YAZARLAR

  • BIST 100

    109.537%0,39
  • DOLAR

    6,7553% 0,04
  • EURO

    7,6374% -0,27
  • GRAM ALTIN

    372,64% 1,27
  • ÇEYREK ALTIN

    614,856% 1,27

Adana

05.06.2020

  • İMSAK 03:29
  • GÜNEŞ 05:12
  • ÖĞLE 12:42
  • İKİNDİ 16:33
  • AKŞAM 20:02
  • YATSI 21:38
  • Cuma 32 ° / 15 ° Güneşli
  • Cumartesi 36 ° / 16 ° Güneşli
  • Pazar 37 ° / 17 ° Parçalı bulutlu

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

İYİ PARTİ: “KORONA GÜNLERİNDE GÖRDÜK Kİ İLAÇ VE SAĞLIK PİYASANIN TEKELİNE VE İNSAFINA BIRAKILAMAZ”

İYİ Parti’nin “İlaç sanayisinde yaşanan sorunların tespit edilerek katma değeri yüksek ilaç üretiminin sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi" amacıyla istediği Meclis Araştırma Önergesi reddedildi

 Önergenin gerekçesini açıklamak üzere söz alan  İYİ PARTİ Grubu adına  Arslan Kabukçuoğlu şunları söyledi:

“Dünya genelinde yaşam süresinin artması, kaliteli yaşamın artması, kişi başına düşen gelirin artması, ilaç sanayisini dinamik bir yapıya kavuşturmuştur. Savaş, epidemik hastalıklar ve muhtemel ambargolar nedeniyle ilaç sektörü stratejik bir sektördür. Dünya ilaç pazar büyüklüğü 1,35 trilyon dolardır. Türkiye'nin ise 8 milyar dolar kadar bir payı vardır ve dünya sıralamasında 17'inci sıraya gelmektedir. Ülkemiz 656 milyar dolarlık ihracat pazarından aldığı 1 milyar dolarlık payla ne yazık ki 30'uncu sırada yer almaktadır. Bununla birlikte ithalatımız 2019 yılının verileri itibarıyla 5 milyar doların üzerindedir. Yani, yurt dışına sattığımız ilaç tutarının 5 katından daha fazlasını ithalata ödemekteyiz.

İlaç sektöründe AR-GE giderleri, net satışların yüzde 14,4'ünü oluşturmaktadır. Dünyada bu sektör kadar AR-GE'ye ihtiyaç duyan ve AR-GE'ye yatırım gerektiren başka bir sektör yoktur. Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca'nın da ilgili demeçlerinde tescil ettiği gibi Türkiye'nin ilaçta yüzde 54, aşıda yüzde 100 dışarıya bağımlılığı vardır. AK PARTİ iktidara geldiği günden bugüne, sözünü ettiği millî ve yerli ilaç politikalarıyla dışa bağımlılığımız konusunda ne yazık ki kayda değer bir ilerleme kaydedememiştir.

2002 yılında ilaç ithalatımız 1.5 milyar dolar iken aradan geçen 18 yılda yaklaşık dört katı kadar artmıştır. Ülkemizin 31 milyar dolarlık dış ticaret açığının, 5 milyar dolarını ithal ilaçlar oluşturmaktadır. Hükûmet yüksek katma değeri olan ilaç üretimi için bazı adımlar atmıştır. Örneğin 2008 yılında 1 olan AR-GE merkezimiz 2019 yılında 29'a yükselmiştir. Maalesef bu ilaç da dışa bağımlılığımızı azaltmaya, pazardaki payımızı artırmaya yetmemektedir.

2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı'nda, yurt içi ilaç ihtiyacının değer olarak yüzde 60'ının yerli üretimle karşılanması hedeflendiği hâlde buna ulaşamadık. Gereken AR-GE için eczacımız ve hekimimiz mevcuttur, entelektüel sermayemiz mevcuttur. Ne yazık ki bunların önemli bir kısmını beyin göçüyle birlikte kaybetmekteyiz. Finansal destek için, savunma sanayisinde olduğu gibi, devletin ilaç sanayisinde de AR-GE yatırımlarına öncelik tanıması ve buna destek olması, öncelik vermesi gerekmektedir. Arkadaşlar, ilaç üretiminin büyük ve önemli bir dalı biyoteknolojik yöntemlerdir. Biyoteknoloji yalnız ilaçla ilgili değildir, bunun kaydığı ve ilerlediği başka alanlar da vardır. Biyoteknolojik ürünleri geliştirmek ve bunları piyasaya sunmak, atom bombası yapmaktan daha önemlidir. Biyoteknolojik çalışmalar, tohum ıslahı, kültür ıslahı gibi hayallerimizle sınırları çizilen geniş bir spektruma sahiptir. Amaç, bir organizmayı değiştirmek, yeni bir organizma oluşturmak ya da ihtiyacımız olan ilaç ya da başka maddeleri biyolojik yöntemlerle elde etmektir. Bu alanda yer alan makine mühendisi, elektrik mühendisi, kimyager, eczacı, hekim, genetik mühendisi, ilgili meslek dallarından bazılarıdır. Biyoteknolojide her zaman talep vardır, her şey arza bağlıdır. Siz ne yaparsanız yapın, müşterisi vardır, satılması mümkündür. Böylesine istikbal vadeden ve bakir bir alandır. Tüm bu veriler göstermektedir ki ülkemiz, ilaç üretimi için acilen yapılması gerekenleri belirleyip daha fazla zaman kaybetmeden hareket geçmelidir. Dünyanın ve Avrupa'nın gerisinde kalan klinik araştırmalarımızı yeterli düzeye taşımamız gerekmektedir. Yüksek katma değerli ilaç üretimi için, 2019 yılında, Güney Kore'de 10.200, Brezilya'da 7.100, Polonya ve Tayvan'da 6.200 klinik araştırma yapılmışken ülkemizde sadece 3.900 klinik araştırma yapılmıştır. Katma değeri yüksek olan ilaç sanayisinin eksikliklerini ve yaşadığı problemleri aşması için yapılması gerekenleri belirleyip entelektüel sermayeyi esas alan bu sektörde yer almak, ülkemiz ve insanlık için son derece elzemdir. Yüce Meclisin bu konuda oluşturacağı araştırma komisyonu önemli bir eksikliği tamamlayacaktır.

Önerge hakkında HDP Grubu adına söz alan  Gülüstan Kılıç Koçyiğit şöyle konuştu:

“Şimdi, tabii, eczacılıkla ilgili ve ilaçla ilgili konuşurken tarihin ilk eczacılarını, kadın şifacıları anmadan geçemeyeceğim. İnsanlık tarihinde ilk ilacı yapanlar, bitkileri toplayıp onları hastaların derdine derman olması için insanlığın hizmetine sunanlar kadınlardı ama ne yazık ki bu kadınlar Orta Çağ'da "cadı" diye katledildiler ve yaşamlarına son verildi.

Şimdi, bugüne baktığımızda, tabii, ilk çağlarda insanlar ilaçları sorunlarını, hastalıklarını yok etmek üzerine kullanıyorlardı. Ama bugün baktığımızda ilaç sektörü, gerçekten kapitalizmin çarkları içerisinde gün geçtikçe büyüyen, gün geçtikçe hacmi artan bir sektör durumunda. Bugün ilaç sektörünün temel motivasyonu aslında insanlığın yararı değil, bugünkü ilaç sektörünün temel motivasyonu kâr amaçlıdır ve bu amaç da her gün daha fazla kârdır ve daha fazla kâr için de piyasaya yeni ilaçlar sürülmek durumundadır.

Şimdi, ilaç satışlarını tedavi alanlarına göre değerlendirdiğimizde ilk sırayı onkolojinin aldığını görüyoruz, 2'nci sırada diyabet var, 3'üncü sırada romotizmal hastalıklar ve bunlar bu şekilde artıp devam ediyor. Peki, "Bugün niçin bu kadar çok ilaç kullanılıyor, niçin bu kadar çok ilaç tüketiliyor?" sorusuna sorduğumuzda, aslında kapitalizmin insanlığın sağlığını bozan bir sistem olduğunu, her gün hastalık ürettiğini ve hastalıktan sonra da hastalığın üzerinden de bir ilaçla beraber kârını artırdığını görüyoruz.

Bugün ülkemizdeki durum ne? Ülkemizdeki durum da aynısı değerli arkadaşlar. AKP'nin 2003 yılında başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Programı'yla beraber koruyucu sağlık hizmetleri ikinci plana itildi ve tedavi edici hizmetler, sağlık hizmetlerinin ana omurgası olarak da yerleştirildi. Bugün bunun sonucu nedir? Bugün bunun sonucu sosyalist olan Küba'daki bebek ölüm hızının ülkemizin çok çok altında olmasıdır. Tabii, Küba'daki bebek ölüm hızı sadece ülkemizin oranlarının altında değil, dünyadaki gelişmiş 10 kapitalist ülkenin de neredeyse aynısı durumunda. Küba'da nedir bebek ölüm hızı? 2017 yılında binde 4 değerli arkadaşlar. Peki, Türkiye'deki bebek ölüm hızı ne? Onu söyleyelim; 2017 yılında 9,4; 2018 yılındaysa bu oran 9,3. Yani Türkiye sosyalist Küba'nın çok çok üzerinde bebek ölüm hızına sahip. Neden? Çünkü koruyucu sağlık hizmetleri öncelenmiyor, insanların hastalanmamasına dönük bir politika üretilemiyor. Bugün, ülkemizdeki beslenme koşulları, ülkemizdeki barınma koşulları, kişi başına millî gelirin kendisi bugün ülkemizdeki insanların sağlığını korumak için yeterli değil arkadaşlar.

Bunun dışında, bugün, corona günlerinde şunu bir kez daha görmüş olduk: İlaç ciddi bir sorundur, çok önemlidir, sağlık çok önemlidir ve bu, piyasanın tekeline bırakılamaz, piyasanın insafına bırakılamaz. Bugün, gerçek anlamda bütün ülkenin kendi kendisine yetecek bir ilaç kapasitesini geliştirmesi gerekir. Bu, toplumcu bir anlayışla olabilir, halkçı bir anlayışla olabilir. Bunu piyasanın insafına bırakırsanız, onlar hastalığın pik yapmasını beklerler ve en fazla kârlı olduğu alanda da ilaç üretip o ilacı da piyasaya sürerler, bunu söylememiz gerekiyor. Onun için, bugün AKP iktidarının sağlığa yaklaşımı da, ilaca yaklaşımı da, insana yaklaşımı da kâr amaçlıdır, tüketim amaçlıdır ve sağlığı kâr edeceği bir alan olarak gördüğü için ilaca da aynı şekilde yaklaşmaktadır. Bunun doğru olmadığını, halk sağlığını tehlikeye attığını ifade etmemiz gerekiyor.”

CHP Grubu adına söz  alan Burhanettin Bulut  şunları söyledi:

“ Türkiye'de, özellikle corona pandemisinin üzerine sağlık, ilaç daha çok tartışılır hâle geldi. O yüzden zaten "İlaç stratejik bir üründür." diye söylüyoruz ve sıkça konuşulan, özellikle Hükûmetin -defaatle- başka alanlarda da olmak üzere yerli ve millî tartışmalarının içerisinde de ilaç var. Ancak maalesef, aynı yerli otomotivde olduğu gibi ilacı da sadece söylemle, siyasetin algı yönetimine ilişkin bir tanımın içerisine almış durumdalar. Nedeni de şu: İlacın Türkiye'de üretimine baktığınızda, 83 tane yerde ilaç üretiliyor yani Türkiye'de ilaç üretiminde herhangi bir sıkıntı yok. Nerede sorun var? Özellikle, katma değeri yüksek ilaçlarda, yeni ürünlerde sıkıntı var. Çünkü Türkiye'de ithal ilaç oranına baktığınızda, TL bazında yüzde 48 tutmasına rağmen, yaklaşık 20 milyar TL tutmasına rağmen kutu bazında yüzde 12'yi geçmemekte. Peki, o zaman, madem öyle, yerli ilaca destek vermek için ne yapmak lazım? Birincisi, araştırma geliştirmelere destek vermek lazım. Bakıyorsunuz Türkiye'ye, binde 1 durumunda. Ancak özellikle, etken madde aldığımız Hindistan'da yüzde 11'lerde, Çin'de yüzde 14'lerde ilaçtaki AR-GE payı.

Peki, yerli ilaç sanayimiz bu konuda ne düşünüyor? Onlara dokunduğumuzda müthiş sıkıntıdalar, özellikle ruhsatlandırma açısından önemli sıkıntıları ifade ediyorlar. Örneğin, 100 milyonluk bir yatırımla biyoeşdeğeri yüksek biyoilaçlar ürettiklerinde ruhsat almada sıkıntılar yaşadıkları için bu ürünü piyasaya süremediklerini ifade ediyorlar. Peki, biz, madem öyle, yerli ilaç üreteceksek bunu kiminle yapacağız? İşte bu, 83 tane, üretim yapan firmalarla. Kimler bunlar? Örneğin, Abdi İbrahim, yüz yıllık tarihi var; örneğin, Nobel ilaç; örneğin, Eczacıbaşı, Deva; bunların hepsinin geçmişi en az elli yıllık. Tabii, bir ürünün yeniden üretilebilmesi ve piyasaya sürülmesi için, bir ekonomik getiri elde edilebilmesi için o yatırımda bir de deneyim olmalı, tecrübe olmalı. Bunlar varken biz bunları kiminle yapıyoruz? Biz yine aynı mantıkla, yandaşlarla ve para getirisi olacak alanlardaki yatırımlarla bunları götürmeye çalışıyoruz. Hâlbuki yapılacak şey, bu firmalara destek vermek. Örneğin, günümüzde -bunun ne kadar kıymetli olduğunun belirtisi olarak da söyleyeyim- yine, Abdi İbrahim İlaç Sanayi Türkiye'de corona tedavisinde kullanılan ilacı üretmiş ve Sağlık Bakanlığına ücretsiz olarak vermiştir ve yeni partiyle, nisan ayının sonlarında 2'nci üretimle yaklaşık 90 bin insanın tedavisine yönelik ilacı Sağlık Bakanlığına ücretsiz olarak verecektir. Tüm bunlar ilacın ne kadar stratejik olduğunun göstergesi.

Peki, bu konuda, cumhuriyet tarihinde ne yapılmış size onlardan örnek vereyim, yani sizin motivasyonunuz neye ilişkinse oraya kıymet verirsiniz, değer verirsiniz, biraz önce söylediğim gibi. Amaç, yerli ilaç üretmek değil de yandaşı palazlandırmaksa ya da daha çok kârsa o zaman, siz, bu alanda olmayanlara destek verirsiniz. Cumhuriyet tarihinde Hıfzıssıhha Enstitüsü 1928 yılında kuruldu. 1936 yılında da 17 tane aşıyı Türkiye'ye sundu. Ne zaman yaptı bunu? 1928 yılında Genel Kurmayın binası yokken, Başbakanlığın binası yokken Hıfzıssıhha Enstitüsüne inşaat yapıldı. Bu, o ülkede aşı üretimi için motivasyonun göstergesidir. Bugün, Türkiye'deki motivasyon sarayın 5 müteahhidinin dışında değildir.

AK PARTİ Grubu adına Selim Gültekin’in önerge hakkındaki görüşleri şöyle:

“ İYİ PARTİ'nin ülkemizin daha yüksek katma değerli ilaç üretebilmesi, önündeki engellerin tespit edilmesi, küresel bir ilaç üreticisi ve ihracatçısı konumuna gelebilmemiz için yapılması gerekenlerin araştırılması amacıyla vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

Bu salgın sürecinde eczacılık yeminine bağlı kalarak hayatını insanlık hizmetine adayan, fedakârca gayretle çalışan sağlık ordumuzun önemli bir parçası olan kıymetli eczacılarımıza gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız eczacılarımız ve sağlık çalışanlarımız.

AK PARTİ olarak sağlığa önem veriyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK PARTİ'miz iktidara geldiği 2002'den bu güne insanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuyla uygulamaya geçirdiği Sağlıkta Dönüşüm Programı'yla sağlık alanında dünyanın örnek aldığı devrim niteliğindeki reformlara imza atmıştır. Bu reformların kıymetini bugün daha iyi anlıyoruz. Öyle ki corona virüs salgınının ilk günlerinden itibaren Covid-19 teşhis ve tedavisinde hastanelerimizin herhangi bir tanesinde sorun yaşanmadı ve yaşanmamaktadır. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin dahi ne kadar ciddi sorun yaşadıklarını görüyoruz. Buradan Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca ve ekibine tekraren teşekkür ediyorum.

Cumhurbaşkanlığı On Birinci Kalkınma Planı 2023 hedefleri doğrultusunda Türkiye, millîleşmeyi amaç edinerek ilaçta, aşıda, tıbbi cihazda, biyoteknoloji ve medikal teknoloji alanında kendi kendine yetecek bir ülke hâline gelme yoluna emin adımlarla ilerlemektedir. Türkiye'nin küresel bir ilaç, AR-GE ve üretim merkezi olması, ilaç ve tıbbi cihaz alanında rekabetçi bir konuma ulaşması elbette ki önem arz etmektedir. Bu nedenle yüksek katma değerli ürünleri üretebilen, küresel pazarlara ürün ve hizmet sunabilen, yurt içi ilaç ve tıbbi cihaz ihtiyacının daha büyük bir kısmını karşılayabilen bir üretim yapısına geçilmesi hedeflerimiz arasındadır. Yapılan çalışmalar sonucunda bugün, ülkemizde tükettiğimiz her 100 kutu ilacın 83'ünü kendi ilaç sanayimizde üretiyor duruma geldik. En önemli stratejik hedeflerimizden biri olan yerli ilaç çalışmalarında ülkemiz önemli bir başarıya imza atmıştır. 2019 yılındaki ilaç ihracatımız 1,2 milyar dolar olmuştur. Öyle ki sektörün önemli üretici ülkelerinin de içerisinde bulunduğu 100'den fazla ülkeye ihracat yapmaktayız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde yerli üretim kapasitesinin artırılması AR-GE ve girişim ekosisteminin geliştirilmesi, uzun vadede yeni molekül geliştirebilen, daha yüksek katma değerli ilaç ve tıbbi cihaz üretebilen bir yapıya kavuşarak küresel değer zincirlerinde etkinliğin artırılması amaçlanmaktadır.

Bu amaçla, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumumuz, Onuncu Kalkınma Planı çerçevesinde yurt içi ilaç ihtiyacının değer olarak yüzde 60'ının yerli üretimle karşılanması hedefiyle imal başvuru yapılan ilaçların hızlı ruhsatlandırılması ve tamamına yakını ithal olan aşı ve kan ürünlerinin yerli üretime kazandırılması hususlarında çalışmalarına devam etmektedir.

Son olarak, Türkiye, millî teknoloji hamlesiyle sağlıktan savunmaya birçok alanda emin adımlarla ilerlemektedir. Türkiye, son on sekiz yıldaki başarı hikâyesini katbekat artırarak yeni dünyada her konuda kendi kendine yetebilen bir lider ülke olacaktır diyorum.”

Görüşmelerin ardından Genel Kurul’un oyuna sunulan önerge reddedildi. (KAYNAK: TBMM TUTANAKLARI)

 

 

 

 

 

 

Haber Kaynak : HABER MERKEZİ