YAZARLAR

  • BIST 100

    110.022%0,44
  • DOLAR

    6,7695% 0,25
  • EURO

    7,6426% -0,20
  • GRAM ALTIN

    366,56% -1,50
  • ÇEYREK ALTIN

    604,824% -1,50

Adana

07.06.2020

  • İMSAK 03:28
  • GÜNEŞ 05:12
  • ÖĞLE 12:43
  • İKİNDİ 16:33
  • AKŞAM 20:03
  • YATSI 21:40
  • Pazar 37 ° / 17 ° Parçalı bulutlu
  • Pazartesi 38 ° / 18 ° Güneşli
  • Salı 33 ° / 18 ° Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

ÖZTRAK:”YENİ BİR EKONOMİK PROGRAM GEREKİYOR”

CHP Parti Sözcüsü Öztrak, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin Korona salgınıyla daha da ağırlaştığını, çıkış yolunun ekonomide yeni ve dört başı mamur bir program olduğunu belirtti.

Türkiye’nin buna benzer bir krizi 1999 depremi sırasında yaşadığını anımsatan Öztrak, “Bizim o dönemdeki tecrübelerimiz, böyle bir durumdan çıkabilmek için derli toplu bir hikayeyi ortaya koymanın çok önemli olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomide alınacak tedbirler çerçevesinde para basılması durumunda, bunun enflasyon üzerinde kalıcı bir etki yaratmaması için “parasal genişlemeden çıkış stratejisinin” mutlaka ortaya konması gerektiğini ifade eden Öztrak, “Tüm bunlar, dört başı mamur orta vadeli yeni bir programla ancak yapılabilir. Türkiye’nin teknik olarak güçlü, dört başı mamur bir ekonomik programa acilen ihtiyacı var. Bunun hızla hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.

Öztrak, programın başarılı olabilmesi için toplumun tüm kesimlerinin mutabakatının sağlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu nedenle Ekonomik ve Sosyal Konsey de derhal toplanmalı” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Bu hafta da Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı telekonferans aracılığıyla gerçekleştirdik. Bugün; hem dünyada hem de Türkiye’de korona salgınının seyrini değerlendirdik. Ülkemizde alınan ve halen alınması gerekli tedbirleri bir kez daha gözden geçirdik. Salgının ekonomimiz üzerindeki etkilerini açıklanan güncel veriler ışığında bir defa daha ele aldık.

SALGIN ÜLKEMİZDE ÇOK HIZLI YAYILIYOR

Dünyada gündemi, korona salgını belirliyor. Ülkemizde kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı dün 574’e çıktı. Başta değerli profesörlerimiz ve diğer sağlık çalışanlarımız olmak üzere kaybettiğimiz tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, sevenlerine ve ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Hastalanan yurttaşlarımızın bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz. Bu tür salgınlarda en kritik gösterge salgının bulaşma hızı. Türkiye’de ilk teşhisin üzerinden tam 27 gün geçti. Hasta sayımızda 27 bini aştı. Oysa 27 günde; İtalya’da hasta sayısı 15 bin 113, İspanya’da 3 bin 146, Almanya’da ise 2 bin 745’ti. Ülkemizde salgın çok daha hızlı yayılıyor. Sağlık Bakanı da virüsün yayılma hızının bu kadar yüksek olduğunu bilmediklerini itiraf etti. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalığın bulaşma hızı 1’e 3 iken, Sağlık Bakanının verdiği rakamlara göre İstanbul’da hastalığın bulaşma hızı 1’e 16. Yani İstanbul’da virüse yakalanan bir kişi hastalığı 16 kişiye bulaştırıyor.

İKTİDAR SORUNUN ÖNÜNDEN GİDECEĞİNE TAKİP EDİYOR

Nüfusun yoğun, sosyal hareketliliğin yüksek, ticaretin ve ekonomik aktivitenin canlı olduğu şehirlerimizde, hastalık riski çok yüksek. Bu nedenle daha katı önlemleri içeren bir “evde tut” kararının gerektiğini her fırsatta ifade ettik. İstanbul ve İzmir başta olmak üzere, hastalığın hızla yayıldığı şehirlerimizde Büyükşehir Belediye Başkanlarımız, sokağa çıkmanın kısıtlanması için, iktidara çağrı üstüne çağrı yaptılar. Maalesef iktidar parça parça ve gecikmeli tedbirlerle, hastalığın yayılma hızını kontrol altına alabileceğini düşünüyor. 27 gün sonra nihayet 30 Büyükşehrimizde ve Zonguldak ilimizde şehre giriş-çıkışlar durduruldu. 65 yaş ve üzeri yurttaşlarımıza ilave olarak, 20 yaşından küçüklerin de sokağa çıkması yasaklandı. Market ve pazar yeri gibi kalabalık yerlerde maske kullanımı zorunlu hale getirildi. Kuşkusuz bu tedbirler gereklidir. Bunlara harfiyen uymalıyız… Ancak bunlar da yeterli değildir. İktidar sorunun önünden gitmek yerine, sorunu çözmek yerine hep sorunları geriden takip etmeyi tercih ediyor.

İSTANBUL’DA HAREKETLİLİĞİ DURDURMADAN SALGINLA MÜCADELE EDİLEMEZ

Şehirlerarası hareketliliğin kesilmesi doğru mu? Doğru. Ancak bir yandan şehirlerarası trafiği keserken, diğer yandan İstanbul’dan Çerkezköy’e, Çorlu’ya, Kocaeli’ne işçi taşıyan servis otobüsleri hala çalışıyor. Bu da yetmez İstanbul gibi bir metropolde, ilçeler arasında hareketlilik de yoğun şekilde sürüyor. İstanbul 15,5 milyonluk dev bir şehir. Bu şehirde kilometrekare başına 2 bin 842 kişi yaşıyor. Dolayısıyla ilçeler arasındaki hareketliliği yavaşlatmadan veya durdurmadan, bu devasa şehirde salgınla mücadele etmek mümkün değil. Daha salgının başındayız. Bunu Sağlık Bakanı söylüyor. Ve daha işin başındayken, İstanbul’da mevcut yoğun bakım ünitelerinde doluluk oranının yüzde 70’lere ulaştığı ifade ediliyor.

İTALYA’DA LOMBARDİYA NEYSE TÜRKİYE’DE İSTANBUL O

Unutmayalım: İtalya’ya salgın ülkenin en zengin, ticaret ve sanayinin bulunduğu Lombardiya’dan yayıldı. Ve İtalya, Lombardiya bölgesini karantinaya almakta çok geç kaldı. Yaşanan sonuç bugün ortada… Zaman lehimize işlemiyor. İtalya için Lombardiya neyse, Türkiye için de İstanbul odur. Bu durumda, en azından İstanbul’da, sokağa çıkmayı engellemek için, neden bekleniyor? Milletimize “sen evde otur, iyi olmaya bak, aşın, işin, maaşın benim devletin garantisi altında” dememenin bahanesi ne olabilir Sayın Erdoğan? Herkes sizin gibi kendini saraylarda, köşklerde koruma altına alamıyor, saraydakiler her dört günde bir kendilerine test yaptırırken, saray beslemeleri test kitleriyle sosyal medyada şov yaparken, sağlık çalışanlarımız, milletimiz test yaptırmak için kit bekliyor. Bir kez daha, “yanılmışım Allah ve milletim beni affetsin” dememeniz için bu uyarıları yapıyoruz.

KARANTİNAYA ALIP BORÇ YAZIYORLAR

Bakınız, Denizli’de Çal ilçesinin Denizler Mahallesi’nde karantina başlatılmış. Burada vatandaşlarımızın ihtiyaçları karşılanıp, sonra ödenmek üzere deftere yazılıyormuş. Kimin defterine? Bakkalın defterine. Oysa Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 83. maddesine göre karantinaya alınan kişilerin ve ailelerinin giderleri, devlet tarafından karşılanmalıdır. Yasa “giderini karşılayın” diyor karantinaya alınanların, siz bakkalın borç defterine giderleri yazdırıyorsunuz.

PARÇA PARÇA TEDBİRİN MALİYETİ FAZLA

Hızlı ve kararlı hareket ederek, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretimini sürdürürken, evde tut yaklaşımının milletimize ekonomik maliyetinin, parça parça tedbir alarak salgının yayılma riskini artırmaktan daha düşük olduğunu ve bunun artık tüm dünya tarafından kabul edilmeye başlandığını bir kez daha hatırlatalım.  

TEDBİRLER YARIM YAMALAK

Ama iktidar bu salgında, çalışma çağındaki nüfusu iş başında tutmakta kararlı görünüyor. Bunu çok doğru bulmasak da, bu çerçevede tedbirlerin düşünülmeden ve yarım yamalak alındığını da biz görüyoruz. İktidar önce 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirdi. Ardından da 15-19 yaş arasında 1 milyon 385 bin gencin çalıştığını fark ediverdi. İçişleri Bakanlığı alelacele çıkardığı bir genelgeyle, kamu kurumlarında veya özel sektörde sigortalı çalışan 18-20 yaş arası gençlerin sokağa çıkmasına izin verdi. Ancak bu yaş aralığındaki gençlerimizin sadece 470 bini sigortalı olarak çalışıyor. 915 bin gencimiz ise kayıt dışı çalışıyor.

KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI

Şimdi sokağa çıkması yasaklanan ancak sigortası olmadan çalışan gençler ne olacak? Onların evine kim ekmek götürecek? 470 bin sigortalı gence, “sağlığını düşünme, çalış” diyeceksiniz, ailelerinin iaşe ve ibatesini karşılamaktan kurtulacaksınız. Sigortası olmadan çalışan 915 bin genci ne yapacaksınız? Tam bir “kırk katır mı, kırk satır mı” siyaseti…

DİĞER DEVLETLER VATANDAŞINA PARA VERİYOR, BİZ PEŞİN FATURA KESİYORUZ

Salgınla mücadele amacıyla, sosyal mesafeyi artırmak için, pek çok işletmeyi kapattınız. Kahvehanelerden, berberine, düğün salonundan, tiyatrosuna 144 bin 690 işletme kapılarına sizin çıkarttığınız talimatnameler çerçevesinde kilit vurdu. Berberlerde, kuaförlerde ve güzellik salonlarında çalışan 540 bin yurttaşımız şimdi evinde oturuyor. AVM’lerde çalışan 523 bin çalışan faturalarını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyor. Kahvehanelerde çalışan 259 bin çalışan günlük yevmiyesini kaybetmiş durumda. Okul ve yurt kantinlerinde 150 bin civarındaki emekçi işinden olmuş durumda. Sayıları 1 milyon civarında olan gündelikçi ev kadınları artık evlerine ekmek götüremiyorlar. Bu insanlar bugünlerde ne yiyip, ne içecek? Bu insanlara kim sahip çıkacak? Belçikalıların devleti ne yapmış? Diğer desteklerin yanı sıra kapanan berber ve kuaförlere ayda 2 bin Avro, kapısını kapatan diğer işletmelere 4 bin Avro nakit destek vermiş. Şili hükümeti kayıt dışı çalışan, yani hiçbir sosyal güvencesi olmayan 2 milyon işçisine nakit desteği vermeye başlamış. İrlanda kendi adına çalışan ve işini kaybeden küçük esnafa, haftada 203 Avro ödemeye başlamış. İngiltere evde oturan çalışanlarının maaşının yüzde 80’ini ödüyor. ABD’de devlet, ihtiyaç sahibi yurttaşlarına 1.200 dolara kadar nakit desteği veriyor. Fransa Cumhurbaşkanı “hiçbir Fransız’ın işsiz kalmayacağını” garanti ediyor. Kanada Başbakanı yurttaşlarına “siz parayı düşünmeyin, sağlığınızı düşünün, para işini biz çözeceğiz, biz bunun için varız” diyor. Dünyanın en fakir ülkelerinden Kongo bile yurttaşlarının iki aylık elektrik faturasını ve su faturasını devlet olarak ödeme kararını alıyor. Bizde ise elektrik ve doğalgaz faturaları evlere gönderilmeye devam ediyor. Hem de peşin peşin hesaplanarak.

IBAN MODELİYLE ÇIĞIR AÇTI

Bir de evlere gönderilen IBAN numarası var. Bu pandemi sürecinde milletine IBAN numarası gönderip bağış isteyen bir başka Cumhurbaşkanı var mı? Hiç sanmıyorum. Saray vatandaşını borçlandırıyor, “Gidin bankalardan şuraya kadar geliriniz varsa şöyle faizle bununla borç alın. Sonra o parayı da alın bana bağış yapın” diyor. Bu yepyeni bir model. Yeni IBAN modeliyle ekonomi literatüründeki yerini saray gerçekten sağlamlaştırıyor.

NEREDE BU PARALAR

Oysa son 17 yılda hiçbir cumhuriyet iktidarına nasip olmayan kaynakları kullandı bu iktidar. Önceki hükümetler, 79 yılda, vergi olarak, özelleştirme geliri olarak, iç borç, dış borç toplam 713 milyar dolar kaynak kullanmış. Bunlarsa son 17 yılda 2 trilyon 346 milyar dolar yani kendilerinden önceki dönemdeki hükümetlerin tamamının kullandığının 3,5 katı kadar parayı kullanmışlar, toplamışlar. Şimdi soruyorum, nereye gitti bu paralar? Görülen o ki bu kadar paraya rağmen bütçeyi tam takır etmişler. Vatandaşın fitresine, zekatına bağışına muhtaç olmuşlar. Ne olacak peki bunlar toplanınca? Önce yandaş müteahhitlerin garantileri ödenecek... Artanlar da önceki yardım kampanyalarında olduğu gibi “inekler içecek, dağa kaçacak.” Vatandaşa da yine nereye gitti bu bizim paralar diye sormak düşecek.

BELEDİYELERİMİZ SOSYAL DEVLETİN GEREĞİNİ YAPIYOR

Allah’tan belediyelerimiz var. Genel Başkanımızın talimatlarıyla belediyelerimiz hiçbir çocuğumuz yatağa aç girmesin diye canla başla çalışıyorlar. Yurttaşlarımızın hayatını kolaylaştıran pek çok icraata imza atıyorlar. Aslında sosyal devlet olmanın gereği bu.

Belediyelerimiz;

- 280 bin 83 aileye bugüne kadar ayni yardımda bulundular.

- 98 bin 588 aileye toplam 30 milyon 408 bin 741 TL nakdi yardım yaptılar.

- 231 bin 102 ailenin sularını borçlu olmalarına rağmen kesmediler.

- 108 bin 895 ailenin de kesilen suyunu yeniden bağladılar.

- Belediyelerimize ait 12 bin 766 iş yerinde kiracı olan esnaflarımızın kiralarını ertelediler.

- 55 bin 964 aileye evde bakım hizmeti verdiler. Yaş almış ve bakıma muhtaç yurttaşlarımıza destek oldular.

- Dezenfeksiyon işlemi, temizlik malzemesi temini, ulaşım ve gıda yardımı, bir yerden bir yere nakil gibi farklı alanlardaki 491 bin 440 talebin 377 bin 801’ini karşıladılar.

- 2 bin 687 sağlık çalışanına konaklama imkânı sağladılar.

BELEDİYELERİMİZ ÜCRETSİZ MASKE DAĞITINCA MAHCUP OLDULAR

Yine, devlet tarafından zorunlu hale getirilmesinin ardından, yurttaşlarımıza da ücretsiz maske dağıtımına başladılar. İktidar maskeyi zorunlu kıldı. Ama aynı açıklamada maskeleri nasıl satacaklarını da açıkladılar. Sonra da bizim belediyelerimizin ücretsiz maske dağıtmasının verdiği mahcubiyetle olsa gerek, bu kararlarından geri adım atmak zorunda kaldılar. Her yurttaşımıza haftada beş maske ücretsiz olarak dağıtılacakmış. Aslında baktığımız zaman tüm kararları böyle yarım yamalak alıyorlar. Arkasından da düzeltmeye uğraşıyorlar. Neden? Çünkü tek adam rejimi devlette liyakati bitirdi.

UMARIZ KOLONYANIN BAŞINA DA BİR KAZA GELMEZ

Bugün bilgiye, bilime ve uzmanlığa olan ihtiyacımızı çok açık bir şekilde görüyoruz. Sağlıkta, eğitimde, hatta güvenlikte eleman açığının ağır sonuçlarının farkına varmaya başladık. Devlette kaybolan liyakatin maliyetini görüyoruz. Tarımda, ilaçta, aşıda, sağlık araç ve gereçlerinde kendine yeterli olmanın önemini şimdi anlamaya başladık. Bu arada 65 yaş üzerindeki vatandaşlarımız, Erdoğan’ın söz verdiği kolonya ve maskeleri hala bekliyorlar. Ama anlaşılan dün alınan kararla 65 yaş üstüne artık maske dağıtılmayacak. Umarız kolonyanın da başına bir kaza gelmez. Devletin, “sağlığını düşünme, sokağa çık, çalış” dediği vatandaşlarımız, kendi vergileriyle alınan bu maskeleri, iktidardan mutlaka talep etmelidirler.

GEÇMİŞTEKİ ORTAKLARI İÇİN KALDIRDIKLARI YASAKLAR

Biz, söylüyoruz “iyilikte yarış olsun” diyoruz. Ama iktidar belediyelerimizin çalışmalarına taş koymak için elinden geleni ardına koymuyor. AK Parti’nin siyasi çizgisindeyken 25 yıl boyunca bağış toplayan belediyelerin, yönetim bize geçtikten sonra, bağış toplamalarına yasak getiriliyor. Hem de kanunsuz bir şekilde. Oysa aynı belediyeler AK Parti’de iken, Gazze için, Suriyeliler için pek çok bağış kampanyası düzenlendi. Geçmişte, “yağan yağmurlarda beraberce ıslandıkları” koalisyon ortakları, rahat bağış toplasın da paralel devlet kursun diye kaldırdıkları yasakları, bugün devletin meşru organı olan belediyeleri engellemek için, hem de yasaları çiğneyerek, yeniden getirmeye kalkıyorlar.

DEVLET İÇİNDE DEVLET DİYEREK NİFAK SOKUYORLAR

Vatandaşın belediyelere yaptığı bağışın yerinde kullanılıp kullanılmadığını Sayıştay zaten denetleyecek. Yani iddia edildiği gibi “devlet içinde devlet olma” durumu söz konusu bile değil. Devlet içinde devlet oluyor diyenler, devletin içine bilsinler ki nifak sokuyorlar. Belediyelerimizin bağış kampanyalarının Erdoğan tarafından neden yasaklandığını milletimiz çok iyi biliyor. Erdoğan 31 Mart ve 23 Haziran seçim sonuçlarını halen hazmedemedi. Her fırsatta mızıkçılık yapmaya devam ediyor.

PARTİ ROZETİ BAYRAĞIN ÖNÜNE GEÇİYOR

Bu kriz şunu açıkça gösterdi ki, Türkiye’nin milli birlik ve dayanışmayı sağlayacak makamlara, mekanizmalara acil ihtiyacı var. Bu çerçevede tüm Türkiye’yi kucaklayan bir cumhurbaşkanlığı makamının eksikliği, bugün her zamankinden daha çok hissediliyor. Olağanüstü bir küresel salgın varken dahi, partili Cumhurbaşkanlığı sistemi, tüm milleti kucaklayamıyor. Böylesine olağanüstü bir zamanda bile parti rozeti, ülkemizin ay yıldızlı bayrağının önüne geçebiliyor. Ama ne yapılarsa yapılsın, belediyelerimiz ellerindeki tüm imkânlarla, vatandaşlarımızın yanında olmaya bundan sonrada devam edecekler.

DOĞRU TEŞHİS OLMADAN DOĞRU TEDAVİ OLMAZ

Teşhis doğru konmadan, tedavi mümkün değil. Şimdiden bu yılın ilk 6 ayı ekonomide kaybedildi. Ne olursa olsun yılın ikinci yarısında da tablo çok parlak değil. Küresel salgına bağlı olarak dış talep bir müddet daha zayıf seyredecek; ihracat ve turizm gelirlerimiz düşecektir. Salgından önce 8 milyon civarında işsizimiz vardı. İşsizlik daha da artacaktır. Buna paralel olarak düşen satın alma gücü nedeniyle, iç talep de çok hızlı toparlanamayacaktır. Ekonomik kayıpların büyüklüğünün ne olacağını ise bugün işgücümüzü ve şirketlerimizi ayakta tutacak tedbirlerin alınıp alınmadığı belirleyecektir. Yine bu dönemde gıda güvenliği konusunda gerekli tedbirlerin alınmaması halinde, ilerleyen süreçte ülkenin bir de yoklukla imtihanı söz konusu olacaktır. Muhtemel bir gıda krizini aşabilmek için tarım ürünlerinin ekim ve dikim dönemini kaçırmadan gerekli hazırlıkların yapılması hızla gerekiyor. Çiftçimizin ve tarım işçilerinin, sağlıkları tehlikeye girmeden tarlaya ulaşabilmeleri mutlaka şart.

ÇİFTÇİYLE ALAY ETMEYİ BIRAKIN

Erdoğan “çiftçilere 2020 tarım desteklerinin yarısını şimdiye kadar ödedik” dedi. Çiftçiye ödenen paralar 2019’dan hatta 2018’den arta kalan devletin çiftçiye olan borçları. Daha henüz yeni desteklerin kararnamesi bile çıkmadı. Kim kimi kandırıyor. Erdoğan mı milleti kandırıyor, yoksa Tarım Bakanı mı Erdoğan’ı kandırıyor? Erdoğan’ı uyarıyoruz: Çiftçiyle alay etmeyi bırakın. Tarlasına ve toprağına küsmüş çiftçimizi yeniden toprakla barıştırın. Tarımda derhal üretim planlamasına geçerek yeniden kendi kendimize yeter hale gelmemizi sağlayın. Ülkemizin gıda güvenliğini teminat altına alın.

BİRBİRİYLE ÇELİŞMEZ, BİRBİRİNİ TAMAMLAR

Salgınla mücadele etmek ile ekonomimizi savunmak birbirleriyle çelişen hedefler değildir. Tersine bunlar birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Vatandaşı sağlığı için evde tutma maliyetini düşürecek önlemlerle işi ve iş yerlerini koruyacak akıllıca tasarlanmış tedbirler iç içe geçmektedir.

BÜTÇEDE MANEVRA ALANI KALMADI

Salgının etkilerini bertaraf etmek için diğer ülkeler kesenin ağızını açmıştır. ABD’nin milli geliri 22 trilyon dolar civarında. Son açıkladıkları yardım paketi bunun yüzde 10’u kadar. Avrupa bunun çok daha fazlasına ulaşan paketleri açıkladı. Resmi tahminlere göre Türkiye’nin milli geliri 2020’de 5 trilyon TL olacak. Hadi Avrupa’daki paketleri bıraktık. Sadece ABD’nin yaptığı gibi milli gelirimizin yüzde 10’u kadar bir paket açabilseydik bu 500 milyar TL ederdi. Oysa, iktidar derde deva olmayacak pek çok tedbir açıkladı. Açıkladığı tedbirlerin üzerine de adı var, kendi yok bir 100 milyar TL yazdı. Bu yapılan işin ciddiyetinin hala farkında olmadıklarını gösteriyor. İktidarın bütçede manevra alanı bırakmadığını artık sağır sultan bile biliyor.

LÜZUMSUZ HARCAMALARI KESMEK GEREK

Dolayısıyla hem salgınla hem de salgının ekonomi üzerindeki olumsuz etkileriyle mücadelenin finansmanı meselesi, önemli bir soru olarak karşımızda duruyor. Harcamalar arasında bir öncelik sıralaması yapıp lüzumsuz harcamaları kesmek son derece önemli. Biz bu konuda pek çok öneride bulunduk. Milletin geçmediği köprü ve yol, yatmadığı hastane için, uçmadığı havaalanı için kamu özel işbirliği müteahhitlerine hazineden vermiş olduğunuz garantilerin ödemesini bir yıl erteleyin dedik. Sarayın sadece maaşlarını bağışlamak yetmez sarayın örtülü ödeneğini de bu yıl yurttaşlarımızın, krizden olumsuz etkilenen yurttaşlarımıza yardım etmek amacıyla bu kesime aktarın dedik. Katar Emiri’nin hediye ettiği uçan saraydan başlayarak sarayın emrindeki uçaklar satın asgariye indirin. Bu zor günlerde itibardan biraz tasarruf edin dedik. Kanal İstanbul için ayrılan 75 milyar lirayı, maskeli müteahhitler için değil, fakir fukara, garip, gureba için kullanın dedik. Son olarak da New York’a gökdelen dikilmek için Türken Vakfı’na gönderilen 50 milyon dolardan fazla bağış başta olmak üzere, vakıfların, gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışına gönderdikleri paraları derhal yurda getirin dedik.

PARA BASMAK GEREKECEK, TEDBİR ALINMALI

Ancak, olağanüstü günlerin gerektirdiği olağanüstü harcamaları finanse etmek için ne bu kesintiler, ne de milletten toplanan bağışlar yetmez. Son derece daralmış olan mali alanı genişletmemiz lazım. Bunun içinde para basmak gerekecek. Ancak basılan paranın dövize kaçmasını engelleyecek, Türk Lirasının değerini koruyacak tedbirleri de bunun yanında mutlaka almak gerekir. Döviz rezervlerimizin durumu malum. Yine Erdoğan ABD Merkez Bankası’nın döviz swap mekanizmasından yararlanmak niyetini G-20 toplantısı sırasında beyan etmişti. Ama diğer pek çok ekonomiye bu imkân tanınırken, Türkiye bu imkândan yararlandırılmadı. Diğer taraftan ABD Merkez Bankası bizim gibi ekonomilere, Amerikan tahvili karşılığında, dolar likiditesi sağlamayı, dolar vermeyi kabul etti. Ancak Merkez Bankası, Halk Bank davası nedeniyle, elindeki Amerikan tahvillerini altına çevirdiği için bizim bu imkândan da faydalanmamız mümkün olmuyor.

YENİ BİR ORTA VADELİ PROGRAM GEREKİYOR

Biz buna benzer bir krizi 1999 depremi sırasında yaşadık. Hem arz ülkemizde hem de talep durdu. Çünkü deprem ülkenin üretim merkezini vurmuştu. Ayrıca, o kadar büyük bir depremdeki bunun kamu maliyesi üzerinde de çok ciddi yüklerinin ortaya çıkacağı ayan beyan ortadaydı. Bizim o dönemdeki tecrübelerimiz, böyle bir durumdan çıkabilmek için hem içeriye hem dışarıya derli toplu bir hikayeyi anlatmanın çok önemli olduğunu gösterdi. Para basılırsa, mutlaka salgınla ilgili tedbirler için harcanmalı. Bunun enflasyon üzerinde kalıcı bir etki yaratmaması için de parasal genişlemeden çıkış stratejisinin mutlaka ortaya konması gerekiyor. Bu ne demek? Tüm bunlar, dört başı mamur orta vadeli yeni bir programla ancak yapılabilir. Tekrarlıyorum, Türkiye’nin teknik olarak güçlü, dört başı mamur bir ekonomik programa acilen ihtiyacı var. Bunun hızla hazırlanması gerekiyor.

EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY TOPLANMALI

Tabi bu programın başarılı olabilmesi içinde olmazsa olmaz bu program üzerinde toplumun tüm kesimlerinin geniş mutabakatının sağlanması şart. Bu nedenle Ekonomik ve Sosyal Konsey’in de derhal toplanması gerekiyor. Yine tecrübelerimiz, orta vadeli programların başarıya ulaşması için programların adil, saydam ve güvenilir olmasının ve tekrar söylüyorum hiç kimsenin, hiçbir kesimin adalet duygusunun rencide olmamasının, kimsenin dışlanmışlık haletiruhiyesi içine girmemesinin gerektiğini gördük.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi bazı arkadaşlarımız uzaktan soru sordular, bazı arkadaşlarımızda burada. Önce buradaki arkadaşlarımızdan başlayalım sonra diğer arkadaşlarımızın sorularını da Necati Bey bize söylesin.

Soru- Efendim aslında sizde bahsettiniz CHP’li Büyükşehir Belediyelerinin yardım kampanyalarına bir bloke kondu. Süreçle ilgili hukuki süreçte başlatıldı aslında ama bir gelişme var mı?

Faik ÖZTRAK- Bununla ilgili yargıya başvurduk. Ama kimse endişe etmesin belediyelerimiz vatandaşlarımıza yardım yapmak isteyen yurttaşlarımızın yardımlarının ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaştırılması için şu an da dahil ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Soru- Efendim basın mensupları tarafından bize iletilen soruları şimdi size aktarıyorum. Bir soru şöyle, komisyonda bugün kabul edilen infaz düzenlemesiyle ilgili görüşünüz nedir? CHP olarak Genel Kurul’da oyunuzun rengi ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Komisyonda infaz yasasıyla ilgili olarak düzenleme bir af yasası haline geldi. Bununla ilgili olarak hiçbir önerimiz dikkate alınmadı. Dolayısıyla bu yasayı desteklememizi bizim için zor hale getirmek için ellerinden geleni iktidar kanadı yaptı. Bu arada şunu da söylemek istiyorum. Sayın Erdoğan’da bu yasa hakkında bugüne kadar hiçbir şey söylemedi. Merak ediyoruz, 2018’in 5 Eylül’ünde söylediği “benim bir ilkem var ilkem de şudur, devlete karşı işlenen suçlarda devlet affedici olabilir ama kişilere karşı işlenen suçlarda devletin af yetkisi yoktur” görüşünü mü muhafaza ediyor? Arkadaşlar, öyle bir yasa geliyor ki adalet denen şey içinde yok. Bakın çok küçük bir örnek vereyim, rüşvet alan 6 yıl ceza yiyor getirilen bu düzenlemeyle, hemen hapisten çıkıyor. Rüşveti yazan gazeteci o da 6 yıl hapis yiyor ama o 3 yıl, 6 ay yatmak zorunda. Adalet bunun neresinde? Bunun gibi birçok örnek var.

Soru- Efendim bir başka soru, Cengiz Holding salgın nedeniyle açılan bağış kampanyasına 34 milyon TL bağış yaptıklarını açıkladı. Bu konudaki görüş ve değerlendirmeleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Daha öncede söylemiştik, özellikle Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülen bağış kampanyalarına yapılan bağışların tamamının vergiden indirilmesi söz konusu. Dolayısıyla kurum ve kişilerin yaptıkları bağışların tamamını vergi matrahından indirme imkanları var. Bu bağışların gerçek bağış sayılabilmesi için bu bağışların vergi matrahından düşülmesinden bu kişilerin vazgeçmesi lazım. Kaldı ki, bu kişilerin geçmişte bu vergi aflarından yararlandıkları miktarları dikkate aldığımızda 34 milyon liranın gerçekten, hele hele vergi matrahından düşülecek 34 milyon liranın, bahsi dahi olmayacağını açık seçik görebiliriz.

 

Soru- Polislere zorunlu bağış yaptırıldığı iddiası üzerine İçişleri Bakanı bir açıklamada bulundu. Açıklama şöyle, “İllerin hatta bölümlerinde kendi aralarında yaptığı şeyler. Devletin yasal bir kampanyası var ve teşkilat içinde bu şekilde destekte bulunmak isteyen arkadaşlar olabilir ben buna karışmam. Ancak hiçbir poliste bunu imzalamak zorunda değil.” Bu konudaki değerlendirme ve görüşleriniz nelerdir?

Faik ÖZTRAK- Genelge yayınlamışsınız polis teşkilatına, ondan sonra da diyorsunuz ki, hiçbir polis bunu imzalamak zorunda değil. Arkadaşlar, hiç kimse kusura bakmasın bunlar FETÖ taktikleri. Onlarda himmeti zorla toplarlardı şimdi öyle görüyoruz ki bağışlar da zorla toplanmaya başladı. Hangi polis bunu imzalamayacak? Evet, imzalayan polise hiçbir şey olmayacak ama imzalamayan polisin başına çok işler gelecek. Bu açıkçası mobbingdir.

Soru- Maskeler için iktidar önce satacağız dendi sonra haftada 5 adet dağıtacaklarını açıkladılar. Haftada 5 adet maske yeterli mi? Sizin bu konuyla ilgili görüşünüz nedir?

Faik ÖZTRAK- Maskeleri kime dağıtıyorsunuz? Sen sağlığını düşünme sokağa çık dediklerinize dağıtıyorsunuz. Bu maskeler bir defalık kullanımı olan maskeler. Bari hiç olmazsa sağlığını düşünme sokağa çık dediklerinizin sağlığını düşünün de istedikleri kadar maskeye ulaşma imkanını verin. Biraz önce konuşmamda da söyledim eğer bizim belediyelerimiz bedava maske dağıtmaya başlamasalardı iktidarın niyeti bu maskeleri vatandaşa satmaktı.

Soru- Sağlık çalışanlarının şehit sayılması tartışılıyor. Parti olarak kanun teklifiniz vardı zamanında. Sağlık Bakanı da tavrını açıkladı. Bu çerçevede iktidara yeni bir çağrınız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Biz gerçekten bu salgında fedakarca hizmet veren sağlık çalışanlarımıza her türlü desteğin verilmesinden yanayız. Bu çerçevede çok ciddi bir salgınla karşı karşıyayız ve bu salgında en fazla risk altında olan kesim de sağlık çalışanlarımız, bunu da görmeye başladık. Dolayısıyla biz sağlık çalışanlarımıza bu virüsle mücadele sırasında yaşamlarını yitirmeleri halinde şehit statüsü verilmesine sıcak bakarız.

 

 

Haber Kaynak : HABER MERKEZİ