YAZARLAR

  • BIST 100

    115.748%-0,99
  • DOLAR

    6,8672% 0,21
  • EURO

    7,7212% 0,23
  • GRAM ALTIN

    392,38% 0,27
  • ÇEYREK ALTIN

    647,427% 0,27

Adana

05.07.2020

  • İMSAK 03:34
  • GÜNEŞ 05:18
  • ÖĞLE 12:48
  • İKİNDİ 16:39
  • AKŞAM 20:09
  • YATSI 21:45
  • Pazar 36 ° / 23 ° Güneşli
  • Pazartesi 34 ° / 23 ° Fırtına
  • Salı 34 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

CHP'Lİ KARACA DOĞA HAKLARI İHLALLERİNE DİKKAT ÇEKTİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Karaca: “Salgının boyutunun bu kadar kısa zamanda çok fazla yıkıcı olmasının altında yatan nedenlerin en başında, doğanın insan hizmetine sunularak yok edilişi olduğu gerçeği geliyor" dedi.

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, Dünya Çevre Günü sebebiyle CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca’nın açıklamaları şöyle:
“5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle, yaşanan doğa hakları ihlalleri, ihlallerin önlenmesi için önerilerimizi içeren doğa hakları politikalarımızı sizler aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmak üzere düzenlediğimiz basın toplantımıza başlarken Ülkemizin nefesini kesmek isteyenlere, rant, talan, beton ekonomisi ile havamızı, suyumuzu, topraklarımızı perişan edenlere karşı başta gezi direnişi şehitlerimiz olmak üzere demokrasinin çığlığı olmak, doğanın haklarının teslimi için mücadele veren ve bu nedenle yaşamdan koparılan tüm vatandaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Bilindiği üzere 5 Haziran 1972 yılından bu yana Birleşmiş Milletler tarafından alınan karar ile “Dünya Çevre Günü” olarak kutlanıyor.
Korona virüsü salgınında Dünya Çevre Gününü kutlarken, ülkemizde bizler üzülerek ifede etmek isterim ki salgın sürecinde artarak devam eden doğa hakları ihlalleriyle mücadele etmek zorunda bırakılıyoruz.
Salgın nedeniyle vatandaşlarımıza evde kal çağrıları yapılırken ve vatandaşlarımız salgınla baş etmeye çalışırken yandaşlara Kanal İstanbul gibi maskeli ihalelere hız verilişine, doğal SİT alanlarını beton ormanları haline getirecek yönetmelik değişikliklerine, Türkiye’nin Maldivleri olarak bilinen Salda Gölümüzün çıplak ayakla basmaya kıyamadığımız kumlarına kepçe ve kamyonları ile saldırılışına, Kirazlıyayla’da ağaçları, nefes alacak toprakları ve suları için direnen kadınlarımızın çığlığına kulaklarını tıkayan, hatta şirketin vatandaştan koruma anlayışına üzülerek tanıklık ettik.
13 Mart - 31 Mayıs tarihleri arasında yani korona salgını nedeniyle evde kal çağrıları yapıldığı günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 58 “ÇED olumlu kararı”, Bakanlıkça yetkilendirilen Valiliklerce 479 “ÇED gerekli değildir” kararı verildi.
Kahramanmaraş’ta Afşin C Termik Santrali’ne, kanserden can çekişen Eskişehir Kaymaz’daki maden firmasının atık depolama sahasına kapasite artışı projesine, Aydın Kızılcaköy’de JES projesine ÇED Olumlu kararı verildi. Halka evde kal, sağlıklı ol denirken, ilan yapılmadan İnceleme ve Değerlendirme Kurulu toplantıları yapıldı. Denizli Avdan Termik Santral projesi Nihai ÇED raporu yurttaşların görüşüne açıldı.
Vatandaşlarımız yurttaşlık hakkını kullandı ve itiraz dilekçelerini yetkili makamlara iletti, tüm Denizli tarım alanlarının ortasına, halk sağlığını hiçe sayarak kurulmaya çalışılan termik santral projesine karşı duruşunu gösterdi, kenetlendi ve bugün nihayet bu haklı mücadelenin ve ortak itirazların sonucunda kazanan Denizli oldu, kazanan yaşam alanlarımız oldu.
Ülkemizin her yerinde doğanın haklarının mücadelesini veren, havamıza, suyumuza, topraklarımıza, ormanlarımıza salgına rağmen sahip çıkma mücadelesi veren tüm vatandaşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum.
Tüm dünyayı etkisi altına alan salgın döneminde yaşanan ölümler, salgının yayılma hızı; bir kez daha dikkatlice ve etraflıca düşünülmesi gerektiğini ortaya koydu. Korona salgını sermayenin, yaşam alanlarını, vatandaşların temiz hava hakkını, temiz su kaynaklarına erişim hakkını, güvenli gıda için tarım alanları duyarlılıklarını hiçe sayarak, siyasi iktidarın da desteği ile bugüne kadar sürdürdükleri rant ve talan anlayışının yarattığı tahribatın nelere mal olacağını hepimize acı bir tecrübe ile hatırlattı.
Salgının boyutunun bu kadar kısa zamanda çok fazla yıkıcı olmasının altında yatan nedenlerin en başında, doğanın insan hizmetine sunularak yok edilişi olduğu gerçeği geliyor. Pandemi sonrası kalkınma anlayışının asla eskisi gibi olmayacağı, sürdürülebilir kalkınmanın doğayla barışık, uyumlu bir modelleme ile yeşil ekonomik kalkınmaya evrilmesi gerektiği; hem bilim hem de ekonomi çevrelerinde kabul gören bir görüş haline geldi.
Artık ülkemizde de hiçbir şey salgın öncesi gibi olmayacak, olmamalıdır. Yıllardır süren tahribatının, “plan değil pilav gerek” anlayışının bir an önce terk edilmesi gerekiyor.
Salgın ve son günlerde yaşanan iklim krizi kaynaklı doğal afetlerin bizleri uyardığını görmek zorundayız. İklim krizi tüm dünya için tehlikeli, ancak önlem almaz isek bizi daha erken ve daha yıkıcı bir şekilde etkileyeceği görülmüştür. Salgın; iklim krizi gibi olağanüstü sebeplerin gıdaya erişim ve göç krizinin de büyümesine neden olacağını ortaya çıkarmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak doğanın haklarına, çocuklarımıza sağlıklı bir dünya bırakma sorumluluğumuzla önerilerimizi sizlerle paylaşıyor ve saray iktidarını bir kez daha uyarıyoruz.
Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinin Kasım 2021’e ertelenmesini bir şans olarak değerlendirip Paris Anlaşması acilen TBMM onaylanmalıdır. Kasım 2021’de Zirveye Türkiye Paris İklim anlaşmasını onaylayarak yürürlüğe geçirmiş, anlaşma yükümlülüklerini yerine getirme yönünde program ve takvimini hazırlamış olmanın onuru ve gururuyla gitmelidir. Türkiye’ye yakışan budur!
·     Giderek su fakiri olan bir Ülke durumuna gelmekteyiz. Bu nedenle sulak alanların ve su varlığımızın korunmasını, ayrım gözetmeksizin herkesin ücretsiz, güvenilir suya erişimini yasal güvenceye kavuşturacak SU KANUNU derhal yasallaştırmalıdır. Ancak tek akılla değil, sivil toplum, ilgili meslek odaları ve bilim insanlarının da içinde olacağı ortak akılla yasallaştırılmalıdır.
·     İklim krizine karşı tüm canlılar için en temel hak olan yaşam hakkını savunacak tarihsel sorumluluk ve iklim borcu prensiplerini içeren bir İKLİM YASASI hazırlanmalı ve yasallaşması sağlanmalıdır.
 ·     Yeni yeşil anlaşmayı ülkemiz koşullarıyla ele alarak, fosil yakıtlardan yani kömürlü termik santrallerden enerji üretme anlayışından bir takvim dahilinde tamamen vazgeçilmelidir. Temiz, erişilebilir enerji kaynaklarına geçiş sağlayacak adil geçiş eylem planları hazırlanmalıdır. Yenilenebilir enerji yatırımlarının teşvik edilerek yaygınlaştırılması, ihtiyaç fazlası oluşacak enerjinin dar gelirli vatandaşlarımıza, enerji maliyeti altında ezilen esnaf ve işletmelere uygun koşullarda, dayanışma ağları oluşturarak ulaştırılması sağlanmalıdır.
·     Enerji üretiminde adil Dönüşüm nedeniyle işlerini kaybeden işçilerimizin, emekçilerimizin yaşamlarını idame ettirebilmeleri için ekolojik tarım, katma değeri yüksek, çevreci bir yaklaşımla ürünler üretilmesini sağlayacak kalkınma planları ile kamu teşvikleri oluşturup, oluşacak yeni istihdam alanlarında bu emekçilerimizin öncelikli istihdam hakkı sağlayacak yasal güvenceler yaratılmalıdır. 
·     Gelişmiş ülkelerde en az 1 yılda tamamlanabilen ancak ülkemizde maalesef bazen 1 ay, bazen de daha kısa zamanda yürütülen ÇED süreçlerini ve bu süreçlerdeki halkın katılımı toplantıları “pilav günü” olmaktan çıkartılıp, birlikte karar alma sürecine dönüştürülmelidir. Ayrıca Çevre Etki değerlendirmenin yanında Sağlık Etki Değerlendirme, sosyal ve kümülatif etki değerlendirme süreçlerini de yasal koşullara bağlayarak, daha etkin bir sürece dönüştürülmesi, doğaya, yaşam alanlarına olumsuz etki eden projelerin faaliyete geçirilmesine izin verilmeyeceği bir yasal düzenleme derhal hayata geçirilmelidir.
Ayrıca Anayasal güvence altında olan sağlıklı çevrede yaşam hakkının ihlali nedeniyle haklarını yargıda aramak zorunda bırakılan vatandaşlarımızın ağır yargı masrafları nedeniyle bu haklarını kullanmaktan vazgeçmelerinin önüne geçilmesi, yaşam hakkının kamusal bir hak olması nedeniyle çevre davalarının yargı harç ve masraflarından muaf tutulmasına ilişkin yasal düzenleme gecikmeden TBMM görüşülmelidir.
· Kentlerimizi beton ormanına çevirme politikalarından kurtarıp, güvenli gıdaya erişimin merkezleri haline getirmek mümkündür. Salgın ve kriz dönemlerinde daha da büyüyecek olan güvenli gıdaya erişim sorunun önlenmesi adına kırsalın ve kentlerin tarımsal kalkınma alanları haline getirilmesi için planlamalar yapılmalıdır.
. Ekosistemin paydaşı olan hayvan dostlarımız için komisyon raporundaki önerilerimizi içeren hayvan hakları yasası acilen TBMM Genel Kurulu’na gelmeli ve yasallaşmalıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak 7 BÖLGE 7 İLKE MANİFESTOMUZ ile de paylaştığımız ilkelerimiz doğrultusunda 81 ilde doğa hakları ihlallerini takip eden, yaşam alanlarımıza vatandaşlarımızla birlikte sahip çıkan, mücadele eden Doğa Hakları İzleme Kurulu üyelerimiz görevlerinin başındadır. Dayanışma ile kazanımlarımızı sürdüreceğimize yürekten inanıyoruz.
Yukarıda açıkladığımız acil çözüm önerilerimiz karşılık buluncaya, yaşam alanlarına ve ekosisteme saldırılar son buluncaya kadar her 5 Haziran’ı Doğanın hakları için mücadele günü olarak kabul edeceğimizi belirtir tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlarım.” 

(vş)

Haber Kaynak : HABER MERKEZİ