YAZARLAR

  • BIST 100

    118.485%0,00
  • DOLAR

    6,8642% 0,06
  • EURO

    7,7713% 0,06
  • GRAM ALTIN

    393,93% 0,46
  • ÇEYREK ALTIN

    649,9845% 0,46

Adana

07.07.2020

  • İMSAK 03:36
  • GÜNEŞ 05:19
  • ÖĞLE 12:49
  • İKİNDİ 16:39
  • AKŞAM 20:08
  • YATSI 21:44
  • Salı 34 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Çarşamba 33 ° / 22 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 35 ° / 22 ° Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

"Salgın Sonrasına Mültecilerin Merceğinden Bakmak"

Hayata Destek adlı sitede, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü'nde ülkelerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca mültecinin yaşadığı zorluklara dikkat çekmek ve onlarla dayanışma içinde olduğumuzu göstermenin için önemli bir fırsat olduğu belirtildi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) verilerine  göre 2019 yılı itibariyle dünya genelinde zorla yerinden edilen insan sayısı 79,5 milyona ulaştı, yerinden edilenlerin 26 milyonuysa sadece yaşadığı evi, dostlarını, akrabalarını değil ülkesini terk etmek zorunda kaldığı belirtilerek şu görüşlere yer verildi:
"Bugün itibariyle dünyada en çok mültecinin yaşadığı ülke olan Türkiye’de yeni bir hayata tutunmaya çalışan, kayıtlı yaklaşık 4 milyon mülteci de işte bu ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanlardan oluşuyor[2]. 3,6 milyonu aşkını Suriye’den, 330 biniyse diğer ülkelerden gelen mültecilerin %70’ten fazlası kadın ve çocuklardan oluşuyor.

Daha Belirsiz Bir Gelecek

COVID-19 salgınının neden olduğu küresel alt oluş, dünyada yaşayan milyonlar için daha bilinmez bir gelecek anlamı taşırken, sosyo-ekonomik olarak yaşadıkları toplumların en kırılgan gruplarından olan mülteciler için bu gelecek artık çok daha belirsiz. Dünya genelinde mültecilerin %85’i gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Salgın öncesi, halihazırda ekonomik açıdan sıkıntılar yaşayan gelişmekte olan ülkelerin, salgının küresel ölçekli etkileri nedeniyle daha da yoksullaşacağı öngörülüyor. Nitekim Birleşmiş Milletler, küresel işgücünün yarısını oluşturan 1,5 milyar insanın önümüzdeki dönemde işsiz kalacağını, 500 milyon insanın yoksulluğa geri döneceğini ve 250 milyon kişinin ise kıtlıkla karşılaşabileceği uyarısında bulunuyor. Açık ki bu öngörüler, son 20 yılda küresel çapta edinilmiş tüm kazanımların kaybedilmesi riskini barındırıyor.

Madalyonun Türkiye yüzü de oldukça karanlık. Nitekim Şubat 2020’den günümüze gelindiğinde iş arayan kişi sayısının 10,8 milyondan 4,4 milyona gerilediği görülüyor.[3] Bu da bize gösteriyor ki yaklaşık 6 milyon insan iş bulma umudunu dahi kaybedecek noktaya gelmiş durumda.

İnsan Onuruna Yakışır Bir İş

Büyük bir bölümü kayıt dışı çalışan ve günlük işlerle evlerini geçindiren mülteciler için salgın öncesinde de hayat oldukça zordu. Fakat COVID-19 salgını özellikle temel hizmetlere erişimi ve ekonomik durumu yetersiz olan, kayıt dışı ekonominin bir parçası olan, hizmetlerden uzak alanlarda, kırsal bölgelerde yaşayan, bilgi kanallarına erişimi kısıtlı, okuryazarlığı düşük mülteci grupları daha da fazla etkiledi. Hizmet sektörü ve diğer sektörlerdeki işyerleri hızla kapandı ve pek çok kişi işini kaybetti. COVID-19 öncesinde sosyal güvencesiz ve her türlü istismara açık şekilde çalışma hayatına dâhil olan mültecilerin önümüzdeki süreçte insan onuruna yakışır bir şekilde istihdama katılmaları oldukça zor, hatta imkansız görünüyor. Salgının Türkiye’de yaşayan mülteciler üzerindeki etkisini inceleyen bir araştırmaya göre[4], ülke genelindeki Suriyeli mültecilerin %87’si salgın sürecinde halihazırda çalıştıkları işlerini kaybetti. Herhangi bir temel gelire sahip olmayan mültecilerin yarıya yakını ise günlük yaşamlarını ancak yakın akrabalarının ya da komşularının destekleriyle idame ettirebildiklerini dile getiriyor.

Önümüzdeki dönemde COVID-19 krizinin ekonomik ve toplumsal etkilerine dair analizlere ve alınacak önlemlere bir de mülteci merceğinden bakmak gerekiyor. Ayrıca unutulmamalı ki, mültecilerin ev sahibi ülkeye uyum sağlayabilmesi hem mülteci hem de içinde yaşadığı toplumun geneli açısından en sürdürülebilir çözümlerden biri ve bunun yolu da öncelikle çalışabilecek durumdaki yetişkinlere kayıtlı istihdam hakkının sağlanmasından geçiyor. Kayıtdışı istihdam oranının %34’e yaklaştığı Türkiye’de, çalışan mülteci nüfus içinde bu oranın kat be kat daha fazla olduğunu biliyoruz. Bir diğer bildiğimiz ise mültecilerin kayıtlı istihdam sürecine dahil edilmesinin insanca bir yaşama adım atmaları için ne kadar elzem olduğu…

Bugün, koşullar hepimiz için ne kadar zor olursa olsun, ülke genelinde yaşayan 4 milyon mültecinin de onurlu bir yaşam hakkına sahip olduğunu hatırlama ve hatırlatma günü. Hayata Destek Derneği olarak birlikte, yan yana yaşamanın en temel koşulunun dayanışma olduğuna inancımızı ortaya koyuyor; 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle ‘beraber bir gelecek hepimize iyi gelecek’ diyoruz."

(VŞ)

Haber Kaynak : HABER MERKEZİ