El Bab´ı kuşatan ve hakim yerlerini ele geçiren silahlı kuvvetlerimizin kahraman askerlerine alçak terör örgütünün pususu ve intihar saldırısı neticesinde 14 yiğit evladımızı şehit verdik, yaralılarımız var,? diyerek ilk cümlemizin yaşanmakta olanlar karşısında ne kadar abes kaçtığının örneğini vermis oldu.

Bu garip yaklaşımı büyük olasılıkla muhalefet milletvekilleri sorgulayacaklardır. Ama şu ana kadar AKP´li parlamenterlerden en küçük bir tepki ya da eleştiri gelmedi. Kurduğu cümlenin gerçeklerle bağdaşmayan çelişkilerini irdeleyen bir söz de işitilmedi. Zira Kuzey Suriye´ye yönelik askeri harekatımız her ne kadar ?terör örgütü´ olarak nitelenen  IŞİD´e karşı bir öz savunma hamlesi olarak gösteriliyor ise de orada devam eden çarpışmaların asıl hedefi, Batılı emperyal güçler tarafından darmadağın edilen Suriye´nin bir bölgesine sahip çıkmaktır. Özgür Suriye Ordusu adıyla sahneye sürülen bir grup militanın kamuflajında Suriye´nin Esad yönetiminden ayrılması öngörülen coğrafyada var olmaya çalışmaktır. Türkiye değişik gerekçelerle, bir yandan da PKK ile bağlantılı unsurların yayılmacı hamlelerine karşı Güney hududumuzu güvenceye alma kaygısı ile o bölgede bir koridor açmaya zorlanmış görünmektedir.  Dolayısı ile bu tablo Yıldırım´ın ?terörle mücadele´ retoriğine sığdırılacak boyuların dışına taşmıştır. El Bab operasyonu teröre karşı mücadeleden ziyade etkili  silahlı güçleri  olan bir hasımla açık açık savaşma özelliği taşımaktadır. Derinlemesine yapılacak analizler, bu mücadelenin gerçekten ulusal çıkarlarımız ve güvenliğimiz açısından gerekliliğini tartışmalı hale getirme olasılığını da taşımaktadır.

Bir an iki gün önceye gidelim ve Rusya-İran ve Türkiye arasında varılan bir  anlaşmaya göz atalım. Yayınlanan deklarasyonun ilk maddesi şu:

?1) İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve laik bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti´nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade ederler.

İkinci maddesi daha da çarpıcı ve anlamlı:

2) İran, Rusya ve Türkiye, Suriye ihtilafının askeri çözümünün olmadığına emindir. Birleşmiş Milletler´in, BMGK´nın 2254 No´lu kararı ili uyumlu bir şekilde krizin çözümüne yönelik temel rolünü kabul ederler. Uluslararası toplumun tüm üyelerini, bu belgelerin içerdiği anlaşmaların uygulanmasının önündeki engellerin kaldırılması için iyi niyetle işbirliğine çağırır.

Bu Deklarasyon açıkça Ankara´nın beş yıldır sürdürdüğü ?Hain, Katil Esed´ stratejisinden çark ettiğine ve hatta Esad Yönetimi ile işbirliğine yönelme sürecine rıza gösterdiğine işaret sayılmalıdır.  O zaman yapılacak şey Türkye´nin Güney sınırlarındaki güvenlik zaafiyetini önlemenin yolu,  Suriye toprakları içerisinde kendi başına hareket etmekten vazgeçmek ve güncel bir gerçeklik olarak ortaya çıkan Deklarasyon çerçevesinde Suriye´de kalıcı barış yollarını zorlamak olarak görülmelidir. Bu takdride IŞİD ile mücadele sadece Türkiye´nin değil, Deklarasyon ortaklarının ve hatta Şam hükümetinin de ilgi ve zorunluluk alanine girecek demektir.

Şimdi yine başa dönelim ve asıl garabeti görmeye çalışalım: Ankara´nın beş yılı aşkın süredir çelişkili, ulusal çıkarları ve güvenlik kaygılarını dikkate almadan yürüttüğü Suriye politikasının hesabını kim sormalıdır? Elbette parlamento ! Hem de en fazla ve öncelikle parlamentonun iktidar kanadı?

Var mı böyle bir olasılık? Yok olmasına yok da önce kabul etmeliyiz ki  ?Fiili Durum´ sendromu parlamento işleyişlerini, anayasal sorumluluk taşıyan parlamenterlerin yükümlülüklerini tamamen ortadan  kaldırmıştır. Ama unutmamalıyız ki işletilmeyen ve bu yüzden de artık bir işe yaramıyor yanılsaması ile rejim sapmasına  neden olacak anayasa değişiklikleri macerasına kurban edilmek istenilen  parlamenter sistemin tam da en güçlü olması gereken günlerden geçiyoruz.

Şu olmalıydı: Önce iktidar grubu  ?terörizmle mücadele? ambalajına sokulmuş Suriye politikalarının ve orada verilen şehitlerin hesabını sorma kararlılığını göstermeliydi. Parlamenter olmanın gerçek yükünü taşıyanlar varsa onlar yukarıda sözünü ettiğimiz Rusya-İran-Türkiye Deklarasyonunun hangi gerekçelerle imzalandığını başbakana ve de hükümet üyelerine sormalı idi.  Eğer gerçekten beş yıllık stratejiden çark etme söz konusu ise ve gerekçeler kabul edilecek gibi değilse ya da daha önceki politikalarda ölümcül yanlışlar yapılmış ise  iktidar grubu  kendi içinden çıkan yürütme organı için güven oylamasına başvurmalıydı.

Bu sözlerimiz ve uyarılarımz bugün yaşanmakta olan ?fiili durum´ çerçevesinde abesle iştigal gibi gelebilir. Zira AKP´li parlamenterler Genel Başkanları ile yaptıkları ?anayasa değişikliği? toplantısında 2019 yılına kadar sürdürebilmelerine olanak veren düzenlemelerle ilgili sadece kendi koltukları için kaygılarını dile getirmişler. Sızan haberlere göre 18 yaş ve yedek milletvekilliği koşullarını ?Her gün ?başımıza ne gelecek´ kaygısıyla yaşamak zorunda kalırız? diyerek pek cazip bulmamışlar. Parlamento´nun yetkisiz ve adeta göstermelik bir pozisyona indirgenmesine ses çıkarmamışlar. Görülen o ki ?fiili durum? parlamenterliğinin bahşettiği kaygısızlıkları sürdürmüşler. Açıkçası Türkiye´nin ve Türk ulusunun geleceği savrulup giderken taşıdıkları sorumluluklarını unutmayı yeğlemişler.  Ama anımsatmaya çalıştığımız tablo, hukukun üstünlüğüne uyumlu olarak işleyen bir devlet düzeninde gözetilmesi gerek anayasal zorunluluktur. Eğer görevler tam yapılmıyor ve yükümlülükler hiçe sayılıyorsa El Bab önlerinde feda edilen şehitlerimizin durumunu için birisi ?zaman zaman olan işler? gibi görür, başkası da bu olayı ?birkaç şehit? verilen zorunluluk diye dayatmaya kalkar.

 

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER