YAZARLAR

  • BIST 100

    1.198%-1,09
  • DOLAR

    7,9484% 1,74
  • EURO

    9,4016% 1,48
  • GRAM ALTIN

    486,22% 0,57
  • Ç. ALTIN

    802,263% 0,57
  • Perşembe 30 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cumartesi 33 ° / 18 ° Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

Kılıçdaroğlu'ndan 97. Yıl konuşması (VİDEOLU HABER)

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Bugün bizim mutlu günümüz. 97 yıl önce resmen kurulan Cumhuriyet Halk Partisi yaşamını sürdürüyor. Güçlenerek yaşamını sürdürüyor, örnek olarak yaşamını sürdürüyor"dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "97. Kuruluş Yıl Dönümü" programı kapsamında, genel merkezde düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:

"Bugün bizim mutlu günümüz. 97 yıl önce resmen kurulan Cumhuriyet Halk Partisi yaşamını sürdürüyor. Güçlenerek yaşamını sürdürüyor, örnek olarak yaşamını sürdürüyor. Sadece Türkiye’de değil Avrupa’nın da en güçlü sosyal demokrat partisi olarak görevini sürdürüyor. 
Bugün saygıdeğer vatandaşlarımla oturup bir sohbet etmek istiyorum. Bu basın toplantısı ya da bu konuşma diğer konuşmalardan çok farklı olacak. Resmi törenlerde devlet erkanıyla beraber Anıtkabir’e gideriz, protokolde bana da ayrılan bir yer var; bazen sağ tarafta, bazen sol tarafta. Orada saygı duruşunda bulunduğumuz zaman Ankara Kalesindeki bayrağı görürüm, dalgalanan bayrağı ve o bayrak, o kale her saygı duruşunda bana Ankara’nın ve cumhuriyetin tarihini hatırlatır. Bu cumhuriyetin nasıl kurulduğunu, Meclis-i Mebusan’ın nasıl basıldığını, oradaki bazı milletvekillerinin hangi yollarla hangi şekilde Ankara’ya geldiklerini, Mustafa Kemal’in Ankara’da nasıl çalıştığını, yoksulluğun diz boyu olduğunu, okuma yazma bilen kişilerin arandığını ve doğru dürüst bulunamadığını hatırlarım o saygı duruşunda bulunurken. Ve biz gerçekten de çocuklarımıza bunları anlatıyor muyuz? Hangi koşullarda bu ülkenin inşa edildiğini acaba biliyor muyuz?
Ankara Başkent ilan edildikten sonra büyükelçilikler gelir, yabancı misyon gelir. Çoğu aslında gelmek istemez İstanbul’da kalmak ister. Ankara’ya gelenler alışveriş edecekleri dükkan bulamazlar. Ve belki de yurttaşlarımızın yüzde 90’ının bilmediği bir başka gerçek var. Mustafa Kemal ve arkadaşları bir kooperatif kurarlar, bir tüketim kooperatifi, 21 Nisan 1925’te. Çünkü yabancı misyonun alışveriş yapacağı bir yer lazım, bir dükkan lazım, ürün lazım, buralarda bunların olması lazım. Bu kooperatifin kurucuları; Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Abdülhalik Renda. Bu kooperatif hala yaşamını sürdürüyor, kaçımız farkındayız? Unutturulmak isteniyor, tarihimiz bize unutturulmak isteniyor. Bu kooperatifle ilgili dokümanlar geldiğinde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş Beye gönderdim, "Bizim tarihe karşı bir sorumluluğumuz var, başkaları bu sorumluluğu hissetmemiş olabilirler, bizim böyle bir sorumluluğumuz yok veya var diyebilirler ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sorumluluğu omuzlarımızda hep hissetmek zorundayız. Ve bu kooperatifi yeniden bir şekliyle hayata geçirin" dedim. 
Saygıdeğer vatandaşlarım, siyasette elbette ki siyasi partiler eleştirilir. Bugün eleştirilir, dün eleştirilir, her eleştiriye siyaset arenasında görev alan her arkadaşın dikkatle bakması lazım, dikkatle dinlemesi lazım. Her eleştiri saygın bir eleştiri olabilir. Eksikliklerimizi, hatalarımızı, yanlışlarımızı bize söyleyebilir veya gösterebilir ve biz bunlardan ders çıkarmak zorundayız. Ama bir başka tarihi gerçek var. Cumhuriyet Halk Partisi o kadar acımasız eleştirilmiştir ki, tarihten soyutlanarak, tarih unutturularak o kadar sert eleştirilmiştir ki, emin olun anlamakta bazen zorluk çekiyorum. Örneğin, efendim CHP’nin bu ülkede tek dikili ağacı yok demişlerdir. Örneğin, İsmet Paşa asker kaçağı demişlerdir. Hem Paşa diyorlar, hem asker kaçağı diyorlar. Ve binlerce kişi buna inanmıştır. Bütün ömrü savaş meydanlarında geçen, rütbe alan, komutanlık yapan bir kişi nasıl asker kaçağı olabilir? Sorgulamamıştır bile geniş kitleler siyasetin etkisi altında. Dolayısıyla bu toplantıyı biraz sohbet toplantısı düşüncesiyle yapmak istedim. 
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi kurulurken, daha doğrusu kuruluş öncesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk 6 Aralık 1922’de kabul ettiği bir grup gazeteciye şu açıklamayı yapar. "Mütevazi bir millet bireyi sıfatıyla, mütevazi yani sıradan bir millet bireyi sıfatıyla hayatımı sonuna kadar vatanın hayrına vakfeylemek amacıyla, hayatımı sonuna kadar bu vatanın hayrına vakfeylemek amacıyla barıştan sonra halkçılık esası üzerine dayanan ve Halk Fırkası adıyla siyasi bir fırka kurmak niyetimdeyim" diyor 1922’de. Ki, daha önce Sivas Kongresinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri birleşerek yapılan o toplantı Cumhuriyet Halk Partisinin aslında omurgasının oluşturulduğu toplantıdır. Resmen kurulması 9 Eylül 1923’tür. Dolayısıyla biz 97. yılımızı kutluyoruz.
Sevgili vatandaşlarım, peki kuruldu da ne oldu? Bağımsızlığı elde ettik sonra ne oldu? Düşmanı denize döktük sonra ne oldu? Cumhuriyeti kuranların yani CHP kadrolarının ilk söyledikleri sözlerden birisi şu, kurdukları cümlelerden birisi şu: "Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir." Bu sözün bugün için belki de çok büyük bir anlamı olmayabilir ama o yıllarda, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda on binlerce kimsesiz vardı. 1921 yılında değerli arkadaşlarım, 30 Haziran'da Çocuk Esirgeme Kurumu kurulur. Çünkü yüzlerce çocuğun belki binlerce çocuğun babası cephelerde şehit düşmüştür. Cumhuriyet bunlara sahip çıkmıştır. O dönemin hükümeti sahip çıkmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi sahip çıkmıştır bunlara. 
Başka bir şey daha; 10 Eylül 1921, daha cumhuriyet kurulmadan önce Zonguldak’ta işçiler çalışmaktadır. Ama çok zor koşullarda çalışmaktadırlar. Hiçbir hakları yoktur o işçilerin ama 10 Eylül 1921’de Amele Birliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığının kurulması sağlanır. Cumhuriyet kurulmadan bir toplumsal barışı, bir toplumsal huzuru sağlamak istemiştir Cumhuriyet Halk Partisinin kadroları. O kadrolara saygı duyacak mıyız? Saygı duyacağız. Yanlışları mı var bunları yaptıkları için? Hayır yanlışları yok. Ülkeye mi sahip çıkıyorlar? Evet. Kendi insanına mı sahip çıkıyor? Evet. Onları padişahın kulu, kölesi olarak değil genç Türkiye Cumhuriyeti devletinin özgür vatandaşları olarak konumlandırıyorlar. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi avukat bürolarında hazırlanan bir dilekçe kurulan bir parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi dünyanın en eski ve en köklü ve bütün mazlum milletlerin örnek aldığı bir partidir. Bir demokrasi partisidir, bir insan hakları partisidir, bir sosyal devlet partisidir. Bağımsızlığı ilke edinen bir partidir. Milli Kurtuluşçu zihniyete sahip olan bir partidir. Kökleri Kuvayı Milliye’de, kökleri insanda, kökleri hakkı, hukuku ve adaleti savunmakta olan bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisine böyle bakmak lazım. 
Değerli arkadaşlarım, devleti kurdular doğru, meclisi açtılar o da doğru. Ama o yıllarda Cumhuriyet Halk Partisinin kadrolarında yer alan herkes savaş meydanlarından gelmiştir. Enflasyon nedir, dolar kuru nedir, döviz nedir, buna benzer bugün kullandığımız belki yüzlerce sözcükden hiçbirisini doğru dürüst bilmiyorlardı. Ama ülke perişandı ve ülkenin kalkınması gerekiyordu. Neler yapılması gerekiyor, nasıl çalışılması gerekiyor? 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresini topladılar. Olur ya iktisatçıları bir çağıralım biz bu ülkeyi nasıl kalkındırırız, ele güne nasıl muhtaç etmeyiz diye oturup çalıştılar. 
Değerli arkadaşlarım, Gölcük’te tersane kurdular. 1924’te İş Bankasını kurdular. İlk Milli Anadolu Sigortayı kurdular. Bursa’da Karacabey’de, Urfa Ceylanpınar’da, Muğla Dalaman’da, Hatay’da, Muş’ta devlet üretme çiftlikleri kurdular. Tarım toplumuyduk sanayi toplumu değil ama çiftçi doğru dürüst neyi ekeceğini bilmiyor, eğitimli değildi çiftçi. Devlet buraları kurarak çiftçiye örnek kuruluşlar gösterdi, bunlar yapılabilir dendi. Bugün bu çiftliklerin bir kısmı hala çalışıyor, bir kısmını da özelleştirdiler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ilk kez madeni para basıldı ve üzerinde Türkiye Cumhuriyeti yazdı. Tarih 1924’tür. Köylü evet tarımla geçiniyor, piyasa ekonomisi dediğimiz bir ekonomi söz konusu değil. Ürettiğini ya satar, ya satamaz alıcı bulup bulamamakta son derece sıkıntılı. Aşar vergisinden Osmanlı’nın en büyük vergisidir aşar vergisinden şikayetçidir. O fakir cumhuriyet, o yoksul cumhuriyetin yaptığı ilk iş köylünün üzerinden Aşar Vergisini kaldırmak olmuştur. 
Sadece bu kadar mı? Değil arkadaşlar. Ulaşım sorunlu. Diyorlar ya, dikili ağacı yok CHP’nin. Ulaşım bir sorundu. Polatlı’dan Ankara’ya gelmek bir günü alıyordu. Şimdi 10 dakikada gidiyorsunuz. Bir metre milli demiryolumuz yoktu. Var olanları da yabancılar çalıştırıyordu. Bu genç cumhuriyet ne yaptı topladığı vergilerle, birikimlerle? Malatya’ya demiryolunu götürdü, Sivas’a demiryolunu götürdü, Niğde’ye demiryolunu götürdü. Adana’ya, Kayseri’ye, Diyarbakır’a, Afyon’a, Zonguldak’a, Erzincan’a, Erzurum’a, Batman’a, Kahramanmaraş’a demiryollarını götürdü. Dikili ağacı yok diyorlar. İnsanda biraz vicdan olur, insanda biraz ahlak olur, insanda en azından toplu iğne ucu kadar bir vicdan kırıntısı olur. Bunlar neyle yapıldı? Gidip birilerine mi yalvarıldı aman bize para getirin diye mi? Hayır. El aleme el avuç mu açıldı? Hayır. Her kuruşun hakkı yerinde verildi ve bunları yaptılar değerli arkadaşlarım.
Sadece bunları mı yaptılar? Hayır. Kayseri’de uçak fabrikasının temelini attılar. O yeni kurulan 1923’te kurdular cumhuriyeti, 1923’te iki yıl sonra Kayseri’de uçak fabrikasının temelini attılar. Fabrika 1926’da motor bölümünün açılmasıyla güçlendirildi. 1950’li yıllara kadar fabrika kapanıncaya kadar bu fabrikada 112 savaş uçağı üretildi. 
Değerli arkadaşlarım, bütün denizyolları yabancıların egemenliğindeydi. Bir yasa çıkararak -Kabotaj Kanunu- yabancıların elinden bütün bu haklar devralındı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunları kullanmaya başladı.
Tarım Satış Kooperatifleri, bugün hala var, Satış Kooperatifleri ve Birlikleri. Kim kurdu? Cumhuriyet Halk Partisi kurdu. Çimento fabrikaları, şeker fabrikaları, mensucat fabrikaları. İstanbul’da, Ankara’da, Sivas’ta, Kırklareli’nde, Uşak’ta, Eskişehir’de, Turhal’da, Kayseri’de, Bursa’da, Nazilli’de, Gaziantep’te, Malatya’da, Konya Ereğli’de bütün bunların tamamı yapıldı. Bunların bir kısmı şu anda yok. Yok ettiler, sattılar, bir kısmı hala faaliyetini sürdürüyor. Sadece demiryolunu yapmadılar. Yabancıların elindeki demiryollarını da devletleştirdiler. Anadolu Demiryolu şirketi, Haydarpaşa, Eskişehir, Konya, Mersin, Adana, Anadolu Bağdat, Mersin Tarsus, Bursa Mudanya, Edirne Sirkeci Şark demiryolları bütün bunların tamamını da ayrıca devletleştirdiler. Bize ait olan demiryolları, yeniden yapılanlar artı yabancılardan alınanlar. Hani "Anadolu’yu demir ağlarla ördük" gerçek anlamda bir söylemdir. Anadolu demir ağlarla örüldü.
Millileştirme sadece demiryollarında mı yapıldı? Hayır. Haydarpaşa Limanı'nı yabancılar çalıştırıyordu. İstanbul Rıhtım Şirketi, İzmir Havagazı Şirketi, İzmir Telefon Şirketi, İstanbul Telefon Şirketi, İstanbul’daki Tramvay, İstanbul’daki Elektrik Şirketi, Adana Elektrik Şirketi, Ankara Havagazı bunların tamamı yabancıların elindeydi. Bunlar da devletleştirildi, parası verildi ve devletleştirildi.
Modern hastaneler yapıldı. Adına Numune Hastanesi dendi. Bugünkü dilimizle örnek hastane Ankara’da, İstanbul’da örnek hastaneler yapıldı vatandaşlar daha sağlıklı bir zeminde gidip tedavi olsunlar diye. 
Okuma yazma oranı, bu hep tartışılır ama ben tartışılmayan bir rakamı vereyim size. 1927 yılında resmi bir sayım yapılır. Bu sayıma göre nüfusun yüzde 8’i okuma yazma biliyor. Yani vatandaşlarımız şöyle düşünsünler, cumhuriyet kurulmuş, Osmanlı’dan bir miras devralınmış, nüfusun yüzde 92’si okuma yazma bilmiyor. Bazıları söylerler ya efendim niye demokrasiye hemen geçmedik, çok partili rejime neden hemen geçmedik? Ama onlar şunu düşünemiyorlar, Hakkari’de seçim olsa o seçim sandığının başına okuma yazma bilen birisini bulacak mıydık? Birisi tutanak tutabilecek miydi? Hadi bulduk bunu, o sandık Ankara’ya, sonuçlar Ankara’ya nasıl gelecekti? Altyapısı olmayan, okuma yazma oranı yüzde 92 negatif olan bir ülkeden söz ediyoruz. Bütün bunların hepsi bir şekliyle aşıldı. Nasıl? Millet Mekteplerini kurdular. Rakam vereyim, 1928-29’da, 1934-35 bu iki arada 2 milyon 376 bin 845 kişi Millet Mekteplerinde okuma yazma öğrenmiştir. Kız öğrencilerin sayısı fazladır, başlangıçta 62 bin olan kız öğrenci sayısı 37 – 38 öğrenim yılında 256 bin 61’e çıkmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi bunları yapmıştır. Kötü mü yapmıştır, yanlış mı yapmıştır?
Hıfzıssıhha Enstitüsünü kurmuştur, Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü. Yanlış mı yapmıştır? Malatya, Trabzon’a elektrik santrali götürmüştür 1928 yılında. İstanbul’daki Galata köprüsünden ücret alınırdı, 1930 yılında Galata köprüsünün ücretsiz olmasını sağlamıştır Cumhuriyet Halk Partisinin kadroları.
1930 önemli bir yıl. Şunu bütün vatandaşlarım düşünsünler, Osmanlı’nın kaymesini kim basardı, Osmanlı’nın parasını kim basardı? Osmanlı’nın milli bankası mı basardı? Yoktu böyle bir banka. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kağıt parasını basan banka 1930’da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu. Eğer bir devlet kendi parasını basamıyorsa ona zaten devlet diyemezsiniz. Egemenlik hakkıdır kendi paranızı basmanız. 1930 yılında.
Bunların dışında 1932 – 37 arası savaştan çıkmış bir devlet var. Yeni bir savaşa hazır bir dünya var, İkinci Dünya Savaşı. Onun kokuları geliyor, Türkiye hazırlanmak zorunda. 1932 – 37 arasında Kırıkkale’de Entegre Silah Sanayi kurulur. Oyumuzun en düşük olduğu illerden birisidir Kırıkkale. Kırıkkalelilere seslenmek isterim, o entegre silah sanayini Cumhuriyet Halk Partisi kurdu, sizin dedeleriniz, çocuklarınız o fabrikalarda çalıştı, oralardan emekli oldular. Şimdi o fabrikaların durumu nedir? Diyorlar ya bir çivi bile çakmamış Cumhuriyet Halk Partisi. İnsanda biraz vicdan olur! 
Ispartalılar, Isparta’nın gülü meşhurdur. Aslında sadece Türkiye’de değil bütün dünyada. Gülyağı fabrikası kuruldu, Ispartalı kardeşlerim de unutmasınlar o fabrikayı kuran da Cumhuriyet Halk Partisidir.
Şişecam fabrikaları, Ankara’da Çubuk barajı... Su sorunu var, Çubuk barajı kuruldu. Yozgat’ta termoelektrik santrali hizmete girdi 1937 yılında ve Karadeniz’de Fiskobirlik kuruldu fındık üreticisinin hakkını savunmak için, ona hakkı olan parayı vermek için, fındık üreticisine destek olmak için. Her Giresunlu bilsin ki diktiği ağaçtan, elde ettiği fındıktan CHP’nin hakkı ve hukuku vardır. Cumhuriyet Halk Partisinin hakkı ve hukuku vardır. Onun dedelerinin haklarını ve hukuklarını korumak, onun dedelerinin elde ettiği fındığın bedelini ona ödemek için Fiskobirliği kuran Cumhuriyet Halk Partisidir.
Karabük Demir-Çelik Fabrikaları, küçük bir köydü, demir-çelik fabrikası kuruyorsunuz 1939 yılında. Sivas’ta demiryolu makinalarını üretecek olan fabrikayı inşa ediyorsunuz. Aydın’da toprak reformunu hayata geçiriyorsunuz, 4 bin köylüye toprak dağıtıyorsunuz. Biliyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisindeki parçalanma toprak reformu nedeniyle olmuştur. Karabük demir-çelikte boru fabrikası ayrıca denize girdi ve 1939 yılında o genç, o pırıl pırıl insanlar, o hakkı, hukuku koruyan insanlar kendi denizaltılarını yaptılar. 1939’da Taşkızak tersanesinde Atılay Denizaltısı hizmete girdi. Unkapanı Köprüsü açıldı. Ben doğrusunu isterseniz o Unkapanı Köprüsünden çok geçerdim ama onun genç cumhuriyetin ürünü olduğunu pek bilmezdim. Bunu da yaptığım çalışmalarda öğrendim.
Kozabirlik, Ereğli Kömür İşletmeleri ve 1940’da Köy Enstitülerinin kurulması. Eğer bugün bize güçlü bir kültür mirası bırakıldıysa bunun arkasında köy enstitüleri vardır, enstitülerde yetişen insanlara borçluyuz, bunun da hakkını teslim edelim.
Haliç’te ikinci Türk denizaltısı 1940 yılında donanmaya katıldı. Türk Hava Kurumu Ankara’da bir uçak fabrikası kurdu Kayseri dışında Ankara’da. Ayrıca bir de uçak fabrikası Eskişehir’de kuruldu. Mersin’de liman, Gaziantep’te havaalanı, İskenderun’da liman oluşturuldu.
Fabrika kurmak ne anlama geliyor? Malatya’da fabrika kurdunuz, mensucat fabrikası veya Kayseri’de kurdunuz veya Yozgat’ta kurdunuz ne anlama geliyor? Sadece fabrika mı? Hayır. Fabrika kurulduktan sonra o 1920’li, 30’lu yıllarda bir sefer mühendisler o ile geliyor, mühendisler geliyor, ustalar geliyor oraya. O fabrikanın yanında okullar açılıyor, işçilerin çocukları okula gidiyor, onlar yetişiyorlar tekrar fabrikalarda babalarından sonra kendileri çalışmaya başlıyorlar ve ilk kez Malatya’da düzenli aylık alan bir sınıf oluşuyor. Her ay belli kurallara tabi çalışıyor, akşam evine huzur içinde dönüyor, aybaşında aylığını alıyor. Fabrikanın sineması var, fabrikanın çok güzel bir parkı var, bahçesi var, fabrikanın havuzu var. Bakıyor ki, bütün düğünler orada yapılıyor. O zaman kentin havası, kentin kültürü değişiyor, daha modern bir hava, daha modern bir atmosfer çıkıyor ortaya. Fabrika demek sadece fabrika değil, fabrika aynı zamanda bir kenti değiştiren, kenti dönüştüren önemli bir unsur.
Tabi işçiler çıkınca ortaya pek çok yerde fabrika ve işçiler, 1945 yılında İşçi Sigortaları Kurumu kuruluyor. Adı sonra Sosyal Sigortalar bugünkü adıyla Sosyal Güvenlik Kurumu, onu kuran da Cumhuriyet Halk Partisinin kadroları. 
Şimdi bütün işçilere, bütün sendikacılara sormak isterim. Siz eğer bugün sendika hakkına sahipseniz, eğer bugün siz sosyal güvenlik hakkına sahipseniz bunun arkasında Cumhuriyet Halk Partili kadroların yattığını bilmek zorundasınız. Sizlerden hak almak isteyenler oldu ama o hakların alınmasına her ortamda biz karşı çıktık. Çünkü biz insandan yana bir politika üretiyoruz, sosyal devletten yana bir politika üretiyoruz. Çünkü biz sosyal demokratız, insani değerlerimiz güçlüdür. Dolayısıyla İşçi Sigortaları Genel Müdürlüğüyle birlikte sosyal devlet açısından önemli bir adım atılmış oluyor.
Ve Türkiye’de ilk kez 1945 yılında yerli ampulü de imal etmiş oluyoruz. Rize çay fabrikası; Rizelilere de seslenmek isterim, çayı çay yapan, çay fabrikası kuran Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarıdır. Etimesgut’ta da uçak motor fabrikası kuruldu. Bütün bunlar yapıldı.
Merkez Bankasının 22 Eylül 1947 tarihli bir açıklaması var. Açıklamada şöyle der, "Merkez Bankasının bünyesinde 176 ton altın var." Osmanlı’nın borcunu ödüyorsunuz, el aleme avuç açmadan dünya kadar fabrika kuruyorsunuz, demiryolları, okullar, hastaneler, limanlar her şeyi yapıyorsun, o fakir cumhuriyet yapıyor. Bir taraftan borç ödüyor, Osmanlı’nın borcunu, bir taraftan Anadolu’nun her tarafına dengeli devlet üretme çiftliklerinden fabrikalara kadar çimento fabrikaları, şeker fabrikalarına kadar kuruyor. Bütün bunları yapıyor ve 176 ton altını var Merkez Bankasının. Ama 1950’lerin sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti Amerika’dan yardım almak zorunda kalır çünkü Merkez Bankasında hiçbir şey kalmamıştır.
O kadrolar yolsuzluklarla da mücadele etmişlerdir. Bizim yolsuzluklar konusundaki hassasiyetimiz bugün için değil köklerimizden geliyor. Onlar da mücadele ettiler, her kuruşun hakkını savundular, her kuruşun hakkını sordular. 4 örnek olay göstermek isterim. 18 Aralık 1927, eski Bahriye Bakanı yani Denizcilik Bakanı, Yavuz Zırhlısının onarımında yolsuzluk yaptı diye bizzat İnönü tarafından Yüce Divan’a verilmiş ve kendisi mahkum edilmiştir. 14 Nisan 1928’de yine eski Ticaret Bakanı yolsuzluk dolayasıyla Yüce Divan’a gönderilmiş yargılanmış ve mahkum edilmiştir. TBMM’nin veznesindeki yolsuzluk dolayısıyla da açılan bir dava var yolsuzluğu yapan 2,5 yıl hapse mahkum edilmiştir. 16 Şubat 1929’da yine eski Bahriye Nazırlarından ve Maliye Nazırı Yüce Divan’a sevk ediliyor, Yüce Divan’da yargılanan kişi 3 Kasım 1929’da 22 bin altını yüzde 5 iskontoyla geri ödemeye mahkum ediliyor. Borç ödeyeceksiniz, her tarafa fabrika yapacaksınız, okullar yapacaksınız, demiryolları yapacaksınız, karayolları yapacaksınız, hastaneler yapacaksınız, bütün bunlar olurken 176 ton altınınız olacak ve İkinci Dünya Savaşına Türkiye’yi zorla sokmak isteyenlere karşı İkinci Dünya Savaşına girmeyeceksiniz kendi çocuklarınızı, evlatlarınızı İkinci Dünya Savaşının dışında tutacaksınız.
Bütün bunlar yapılırken demokrasi hiçbir zaman unutulmadı. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidar olur, İsmet İnönü Çankaya’dan yürüyerek evine gider. Gazeteciler sorarlar, "Paşam yenildiniz..." "Bu yenilgi benim en büyük zaferimdir" der. Çünkü artık ülkeye demokrasi gelmiştir. Yenilgiyi demokrasi olarak görmek için milli kurtuluşçu olmak gerekiyor. Milli kurtuluşçu değilseniz, ülkenin bekasını düşünmüyorsanız zaten bu lafı edemezsiniz. Bu lafı etmek sıradan bir söz değildir. Devletin kuruluşundaki en önemli ikinci aktör seçimde yeniliyor ama bu yenilgiyi ülkeye demokrasi geldi diye zafer olarak görüyor. Profesör Kemal Karpat Türk Demokrasi Tarihi kitabında şöyle yazar, “Cumhuriyet Halk Partisinin bir muhalefet kurulmasına müsaade etmesi, hatta bu muhalefeti ilk sıralarda desteklemesi dünya tarihinde görülmemiş bir olaydır” der. Evet, milli kurtuluşçular demokrasi konusunda da dünya tarihinde görülmemiş olayların altına imza atmışlardır. Ben bunları niye anlatıyorum? Gerçekleri bilelim diye anlatıyorum, tarihi bilelim diye anlatıyorum. İnönü, 15 Haziran 1962’de Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında şöyle konuşur, demokrasiyle ilgili vurgulamayı şöyle yapar, "Demokratik rejimin gayet basit bir tılsımı vardır, iktidarı bırakabilmek. İktidarda bulunanlar bunu yapabildikleri takdirde rejim yaşar ve soysuzlaşmaz." Ama iktidara geldim, iktidardan gitmemek için her türlü dümeni döndürüyorsanız nasıl seçim kanununda değişiklik yaparım da ben iktidarımı sürdürürüm derseniz demokrasiye en büyük darbeyi vuruyorsunuz. Gelmesini bilmek gibi gitmesini de bilmek gerekiyor. Demokrasi budur. 
Ve Cumhuriyet Halk Partililer asla egemen güçlere boyun eğmediler, asla. Genç kuşaklar bilmez, bir dönem ABD Başkanı Johnson’ın İnönü’ye yazdığı meşhur bir mektup vardır Kıbrıs dolayısıyla. Oradaki soydaşlarımız katledilir, İnönü müdahale eder, katliamın durdurulmasını ister, Johnson İnönü’ye bir mektup yazar 5 Haziran 1964’te, meşhur mektup. Buna karşılık 13 Haziran’da, 5 Haziran’da mektubu alır 13 Haziran’da İnönü buna cevap verir. “Türkiye bir gün Kıbrıs’a askeri müdahale ızdırabında bırakılırsa bu tamamiyle milletlerarası anlaşmaların hükümlerine ve gayelerine uygun olarak yapılacaktır” der. Uluslararası anlaşmalara aykırı davranırsa ben müdahale ederim diyor Johnson’a. Daha sonra, 1,5 ay sonra Time Dergisine verdiği bir demeçte, "Müttefikler tutumlarını değiştirmezlerse batı ittifakı yıkılabilir. Yeni şartlarda yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini alır" diyor. Yeni dünya düzeni kurulursa bizde o yeni dünya düzeni içinde yerimizi alırız diyor. Bu ne demektir? Egemen güçlere biz kimsenin önünde boyun eğmeyiz demektir. 
Benzer bir olay Cumhuriyet Halk Partisi - Milli Selamet Partisi koalisyonunda, Ecevit – Erbakan koalisyonunda da yaşandı. Kıbrıs çıkarmasına engel olmak istediler ama çıkıldı. Öyle biz geliyoruz, yarın sabah oradayız falan yok öyle. Karar alındı, "Ayşe tatile çıktı" ve Kıbrıs’a müdahale edildi. Adı Kıbrıs Barış Harekatıydı evet ve Kıbrıs bugün bir Barış Adası olarak yerinde duruyor. Cumhuriyet Halk Partili kadrolar, hem yurt içinde, hem yurt dışında ülkenin çıkarları söz konusuysa gerisi teferruattır diyen kadrolardır. Kıbrıs’a da böyle bakmak gerekiyor. Johnson’ın mektubuna verilen cevaba da böyle bakmak gerekiyor. Ama bugün egemen güçlerin liderleri mektup yazdığı zaman mektubu ıkına sıkına eline alıp, efendim ben mektubu gittim Trump’a takdim ettim. Ne demek takdim ettim? Takdim etmek bir üst makama olur. Sen kendini eşit olarak bile görmüyorsun. Yani devlet olarak eşit değiliz biz diyorsun. Sen benim üstümdesin diyorsun ve bunu medyanın önünde itiraf ediyorsun. Hangi koşullarda Türkiye’nin yönetildiğini vatandaşlarımın bilmesini isterim. Kıbrıs’a müdahale edildi; bizim uçaklarımızı kullanamazsınız dediler, çıkarma gemilerimizi kullanamazsınız dediler. Libya destek verdi, Kaddafi, ona da Allah’tan rahmet dileyelim, sonra Kaddafi linç edildiğinde bugünkü kadro Kaddafi’nin linç edilmesini alkışladı. Ama ben, ama bu kardeşiniz Avrupa’da Kaddafi’ye yapılanı onların huzurunda onları eleştirerek dile getirdim. Bir ülkenin devlet başkanı böyle linç edilemez dedim, haksızlık yapıyorsunuz dedim. Neden? Çünkü ben Cumhuriyet Halk Partiliyim. Ben bu ülkenin çıkarlarını savunuyorum. Ben bu ülkeye tarihinde katkı yapmış, uçağını göndermiş, bizim yanımızda durmuş kimseye sırtımı dönmem. Biz sırtımızı dönmeyiz onları kucaklarız, varsa sorunları çözmeye de talip oluruz. Devleti yönetmek farklı bir şeydir değerli arkadaşlarım. Devlet bir aile şirketi gibi yönetilmez. Bunun üzerine Amerika; Afyon, Burdur, Denizli, Isparta, Kütahya, Uşak ve Konya’da afyon ekimini yasaklayacaksınız dedi. Bakın bu illerde bizim oyumuz çok düşük. Bir daha sayıyım, Afyon, Burdur, Denizli, Isparta, Kütahya, Uşak, Konya. Burdur ve Denizli’yi çıkarırsak oylarımız çok düşük. Ama o dönemin koalisyon hükümeti, Ecevit ve Erbakan hayır kardeşim ne dersen de biz buralarda afyonu ektireceğiz dediler. Benim ülkemde neyin ekileceğine sen değil ben karar veririm dediler. Kim bunu söyleyebilir? Milliyetçiler söyleyebilir, ülkesini sevenler söyleyebilir. Cumhuriyet Halk Partililer söyleyebilir. Yine Kıbrıs Harekatı sonrası silah ambargosu uygulandı Türkiye’ye. Şimdi korkuyorlar ya ambargo, aman ne olur mahvoluruz diye. Silah ambargosu uygulandı. Ecevit BBC’ye şu açıklamayı yapar, Amerikan ambargosu kalkmadığı sürece ABD üslerinin kapalı ve askıda kalacağını söyler. Devlet budur işte. 
Değerli arkadaşlarım, 97 yıl önce Sivas’ta temelleri atılan, daha sonra 9 Eylül 1923’te resmen kuruluşu gerçekleşen Cumhuriyet Halk Partisi budur. Ülkesine hizmet etmeyi temel ilke edinmiştir. Her kuruşun hesabını da millete vermeyi temel ilke edinmiştir. Elbette ki, Cumhuriyet Halk Partisinin de eleştirilecek yönleri vardır. Biz sakın tümüyle eleştiriden mağdayız demiyoruz yani bizi kimse eleştiremez demiyoruz. Her haklı eleştiriye saygı duyarız. Yanlışımız olmuş mudur? Elbette olabilir. Hatamız olmuş mudur? Elbette olabilir. Ama ana eksenimiz hiç değişmemiştir. Bu ana ekseni ileriye doğru uzatıyoruz. Gelecek yüzyıla doğru uzatıyoruz. Bunun için İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesini hazırladık. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İkinci Yüzyıla hazırlık yapması gerektiğini söyledik. Devleti yönetenler önümüzdeki yüzyılı düşünüyorlar mı? Düşünemezler. Düşünme becerileri de yok. Öyle bir kapasiteleri de yok. Ama iyi ki bu ülkede Cumhuriyet Halk Partisi var. Toplumu geleceğe hazırlayan, ilkeleri olan, ilkeleri gösteren, dünya nereye gidiyor, biz nereye gitmeliyiz diyen bir Cumhuriyet Halk Partisi var.
Uzun süre Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olmadı doğrudur. Ama bunun kabahati söyleyeyim vatandaşta değil kabahati bizde. Bakın rahat söylüyorum kabahati bizde, Cumhuriyet Halk Partililerde. Köy köy gezmezseniz, vatandaşın sofrasına oturmazsanız, Ankara’da konuşup da vatandaş bana oy verir derseniz bu iş olmaz. Gezeceksiniz, vatandaşın sofrasına oturacaksınız, derdini dinleyeceksiniz, sizi en sert şekilde eleştirse bile eleştiriyi büyük bir sabırla ve hoşgörüyle dinleyeceksiniz. Bir vatandaşın sizi eleştirmesi aslında çok değerlidir neden? Bunu söyleyeyim de bari, bu eleştirileri yapıyım da bari hiç değilse benim sorunumu çözer o anlama gelir eleştiri. 
Dolayısıyla, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizle ikinci yüzyıla hazırlanırken hepimize görevler düşüyor. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesinin özünde yatan şudur: Güçlü bir Türkiye, kalkınmış bir Türkiye. Egemen güçlere el avuç açan bir Türkiye değil onurlu bir Türkiye. İçerde ve dışarıda barışı sağlayan bir Türkiye. Her evde, her ailede, sokakta, caddede, kahvede her yerde huzurun olmasını isteyen bir Türkiye. Alın terinin ne kadar değerli olduğunu bilen bir Türkiye. Yolsuzluk yapanların toplumdan dışlandığı bir Türkiye. Yolsuzluk yapanların büyükelçi olarak atanmadığı, rüşvet yiyenlerin büyükelçi olarak atanmadığı bir Türkiye. "Oğlum paraları sıfırladın mı" söyleminin olmadığı bir Türkiye.
Biz bunları istiyoruz. Dolayısıyla biz her halükarda bu güzel ülkenin önümüzdeki süreçte büyük başarılara imza atacağını düşünüyoruz. Biz kararlıyız, bu ülkeye huzuru getirmeye kararlıyız, bu ülkeyi büyütmeye kararlıyız, bu ülkede hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi yeniden inşa etmeye kararlıyız. Bunu yapacağız. Gün gün bütün Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri takip ediyoruz, gün gün. Her bir belediye başkanımız kendi alanında olağanüstü çalışmalar yapıyor. Günün 24 saati, evet 24 saati çalışacağız. Hepimiz çalışacağız, kararlılıkla çalışacağız.
Yeni bir süreç başladı Türkiye’de, yeni bir süreç. Dün yaptığım basın toplantısında rakamları kamuoyuyla paylaştım. Bir ekonomik buhranın içindeyiz. Erdoğan’a bir çağrı yaptım yine çağrıyı yeniliyorum. Türkiye’yi bu buhrandan nasıl kurtaracağını çık madde madde millete anlat. Şunu yapacağım, şunu yapacağım, şunu yapacağım bu buhrandan bu milleti çıkaracağım, kurtaracağım... Bunu bekliyorum. Ha derse ki, ya Kılıçdaroğlu amma da zor soru sordun kardeşim, bunu ne bileyim ben, bir toplanalım hep beraber buna bir yol yöntem bulmaya çalışalım. O zaman bunu yapamıyorsan bana söyleyeceksin, ben yapamadım sen açıkla, ben açıklayacağım o zaman. Erdoğan bunu yapabilir mi? Yapamaz. Bilgisi yok, birikimi yok, kapasitesi yok. Bir ülke bir ailenin çiftliği gibi kullanılamaz. Cumhuriyet tarihinde böyle bir örnek yoktur. Şimdi o örneğin içindeyiz. Bir ailenin çiftliği gibi kullanılıyor. Kayınpeder, damat istediklerini yapıyorlar. Tarihi anlattım size, tarihi süreci anlattım size, hangi koşullardan buraya geldiğimizi anlattım sizlere. Pırıl pırıl gençlerimiz var. Umutsuzlukla besliyoruz bu çocuklarımızı. Bu çocukların zihnine umutsuzluğu ekmeye kimin ne hakkı var? 
Dolayısıyla bize düşen büyük görevler var. Her eleştiri başımızın üstüne, her haklı eleştiri başımızın üstüne ama yapacağımız çok iş var. Bunu milletimizin desteğiyle yapacağız. İlk seçimlerde dostlarımızla birlikte iktidar olacağız ve Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu bunalımdan çekip çıkaracağız. Söz veriyorum en geç 5 yıl içinde Türkiye bölgesinde kavganın olmadığı, bölgesinde huzurun olduğu, bölgesinde işbirliğinin olduğu, üretimin pik noktasına ulaştığı, işsizliğin büyük ölçüde önlendiği ve herkesin Türkiye Cumhuriyeti Devletine saygı duyduğu bir Türkiye’yi inşa edeceğiz, bunun sözünü veriyorum. 
97. yılımız hayırlı olsun."

(VŞ)